Yolculuk Önce Kendine

Ben Kimim?

Biraz zaman ayır ve bu cümleyi boş bir kağıdın tam ortasına yaz. Yanıtı bulmak için bir veya iki düşün.

Kişisel farkındalık ve kendini kabullenme nasıl geliştirilir?

Günün 24 saati sürekli meşgul olduğumuz ve ancak elektronik araçlar ile bağ kurabildiğimiz bir dünyada durup kendimize odaklanabileceğimiz günlük egzersizler yapmalı, kendi içimize daha derinden bakmalıyız. Yaşamöykümüz ve engellerimiz üzerinde düşünmek, bunları daha derin bir seviyede anlamamızı sağlar.

Sevgili Okur,

Ölümcül bir kanserle mücadele etmek hayatınızı ne şekilde etkiler?

Bir süre sonra yakın bir gelecekte ölecekmişim duygusuna kapılıyor olmalı insan. Kanserle Mücadele edenler şu soruyu soruyor: “Hayatta kalabilecek miyim?

Benim sorum ise: Bütün bu acıların, çevremizdeki onca ölümün bir anlamı var mı?

Viktor Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eserinde şöyle yazar: “Umutsuz bir durumla karşılaştığımız, değiştirilemeyecek bir kaderle yüz yüze geldiğimiz zaman bile, yaşamda bir anlam bulabileceğimizi asla unutmayalım. Çünkü o zaman önemli olan şey, kişisel bir trajediyi bir zafere, kendi zor durumunu insan başarısına dönüştürmek ve sadece insana özgü eşsiz insan potansiyeli olabildiğince göğüslemektir. Artık bir durumu değiştiremeyecek bir noktaya geldiğimiz- örneğin olanaksız bir kanser gibi iyileşme şansı olmayan bir hastalığı düşünün- o zaman kendimizi değiştirme yoluna gideriz.”

12 Haziran 2015 yılında hayatım bir anda değişti…

O günden bugüne kadar tam 4 ameliyat, 5 biyopsi 16 kür kemoterapi, 30 seans radyoterapi gördüm.

Doğumla birlikte verilen en büyük armağan, yaşam rehberim “Anne” kaybını 2021 yılının Ekim ayında yaşadım. Ateş, kora dönüştü. Hikayeler peş peşe geldi…

Anlayacağınız, öznesi olduğum hikayemdeki sınavım “Ölüm” üzerine. Bu nedenle yıllardır “Ölüm” üzerine araştırma yapan biri olarak Anne kaybının ve yaşattıklarının da “bir” kapı açtığını belirtmeliyim.

Bu sürede “Kanserle Mücade“le eden birçok kayıp da yaşadım. Unutmayın! Birçok “suret” olarak doğar “bir” şey olarak ölürüz…

Soren Kierkegaard, “Yola çıkmak kaygıyı çoğaltmaktır; yola çıkmamaksa kendini kaybetmektir… Ve en üst anlamıyla yola çıkmak kendi benliğinin farkına varmaktır” der.

2013 yılı Annemi ziyarete gittiğim, bir yaz günüydü. Balkonda sallanan koltukta türk kahvemizi içerken aldığım eğitimlere, kitaplara, hayata dair sohbet ediyorduk. Annem, “Odamdaki kütüphanede Mukadderat Ve İcabat adlı bir kitap var onu al gel” dedi. Hemen üst kata odasına çıktım. Kütüphaneden kitabı alarak aşağı indim. Anneme uzattım. Gülümseyerek “Bu kitap senin” dedi.

Bedri Ruhselman, “Evren bir bütündür. Bu bütün; dünyalar, sistemler, alemler dediğimiz birbirinden farklı bir takım parçalardan oluşmuştur. Evren de her alemin kendisine özgü bir özelliği vardır. Ve bu özellikler ruhların tekamül ihtiyaçlarına göre ayarlanmıştır,” der.

Hayatımın değişmesini sağlayan altmış yıllık bu değerli kitap, “Sevgi Planına” geçişi anlatıyordu. Anlaşılmış ve duyulmuş olmanın verdiği hisle yönümü netleştiren Akıl Hocam Anne’me tüm kalbimle teşekkür ederim.

2014 yılında herkesin her şeyi bildiği dünyamda hiçbir şey bilmediğime uyandım. İnsanlar bildiklerinin altını çizerek değil, bilmediklerini kabul ederek kendilerini geliştirir. Pause düğmesine bastım. Durmaya, düşünmeye yoğunlaştım. Sanki elimde görünmeyen bir ip yönümü tayin etmem konusunda tüm gücüyle destek oluyordu. Sonan Rinchen şöyle der; “Mutluluk, sağlıklı olanı hakkıyla işlemeye ve zararlı olanı terk etmeye bağlıdır.”

Önce işimden ayrıldım. Ardından verimli olan şeyi işlemek için kendime şu soruyu sordum. Hayatta bana ne tatmin, zevk, mutluluk ve keyif getirir?

Yaşamıma rehberlik eden değerlerim ve beni yönlendiren prensiplerim nelerdi? Gerçek kimliğimin ortaya çıkması için neler yapmalıydım? İçsel pusulamı takip ettiğimde tüm tecrübelerimin mozaiğiyle, kendi yaşam öyküm ortaya çıktı. Yaşamöykümü kucakladım. Hayatımın  yazarıysam, yaşamöyküm hakkında daha fazla netlik ve iç görü kazanmam gerekiyordu. Yaşamöykümün üzerinde düşünmeye karar verdim.

Geçmişimizi, şimdimizi ve geleceğimizi şekillendirmeye devam ettikçe yaşamöykülerimiz gelişir.  

Yaşamınıza rehberlik eden değerleriniz, sizi yönlendiren prensipleriniz. Gerçekte hiç kimse bir başkası gibi olmaya çalışarak otantik olamaz. Halbuki kendi tutkunuzun peşinden giderek kopyalanamaz bir yıldız olursunuz.

Dünyadaki son gününüzde ne yapardınız?

2015 yılının Haziran ayında ölümcül bir hastalıkla hayatımdaki her şey değişti. Bu değişim hücrelerimle ilgiliydi. İlişkim, sağlığım, maddi durumum bir daha düzelir miydi, bilmiyordum. Sanırım zorluklardan kaçmak yerine yüzleşmeyi tercih edenlerdenim.

Herkesin bir çökme noktası vardır. Çökmedim, yere yapıştım. Hem de defalarca. Sonra öğrendim. Önemli olan tuvalde ne kadar göründüğünüz değil, ayağa kalkıp kalkmayacağınız, nasıl kalkacağınız ve bu çöküşten, yere yapışmaktan  ne öğrendiğinizdir. Mücadele ve zorlu tecrübeler sizleri biçimlendirir. Onları kucakladım. Hatta o kadar büyük acılar verdi ki onları defalarca gözden geçirdim. Kendime bu tecrübeden öğreneceğin nedir? diye sordum. Bunu tam olarak ileride anlayacaktım.

Her şey yaşamın bir parçası ve yaşam bir öğrenme süreci. Her mücadele içsel gücünüzün özünü güçlendirerek fırtınaları atlatmanızı sağlar. Yaşamda yapmaya değer hiçbir şey kolay değildir.

Kanser teşhisi konduktan ve tedaviye başladıktan sonra, “hayatta kalmak için her şeyi yaparım” dedim. Çünkü bu önemli sınavda başarısız olacağım tek şey vardı. Ve bundan korkmuyordum. Engeller karakterinizin gerçek sınavlarıdır ve yaşamınızın anlamını yeniden tanımlamanıza teşvik eden dönüştürücü tecrübelerdir. Engeller, insanları umutsuzluğa iter. Acı ve ıstırap çekmek insanı bunaltabilir. Yeteri kadar direnci olan insan umutsuzluktan çıkabilir ve gelişimlerindeki önemli atılımları sağlayarak iç gözlem yapabilir.

Yönümü kaybetmeden yolculuğa devam etmeliydim.  

Stefano D’anna şöyle der: “Yaz! Yazmak varlığının etrafa saçılmış parçalarını bir araya getirebileceğin tek yoldur.”

Böylesine parçalanmış bir dünyada içsel bütünlük nasıl sağlanabilir? O uzun gelişme sürecine nasıl girilebilir?

Düşünen insanların çoğu bunlara kafa yorarlar.

“Sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değer değildir. “

— Socrates

%d blogcu bunu beğendi: