“Gerçek sevgisi, Ego’yu özgürleştiren tek sevgidir… İnsan eğer direkt olarak başka bir şeye öncelik verirse, kaçınılmaz olarak benlik arayışına düşer. İşte burada gerçeğin insan ruhunun eğitim için en büyük ve en dikkate değer önemi yatar. Gerçek hiç bir insana uyum sağlamaz ve yalnızca gerçeğe adanmışlıkla gerçek bulunabilir…”

— Rudolf Steiner

Merhaba

Gerçeği sevmek için girişimde bulunmayan ama kendi fikirlerini gerçek gibi olarak dayatmaya çalışan insanlara bir bakın; onlar için kendi ruhları dışında başka hiçbir şeyin önemi yoktur ve hiçbir şeye tahammülleri yoktur. Gerçeği kendi görüşleri ve fikirleri çerçevesinde sevenler, başka bir yoldan gerçeğe ulaşmanın acısını çekmeyeceklerdir. Kendilerinden farklı fikirlere sahip olan herkesin farklı yeteneklerinin önüne engeller koyacaklardır. Yaşamda bu şekilde birçok çatışma meydana gelir. Gerçek için verilen dürüst bir mücadele, insanı anlayışa götürür ama gerçeği kendi kişiliği için sevmek, tahammülsüzlüğe ve diğer insanların özgürlüğünün zedelenmesine yol açar.

Gerçek, Entelektüel Ruh’ta tecrübe edilir… Ancak düşünmeye kabil varlıklar tarafından kişisel çaba aracılığıyla aranabilir ve edinilebilir. Gerçeğin düşünceyle edinildiğinin farkında olduğumuz kadar iki tür gerçek olduğunu da fark etmeliyiz. İlk önce etrafımızdaki doğayı gözlemleyerek ve gerçeklerini, yasaları ve bilgeliği keşfetmek için araştırarak edindiğimiz gerçek vardır. Dünyayı bu şekilde tecrübe edişimizden edindiğimiz gerçek türüne “yansıtan” düşünceden gelen gerçek diyebiliriz. İlk önce dünyayı gözlemleriz ve sonra da bulduklarımız hakkında düşünürüz.

“Yaratıcı” düşüncede ise bu durum oldukça farklıdır. Burada insanın kendisi üretkendir. Düşünceleri, dış dünyadan gerçeklik olarak şekil alır; burada Doğa örneğinin kendisi gibi çalışır. Sadece gözlemlemenin ve yansıtan düşüncenin ötesine geçen insan durum budur ve ruhunda yalnızca gözlemden edinilmeyen bir şeyin uyanmasına izin verir. Tüm ruhani bilimsel gerçekler, ruhta üretken bir niyetin olmasını gerektirir. Yansıtan düşünceyle gerçeklik edinebildiğimiz şeylerin sonu gelmez ancak yaratıcı düşünce, alanı kısıtlı olsa da daha üretken bir gücü beraberinde getirir; ruh tazelenir ve görüş alanı genişler. Ruh içsel olarak daha da kutsal hale gelir; kendi içinde dünyadaki kutsal yaratıcı eylemini yansıtır.

Böylece elimizde biri yaratıcı düşünceyle ulaşılan, diğeri de yansıtan düşünceyle elde edilen iki farklı gerçeklik vardır. Varolan şeylerin incelenmesi veya tecrübeyle edinilen ikinci grup gerçeklik her zaman soyutluklara götürecektir; ruh bunun etkisi altında beslenmekten mahrum kalır ve kurumaya yüz tutar. Ancak tecrübeden edinilmeyen gerçeklik yaratıcıdır; onun gücü, insana dünyada geleceği şekillendirmek için işbirliği yapabileceği bir yer bulmasına yardımcı olur.

Geçmişe yalnızca yansıtan düşünceyle yaklaşabilir, yaratıcı düşünce ise geleceğe bir yol açar. Böylece insan geleceğin yaratılmasında sorumlu bir varlık haline gelir…

Geleceği aydınlatan üstatlardan biri de Rudolf Steiner 1861’de Kraljevec’de doğdu. Viyana Yüksek Teknik Okulu’nda sosyal bilimler ve matematik okudu. 1891’de “Hakikat ve Bilgi” teziyle Rostock Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 1889 ile 1896 yılları arasında Goethe’nin tüm yapıtlarını yayıma hazırladı. 1902’de H.P. Blavatsky’nin kurmuş olduğu Teozofi Cemiyeti’ne katıldı. Ancak sonradan “hakikat yolu”nun salt Doğu mistisizmine dayandırılamayacağı gerekçesiyle bu cemiyetten ayrıldı ve 1913’te reenkarnasyonu ilke edinen Antropozofi Cemiyeti’ni kurdu. Steiner, antropozofi’yi bir “spiritüel gelişim yolu” olarak tanımladı. 1920’de Goethe’nin yazılarından esinlenerek kurduğu okula Goetheanum adını verdi. Hayatının son yirmi beş yılını ruhsallık, sosyal bilimler, eğitim, sanat, tarım ve sağlık üzerine ders ve konferanslar vererek geçirdi. Steiner’in çalışmaları birçok ülkede, engelli çocuklar için okulların, bilim araştırma merkezlerinin ve sanat okullarının kurulmasına yönelik girişimlere temel oluşturmuştur.

Aynı zamanda bir postkognisyon medyumu olan Rudolf Steiner spiritüalizm ve teozofi çevrelerinde Atlantis ve dünyanın bilinmeyen geçmişi hakkında “akaşik okumalar”ıyla bilgi veren iki önemli isimden biri olarak kabul edilir. Naziler’in baş düşmanlardan biri olarak kabul ettikleri Steiner’ı Hitler, çeşitli baskınlar düzenlemesine rağmen yakalattıramamıştır.

Rudolf Steiner Dersleri

“Ruh Bilimi”nin temellerini atmış Rudolf Steiner’ın kıymetli derslerinin derlendiği bu eserde ruha bilimsel bir açıdan yaklaşan antropozofi biliminin derinliklerine ineceğiz. Antropozofi Rudolf Steiner’ın öğretilerine dayanan ve insanın doğru eğitim ve gerekli disiplinle manevi dünya deneyimini yaşayabileceğine inanan bir sisitem… Antropozofi ruh biliminin temelleri Rudolf Steiner (1861-1925) tarafından yazılan ve yayınlanan eserlerde atılmıştır. Steiner aynı zamanda hem halk için hem de Teozofik (daha sonra da Antropozofik) Toplum için 1900 ve 1924 yılları arasında sayısız ders ve öğreti vermiştir. Steiner’ın başlangıçtaki amacı, kendiliğinden gelişen bir doğaya sahip ve ‘yazılma aracılığıyla dile getirilmemiş düşüncelerden’ oluşan bu derslerin basılması değildi. Ancak dinleyicilerin ürettiği eksik ve hatalı sayısız kayıdın elden ele dolaşmaya başlamasının ardından, bu notların düzenlenmesi gerektiğine kanaat getirdi. Bu görevi Marie Steiner von Sivers’a verdi. Von Sivers, yazıların seçilmesinden, yönetilmesinden ve yayınlanmadan önce gerekli düzenlemelerin yapılmasından sorumluydu. Rudolf Steiner bu notları bizzat düzeltecek şansa sahip olamadı bu nedenle derslerinin yayınlanması hakkındaki çekingenliği göz önüne alınmalıdır; “Yazılarımda oluşan benim bile düzeltemediğim hataların görmezden gelinmesi gerekecek.”

Otobiyografisinin 35. bölümünde Rudolf Steiner, aslında yalnızca kendi üyeleri arasında dolaşmasını istediği dersleri ve halka açık yazıları arasındaki ilişkiye ışık tutar. Bu metin, bu cildin sonunda basılmıştır. Bu metinde ifade edilen şey, ruh bilimiyle halihazırda aşina olan kısıtlı bir grup dinleyiciye hitap eden dersler içinde geçerlidir.

Marie Steiner’ın ölümünden sonra (1867-1948) Rudolf Steiner’ın Tüm Eserleri’nin düzenlenmesi, onun talimatları doğrultusunda hayata geçirildi. Bu cilt, bu eserlerin bir bölümünü oluşturmaktadır. Gerekli olduğu takdirde bu metinle ilgili ayrıntılar notlarda bulunabilir.

Tecrübenin Yolları Cilt 1

  1. Ders “Ruh Biliminin Görevi” 14 Ekim 1909, Berlin : Ruh, ruh bilimi için bir gerçekliktir.
    • Çok önemli bir zat olan Hoditz ve Wolframitz Kontu, şöyle demişti; “İnsan, özünde Kutsal olanın görünüşüdür.”
    • Bugün ruh bilimi vardır; bilginin daha yüce, duyuların ötesinde bir halidir.
    • Goethe, evrenin amacının insan varoluşunun ahenk içinde olması olduğunu anlamıştır.
    • Kant, ahlaki bilincin, görevin ve vicdanın geldiği ruhani dünyaya giden bir bilgi yolunu reddetmiştir.
    • Goethe ise onun tam karşıtıdır. ‘Tefekkür içindeki yargıların’ aracılığıyla insan ruhani dünyaya yükselebilir. Bu yoldaki adımlar:
      1. Hayal gücü
      2. İlham
      3. İçgüdü
    • Antik zamanlardaki girişimler, efsaneler ve mitlerde olduğu kadar sembollerde de yaşamın en çarpıcı sırlarını ortaya çıkarmışlardır. ‘Therapeutaeler’, ruhani dünyanın içini öngörebilmişlerdi. Augustin, Kutsal olanın farkındalığını tecrübe etmişti.
    • Bugün ruhani gözlem, bilimin mantıklı terimleriyle ifade edilebiliyor. Ruh biliminin görevi, ruhun gizli güçlerini geliştirerek manevi dünyaya yükselmektir.
  2. Ders “Öfkenin Görevi” 5 Aralık 1909, Münih: Ruhta gizli olan yetenekler vardır.
    • Ruh ve maneviyat yalnızca ruh ve maneviyattan gelir. Dünyaya yeniden gelerek tekrar yaşamak bunun bir sonucudur.
    • Duygusal ruh, duygusal bedenle bağlantılıdır.
    • Entelektüel ruh eter bedenle ve bilinçli ruh da fiziksel bedenle bağlantılıdır.
    • Duygusal ruhta antipati ve sempati görüleri vardır.
    • Entelektüel ruh, dış dünyayla ilgili düşünceleri ve yargıları şekillendirir.
    • Kendimizi mümkün olduğunda çok yönlü kalmalı ve egoizmin üstesinden gelmeliyiz.
    • Öfke, insanı sakinlik ve gerçek nezaket hakkında eğitebilir.
    • Prometheus insanlığa dili, bilgiyi, yazıyı ve ateşi getirdi, bunların hepsi egoyu eğitmek için sunulan birer hediyeydi.
    • Zeus’un öfkesi, Prometheus’un içindeki egonun gücünü yok etmişti. Zeus’un yerini İsa, öfkenin yerini ise sevgi dolu ego aldı.
  3. Ders “Gerçeğin Görevi” 22 Ekim 1909, Berlin: Ego, kendisini yitirmek ve egoistlik arasında sıkışıp kalmıştır.
    • Lessing, insanın gerçeğin peşinden gitmesini talep eder. Bir gerçek hissiyatı, insanı benliksizliğe götürür.
    • Tek taraflı bakış açısı gerçeğe götürmez.
    • Tutkuların ve arzuların üstesinden gelinmelidir; huzur ve ahenk de aynı ölçüde insanlar arasında hüküm sürer.
    • Dış dünyayı gözlemleyerek gelen yansıtan gerçek olduğu kadar, yaratıcı düşünceyle gelen gerçek de vardır.
    • Yaratıcı düşüncenin gerçeği arasında ruh biliminin gerçekleri de vardır.
    • Yansıtan gerçek egoizme dönüşebilirken yaratıcı düşünceyle ulaşılan gerçekler bizi benliğimizden özgürleştirir.
    • Bu Epimetheus ve Prometheus arasındaki farktır. Bu iki Titan kardeş el ele vermelidir, Bilgelik ve Söz, Eylem ile birleşmelidir.
  4. Ders “Hürmetin Görevi” 28 Ekim 1909: ‘Unio mystica’, insan limitleri içindeki ebedi dişilikle birleşmektir.
    • İnsanlar egolarını güçlendirmelidir ama bunu egoizme dönüştürmemelidir.
    • Bu irade, bilinmezliğe özgü bir adanmışlık geliştirebilir; bu his bilinmeze duyulan bir sevgi geliştirir.
    • Bu ikisi birleşince hürmet var olur, bu da bilinmeyenin bilgisine yol açar.
    • Yargılama olmayan sevgi, duygusal coşkuya yol açar.
    • Sevgi ve adanmışlık, doğru türde bir benlik duygusuyla birleşince insanı yüceltir.
    • Hürmetin göstergeleri, diz çökmek, elleri kavuşturmak ve yüzü kaldırmaktır. Ruh, kendi içinde güzel ve iyi olana dair bir hissi arındırarak yaratır.
    • Hürmetle arındırılmış olan irade, ahlaki idealler şekillendirir.
    • Yaşlılıkta, hayatta aktif olmak adına bir güç doğar.
    • Her şeye gücü yetene daha da yakınlaşırız. Giderek zenginleşen bilgi, bilinç ruhunu eğitmenin bir sonucudur. Hürmet, ‘ebedi-eril’ olanın içine işlemelidir. Güçlü ego, daha yüce alanlara çıkar.
  5. Ders ” İnsan Karakteri” 14 Mart 1909, Münih : Bütünleşmiş bir karakterle insanın varoluşundaki bölünmelerin üstesinden gelinmelidir.
    • Üç ruh üyesinin birbiriyle iletişim halinde olmasından doğan egonun getirdiği ahengin temeli işte burada yatar.
    • İnsan, hayattan edindiği tecrübeler ve bilgelikler aracılığıyla olgunlaşır.
    • Tecrübeler, kabiliyetlere dönüşür. Bunlar, fiziksel ve eter vücutların yaradılışıyla sınırlıdır.
    • Bizim arketipler haline getirdiğimiz güçler, ancak yeni bir yaşamda varoluşa girebilir. Dışarıdan görünen iç varoluşun bir ifadesidir.
    • Laocoon, içinde egonun olmadığı bir insanın görünüşüdür.
    • Tecrübenin gerçek olgunluğuna 35 yaşına dek ulaşılmaz.
    • Neşe ve sevgi çocuğun fiziksel bedenini güçle doldurur. Bunun ardından bilinç ruhu için ego daha az engel yaratır. Eter beden ile entelektüel ruh ve bunların kendilerini açığa çıkardığı dönemler arasında benzer bağlantılar vardır. 7 yaştan 14 yaşa kadar süren otorite tecrübesi, cesaretin temelini atar. 14 yaştan 21 yaşa kadar insana sunulan idealler duyusal ruha damga vurur.
    • Kozmik sırların perdesini aralamak karakteri daha da şekillendirir. Karakter yüz ifadesine, fizyonomiye ve kafatasının şekline  yansır.
  6. Ders “Riyazet ve Hastalık” II Kasım 1909, Berlin: Ruh bilimi, insanın belirli bir zamanda kabiliyetlerini geliştirerek bilgisinin sınırlarını nasıl aşabileceğini sorar.
    • İnsan, bilincini geliştirmek için dış dünyadan gelen bir tetikleyiciye ihtiyaç duyar. Ancak insan içsel varoluşunun parçalarını, dışarıdan bir tetikleyiciye ihtiyaç duymadan bilinç edinecek kadar güçlendirebilir.
    • İlk egzersiz, gül haç gibi sembolik kavramlardır.  Bu tür bir egzersiz gerçek anlamda riyazettir. İnsan, ruhani olanı zihnini karmaşıklığa sürüklediği için benliğini korumak adına reddedebilir.
    • Ruhani dünyanın bilgisini sadece duygular nedeniyle kabul etmek, insanın kendisine zarar verir. Bu bedeni güçsüzleştirecek ve ruhu için işe yaramayacak yanlış bir tür riyazettir. Bunun sonucunda insan kendisi hakkında yanlış fikirler edinir.
    • Hastalıklar, insanın bedeni ve ruhu arasında yanlış bir ilişki olmasından kaynaklanabilir. Ruhun kuvvetini güçlendirerek bedene iyileştirici güçler bahşedilebilir.
  7. Ders “İnsan Egoizmi ” 25 Kasım 1909, Berlin: Goethe için insan, varoluşun zirve noktasıdır ve haksız egoizmi taşıyandır.
    • İnsan tecrübelerini insanlığın emrine verirse küçük bir evren haline gelir. Eğer bunu yapmazsa, katılaşır. Yanlış türde bir egoizm insanı yalnız bırakıldığı bir varoluşa götürür.
    • Tüm yüce gerçeklerin ruh üzerinde şifalı bir etkisi vardır.
    • Dış dünyaya ait bir anlayış geliştiren hisler yaşam güçlerini kuvvetlendirir. İnsanın içinde daha yüce bir insan doğar. Dünyaya dair bir içgörüyle elde edilen bilgelik iradeye dönüşür.
    • Goethe, Wilhelm Meister’ın Çıraklık Yılları adlı eserinde egoizmin doğasını gözler önüne serer. Mignon, henüz ego haline gelmemiş bir varlıktır. Güzel Ruh egoizmin daha da arıtılmış bir halini gösterir. Ama ardından İsa’nın yaşamının gidişatını tecrübe eder. İnsan, ancak kendi zenginleşmiş içsel varoluşu çevreye yayılınca etrafındaki muhteşem dünyayı anlayabilir. Ruhani güçler insana rehberlik eder. Seyahat Yılları eserinde çeşitli masallar ve çokça bilgelik iç içe geçmiştir. ‘Pedagojik alanda’ saygının önemini gösterir. Makarie evreni tecrübe eder. Benlik bilgisi, dünya bilgisi haline gelir ve dünya bilgisi de insanı benlik bilgisine götürebilir.
  8. Ders “Buda ve İsa” 2 Aralık 1909, Berlin
: Buda, sadece insanın kendi içinde tatmin edici olan bir varoluşa nasıl ulaşacağına dair araçlardan bahseder.
    • Nagasena ve Kral Milinda arasındaki konuşmada Nagasena bir dünya hayatından diğerine yalnızca etkilerin nasıl geçtiğini gösterir.
    • Budizm, fiziksel dünyadan yüz çevirir. Hristiyanlık, dünya yaşamının sonuçlarını öbür dünyaya taşır. Buda, insana dışarıdan saldıran acıyı görür. İnsan, varoluşa dair susuzluğuna sekiz katmanlı bir yol aracılığıyla karşı koymalıdır. Buda varoluşun sancısından kurtulmak ister. Hristiyanlık ruhani seviyede bir yeniden doğuşun dinidir. Doğu, tarihsel değildir. Batı ise tarihseldir. Hristiyanlıkta gelişimin amacı, bu dünyada kazanılan her şeyin daha yüksek kusursuzluk seviyelerinde parlaması ve dünyadaki varoluşun sonunda yeniden doğmasıdır. Bir Hristiyan yalnızca bir sanrıdan ibaret olan dış dünyanın hatasına düşmemelidir. Yeniden doğuşlarda tecrübe ettiğimiz her şey, yeniden doğuşu ruhani olarak tecrübe edebileceğimiz şekilde geliştirilmelidir.
    • İsa’nın zamanında duru görü azalmıştır. Bunun yerine ego kültürü yükselişe geçmiştir. Güzellikler egoya giden yolu, insanda kutsal olanı işaret eder. İsa’nın ölümü, ölümsüz yaşamın başlangıç noktasıdır. Son olarak Faust ölümden yaşama yükselir. Goethe’nin eserinde geleceğin Hristiyanlığı ortaya çıkar. 

  9. Ders: “Ruh Bilimi Işığında Ay Hakkında” 9 Aralık 1909, Berlin: Fechner ve Schleiden arasında bir ‘ay tartışması’ vardır.
    • Fechner, ayın ritmiyle ilgili birçok gözlemi bir araya getirmiştir. Goethe meteorolojik çalışmalar yapıyordu. Dünyayı yaşamla dolu görüyordu.
    • Ego, ruhun üç üyesi üzerinde işler.
      1. Sezgin beden insanın yuvasıyla bağlantılıdır. Güneş ışınlarının dünyaya düştüğü açı yerine göre değişir.
      2. Eter beden mevsimlerin değişimine bağlıdır. Kuzeyde ve tropik yerlerde entelektüel ruh, eter beden için faydalı bir araç üretemez. Fiziksel beden gün ve gecenin değişimiyle gelişir. Üretken dönemler 14 günlük ritimlerle ortaya çıkar.
    • Ruhani araştırmacı için bu dönemler, ruhani aydınlanmaların hem kendisi hem de düşünceleriyle harekete geçirdiği başkaları üzerinde etkili olduğu dönemlerdir. Dünya, ayı yörüngede tutar. Ayın güçleri ruhu taşıyanları hazırlamak için çalışır. İnsan dış ritmi iç ritme dönüştürür. Gelgitler dünyadaki daha derin güçler sayesinde gerçekleşir, Embriyo dönemi, on dolunay ayıyla belirlenir.

Sayfalar: 1 2

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin