Öteki

“Diğer varlık, içimizdeki öteki kişi, gönül dostumuz olarak tanıdığımız daha geniş, daha büyük kişiliktir…”

— Carl Gustav Jung

Büyük Kişilik

“Doğanın istediğidir ölüm ve yeniden doğuş.” dedi ses. Eski simyacı, mavi kürenin geliştiricilerinden Demokritos şöyle der: “Doğa doğayla şenlenir, doğa doğaya kucak açar, doğa doğaya hükmeder.”

İstesek de istemesek de, bilsek de bilmesek de doğal dönüşümlerden geçeriz… Önemli ruhsal etkiler yaratan bu süreçler, duyarlı bir insanı, ona böyle neler olduğunu sormaya sevk edebilir. Doğal dönüşüm süreçleri özellikle de düşlerde gösterirler.

On, “Diğer varlık, içimizdeki öteki kişi, gönül dostumuz olarak tanıdığımız daha geniş, daha büyük kişiliktir.” dedi.

On Bir, yattığı yerde gözleri kapalı kardeşinin konuşmasını dinliyordu. Kardeşi, “İçte olan bir tür öteki eski simyacıların kastettiği anlamda meditasyon nasıl geçti?”

On Bir “Bazen saçmalık olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce geldiğinde hemen kendimi düzelterek Tanrı’nın sesi olduğunu hatırlıyorum.” dedi. “Sanırım konuşma partnerimin varlığını kabul etmeliyim.” Gözlerini açıp, kucağındaki kitapları kenara bıraktı.

On, “Ruh dostuyla sohbetin için otuz sayfa beklemek zorunda kalmadık. Ötekinin sesini duyabilmek için” dedi gülümseyerek. Elinde tuttuğu nefti yeşil bardağı masaya bıraktı. Sandalyesini geriye itti. Masadan destek alıp ayağa kalktı. Yorgun görünüyordu. “Sevgi bir kader gücüdür” dedi. “Öyle ki bu gücün enerjisi cennetten cehenneme uzanır…”

Uzandığı yerden kalkması için On Bir’e elini uzattı. “İnsanın kendi iç dünyasına ulaşması gereklidir.” On’un üzerinde bol dökümlü beyaz gömlek ve dar beyaz pantolon vardı. Uzun siyah saçları yaşam gücünün göstergesiydi. Saçları aynı boyda beline kadar uzanıyordu. Pembe gözlüğünün ardındaki düşünceleri kavramak oldukça zordu. “On Bir, senin bu algıyla yazarın bakış açısını kavrayabilmen oldukça zor” dedi. Ve ardından gülmeye başladı. Tanıdık gelen bu sözler yazarın varlığından söz ediyordu.

On, gülümseyerek “Dünya hoş fantastik bir oyun sahasıdır…” dedi. “Senin de düş boyunca kavraman gereken iç gerçekler ve onun kavranmasıydı. Zayıflıklarını uysal bir şekilde çözümleyebilmek. İrade ve anlayışla çözülebilecek şeyler. Öfke nöbetleriyle dehşet saçarken farkında olmak imkansız.” On, devam etti konuşmasına, “Etrafını saran boşluk gittikçe artar… Burada oluşan sorularında işte o boşluğa ait. Bu ayrılığı niçin istiyorum? vb. Kişisel sorular yöneltmekle haklısın.”

On Bir, kardeşinin elini tuttu ve ayağa kalktı. Kendini aynaya bakar gibi hissediyordu. Beyaz üniformasını düzeltti. “On” dedi. “Kainattaki tüm bilgilerin dijital kayıt altına alındığını sanıyordum. Şimdi burayı görünce halen bazı kitapların burada olduğunu bilmek garip bir his yarattı.” Kitapları göstererek “Eski oldukları belli” dedi. “Kitapların kokusu o kadar güzel ki adeta nefes aldırıyor.”

On, gülümseyerek, “Gezegenleri birer kütüphane gibi okumaya çalışan en önemli kaptanlardan biri olan sen mi, söylüyorsun. Her şeyi bildiğini düşünüyordum.”

On Bir, kısa saçlarını düzeltirken “Kaptan olsam da sınırlarımı biliyorum. Özellikle senin alanın söz konusu olduğunda…” “Gelecekten gelmiş birini bile yazmak için önce geçmişin bütün notalarını duymak, sonra da hayal gücünün en derin tınılarına ulaşmak gerekiyor. Çünkü gelecek, bilgiyle değil, hayal gücünün cesaretiyle inşa ediliyor. Ve senin kurduğun cümlelerde o perde aralanıyor…”

On, “Hayal gücü artık bir fantezi değil, bir kehanet aracı, bir zaman mimarı gibi işliyor bu evrende.” Raftan bir kitap aldı. Sayfaları açmadan, yalnızca kokusunu duyumsayarak On Bir’e uzattı. “Bazı bilgiler sadece nefesle taşınır.” dedi. On Bir kitabı eline aldığında Constantin Stanislavski’nin Metot Oyunculuğu olduğunu gördü.

Metot, oyuncuyu oynadığı karakterin kişisel kimliğine sokar ve oyuncu çoğunlukla “o karakter olarak” kalır. Dünya’da vücut bulduğumuzda, çoğumuz tinsel metot oyuncuları olarak yaşamlarımızın oyununda bu oyunculuk sürecini üstleniriz. Oynadığımız rolle özdeşleşerek maddeselliğin yanlış algısını ötekileştirir ya da özümüzde mevcut tinsel bilinci bile unutabiliriz. Öz farkındalığımızın egosu bizi, birbirimizden ve etrafımızdaki dünyadan ayrı olduğumuz algısına sokar.

Yaşamlarımız süresince ikamet ettiğimiz, kişilikler, evreni -bizim onunla kurduğumuz, onun da bizimle kurduğu ilişkiyi- algıladığımız merceklerdir. Dolayısıyla bu metot oyunculuğu, aksi halde deneyimlerimizin bize daha az “gerçek” görüneceği ve kozmik hologram açısından fizikselleşmiş gerçekliğin doğasının evrensel ifadesi daha az yaratıcı geleceği bir varoluş yoğunluğu sağlar.

On, konuşmasına devam ederek, “Dünyanın holografik uyumunun içinde vücut bulmuş olmakla tam olarak, yaratıcı öğrenmenin ifadeleriyiz. Varoluşunu, deneyimini, evrimleşmesini ve ortaya çıkışını doğasında mevcut göreliliği, yansımaları, rezonansları ve üst düzeydeki çözünürlüğü vasıtasıyla mikrokozmik olarak dışa vururuz.”

Uzay-zaman içerisinde zamanın enformasyonel entropik akışı, tercihlerin ve evrensel bilincin yaşamı-öğrenme ifadesinin sebep ve sonuçlarının ilerleyerek birbirini takip etmesini sağlar. Bilinci sonuçta uzay-zamanı aşan doğal olarak bütünleyici ve yerbilmez olarak bağlı bir varlık olarak dünyanın deneyimsel eş-yaratıcılığı kendini ve kozmik aklın sonsuz plenumunu içten-oluşturur. Antik tinsel bilgeliğin görüntüsünü yansıtan dünyanın bu görkemli görüntüsünü, gerçeğin genişlemiş ve yeni dile getirilen görüntüsünü ve gelişimindeki öncelikli olarak amaçlı ve anlamlı rolleri sunar.

On Bir’in kulağındaki mesaj alıcı titredi. On’un etrafında uçan beyaz tüylerden birini yakalayarak “Yaratan ve yaratılan arasında ‘gerçek’ bir ayrılık var mı?” diye sordu.

On, “Bu bölünmenin görünüşü, tamamen, bilincin bireyleşmiş taraflarından görebileceği kendi holografik imgelerinin perspektifidir.”

Kozmik aklın ebedi zekası, dünyanın dinamik eş-yaratıcılığı kanalıyla sonlu bir ifade bulur. Varoluşu, deneyimleri, evrimi ve sonunda ölümü, birleşmiş ve idrak yeteneği olan yer bilmez bir varlık olarak olan, olmuş ve olacak her şeyin birliğinin sonsuz ifadelerinden biridir.

Dolayısıyla sonlu dünyanın ve nihayetinde sonsuz kozmosun bilincinin gelişen öz farkındalığında kendi eş-yaratıcı rolümüzü oynayan mikrokozmik ve benzersiz birer dışavurumuyuz.