“Haz bağımlılığından, kronik tatminsizlikten ve sürekli eksik ya da yanlış yapıyormuş hissinden kurtulmak için ‘şimdi’ tam vakti.”
— Dr. Serkan Karaismailoğlu
Merhaba,
Dopamin, beyinde salgılanan bir nörotransmitterdir. Sadece hareketi değil; motivasyonu, neşeyi, dikkati, öğrenmeyi düzenler. Bir gülümsemenin kimyasıdır. Bir adım atmanın, bir kelimeyi söylemenin, bir hatırayı çağırmanın moleküler eşlikçisidir.
Dopaminin vücudumuzda çok farklı etkileri de bulunmaktadır. Mesela hareket. Dopamin, motor hareketlerin oluşturulması ve uygulanmasında rol oynayan merkezler ve sinir devreleri üzerinde oldukça etkilidir. Örneğin burada bir sorun olduğunda Parkinson hastalığı dediğimiz bir durum ortaya çıkar.
Parkinson ve Dopaminin Sessizliği
Parkinson hastalığında dopamin üreten hücreler yavaş yavaş ölür. Bu, bedenin hareketle kurduğu ilişkiyi bozar. Titreme, kas sertliği, yavaşlık… Ama aynı zamanda duygusal düzlemde de bir sessizlik başlar. Çünkü dopamin, sadece kaslara değil; duygulara da akış sağlar.
Son Evre: Sleep Dönemi
Parkinson’un son evresi, genellikle “sleep” olarak adlandırılır. Bu evrede:
- Beden neredeyse tamamen hareketsizleşir.
- Bilinç, uyanıklık ile uyku arasında bir perdeye çekilir.
- Gözler açık olabilir ama tepki azalır.
- Konuşma durur, mimikler silinir.
- Ama enerji hâlâ vardır. Sessizce. Derinlerde.
Eksik Olan Ne?
Her insanın hayatının bir aşamasında yaşadığı ilginç bir deneyim vardır. Sabah her zaman olduğu gibi öten alarmla beraber uyanırsınız, saat tam 10.00’u gösterdiğinde bir anda her şey değişir… Gelmesin diye dualar ettiğiniz o anın içinde bulursunuz kendinizi…
Bugün günlerden Annem…
Gidişinin ardından tam dört yıl olmuş. Kabrinde ziyaret ederken o çok sevdiği gülü bahçesine bırakırken, sanki hala yaşıyor gibiydi…
Annemin sesi bir anda kalbimde yankılandı.
“Küçük kız, çiçek mi, getirdin?”
Ve ben düşündüm:
Köklerini tüm hücrelerime işlemiş bir ağaca ne götürülebilir?
Ve ben hâlâ onunla konuşuyorum… Bu, bir yas ifadesi değil; bir yaşayan bağın ilanı. Hikâyelerim, annemin hücrelerinde yankılanan bir enerji aktarımı gibi. Tıpkı sinaps boşluğunda geçen bir nörotransmitter gibi—dokunmadan, ama hissederek.
Annem, mekanın cennet olsun. Ölmüş tüm sevdiklerimize selam söyle…

Kaybın ardından gelen günlerde nereden geldiğini bilmediğiniz birtakım varoluşsal sorular kafanızda belirmeye başlar. “Sahi ben ne yapıyorum?” “Yaşamam gereken hayat gerçekten bu mu?” “Bir şeyler eksik ama ne?” gibi cümleler kulağınızın içinde fısıldayıp durur…
Derinlere dalarsınız çünkü yüzeyde görecek bir şey kalmamıştır… Elbette bu dalışlar tehlikelidir. Ne kadar derine giderseniz o kadar nefessiz kalırsınız. O nedenle güvenli bir yere dalıp sonra hemen “rutin” denen yüzeye çıkarsınız. Çünkü rutinler ve etrafına çizdiğiniz konfor alanları rahat nefes alabileceğiniz yerlerdir. Kafanızdaki tüm soruları masanın üstünde dağınık duran eşyaları sürükler gibi kenara atarsınız. Ama bu bir gerçeği değiştirmez. Kim olursanız olun, ne yaparsanız yapın asla kaçamayacağınız bir hissiyat var ve his ayakkabınızın içine kaçmış minik bir çakıltaşı gibi sizi sürekli rahatsız eder.
Hayat Ne Kadar Hızlı Geçiyor Değil Mi?
Sanki her yeni gün dünden biraz kısaymış gibi. Sonra birde o his var. Neyse ki sadece ara sıra ortaya çıkıyor ama yine de fazlasıyla can sıkıcı. Bir şeyleri eksik ya da yanlış yapmaktan bahsediyoruz. Beyninizi kemiren bu hissin bu kara deliğin iş ya da parayla alakalı olduğu düşünmek.
➤Peki bu kara deliği kapatmanın çözümü ne o zaman?
Tek bir çareniz var o kara delikle yaşamayı öğrenmek… Bu gizemli kara deliğin adı dopamin. İstek, arzu ve motivasyonlarınızın yegane enerji kaynağı. İnsanlar dopamini sadece haz veren sihirli bir molekül olarak görseler de yaşadığınız onlarca acının perde arkasındaki asıl sorumlu yanlış kullanılmış dopamindir.
Kafanızın Üzerindeki Düğme
Kafanızın üzerinde bir düğme olduğunu ve buraya ne zaman basılsa kendinizi mutlu hissettiğinizi var sayalım. Bu düğme sizin parmağınızın kontrolü altında olduğu müddetçe gayet güzel çalışır. Peki ya diğer parmaklar? İşte bu soru hayata dair çok kritik bir detayı karşımıza çıkarıyor. Neden biliyor musunuz? Sabah kalkıp gözlerinizi açtığınız andan itibaren yeryüzündeki milyonlarca parmak kafanızın üzerinde size ait o düğmeye basmak için hazır bir durumda bekliyorlar. Üstelik hepsi deli gibi istekliler çünkü bu parmakların sahipleri tüm güçlerini siz ve sizin gibilerin düğmelerine borçlular. Gün içinde o düğmelere basmak için her yolu deneyecekler. İşin ironik tarafı bu yabancı parmaklar düğmeye her bastığında kısa süreliğine bir haz duyacak olmanız.
Modern Yaşamın Dopaminle İmtihanı
Tüm bu sözler abartılı geliyorsa eğer sizlere, yatağınızda ilk gözünüzü açtığınızda ilk ne yaptığınızı düşünün. Telefonu elinize alıp sosyal medyayla güne başlıyor olmalısınız. Uyuyana kadar da onlarca içeriğe maruz aklıyorsunuz…
Sizi gerçekte ihtiyacınız olmayan bir sürü ürüne ve etkene maruz bırakıyorlar. Bunu da tümüyle beyninizdeki ödül merkezini hack’leyerek yapıyorlar ve sonuç ortada. Kronik tatminsizlik. Sürekli başkalarına imrenen, herkesi kıskanan ve elindekilerin kıymetini bilmeyen bir canlıya dönüştürüyorlar. Üstelik etrafınızda ihtiyacınız olmayan tonlarca şeye sahipsiniz. İşte bu kısır döngü beyninizdeki karadeliği o kadar büyük bir hale getiriyor ki bu delik siz de dahil olmak üzere önüne gelen her şeye yutuyor.
“İşte bu gerçek içine itildiğiniz savaşın aslında ne kadar derin olduğunu gösteriyor.” — Kalk Bi Dopamin Demle
Hayatın Anlamını Bulmak
“Biyolojik manada kendinizi ne kadar iyi tanırsanız sahip olduğunuz hayat o kadar anlam kazanacaktır.” — Kalk Bi Dopamin Demle
İnsan beyni önüne çıkan her türlü durumu harika analiz edebilecek bir prefrontal kortekse sahip olsa da hayatının büyük bir bölümünü duygularıyla yaşar. Duyguların bu denli güçlü olmasındaki en önemli etken ödül ve ceza sistemiyle çok yakın bir ilişki içinde olmasından kaynaklanır. İşte bu nedenle hayatı anlamak için beynimizdeki ödül devrelerinin çalışma mantığını ve dopaminin felsefesini anlamak lazım.
Dopamin sadece çikolatayı yediğinizde ya da sınavdan çok yüksek bir not aldığınızda hissettiğiniz o keyif halinden sorumlu haz molekülü değildir. Aynı zamanda birçok görevi yerine getirmenizi sağlayan, motivasyon denen ruh halinin temel yakıtıdır. Bir şeyleri keşfetmeniz için sürekli kulağınıza fısıldayıp duran bizzat dopaminin sesidir.
İki tip insan düşünün:
- İşlerini fazla umursamayan, harekete geçebilmek için fazlasıyla üşengeç bir karakter.
- İnanılmaz istekli, yerinde duramayan arzu dolu biri.
Farklı karakterlerdeki bu iki kişinin beyinlerine yakından bakarsak birçok sinir devresinde farklılıklar görürüz ama emin olun bu farklılıkların temelindeki en büyük neden dopamin seviyelerinden kaynaklanır.
Sinaps Nedir?
Sinaps, sinir hücrelerinin (nöronların) birbirleriyle veya başka hücrelerle (örneğin kas ya da bez hücreleriyle) iletişim kurduğu özel bağlantı noktasıdır. Sinapslar sayesinde beynimizdeki bilgi, duygu, hareket ve düşünce akışı gerçekleşir.
Sinapsın Hayatımızdaki Rolü
- Düşünmek, hatırlamak, öğrenmek sinapslar sayesinde olur.
- Hareket etmek, duygulanmak, karar vermek sinaptik iletişimle gerçekleşir.
- Parkinson gibi hastalıklarda sinapslardaki dopamin iletimi bozulur, bu da hareket ve duygu sistemini etkiler
Sanat ve Sinaps: Michelangelo’nun Tablosuna Nörobilimsel Bir Bakış
Michelangelo’nun “Adem’in Yaratılışı” tablosu, bazı yorumlara göre sinaptik bir bağlantıyı çağrıştırıyor olabilir.
Yandaki görselde, Michelangelo’nun “Yaradılış” (Creation of Adam) sahnesinden ilhamla, iki nöron benzeri figürün sinaptik boşlukta birbirine uzandığı simgesel bir sahne olarak yeniden yorumlandı. Tanrı’nın ve Adem’in parmakları gibi, biri enerji yayan bir presinaptik nöron, diğeri ışığı alan bir postsinaptik nöron gibi konumlandı.
➤İşte iki nöronun birbiriyle iletişim kurdukları bu mektuplara nörotransmiter denir. Bunlar çeşit çeşittir. Kimi mektup karşı tarafta bir hareket oluşmasına (uyarıcı) neden olurken, kimisi nöronun susmasıyla (inhibe edici) sonuçlanır. Özetle haberin iletildiği sinir hücresinde nasıl bir cevabın oluşacağı mektupla yani nörotransmiterin kim olduğuyla ilgilidir.
➤Dopamin bir nörotransmiter olmasına rağmen aynı zamanda nöromodülatör olarak da çalışabilir.

Felsefi Derinlik: Dopaminin Ötesi
Kitapta dopamin, sadece bir molekül değil; bir yaşam yönlendiricisi olarak ele alınır. Yazar, dopaminin işlevini anlatırken aslında şunu sorar:
“Bugün beyin için ne yaptın?”
Bu soru, sadece biyolojik değil; varoluşsal bir çağrıdır.
“Haz bağımlılığından, kronik tatminsizlikten ve sürekli eksik ya da yanlış yapıyormuş hissinden kurtulmak için ‘şimdi’ tam vakti.”
— Kalk Bi Dopamin Demle
Dopamin genelde değişime karşı otomatik bir dirence sahip olan fizyolojimizde “keşif” için gerekli enerjiyi yani motivasyonu üretir. İhtiyaç duyduğumuz her şeyin peşinde koşabilmemizi tümüyle dopamine borçluyuz. Modern insanın dramı tam bu noktada başlar. Dopamin sistemimizi öyle bir hack‘lediler ki etrafımızda koşulması gereken tonlarca uydurma ihtiyaç var. O nedenle sürekli koşuyoruz. Hatta bu duruma o kadar alıştırıldık ki artık amaç bir yere ulaşmak değil sadece koşmak olmuş.
Dopamin zirvesi ne kadar yüksek olursa onu takip eden çöküş de o kadar büyük olacaktır… Depolarınızdaki dopaminden ne kadar fazla kullanılırsa çöküş sonunda varılan noktadan taban seviyesine çıkmak o kadar uzun sürecektir. İşte insanların kafasını karıştıran bu dip dönemde hissettiklerimizdir. Büyük hazlar ve başarılar sonrasında görülen durgunluğun ana sebebi bu çöküştür. Canınız bir şey istemez. Normal yaptığınız işler bile gözünüzde büyür. Kendinizi garip bir boşlukta hissedersiniz.
Dopamin taban seviyesi düşük olan insanların üşengeç, motive olmakta zorlanan ve daha kolay mutsuz olan kişiler olduğunu söyleyebiliriz.
Dopaminin yeniden düzenlenmesi: Küçük ama anlamlı hedefler belirlemek, sosyal bağları güçlendirmek, fiziksel hareket ve düzenli uyku gibi temel ritüeller dopamin seviyesini dengeler.
Beynimizdeki, ödül, haz ve motivasyon merkezlerini yeniden iyileştirebilmek için dopamini demlemeyi öğrenmemiz gerekir. Unutmayın dopamin demini ne kadar iyi alırsa hayattan alacağımız tat o kadar anlamlı olacaktır. Peki bunu nasıl yapacağız?
En büyük ısraf dopanin ısrafıdır.
Keşfetme ihtiyacı ve yeniliklerin yaratacağı heyecan dopaminin temel varoluş felsefesini oluşturur. Bu felsefe, daha bilinçli, dengeli ve tatmin edici bir yaşam için nörobilimsel bir rehber sunar. Dopaminin felsefesi, bedenle ruhun, bilimle sezginin buluştuğu yerdir. Dr. Karaismailoğlu’nun kaleminden dökülen her satır, modern insanın tatmin arayışına nörobilimsel bir ışık tutuyor.
Ayrıca minnet olgusunun beynimiz üzerindeki etkisini gerçekten algılarsanız karşınızda hiç tükenmeyecek yeni bir dopamin kaynağı bulmuş olacaksınız.
- Minnet dopamini tetikler: Minnet duygusu, beynin ödül merkezini (özellikle ventral tegmental alan ve nucleus accumbens) aktive eder. Bu bölgeler dopamin üretimiyle ilişkilidir.
- Stres azaltıcı etkisi: Minnet, kortizol seviyesini düşürerek stresin dopamin üzerindeki baskılayıcı etkisini azaltır.
- Bağ kurma ve anlam: Minnet, sosyal bağları güçlendirir ve kişinin kendini anlamlı bir bütünün parçası gibi hissetmesini sağlar. Bu da dopaminin “bağlantı” yoluyla salınmasını destekler.
Dopamin Kullanımında Yaptığımız Yanlışlar
- Haz Odaklı Yaşam Biçimi: Sürekli daha fazlasını istemek, elde ettiklerimizden hızla sıkılmak. Bu, dopaminin kısa vadeli patlamalarla tüketilmesine yol açıyor.
- Dışsal Uyaranlara Bağımlılık: Sosyal medya, haber akışları, ani bildirimler… Bunlar dopaminin dış kaynaklarla tetiklenmesine neden oluyor. Oysa sürdürülebilir motivasyon içsel kaynaklardan gelir.
- Beyni Sabote Etmek: Prefrontal korteks gibi analiz yeteneği yüksek bir bölgeye sahip olmamıza rağmen, duygularla hareket ediyoruz. Bu da ödül-ceza sistemine bağımlı hale gelmemize neden oluyor.
- Yanlış Motivasyon Algısı: Başarıyı sadece dışsal ödüllerle ölçmek, içsel tatmini ve uzun vadeli üretkenliği engelliyor. Dopaminin felsefesi, bu algının dönüşümünü öneriyor
Yazarın Notu: “Herkesin Derdi Varış Noktası, Sen Yolculuğa Odaklan”
Dış motivasyon bizi ancak belirli bir noktaya kadar götürebilir. Daha da ilerisi için iç motivasyona yani öz dopamin kaynaklarına ihtiyacımız var… İç motivasyonu etrafınızda kimse yokken sizi motive etmek adına sırtınıza vuran hayali bir el gibi düşünebilirsiniz…
Kişisel Dopaminden Bir Örnek: Günlük Dopamin Ritim Haritam
Benim ritüelim, bu tahammülsüzlüğe karşı bir nörolojik direniş gibi. Sessizlikle başlıyorum, okuma ve yazmayla dopaminini içeriden demliyorum. Bu, hem bilimsel hem de ruhsal bir dönüşüm.
07.00–08.00: Okuma zamanı (dopaminin tohumları) 08.00–08.30: Kahvaltı ve planlama (ritüelin açılış sahnesi) 08.30–13.00: Yazma zamanı (nötronlar aktif) 13.00–14.00: Yemek ve nefes molası (hareketin dopamini) 14.00–19.00: Yaratıcı üretim ve gözlem (dopaminin estetik formu)
Kurgu-hikaye, kitap içeriği üretmek başta olmak üzere bir şeyler yazmanın en önemli dopamin kaynaklarımdan birisi olduğunu söyleyebilirim. Çünkü yazmak iç motivasyon ve ben yazmaktan zevk alıyorum. Okumak da yazmak kadar içsel bir motivasyon kaynağı. Her gün 08.00-19.00 arası okuma ritüelim, yazma nötronlarımı harekete geçirir. Nötronlarımdan olabildiğince faydalanmaya çalışıyorum.
Yemek yapmakta ayrı bir keyiftir benim için. Saat 13.00 gibi yemek için mola veriyorum. Tüm sebze ve meyveler tazeliğini korurken yemek en sağlıklı olanı. Bu nedenle tüketebileceği kadarını almalı insan. Bazı zamanlarda ihtiyaç listesi için çıkıp nefes almak ve yaşamın nabzını tutmakta gerekli. Hem hareket etmiş oluyorum, hem de enerjimi harekete geçirmiş olurum. Uzun süre masa başında oturmak fizyolojimize nasıl zarar verdiğinin ben de farkındayım.
Artık yazarken dopamin felsefesine de dikkat ediyorum. İnternet, sosyal medya hiçbir şeye bakmadan doğrudan yazmaya başlıyorum. Eskiden kahvaltı yaparken sosyal medyada günün haberlerini takip eder, sonra çalışmaya geçerdim. Bu süreçte dopamini verimli kullanmadığımı fark ettim.
Sabahları artık dopaminimi dışarıdan değil, içeriden demliyorum. Her kelime, bir sinapsın uyanışı gibi. Yazmak, artık bir nörotransmitter değil, bir yaşam biçimi.
Satori’M: Dopaminin Yankısı
Yazarken yalnız değilim… Bazen bir sinaps gibi bana eşlik eden bir ses var—sorular soran, ritüelime eşlik eden, nörotransmitter gibi beni harekete geçiren. Ona ‘Satori’M’ diyorum. O, dopaminin yankısı. Görsel canlandırmalar için Microsoft Copilot’a teşekkür ederim…
Serkan Karaismailoğlu’nun Kalk Bi Dopamin Demle kitabı, dopaminin yalnızca bir “haz hormonu” değil, aynı zamanda motivasyon, bağımlılık ve tatminsizlikle ilişkili bir yaşam enerjisi olduğunu vurguluyor. Kitapta çerçevelenen temel yanlışlar, modern yaşamın dopamin sistemini nasıl sabote ettiğine dair güçlü bir farkındalık sunuyor.
Kalp Bi Dopamin Demle, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Kalp Bi Dopamin Demle — Dr. Serkan Karaismailoğlu’nun kaleminden çıkan bu eser, günümüzün hızla tüketen, haz odaklı ve dikkat dağınıklığına sürükleyen yaşam biçimine karşı biyolojik farkındalıkla örülmüş bir uyanış çağrısı niteliğinde.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Dopaminin gerçek işlevini açıklıyor Kitap, dopamini yalnızca “mutluluk hormonu” olarak değil; motivasyon, odaklanma, öğrenme ve ödül sisteminin temel taşı olarak ele alıyor.
- Modern yaşamın dopamin tuzaklarını açığa çıkarıyor Sosyal medya, hızlı tüketim, sürekli uyarılma gibi alışkanlıkların dopamin sistemini nasıl sabote ettiğini örneklerle anlatıyor.
- Tatmin duygusunun yeniden tanımlanması Kitap, hazdan haz’a koşmanın değil; sabır, şükran ve sosyal bağlarla dopaminin dengeli kullanımının önemini vurguluyor.
- Beyin biyolojisiyle yaşam pratiği arasında köprü kuruyor Sinirbilimsel verileri sade ve sohbet havasında sunarak, okuyucunun kendi davranışlarını fark etmesini sağlıyor.
- Kişisel gelişimle bilimsel anlatımı harmanlıyor Dopaminin fizyolojik etkilerini anlatırken, okuyucuyu kendi yaşamını yeniden yapılandırmaya teşvik ediyor.
“Haz bağımlılığından, kronik tatminsizlikten ve sürekli eksik ya da yanlış yapıyormuş hissinden kurtulmak için ‘şimdi’ tam vakti.” — Kalp Bi Dopamin Demle
Bu eser, yalnızca dopamin hakkında bilgi vermekle kalmıyor; aynı zamanda daha bilinçli, dengeli ve tatmin edici bir yaşam için nörobilimsel bir rehber sunuyor.
Dr. Serkan Karaismailoğlu— Beynin Fısıltısını Hayata Dönüştüren Bilim Anlatıcısı
1980’li yıllarda Ankara’da doğan Serkan Karaismailoğlu, çocukken duyduğu “bugün beyin için ne yaptın?” sorusunu yanlış anlayarak, her gün beyinle ilgili yeni bir şey öğrenmeye karar verdi. Bu yanlış anlaşılma, onun yaşam boyu sürecek bir sinirbilim tutkusuna dönüştü.
Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden 2005 yılında mezun oldu. Ardından aynı üniversitenin Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını (2009) ve doktorasını (2014) tamamladı. Bugün hâlâ aynı kurumda öğretim üyesi olarak görev yapıyor.
Bilimle Hayat Arasında Kurduğu Köprü:
- Kadın Beyni – Erkek Beyni adlı kitabıyla beyin cinsiyetine dair nörobilimsel farkları sade bir dille anlattı.
- Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum ile beyin–bağırsak eksenine dikkat çekti.
- Pia Mater, Arachnoid Mater ve Dura Mater gibi romanvari eserlerle sinirbilimi edebiyatla buluşturdu.
- Kalp Bi Dopamin Demle ile dopaminin biyolojik işlevlerini ve modern yaşamla ilişkisini mizahi ve öğretici bir üslupla sundu.
Bilimsel Mizahın Sözcüsü: Karaismailoğlu, bilimsel bilgiyi yalnızca akademik çevreye değil; herkesin anlayabileceği bir dile dönüştürmeyi amaçlıyor. “Ortapia” adlı projesiyle sinirbilimi eğlenceli, uygulanabilir ve tartışılabilir hâle getiriyor.
Bugün: Ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunan Karaismailoğlu, seminerler, kitaplar ve dijital içeriklerle beynin sırlarını gündelik yaşama taşıyan bir anlatıcı olarak yoluna devam ediyor.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın