YAZDIKLARIM

YARATICILIK

Sanat insanların zihnini ve yüreklerini değiştirir…

YAZMA SANATI

Sözün ömrü söylendiği anla sınırlıdır, gelip geçicidir; oysa yazınki sonsuzdur. Yazıya dökülen bir düşünce, duygu, düş ve tasarım, kalıcılık kazanır; bunları geleceğe taşır yazı; daha doğrusu dünü bugüne; bugünü yarına bağlar. İnsanlığın belleğini oluşturur böylece. Düşünceyi duyguyu besler, geliştirir, bunların kuşaktan kuşağa iletilmesini sağlar. Bu yolla yeni yeni düşüncelerin doğmasına olanaklar hazırlar. Böylesine etkin, böylesine önemli bir güçtür yazı.

Roman, öykü, şiir, oyun gibi türler yaratıcı yazmanın kapsamına girer.

Herkesten bir şair, bir romancı, bir öykü yazarı olmasını bekleyemeyiz; ama herkes düşündüğünü, duyduğunu, tasarladığını karşısındakine anlatabilmeli. Yeter ki neyi, niçin, kime, nasıl anlatacağını bilsin…

“Beni yazmaya iten nedir? Yazma bir çeşit eylemdir. Acıyı yok edebilir miyim? Karanlığı, tutsaklığı, yok edebilir miyim? Bunda şiir, düzyazı bir eylem gücü kazanır. En sonu bir bireyim ben , bir tek insanım. Benim eylemimdir yazı, bireysel eylemimdir. Bir de deyimlere içgüdüsü var. Bir içgüdüdür yazı yazmak; şiir, müzik resim… Deyimleme içgüdüsü. Kendini, doğayı, deyimleme. Ama insan en çok neyi deyimleyebilir? Kendisini…”

— Ceyhun Atuf Kansu

Michel Pidon’un da dediği gibi: “Yazmak dünyayı tanımak onu dost hâle getirmektir,”

Dünyayı nasıl dost hâle getirebiliriz? Çevremizdeki çirkinlikleri haksızlıkları ortadan kaldırarak, onları değiştirip düzelterek… Haksızlıkların yok edilmesi, çirkinliklerin giderilmesi toplumda bir saygı dengesi yaratır. Bu nedenledir ki yazmaya katılmış her insan, öbür insanlardan daha ağır bir sorumluluk yüklenmiştir. Böyle bir sorumluluğu yüklenme, yazarı toplumun sözcüsü hâline getirir. Bu durumda yazma, toplumsal bir görev toplumsal bir gereksinim olarak belirir.

SON HİKAYELER

Kalbinden Hisset

“İnsan dünyaya geldiğinde henüz tamamlanmamıştır; bunun için ikinci kez doğmalıdır.”

KUTSAL VE KUTSAL DIŞI, MIRCEA ELIADE

Bu dünyada şiddete baş vurmadan özgürlük içinde erdemli yaşamak mümkün müdür?

Özgürlük kesinlikle gereklidir; fakat bu özgürlük, bireyin istediği her şeyi yapabilme özgürlüğü değildir.

Mavi kürede, 50 yıl boyunca yeryüzü çocuklarının neler yaptığını gözlemledim. Güneşin ısıttığı bu çorak iklimde insanların dışsal hedeflerinin meydana getirdiği kaosa şahitlik ettim. Gürültülü, kalabalık herkesin bağrış çağrış içinde olduğu; sen, ben kavgasında bireysel haklılığın teyidini istediği; duygusal, düşünsel, bedensel kirliliğin, şiddetin hakim sürdüğü bir yaşam.

Hegel Tarihin bize öğrettiği şey, ne ulusların ne de hükümetlerin ondan herhangi bir ders almıyor oluşudur” der.

Bu şiddet herkesin içine bu denli kök salmışken insanın huzurlu yaşayabilmesi şiddeti fiilen dönüştürmek tamamen değiştirmek mümkün müdür? Bu şiddet nereden miras alınmıştır?

Düşünce şimdiye kadar insani sorunlarımızı çözebildi mi?

İnsan Olma rahatsızlığının bir tedavisi olmalıydı. Diğer tüm rahatsızlıklar için doktorların ve tıbbın bir tedavisi vardır. Fakat bu insan olma rahatsızlığını ne tedavi edebilirdi.

Dışarısı nasılsa, içerisi de aynıdır. İnsan sadece kendi içinde değil dışında da fiili olarak çatışma halindedir. Şu halde insanı ne değiştirecek? İnsan olarak sizi ve beni ne değiştirecek?

İçindeki çelişkilerle, çarpık, bozuk bir zihin her şeyi berrak ve masumane görebilir mi? Zihin deneyimlerle birikip, kabalaşıp, hantallaşır. Böyle bir zihin uyanık olabilir mi? Binlerce deneyim edinse bile zihin her zaman açık ve dolaysız özgür olabilir.

J. Krishnamurti, “Hayat adını verdiğimiz şey çatışmadır,” der. Hayatımızda çok fazla acı var ve nasıl sonlandıracağımızı bilmiyoruz. Acının sona ermesi bilgeliğin başlangıcıdır. Acının ne olduğunu bilmeden ve onun doğasını ve yapısını anlamadan sevginin ne olduğunu da bilemeyiz. Bize göre sevgi acıdır, hazdır, kıskançlıktır. Kıskanç ve rekabetçi bir insan sevebilir mi? Sevginin ne olduğunu da bir an önce anlamamız gerekli.

Tanrı adına, bir ideoloji adına , ülke adına, başka şeyler adına 5.000 yılda 15.000 savaş olmuş. Hala ne sevgiye ne de şefkate sahibiz.

Peki, tüm yaşanılanlarla varlığımızı nasıl sürdürebiliriz? Uygarlığımızın ve türümüzün refahı için neler yapabiliriz. Bu konuda ben söz sahibi değilsem, o zaman kimdi söz sahibi?

Tek başına ayakta durup kendimiz için doğru cevabı arayabilir miyiz? Zihnimizi keşfederek çok yoğun bir şekilde şartlandırılmış olan kalbimiz ve hem bilinç düzeyinde hem de bilinçaltında tamamen özgür olabilir mi?

Bunlardan kurtulmak için başka birisinin yardımını mı bekliyoruz?

İnsan keşif yolculuğunu tek başına yapması gerektiğini gözlemliyor. Sorular meydan okuyor ve bu meydan okumaya karşılık vermem gerekiyordu. Sorulara eski yanıtları bulmak için yola çıktım.

Bugünün gerçek üniversitesi bir kitaplıktır..

Antik Çağların en saygın okullarının yüreğini hissetmek için sığınağım inziva yeri olan odamda “Kitaplar Okulu”nu yaratmak izin “Ben Kapsülü”ne binerek kendimi her şeyden izole ettim.

Kalbinin kendisine sunduğu şeyi- akıl ona “Bunu yapamazsın” dediği için-denemeyen kişi “Hiçbir içten ödülsüz kalmaz” fikrini görev edinen herkese ebediyen seslenen Gerçeğin Sesi’ni duyamaz.

İnsanların tüm işlerinde çabalar ve sonuçlar vardır. Sonucu etkileyen ne ölçüde gayret edildiğidir; şans değildir.

Aklınızda yücelttiğiniz hayal , yüreğinizde taçlandırdığınız ideal her ne ise , hayatınızı bunlarla inşa edersiniz; bunlar olursunuz.

James Allen, Aklın sükuneti, bilgeliğin en değerli hazinelerinden biridir,” der.

İnsanlık tarihinde kazı çalışması başlattım. İnsan binlerce yılın ürünüdür; tüm tarih , geçmişin tüm bilgisi her birimizin içinde gömülüdür; onu nasıl derinlere inip çıkaracağınızı bilirseniz bulabilirsiniz. Bu nedenle insanın kendini tanıması son derece önemlidir. Kişi eğer kendini tanımak istiyorsa doğrudan kendine bakması gerekir.

Uyuyan uyandığında, arayışçı doğar.

Arayışı gizlice başlatan şey üç parçaya bölünmüş bir ebedi Benlik vardır; “Arayışçı, Arayış, Kutsal Olan.”

Halil Cibran’a göre herkes kadim gerçeklerin bilinciyle doğar. Gerçek yüzlerini gizleyen toplumun içinde bu bilgiyi unutur, arayışından vazgeçer. Ta ki bir gün uykusundan uyanana ve her şeyi olduğu gibi görene kadar. Ancak bu özgürlüğün bedeli meczup olarak görülmesi ve toplumun dışına itilmesidir.

Okumak hayatlarımızı, hayatlarımız da okumamızı değiştirir.

Hiçbir haritada olmayan böyle bir denize açılırken, bilinmeyen derinliklere dalarken cevaplar üzerinde düşünmek yerinde olacaktır. Disiplin öğrenmek demektir. Öğrenmek ve ortaya çıkarmak kendi disiplinini getirir.

Kütüphanemde  Kadim Sohbet arkadaşları edindim. Nereye gidersem onları ve onlardan öğrendiklerimi beraberimde götürdüm. Basılmayan kitapları için de çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Acaba içlerinde ne yazıyordu diye kafa patlattığım zamanlar çok oldu.

Kitaplar aracılığıyla sadece yeryüzünün değil, gökyüzünün de çocuğu olduğum hatırlatıldı. Kozmos’u yani evrenin düzenini keşfetmek için öze dönüş yolculuğunu başlattım. İçsel hedefler belirledim. Ben’i parçalara ayırdım. Kendimi fethetmek için derinlere daldım.

Kişisel önyargıda bulunmadan, çarpıtmadan her şeyi apaçık gören zihin düzensizliği kavrayabilir ve ondan kurtulabilir, böyle bir zihin erdemli ve düzenlidir.

Tüm bunları yapabilmek için yöntem ve ilkeler edindim. Kendi kendime koçluk yaparken içsel motivasyon sözlerim şöyleydi: İçini anladığında ve onun için çalıştığında her şey eksiksiz olacaktır.

Joseph Murpy, Zihniniz de, dünyanızı olmasını istediğiniz yere getirmeden önce değişmelidir,” der. Zihnin işlevini anlamaya başlamanın en iyi yolu, onu bir bahçe olarak düşünmektir. Harika düşünce tohumlarını zihne ekme egzersizlerinin sonunda kanatlarımı açarak etere kadar yükseldim. Boşlukta kaybolmadan uzun bir süre bekledim.

Gökyüzünde, yıldızları, kürelerin müziğini gezegenlerin uyum içinde dönüşlerini ve birbirlerine zarar vermeden tekamül ettiklerini ve kocaman bir boşlukta bunu yaparken birlikte nasıl hareket ettiklerini izledim.

Zor hakkında iki şey söyleyebilirim. Hayatınızı alt üst eder. Ve sizi taahhüt ettiğiniz noktaya kadar nefessiz bırakır.

İçsel yaşamın farkındalığıyla hazinelerimin her bir parçasını bütün haline getirerek yüzeye indim. İnsan kendini özgürce gözlemlediğinde kim olduğunu görecektir.

Dışsal değişim ancak derin içsel bir devrim olduğunda anlam kazanır. O zaman içsel olan ile dışsal olan ayrı hareketler değil aynı hareket olur.

Özgürlük alanım Blog’da yıllardır içsel yaşamı anlatarak, öğrendiklerimin, kitapların, ruhumun, duygularımın ve düşüncelerimin asistanlığını yaparak Yazma Görevimi yerine getiriyorum.  

Gece’leri gökyüzünden göz kırpan iki yıldızım için birkaç kelimem olacak. 33 yaşında tedavi sürecinde olan ve beni rüyasında görüp, aldırmaktan vazgeçen; yaşadığı zorluklara rağmen içinde büyüten, fiziksel doğumumu gerçekleştiren Aynam; varoluş kahramanlarım, tekamül yolculuğumdaki yol arkadaşlarım, rehberlerim. Adımı Tomris olarak belirleyip, ardından Yasemin isminde resmiyete döken. Makro bakış açısıyla “Yaşam Okulu”nda sevildiğimi hissettiren, tekamül için derslerime hazırlayan, Anne ve Babama teşekkür ederim.

Sizler için ölüm nedir?

Ölümün anlamını sorguluyorsanız eğer; keşfetmekten korkmadığınız anlamına gelir. Kuşkusuz beden sürekli yıpranır ölür, organizma çöker. İnsan akıllıca yaşarsa, aşırı baskıdan, gerilimden ve heyecandan uzak durursa ömrü biraz daha uzayabilir.

Size haz veren şeylerden vazgeçtiğinizde işte bu ölümdür. Hiç denediniz mi? Bunu denediğinizde zihniniz son derece uyanık, canlı, duyarlı, özgür ve yükten kurtulmuş hale gelir.

Sevgi sizin için haz ise beraberinde acıyı da getirir. İnsan sevginin ne olduğunu ancak kendi başına bulabilir. Sevgiyi anlamak ölümü anlamaktır. Tüm bunlar meditasyon mucizesi ve onun güzelliğidir. Böyle bir zihin sınır tanımaz. Rekabet, saldırganlık, şiddet, ve kavga yok olduğunda, ayrım ortadan kalkar.

Günün birinde Sevgi Planına ben de geçeceğim. Farkındayım, bu kapıdan geçerken varoluşun gücünü bilerek yanımda götürebileceğim tek bir armağan olduğunu; Gelişmiş bir varlık olmak…

Bedri Ruhseman şöyle der: “İnsanlar için realite, hislerinin ilgili olduğu varoluşa inanmaları demektir. Hisler daima değiştiğine göre sabit bir realite yoktur. İdraklar genişledikçe ve arttıkça hisler ve realiteler değişir ve kapsamı artar. Çünkü realiteler idrakla beraber yürürler. Yükseldikçe realitelerin de kapsamı değişir.”

Realitenizi bizzat yarattığınız yolundaki inancın güçlenmesi şu sırada olmakta olan en büyük değişimlerden biridir.

İçinde bulunduğunuz realite nedir?

Realite bilgidir. Sizler de içinde bulunduğunuz realitenin farkındaysanız iradenin doğru kullanımıyla içinde yaşadığınız enerji titreşimleri yeni ve daha yüksek bir oktava geçerken; varoluş sürecinize yeni deneyimler katabilirsiniz.

İradenizi, hayrınıza olanı tezahür ettirme yolunda kullanmayı öğrenmeniz Yüksek İrade ile uyum içinde akmanızdır.

İradenin doğru kullanımı demek başkalarının zorlayıcı iradelerinin sizi yönetmesine izin vermemeyi öğrenmek demektir.

Başka insanların kalplerinden enerji alın, onların irade merkezlerinden değil.

Büyüme değişim yapmayı içerir ; yeni beceriler öğrenmeyi ve hayatınıza yeni formları, tutumları , perspektifleri ve yeni insanları kabul etmeyi içerir.

Ruhsal yönden büyümenin ödülleri çoktur. Berrak bir yön duygusu , daha büyük bir kendine hakimiyet duygusu, olanların nedenleri hakkında daha derin bir anlayış. Siz hayatınızdan zevk alıp onu anlamaya başladığınızda gelen ve devamlı artan sükunet hali. Kendinize karşı sevgi dolu bir hayat yaşayabilirsiniz.

Kendiniz gelişin ve örnek olun.

Şimdi elinizi kalbinize koyun ve kalbinizden hissedin. Eğer içsel bir sükunete ermişseniz, eğer sahiden dinginseniz sevgiye ve güzelliğe sahipsinizdir; kalbinizdeki güzelliğe.

Hayata gelirken seçtiğim yaşam biçiminin ruhsal gelişimime faydasını anlıyor ve bunun için gereken riskleri alıyor ve en etkili dersleri çıkarıyorum.

Bilincimiz ilk kez kendisinin farkına vardığında bir tür ruhsal doğum gerçekleşir.

Kalp ne kadar etkilenirse bilgi o kadar derindir; ve bilgi ne kadar derinse insanın kavrayacağı ve ifade edeceği sözcük sayısı o denli azdır.

KALBİN SESİ, SAFI NIDIAYE

Yolculuk Önce Kendime

Yola çıkmak kaygıyı çoğaltmaktır; yola çıkmamaksa kendini kaybetmektir… Ve en üst anlamıyla yola çıkmak kendi benliğinin farkına varmaktır.”

Soren Kierkegaard

2013 yılı Annemi ziyarete gittiğim, bir yaz günüydü. Balkonda sallanan koltukta türk kahvemizi içerken kitaplara, hayata dair sohbet ediyorduk. Annem, ” Odamdaki kütüphanede Mukadderat Ve İcabat adlı bir kitap var onu al gel” dedi. Hemen üst kata odasına çıktım. Kütüphaneden kitabı alarak aşağı indim. Anneme uzattım. Gülümseyerek “Bu kitap senin” dedi.

Bedri Ruhselman, “Evren bir bütündür. Bu bütün; dünyalar, sistemler, alemler dediğimiz birbirinden farklı bir takım parçalardan oluşmuştur. Evren de her alemin kendisine özgü bir özelliği vardır. Ve bu özellikler ruhların tekamül ihtiyaçlarına göre ayarlanmıştır,” der.

Hayatımın değişmesini sağlayan altmış yıllık bu değerli kitap, “Sevgi Planına” geçişi anlatıyordu. Anlaşılmışlığın, duyulmuşluğun verdiği hisle yönümü netleştiren Akıl Hocam Anne’me tüm kalbimle teşekkür ederim.

Kapı açılmıştı. Yapmam gereken tek şey eşikten geçmek ve kendim kalarak yolumu yaratmaktı. Beni bekleyen sınavlardan habersizce yürüdüm.

2014 yılında herkesin her şeyi bildiği dünyamda hiçbir şey bilmediğime uyandım. İnsanlar bildiklerinin altını çizerek değil, bilmediklerini kabul ederek kendilerini geliştirir. Pause düğmesine bastım. Durmaya, düşünmeye yoğunlaştım. Sanki elimde görünmeyen bir ip yönümü tayin etmem konusunda tüm gücüyle destek oluyordu. Sonan Rinchen şöyle der; “Mutluluk, sağlıklı olanı hakkıyla işlemeye ve zararlı olanı terk etmeye bağlıdır.”

Önce işimden ayrıldım. Ardından verimli olan şeyi işlemek için kendime şu soruyu sordum. Hayatta bana ne tatmin, zevk, mutluluk ve keyif getirir?

Yaşamıma rehberlik eden değerlerim ve beni yönlendiren prensiplerim nelerdi? Gerçek kimliğimin ortaya çıkması için neler yapmalıydım? İçsel pusulamı takip ettiğimde tüm tecrübelerimin mozaiğiyle, kendi yaşam öyküm ortaya çıktı. Yaşamöykümü kucakladım. Hayatımın  yazarıysam, yaşamöyküm hakkında daha fazla netlik ve içgörü kazanmam gerekiyordu. Yaşamöykümün üzerinde düşünmeye karar verdim.

Geçmişimizi, şimdimizi ve geleceğimizi şekillendirmeye devam ettikçe yaşamöykülerimiz gelişir.  

Yaşamınıza rehberlik eden değerleriniz, sizi yönlendiren prensipleriniz. Gerçekte hiç kimse bir başkası gibi olmaya çalışarak otantik olamaz. Halbuki kendi tutkunuzun peşinden giderek kopyalanamaz bir yıldız olursunuz.

Dünyadaki son gününüzde ne yapardınız?

2015 yılının Haziran ayında ölümcül bir hastalıkla hayatımdaki her şey değişti. Bu değişim hücrelerimle ilgiliydi. İlişkim, sağlığım, maddi durumum bir daha düzelir miydi, bilmiyordum. Sanırım zorluklardan kaçmak yerine yüzleşmeyi tercih edenlerdenim.

Herkesin bir çökme noktası vardır. Çökmedim, yere yapıştım. Hem de defalarca. Sonra öğrendim. Önemli olan tuvalde ne kadar göründüğünüz değil, ayağa kalkıp kalkmayacağınız, nasıl kalkacağınız ve bu çöküşten, yere yapışmaktan  ne öğrendiğinizdir. Mücadele ve zorlu tecrübeler sizleri biçimlendirir. Onları kucakladım. Hatta o kadar büyük acılar verdi ki onları defalarca gözden geçirdim. Kendime bu tecrübeden öğreneceğin nedir? diye sordum. Bunu tam olarak ileride anlayacaktım.

Her şey yaşamın bir parçası ve yaşam bir öğrenme süreci. Her mücadele içsel gücünüzün özünü güçlendirerek fırtınaları atlatmanızı sağlar. Yaşamda yapmaya değer hiçbir şey kolay değildir.

Kanser teşhisi konduktan ve tedaviye başladıktan sonra, “hayatta kalmak için her şeyi yaparım” dedim. Çünkü bu önemli sınavda başarısız olacağım tek şey vardı. Ve bundan korkmuyordum. Engeller karakterinizin gerçek sınavlarıdır ve yaşamınızın anlamını yeniden tanımlamanıza teşvik eden dönüştürücü tecrübelerdir. Engeller, insanları umutsuzluğa iter. Acı ve ıstırap çekmek insanı bunaltabilir. Yeteri kadar direnci olan insan umutsuzluktan çıkabilir ve gelişimlerindeki önemli atılımları sağlayarak iç gözlem yapabilir.

Yönümü kaybetmeden yolculuğa devam etmeliydim.  

Stefano D’anna şöyle der: “Yaz! Yazmak varlığının etrafa saçılmış parçalarını bir araya getirebileceğin tek yoldur.”

Böylesine parçalanmış bir dünyada içsel bütünlük nasıl sağlanabilir? O uzun gelişme sürecine nasıl girilebilir?

Düşünen insanların çoğu bunlara kafa yorarlar.

Var Olmak,
İşte Budur Mucize…

Hiçbir sorun onu yaratan bilinç düzeyinde çözülemez.

ALBERT EINSTEIN

Bu On Birinci Saattir

İstanbul Suadiye D&R ziyaretim ve raftan iletişim kuran Joe Vitale, Uyanış Kursu kitabı. Kitabın kapağını araladığım da mesaj niteliğinde Albert Einstein‘ın balyoz gibi vuran sözleri. Satırları okudukça beynimi açan kelimeler, uyanmak, farkındalık, farkındalık ötesi sahi ne demekti!!!

Bu kitap neden elime geçmişti ve kitap bana ne anlatmak istiyordu. Hangi bilinç düzeyindeydim. Hangi bilinç düzeyine uyanmam isteniyordu. Yıllar önce Reiki Sanatını öğrenmek enerji tıbbı hakkında bilgi vermiş olsa da; kitap hangi bilgiyi yeniden çerçeveleyerek sunmak istiyordu.

Kitap, kısaca şunu vaat ediyor; “Sizi tüm sorunlarınızdan özgür kılar ve aradığınız mutluluğa ulaştırır.” Kitabın en son sayfasında Mucize Koçluğu ile ilgili bilgi de yer alıyordu.

2014 yılında Temel Koçluk Eğitimin’de Koçluk sürecinin yöntem ve ilkelerini derinlemesine incelemek zaten yeterince zorlamıştı. Mucize kelimesiyle ilgili aldığım mesajlarla ne yapmam gerekiyordu. Peki, gerçek anlamıyla mucize ne demekti!

Bir şeyin oluşabilmesi için öncelikle her bir mesaj niteliği taşıyan parçanın özüne inerek bilgi edinmek ve ardından bütün haline getirebilme becerisi geliştirmek gerekiyor.

Aynı dönem Deepak Chopra’nın Yeter Ki İste kitabıyla tanıştım. Tesadüf mutlak alandan gelerek niyetlerimizi ve hayallerimizi hayata geçirmek amacıyla ilerleyeceğimiz yolda bize rehberlik eden mesajlardır.

İçsel olarak Mucize Koçu olma konusunda da gelen dürtülerin yoğunluğunu belirtmek de fayda görüyorum.

Mucizeler her gün gerçekleşir.” Ve öyle sandığınız gibi uzak diyarlardaki bir kasabada veya dünyanın ta öte ucundaki kutsal bir mekânda değil, hemen yanı başımızda, günlük yaşantımızın tam da içinde gerçekleşirler. Mucizeler saklandıkları gizli kaynaklarından bir baloncuk misali aniden çıkıverir, etrafımızı envai çeşit fırsatlarla donatır ve sonra da geldikleri gibi birdenbire yok oluverirler. Onlar günlük yaşantımızın kuyrukluyıldızlarıdır adeta. Gökyüzünde ne vakit kayan bir yıldız görsek kendimizi sihirli bir olaya tanık olmuş sayarız. Oysa onları sihirli kılan şey olayın nadiren gerçekleşmesi değil, bizlerin bu olaya nadiren tanık olmamızdır. Aslında atmosfer sürekli kayan yıldızlarla doludur. Ne var ki bizler gün ışığının gözlerimizi kamaştıran etkisiyle onları çıplak gözle seçemeyiz. Kayan bir yıldız gece dahi olsa, ancak berrak bir gökyüzünde doğru noktaya bakıyorsak seçebiliriz.

Her ne kadar mucizeleri sıra dışı olaylar olarak tanımlasak da, mucizeler de aynen kuyrukluyıldızlar gibi her gün algı dünyamızdan hızla gelir geçerler. Bizler ise ya —kendi kaderimizin karşımızda duran mucizelerin ayırdında olabilmek ile olamamak arasındaki hassas dengeye bağlı olduğunu bilemediğimiz için önümüzden geçip giden mucizelere -kayıtsız kalırız ya da tepki veririz. Mucizelerin varlığına odaklandığımızda hayat aniden baş döndüren bir deneyim, hayal ettiğimizden çok daha harikulade ve heyecan verici bir hal alır.

Bir mucizeye tanık olsanız bu durumun farkına varabilir misiniz? Veya farkına vardığınızı düşünürsek nasıl tepki verirsiniz? Ve bir şekilde karşınıza çıkan fırsatlara hükmetme gücünüz olsaydı mucizelerden hangisini seçerdiniz?

Bir öğretmen ancak siz o son derse hazır olduğunuzda ortaya çıkar…

En zor sınavımda ayakta durmaya çalışırken yıllardır içimde yanıp sönen “Mucize” kelimesiyle yapmak istediğim şeyi Öz insan desenlerinden geçerek Mucizeler Kursu Eğitmeni İrem Orhon‘u getirmişti. Yaşamda tevafuk vardır. Allah onu karşıma çıkardıysa bunun bir sebebi vardı.

Mucizeler Kursu‘nu okuyuncaya kadar “Mucize”nin bir İDRAK değişikliği olduğunu bilmiyordum.

Mucizeler Kursu’ nda şöyle yazar: “Mucizeler doğal biçimde, sevginin ifadeleri olarak meydana gelirler,” Onlar, bizim düşünme biçimimizde meydana gelen bir değişimi, zihnin gücünü şifa ve düzeltme sürecine yöneltmemizi yansıtırlar.

Bu şifa olayı pek çok şekle bürünebilir, Bazen bir mucize maddi koşullarda bir değişimdir, bedensel şifa gibi. Başka zamanlarda bu bir psikolojik ya da duygusal değişim olarak tezahür edebilir. Bu nesnel durumdaki bir değişimden çok her ne kadar böyle bir değişim sık sık meydana gelse de aslında bizim durumu algılayış biçimimizdeki bir değişimdir. Değişen, öncelikle, bir deneyimi zihnimizde nasıl tuttuğumuz, yani deneyimi nasıl deneyimlediğimizdir.

İnsanlık öyküsünü, davranışlar ve dışımızda vuku bulan her şey üzerindeki tüm konsantrasyonumuzu içeren dünya bir illüzyon dünyasıdır. O, daha gerçek bir dünyanın önündeki bir perdedir, bir ortak rüyadır. Bir mucize, rüyamızdaki figürlerin bir “yeniden -düzenlenişi” değildir. Bir mucize, bizim bu rüyadan uyanışımızdır.

Mucizeler isterken, biz pratik bir hedefi gözetiriz: iç-huzuruna geri dönüşü. Biz dışımızdaki bir şeylerin değil, İçimizdeki bir şeyin değişmesini isteriz.

Düşünce her şeyin yaradılış düzeyi olduğuna göre, zihnimizi değiştirmek demek, sonuçta, kişisel güçlenme demektir. Her ne kadar korkunun yerine sevgiyi seçmek insanın yapacağı bir seçim olsa da, bunun hayatımızın her boyutunda meydana getirdiği kökten değişim bir Tanrı lütfudur. Mucizeler, bizimkinin ötesindeki bir düşünce sisteminden, ‘bizim kutsallığımız adına yapılan bir ricadır. İşlerin normal seyrinde yürüyüşünü yöneten yasalar, sevginin varlığında (mevcudiyetiyle) aşılır. Artık sınırlı olmayan, sınırlılığı aşan düşünce, sınırlılığı aşan deneyimler getirir.

Kendi hakkımızdaki idrakimiz bizim davranışlarımızı tayin eder. Eğer küçük, sınırlı, yetersiz yaratıklar olduğumuzu düşünüyorsak, o zaman öyle davranma eğiliminde oluruz, her ne yaparsak yapalım, yaydığımız enerji o düşünceleri yansıtır. Eğer, sahip olduğumuz sonsuz bollukta sevgi ve güçten bol bol verebilecek muhteşem varlıklar olduğumuzu düşünüyorsak, o zaman o yolda davranmaya başlarız. Bir kez daha, çevremizdeki enerji bizim bilinç ‘halimizi yansıtır.

Tüm zihinler birbiriyle bağlantılı olduğundan, herhangi bir kimsenin idrakini düzeltmesi, bir düzeyde, insan ırkına ait ortak zihnin şifa bulmasını sağlar. Değişmesi gereken şey aslında durum ya da koşullar değil biziz .

Mucizeler Kursu, bizi pırıl pırıl aydınlık bir odada oturan ve parmaklarıyla gözlerini örtmüş olan ve odanın karanlık olduğundan yakınan insanlara benzetir, Işık gelmiştir ama biz onu görmemekteyizdir. Fark etmeyiz ki içinde bulunduğumuz an, daima, yeniden başlamak için bir şans, bir ışık-dolu andır. Biz ışığa sanki karanlıkmış gibi karşılık veririz ve böylece ışık : karanlığa döner. Bazen ancak geçmişe dönüp baktığımızda, ise hayatta bir başka şans daha, yeni bir ilişki ya da herhangi bir şey verildiğini, fakat o sırada geçmişe tepki vermekle öylesine meşgul olduğumuzdan dolayı o yepyeni fırsatı kaçırmış olduğumuzu görürüz.

Sevgi bir kritik kütleye ulaştığında, yeterince insan mucize anlayışına sahip olduğunda, dünya kökten bir değişim geçirecektir.

Bu on birinci saattir, yani karar değiştirmek için son fırsattır. Kurs bize diyor ki, ne öğrendiğimiz değil fakat öğrenişimizin sevinçle mi, acıyla mı olacağı bize kalmış bir şeydir. Biz birbirimizi sevmeyi öğreneceğiz, fakat onu acı çekerek mi yoksa huzur içinde mi öğreneceğimiz tamamıyla bize kalmış bir şeydir…

Doğru biçimdeki bir şiir, binlerce gerçeği barındırabilir içinde. Fakat bunların hiçbirini söylemez.

Sözcüklerdir Bütün Derdim, Ursula Le Guin

Şairler ne işe yarar?

Varlığın hakikatini değil, hakikatin varlığını arıyoruz.

Bir Şiir Olmayı Bilmeli

Bir şiir olmayı bilmeli,
Bakabilmeli, yürek penceresinden.
Akıp giden,
Sade ellere ulaşabilmeli.
Birbirimizle olan bağları
Anlayabilmeli.
Ve yürüdükçe birliğe,
Varabilmeli insan.
Umudun yolculuğunda,
Ulaştığı “Sevgi”de,
Kabuğunu geride bırakıp,
“Gerçek”le bütün olabilmeli.

YASEMİN EMRE

Masalların kaynağı nedir?

Mitolojik görüşe göre masal mitolojiden üretilmiştir ve eski Hint mitolojisine, kutsal metin sayılan Rigvedalar’a kadar dayanır. Tarihi görüş parçalanan mitler, tarihi devirler içinde şekillenerek masalları oluşturmuştur tezini ileri sürer.

GECE’YE MASALLAR

Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz…

Sevgiyi Yaratmanız Gerekmez…

Yazar, masanın, üzerinde duran, pembe mumluğun kapağını açarak, mumu yakmış. Karanlık, aydınlanmış…

Pencereyi açıp, gökyüzüne bakmış. İlerideki, zeytin ağaçları tüm güzelliği ile göğe uzanıyormuş. Derin bir nefes almış. Pencereyi kapatacakken, Gece’yi fark etmiş. Gökyüzünde ay, yıldızlar. Herkes görev yerindeymiş. Aniden bir yıldız kaymış. Bir dilek tutmak için gözlerini kapamış. Gözlerini açtığında “Koruyucu Meleği” ile karşılaşmış. Gülümsemiş…

Koruyucu Melek ışığa doğru hareket etmiş.

Yeni başlangıçlara ve Taze Bir Sıçrayış” demiş. Yazar mesajın devamını beklemiş. “Yaşamınızın bir bölümü kapandığında, başka bir bölümü çiçeklenmeye başlar. Şu anda yaşamınızda yeni bir gelişimin ancak ilk işaretlerini fark edebiliyorsunuz. Yolda sizin için çok büyük bir iyilik var. İnançla dolu kalın ve olumlu bakış açınızı koruyun.

Yazar, hemen dua etmiş. “Yeni fırsatlar getirdiğin için, destek sunduğun ve geçmişi serbest bırakarak şifalandırmama yardım ettiğin için teşekkür ederim. Yaşamımda değişimler deneyimlediğimde içimi güvenle doldur.”

Yazar, çalışma masasına dönüp, yeni bir sayfa açmış. Gece’ye bir Masal bırakmış.

İnsanlar ikili ilişkilerinde istediklerini yapma konusunda, özgür olmadıklarını düşünürler. Birden hayatlarında her şey değişir. Ve istediklerine kavuşurlar. Aslında yapmak istediklerini yapamama konusunda en büyük engel kendileridir. Suçlu olarak da bir aday seçilir. Sıralanır kelimeler ard arda. Kelimeler soluklanmak istedikçe, kurban olma rolü büyür.

Özgürlük ise sadece doğruları konuşabilme sanatıdır. Gerçeğine bağlı kalan, yolunda ilerleyen önce kendini sonra yaşamı, sonrada insanları kazanır. Kişinin en büyük düşmanı kendisidir. Dışarıdan gelecek bir şey yoktur. Ne zaman at ehlileştirilir, insanlar düşünceleriyle uyum içinde olur. Gelişir… Düşünceler vahşi bir attır. Nereye isterse sizi oraya götürür. Siz izin verdikçe.

Yazar, arkasına yaslanıp, yazdıklarını yüksek sesle okumuş. Beyaz, kalemini yerine bırakıp, gülümsemiş. Çayını eline alıp, gecenin huzuruna uzanmış. Yağmurun her damlası toprağa vurdukça ışıkta parlıyormuş. Yağmur hızlanmış. Yazar’ın en sevdiği anlarmış.

Kitabını eline almış. “Sizin sevgiyi yaratmanız gerekmez. Kalbiniz o kadar çok sevgi üretmek üzere yaratılmıştır ki sevginizi tüm dünyaya verebilirsiniz. 

Dost yazarlar, yine yol gösteriyormuş. Onların her söylediğiyle kaynağa varıyormuş.

Şimdi uyuması gerekiyormuş , farkındaymış. Fakat pencerenin dışında bir yıldız yazmaya devam etmesini söylüyormuş. Her nedense yazdığın da yaşadığını hissediyormuş.

Bugün yoğun bir gün olmuş. Kalbindekilere sevgisini göndermiş. Haberi olmadan belki bir duanın içinde geçtiyse, onlar içinde niyette bulunmuş. Bütünün hayrına olması için, bolca şifa dilemiş. Herkesi Sevgi’yle kucaklamış.

Uzak bir yerdeki hikaye anlatıcısının kelimelerine dalmış.

En son blog gönderilerini ve özel içerikleri barındıran haftalık bültene kaydolun. Her gün gelen kutunuzda!

Diğer 556 takipçiye katılın
%d blogcu bunu beğendi: