“Zihnimizi ektiğimiz, tekrar ve duyguyla beslediğimiz her şey bir gün gerçek olacaktır.”

Earl Nightingale

Merhaba

Akıl sağlığımız daha önce hiç olmadığı kadar tehdit altında. Ne yazık ki modern tıbbın temel araçlarını temsil eden farmasötik çözümler anksiyete, depresyon ve ruh hali ile diğer yaygın akıl sağlığı sorunları söz konusu olduğunda çok yetersiz kalıyor. Ancak bir Kutup Yıldızı’mız var. Zihinsel Karmaşayı Temizlemek…

  • Hiç beyninizin “kapatıldığını” hissettiniz mi?
  • Hiç cesaretiniz kırılmış, odaklanamamış veya bunalmış hissettiniz mi?
  • Hayatınıza veya ailenize dair, dışına çıkamayacağınız sağlıksız kalıplar var mı?
  • Güne yorgun ve depresif mi başlıyorsunuz?
  • Gelecek hakkında endişeli misiniz?
  • Geçmişiniz sizi rahat bırakmıyor mu?
  • Kendinizi kaybolmuş ve belirsizliğin içinde mi hissediyorsunuz?

Bu sorulardan herhangi birine evet yanıtı verdiyseniz yalnız değilsiniz. Gittikçe daha fazla insan kaygı, depresyon ve tükenmişlikten muzdarip hale geliyor.

Ancak bu, sizde bir sorun olduğu veya bir ruhsal bozukluğunuz olduğu anlamına gelmez. Anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres, zorluklara ve yaşam deneyimlerine verilen doğal insani tepkilerin ortaya çıkmasıdır. Ve hepimiz zorluklarla birçok farklı şekilde yüzleşiriz. Zor olay ve koşullar, insanlık tarihinin bir parçası oldukları kadar modern zamanların da bir parçasıdır.

Bu zihinsel ve duygusal tepkileri hastalık olarak adlandırmak, önemli noktayı tamamen gözden kaçırmak anlamına gelir. Anksiyete, depresyon, tükenmişlik, hüsran, kızgınlık, öfke, keder ve benzerleri, duygusal ve fiziksel uyarı sinyalleridir ve bize hayatımızda olmuş ya da olmakta olan bir şeyle yüzleşmemiz, bunlarla başa çıkmamız gerektiğini söyler. Son derece gerçek olan o acı, bir şeylerin ters gittiğinin işaretidir: Bir dengesizlik durumundasınız. Bu kusurlu bir beynin işareti değildir. Yaşadıklarınızın tıbbi bir etiketle doğrulanması gerekmez. Akıl sağlığı sorunları sizin kimliğiniz değildir. Bunlar normaldir ve bastırılmadan ele alınmaları gerekir, aksi takdirde işler daha da kötüye gidecektir.

Yine de çoğu zaman böyle olur. Akıl sağlığına yönelik modern psikolojik ve psikiyatrik yaklaşımlar, özellikle de antidepresan ve antipsikotikler gibi ilaçların kullanımı, insan zihninin karmaşıklığını göz önüne almaz. Gerçeği söylemek gerekirse, akıl sağlığı sorunlarının prevalansını azaltmamışlardır; örneğin majör depresyon 1990 ile 2010 arasında %4 civarında kalmıştır.

Popülasyon çalışmaları bir şeylerin çok yanlış gittiğini gösteriyor: Yirmi dört ile altmış beş yaş arasındaki kişiler önceki nesillere kıyasla, önlenebilir yaşam tarzı hastalıkları sebebiyle sekiz ila on beş yıl daha erken ölüyor. Acilen akıl sağlığı da dâhil olmak üzere sağlık hizmetleri yaklaşımımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Odağımızı semptom merkezli yaklaşımdan her bireyin kendi karmaşık hikâyesine ve benzersiz deneyimine odaklanan bir yaklaşıma kaydırmalıyız. Bu kitaptaki yaklaşım bu.

“Siz eşsizsiniz, harikasınız; ideal sağlık ve esenlik arayışınız da en az sizin kadar benzersiz olmalı.”

Düşünce ve tepkilerimizi toksiknöral ağlar ve alışkanlıklar haline gelmeden önce nasıl yakalayıp değiştireceğimizi öğrenmemiz gerektiğidir. Peki nasıl?

Bu kitapta, nöroplastisite ilkelerini kullanarak beş basit adımda nasıl zihnimizin ve beynimizin iç mimarı olabileceğinizi gösteriyor.

Hepimiz sıklıkla zihinsel karmaşa yaşarız ve bu utanmamız gereken bir şey değildir. Aldığım eğitimler bu konu üzerine olmasına rağmen hâlâ zihnimi her gün temizlemek zorunda kalıyorum, nöral döngü bir yaşam tarzıdır! Hayatta karşılaştığımız olay ve koşullar değişmiyor, başka insanlar her gün hepimizi etkileyen birçok karar alıyor, dolayısıyla sizin ve sevdiklerinizin acı çekmesi kaçınılmazdır. Bununla birlikte, olay ve koşullar kontrol edilemese de bunlara karşı tepkilerimizi kontrol edebileceğimize tüm kalbimle inanıyorum.

“Buna aktif zihin yönetimi denir…”

Aslında zihni yönetmek bir yaşam tarzından fazlasıdır, bir zorunluluktur çünkü düşünmeden üç saniye bile geçiremezsiniz. Zihinsel karmaşayı yönetemezsek hayat bize bir karmaşa gibi gelir. Öz yardım kitaplarına ve seminerlerine, zinde olma heveslerine, harika öğretilere ve podcast’lere çok para ve zaman harcayabiliriz. Ancak eğer uygulayamazsak tüm bunlar bilmesi güzel bilgiler olarak kalır, kullanılmayarak tozlanacak bilgi dağına eklenir.

Öte yandan Nöral Döngü’nün 5 Adımı’yla sağlanan zihin yönetimi, bu harika bilgilerin tamamını pratiğe dökebilir. Zihin yönetimini uyguladığımızda, hayatımız boyunca topladığımız tavsiye ve bilgileri gerçekten nasıl kullanacağımızı öğrenmiş oluruz. Zihnimizi nasıl yöneteceğimizi öğrendiğimizde, sosyal medyada ilham verici sözler paylaşmaktan yaşam tarzımızla başkalarına ilham vermeye geçebiliriz.

Neden? Bir kişi sürekli toksik düşüncelerin etkisi altında olduğunda, kortizol ve homosistein gibi stres hormonlarının salınımı bağışıklık sistemini, kardiyovasküler sistemi ve nörolojik sistemi önemli ölçüde etkileyebiliyor.

Sağlıklı yaşam tarzı seçimlerinin önemine dair yaygın bilgi birikimine bir yaşam tarzı seçimlerini iyileştirmek için sunulan çok sayıda muhteşem kaynağa rağmen, birçok insan bu bilgiyi günlük yaşamda uygulamak için ihtiyaç duydukları gerekli zihin yönetimi becerilerinden yoksundur. Bu tek seferlik bir şey değildir. Zihin yönetimi, öğrenilmesi gereken bir beceridir; her gün ve tüm gün boyunca kullanılır ve çocukluktan yetişkinliğe doğru sürekli güncellenir. Her yeni deneyim için yeni bir zihin yönetimi aracına ihtiyacımız vardır.

Bu noktaya kadar iyi bir zihin yönetimi becerisi olmadan geldiysek, düşüncemizi nasıl kontrol edeceğimizi öğrendiğimizde neler başarabileceğimizi bir düşünün.

“Zihin yönetimi, bizi kötü ve mutlu zamanlarda ayakta tutan zihinsel huzurun anahtarıdır.”

Kendinizi neyle ve kimle kıyaslıyorsunuz? Başarıyı kim tanımlıyor ve sizin için ne demek olduğunu kim belirliyor? Siz belirliyorsunuz. Başka hiç kimsenin sizin amacınızı belirleme hakkı yoktur. Genellikle bir başkasının İyileşme yolculuğunu kopyalamaya çalıştığımızda veya iyileşme sürecinin doğrusal ve standart olduğunu varsaydığımızda başarısız oluruz. Sağlıklı yaşam endüstrisinin bu kadar tehlikeli olmasının bir nedeni de budur: Şifa ve sağlığın ancak belirli kurallara (başkası tarafından koyulmuş) uyulduğunda elde edildiğini iddia eder.

Kendimizi sosyal medyadaki fenomenler veya sağlıklı yaşam trendi iksirini sunan kişiler tarafından beslenen rekabetçi zihniyete kaptırmak ruhumuza imkânsız talepler yükler ve yıkıcı olabilir; sadece dış görünüşümüz hakkında ne düşündüğümüze değil, aynı zamanda kendi değerimize ilişkin yargımıza da zarar verebilir. Esenliği, hayatın her zaman bir gizemi olacağını kabul ederek tanımlamazsak vücudumuz her bitkin düştüğünde ya da zihnimiz sorun çıkardığında suçluluk ve utanç duygularıyla çıldırırız. Sürekli daha iyi olma ihtiyacı hissederiz. Bunun yerine suçluluk, utanç ve hastalık süreci boyunca zihnimizi yöneterek öz şefkatle yaşadıklarımızı kabullenmemiz ve bunların birer yük değil, sıçrama tahtası olmasını sağlamamız gerekir.

Elbette pozitif psikoloji, esenlik hareketi ve bütünleştirici tıp alanlarında zihin-beyin bağlantısı hakkında çok fazla kanıta dayalı bilgi bulunuyor ve bunun şimdiye kadar hiç olmadığı kadar çok konuşulmasından heyecan duyuyorum. Artık düşündüğümüz, hissettiğimiz ve seçtiğimiz şeylerin doğrudan ve dolaylı olarak beynimizi ve vücudumuzu nasıl etkilediğini her zamankinden daha iyi biliyoruz.

“Hayatınızı siz şekillendirmezseniz o kendisi şekillenir…”

Zihnin yönetimindeki hataların doruğa ulaştığı günlerde ve çağda yaşadığımıza inanıyorum. Onlarca yıldır ilk kez, insanların daha uzun yaşama eğilimi tersine döndü. Tıpta ve teknolojide kaydettiğimiz tüm ilerlemelere rağmen insanlar daha hasta ve daha genç yaşta ölüyor. Modern İnsanlık tarihinde ilk kez, insanlar öncekilerden daha genç yaşta ölüyor ve asıl saçma kısım şu: Bu ölümler yaşam tarzı yüzünden oluşan, kısmen önlenebilir hastalıklardan kaynaklanıyor.

Evet, yaşam tarzı seçimlerimizin kontrolü bizde ancak pek de iyi bir iş çıkardığımız söylenemez. Peki neden?

Bu kadar çok bilgi ve teknolojiye sahipken neden bu kadar geride kalıyoruz?

Artık tam karşımıza dikilen ironiden kaçamayız. Sosyal Medya akışlarımız; nasıl beslenileceğine dair iyi tavsiyeler, harika alıntılar ve stres yönetimi için ipuçları, ilham verici hikayeler, uzun ömür ve iyileştirilmiş yaşam kalitesi için sağlık trendleriyle dolu ve hala hastalanıyor ve ölüyoruz. İntihar oranları artıyor, toksik bağımlılık artıyor; insanlar her zamankinden daha depresif, endişeli ve çocuklarımız tarih boyunca en çok ilaç kullanan nesil.

Neden Oluyor?

Sorunun büyük bir kısmı, derin düşünme yeteneğimizin çoğunu kaybetmiş olmamız. Derin ve odaklanmış zihin yönetimi becerisini unuttuk. Her şeyi çabucak, hemen, şimdi istiyoruz. Gerçek değişimi sağlayan sıkı çalışmayı çoğu zaman istemiyoruz veya bu tür çalışmaların nasıl olduğu bize hiç öğretilmedi.

Sonsuz bilgi akışına kolay erişim sağlayan bir bilgi çağına geçiş, insanların düşünme, hissetme ve seçim yapma şeklini değiştirdi. Sanki veri toplamak için bilginin işlenmesini feda ettiğimiz bir çağa girmiş gibiyiz. Farkına varmadan kendimizi, bilgiyi işlemek için değil, hemen hızlı bir çözüme ulaşmak ve tepkisel bir görüş beyan etmek üzere eğitiyoruz. Akıl sağlığı sorunlarına çözüm ararken sıklıkla olduğu gibi, hızlı bir düzelme olmadığında güçsüzleşiyor, kendimizi suçlu hissediyor ve çoğu zaman pes ederek zihinsel ve fiziksel sağlığımıza daha fazla zarar veriyoruz.

İnsan türü olarak derin, farklı ve kolektivist düşünmek üzere evrimleştik. Bilgi etkili bir şekilde uygulanmadığında, sadece tüketildiğinde zihinlerimiz besinsel olarak aç kalır ve A noktasından B noktasına gidemez. Bilgi toplamaktan bilgiyi uygulamaya geçmeyi bırakırız. Bilgiyi işlemeden ve uygulamadan toplamak, zihnin çalışma şekline ve beynin yapısına aykırıdır ve zihinsel ve fiziksel sağlığımız üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir, zihinde mental karmaşa ve vücutta fiziksel bir karmaşa yaratır. Modern teknoloji ve onunla birlikte gelen tüm gelişmeler ne kadar harikulade ve gerekli olsa da onları doğru bir şekilde kullanmak için zihin yönetimi becerilerini öğrenmemiz gerekiyor yoksa yalnızca daha fazla mental karışıklık yaratırız, bu da yaşam kalitemizi düşürmeye ve yaşam süremizi kısaltmaya devam eder.

Filozoflar zihnin genişliğini keşfetmeye devam ederken, biyologlar ve sinir bilimciler insan hikayesinin enginliğini sinirsel bağlantılarla eşleştirmeye çalışıyor. Çoğu zaman hikayelerimize değil, yalnızca biyolojimize odaklanarak ve zihinsel yaşamlarımızı ve insani deneyimlerimizin karmaşıklığını deli gömleğiyle kapatarak iki adım ilerlemiş ancak on adım geri atmışız gibi geliyor.

Mental sorunlara, kanser veya diyabet gibi bir hastalıkmış gibi yaklaşılıyor ancak bu sorunlar çok farklı. Biyomedikal model kanserde veya diyabette gerçekten işe yarasa da anksiyete ve depresyon gibi mental sorunlar için doğru bir yaklaşım değildir. Bunlar özünde yaşadıklarımızla, dünyadaki yerimizle ve kendimizi ve hayatımızı nasıl algıladığımızla bağlantılıdır. Hikayemiz teşhis edilip etiketlenecek bir “obje” değildir. Depresyon ve anksiyete birer etiket değil, bize bir şeyler olduğunu söyleyen uyarı sinyalleridir. Uyarı sinyallerini kabullenirken bu habercinin arkasındaki asıl mesaja ulaşırız.

Depresyon ve anksiyete ciddi durumlardır ve insanı güçsüzleştirir; uygun destek, anlayış ve zihin yönetimiyle bu ikisine karşı dikkatli olmak gerekir. Bu uyarı sinyalleri, zihnimizin-psişemizin -%99’unu ve fiziksel varlığımızın-beynimiz ve vücudumuz- %1’ini etkiler; dolayısıyla %100 etkiye sahiptir ve bu nedenle bir hastalık etiketiyle doğrulanmaları gerekmez. Yeterince gerçeklerdir.

Kanser, diyabet veya teşhis edilmiş başka bir hastalığınız varsa tedaviyi reddedebilirsiniz, bu sizin ayrıcalığınızdır. Ancak bir akıl hastalığıyla etiketlenir ve ilacı reddederseniz bu seçimin hastalığınızın göstergesi olduğu söylenir. Kendinizi temsil etme hakkınızı ve hayatınızın kontrolünü hızla kaybedebilirsiniz.

Toplumun insanların hikayelerine ve yaşadıklarına saygı göstermeye başlamasının zamanı geldi; üzgün, depresif veya kaygılı olduğumuzda biz de bir sorun varmış gibi veya sürekli mutlu olmadığımızda anormal ve başarısızmışız gibi hissettirmenin vakti değil.

Yardım istemek ve yardım almak son derece normaldir bununla birlikte, acımızı nasıl yöneteceğimizi ve ondan nasıl kurtulacağımızı öğrenmemiz ancak onu kabullenme ve onunla etkileşim kurma yoluyla olur. Bu zaman alabilir mental sorununuzu kabullenme ve yeniden kavramlaştırma sürecinde, zor zamanlardan geçerken zihninizi yönetmeyi öğrenebilirsiniz. Bu hepimizin öğrenmesi ve sürekli geliştirmesi gereken bir şey.

“Günün sonunda nihai hedefiniz iyileşmek olmalı…”

Güçlü topluluk ortamlarında kapsamlı zihin yönetimi üzerine yaşam tarzı programlarına katılan kişilerin zihinlerini nasıl yöneteceklerini öğrenebileceklerini ve bu kişilerde nörofizyolojik, fizyolojik ve psikososyal açıdan bir dizi önemli ve anlamlı fiziksel ve davranışsal değişikliklerin meydana gelebileceğini göstermektedir.

Bunun anlamı, hayattaki olay ve koşulları kontrol edemesek de karşılaştığımız birçok zorlukla başa çıkmamıza ve bunları yönetmemize yardımcı olan tepkilerimizi kontrol etmeyi öğrenebileceğimizdir. Bu, farkındalığın, pozitif psikolojinin ve kendi kendine yardım endüstrisinin ötesine geçerek sürdürülebilir yaşam yönetimine dönüşür. Ve bunun etkili bir şekilde gerçekleşmesi için birbirimize ihtiyacımız var.

Peki iyi tavsiyeler bulmaktan iyi bir hayat yaşamaya nasıl geçeriz?

Öğrendiklerimizi gerçekten uygulamaya, bunları sürdürülebilir ve etkili bir yaşam alışkanlıklarına dönüştürmeye nasıl geçebiliriz?

“Değişim, eylem ve uygulama gerektirir ve bunların her ikisi de zihnimiz tarafından yönetilir. Zihnimizin içinde bulunduğu durum, işleyişini etkiler; bu da neyi ve nasıl değerlendirdiğimizi, nasıl uyguladığımızı ve düşüncemizi eyleme nasıl geçirdiğimizi belirler.”

Yaptığımız her şey düşünceyle başlar. Hayatımızdaki herhangi bir şeyi değiştirmek istiyorsak önce düşüncelerimizi, zihnimizi değiştirmeliyiz. Düşüncelerimizi nasıl değiştireceğimizi bildiğimizde beyindeki yararlı, sürdürülebilir ve otomatikleştirilmiş eylem ve tutumları- bizi daha mutlu ve sağlıklı yapan iyi alışkanlıkları- yaratan sinir ağlarını yeniden düzenleriz. İyi bir tavsiyeden iyi bir hayata zihnimizle geçeriz, bu yüzden zihin yönetimi terimini kullanıyoruz.

“Düşünme, hissetme ve seçme (aynı zamanda aktif zihin olarak da bilinir) işlemleri herhangi bir iletişimden önce gerçekleşir ve yaptığımız her şey, her zaman bir düşünceden sonra gelir.”

Süreç o kadar olağan ki onun hakkında neredeyse hiç “düşünmüyoruz” ancak bunu yapmak için zaman ayırmaya değer.

Aktif zihin, eşsiz bir şekilde nasıl düşündüğünüz, hissettiğiniz ve seçim yaptığınızdır. Bu, beynimizin çalışma şeklini, biyokimyamızı ve zihinsel ve fiziksel sağlıkla ilişkili genleri değiştirir; bu nedenle zihin yönetimi çok önemlidir ve öğrenilmesi gereken bir beceridir. Doğru zihin yönetimi, basitçe tepki vermek ve toksik sinir ağları oluşturmak yerine sağlıklı sinir ağları oluşturarak tepki vermek anlamına gelir. Her durumda “ilk müdahaleci” olabilirsiniz.

“Ayrıca travma ve olumsuz düşünme kalıpları olarak zihin ağlarına yerleşmiş olan düşünceleri nasıl kabulleneceğimizi, işleyeceğimizi ve yeniden kavramlaştıracağımızı da öğrenmeliyiz. Bu, ömür boyu sürecek bir yolculuk ve bir yaşam tarzıdır ve tüm bu çabalara değecektir. Tıpkı evi temizlemek, arabayı yıkamak, dişleri fırçalamak, gibi her gün yapılması gereken bir iştir ancak kendinizi temiz, tazelenmiş ve sağlıklı hissetmenize yardımcı olan uzun bir sürecin parçasıdır…”

Uzun bir süredir aldığım eğitim okuduğum kitaplarla zihni anlamaya çalışmaya ve onu yeni bilgiler öğrenmek, anı oluşturmak, duyguları ve mental sağlığı yönetmek için kullandım.

Peki, hiç kendinize sordunuz mu:

  • Bu dönüştüğünüz kişi kim?
  • Ya da değiştirmenize ve/veya sorunlarınızı yönetmenize yardımcı olabilecek ne yapabilirsiniz?
  • Gerçekten mutlu ve huzurlu musunuz?
  • Düşünceleriniz, duygularınız ve seçimleriniz çevrenizdeki dünyayı nasıl etkiliyor?

Zihinsel Karmaşayı Temizlemek, Anksiyeteyi, Stresi ve Toksik Düşünceleri Azaltmak İçin Bilimsel Olarak Kanıtlanmış 5 Basit Adım, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Toplumumuz, düşünme eksiliğinden ve yıkıcı, hızlı çözümlerin bolluğundan muzdarip bir toplum. Dr. Caroline Leaf bu kitapta bu yıkıcı düşünce kalıplarına karşı bir panzehir sunuyor ve beyin değişimine yönelik beş pratik adıma odaklanarak, sürdürülebilir sağlık için pragmatik bir yaklaşım öne sürüyor. Yazdıklarını klinik araştırmalarla destekleyen ve etkileyici vaka çalışmalarıyla aydınlatan Dr. Caroline Leaf, anksiyetenin, depresyonun, hayatınıza müdahale eden düşüncelerin kökenini bulup ortadan kaldırmanızı, böylece hem zihinsel hem fiziksel sağlığınızı büyük ölçüde iyileştirmenizi sağlayacak.

Kontrolsüz düşüncelerinizin denetimini ele geçirin!

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin