“…biz aynı yalnızlığı yaşamıyoruz…”
— Amin Maalouf
Merhaba
Romanlarıyla olduğu kadar deneme kitaplarıyla da ilgi çeken Maalouf, Empedokles’in Dostları’nda bu kez geleceğe yönelik bir kurguyla dönüş yapıyor. Ölümcül Kimlikler ve Uygarlıkların Batışı kitaplarında yer verdiği eleştirel gözlemlerin izinde yarı distopik bir dünya çiziyor. Platon’un mağarasından çıkıp Empedokles’in Dostları’yla tanışmaya davet ediyor bizi.
Atlas Okyanusu kıyısındaki küçük Antioche adasının yalnızca iki sakini vardır: Orta yaşın verdiği olgunlukla sessiz bir hayat sürmek isteyen Alec ile yazdığı ilk romanının yakaladığı başarı sonrası her şeyi ardında bırakan esrarengiz Ève. Birbirlerinden uzakta, kırılgan yalnızlıklarının tadını çıkaran bu iki insanın yolu bir gün elektriğin, telefonların, televizyon yayınlarının, internetin, kısacası her türlü iletişim aracının etkisiz hale gelmesiyle kesişir.
Gerçeğe ulaşma imkânı kalmayınca fısıltı gazetesi işlemeye başlar: Gezegen bir nükleer felaketin eşiğindedir, Amerika küresel ölçekte bir terör saldırısına maruz kalmıştır, insanlığın hayatını kolaylaştıran teknolojik gelişmeler artık insanlığın sonunu getirmiştir…
Tüm dünya bu söylentilerle çalkalanırken, kendilerine Empedokles’in Dostları diyen, son derece gelişmiş bir teknolojiye ve tıp bilgisine sahip bir grup gizemli insan bu karmaşaya son vermek üzere çıkagelir. Alec bu insanların kim olduğunu öğrenmeye çalışırken, içinde yaşadığımız dünyanın çelişkileriyle de yüzleşmek zorunda kalır. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır.
“Hayal kırıklığı içeren bu satırları yazarken hikâyenin sonuna geldiğim izlenimindeyim. Geldiler, üstünlük kurdular, dünyada hem kaygı hem de umut rüzgârları estirdiler, sonra da gittiler.”
Tarihsel romanlarıyla tanınan Maalouf, Empedokles’in Dostları’nda bu kez geleceğe yönelik bir kurguyla selamlıyor okuru. Ölümcül Kimlikler ve Uygarlıkların Batışı kitaplarında yer verdiği eleştirel gözlemlerin izinde yarı distopik bir dünya çiziyor. Platon’un mağarasından çıkıp Empedokles’in Dostları’yla tanışmaya davet ediyor bizi.
Babasının MÖ 470 yılında kentin tiranının devrilmesinde önemli bir rol oynamış olduğu söylenmektedir. Bu tiranın tahtı Empedokles’e sunulmuş olsa da, o demokratik eğilimleri nedeniyle bunu reddetmiştir.
Doğa düşünürlerinden biri olan Empedokles, kendinden önceki doğa düşünürlerinin temel öğe (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprak öğesini de ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuştur. Empedokles’e göre bu dört temel öğe, sevgi ve nefret (iticilik) gücü ile birleşip ayrılırlar. Bir başka deyişle sevgi ve nefret de, maddeyi meydana getiren temel ögelerdendir ve değişimleri açıklamak için kullanılmışlardır.
Empedokles’in bugün elimizde bulunan iki şiirinin yanında bazı başka şiirleri olduğu da söylenmektedir. Ancak bu diğer şiirlerinden herhangi bir parça mevcut değildir. Doğa Üzerine ve Arınmalar adlı bu iki şiirin asılları toplamının yaklaşık 5000 mısradan oluştukları tahmin edilmektedir. Doğa Üzerine adlı şiirin yaklaşık 2000 dizeden meydana geldiği tahmin edilir. Bu dizelerden yaklaşık 350 mısra ve parçacık günümüze kalmıştır.
Empedokles, bilgisinin doğal güçleri denetlemek için anahtar olduğunu, bilgisiyle insanların rüzgarları durdurabileceğini, yağmur yağdırabileceğini ve hatta ölüleri Hades ülkesinden geri getirebileceğini ileri sürmüştür. Bu düşünceleri nedeniyle kendisinin büyücü olduğu söylentisi ortaya çıkmıştır.
Empedokles’in Dostları, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Amin Maalouf’un deneme türündeki eseri “Empedokles’in Dostları” (Les Désorientés, Türkçeye bu adla çevrilmiştir), yazarın kişisel ve kültürel kimliklere, aidiyet duygusuna, göç ve sürgün temalarına dair yıllar süren düşünsel birikimini yansıttığı en içten yapıtlarından biridir. Roman, özünde bir entelektüelin içsel göçünü ve medeniyetler arası diyalogun imkânlarını tartışır.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Günümüz dünyasında özellikle göç, çokkültürlülük ve diaspora deneyimi yaşayan bireylerin en büyük sorunlarından biri aidiyet hissidir.
- Romanın ana karakteri (yazarın alter egosu), uzun yıllar sonra doğduğu ülkeye döner ve çocukluk arkadaşlarını tekrar bir araya getirmeye çalışır. Bu süreçte yaşadığı yabancılaşma, hem bireysel hem de kolektif kimlik bunalımını temsil eder.
- Bugün Avrupa’da, Orta Doğu’da veya Latin Amerika’da, kimliğini hem yerel hem küresel olarak sorgulayan herkes bu anlatıya ayna tutabilir.
- Maalouf’un ana izleği olan Doğu-Batı gerilimi, bu romanda da çok güçlüdür. Karakterlerin geçmişleri, inançları, siyasi yönelimleri bu iki kutbun çatışmasını yansıtır. Ancak Maalouf bu ikiliği bir savaş değil, bir uzlaşma zemini olarak sunar.
- Bugün hâlâ süren kültürel ayrımlar, göçmen karşıtlığı, İslamofobi, Batı karşıtlığı gibi sorunlar bu kitapta insanî bir zeminde tartışmaya açılır.
- “Empedokles’in Dostları” aslında bir yeniden birleşme ve yüzleşme hikâyesidir. Farklı inançlara, ideolojilere, hayatlara savrulmuş eski dostların bir araya gelmesi, bugünün kutuplaşmış toplumlarına dair güçlü bir metafordur.
- Roman, “birlikte yaşama kültürü”nü yeniden mümkün kılmak için bireysel çaba, diyalog ve hafıza ile yüzleşmenin gerekliliğini anlatır.
- Ana karakter, uzak durduğu ülkesiyle ve arkadaşlarıyla yüzleşmeye geldiğinde, geçmişte suskun kaldığı, kaçtığı anlarla da hesaplaşır. Bu, entelektüelin toplum karşısındaki etik sorumluluğuna dair derin bir sorgulamadır.
- Günümüz entelektüellerinin sessizliği, politikadan kaçışı veya tarafsızlık kisvesi altında konumlanışı da bu bağlamda eleştirilebilir.
- Kitabın adı olan “Empedokles’in Dostları”, antik bilgeliğe, felsefi çoğulculuğa ve düşünsel dayanışmaya yapılan bir göndermedir. Maalouf, bu metaforla yitip giden bir “medeniyet projesini” hatırlatır: Birlikte düşünme, yaşama, konuşma becerimizi yeniden kazanabilir miyiz?
- Bugün savaşların, kutuplaşmanın ve teknolojik yalnızlığın arttığı dünyada bu soru daha da yakıcıdır.
Amin Maalouf
Doğum: 25 Şubat 1949, Beyrut Diller: Arapça (anadil), Fransızca (yazın dili) Yaşam Alanı: Lübnan’dan Paris’e uzanan bir içsel ve coğrafi göç.
Amin Maalouf, yalnızca bir yazar değil—medeniyetler arasında köprü kuran bir hafıza simyacısıdır. Beyrut’ta doğduğunda, annesi Türk kökenli Mısırlı, babası Melkite Katolik cemaatinden bir entelektüeldi. Bu çok katmanlı köken, onun yazınsal evreninin ilk spiralini oluşturdu: Doğu’nun hikâyeleri Batı’nın diliyle yeniden anlatılabilir mi?
1975’te Lübnan iç savaşının patlak vermesiyle Paris’e göç etti. Bu göç, onun için yalnızca fiziksel bir yer değişimi değil—bir dil, bir kimlik ve bir anlatı biçimi seçimiydi. Fransızca yazmaya başladı. Ama yazdığı her satırda, Arapça’nın sessiz yankısı vardı.
Eserlerinde Ritüel İzler
- Semerkant (1988): Ömer Hayyam’ın rubaileriyle örülmüş bir zamanlararası arayış.
- Afrikalı Leo (1986): Kimlik, din ve kültür arasında parçalanmış bir bilge gezginin hikâyesi.
- Tanios Kayası (1993): Goncourt Ödülü’nü kazanan bu roman, bireysel kader ile tarihsel eşiklerin iç içe geçtiği bir anlatıdır.
- Ölümcül Kimlikler (2000): “Ben kimim? Doğulu muyum, Batılı mı?” sorusuyla açılan bu kitap, Maalouf’un en kişisel ve en evrensel metinlerinden biridir. Kimliklerin sabit değil, ölümcül hale geldiğinde tehlikeli olduğunu savunur.
- Uygarlıkların Batışı (2019): Maalouf burada, doğup büyüdüğü Lübnan’ın çokkültürlü yapısından yola çıkarak medeniyetlerin neden çöktüğünü sorgular.
- Empedokles’in Dostları (2021): Atlas Okyanusu kıyısındaki Antioche adasında yaşayan iki yalnız karakterin hikâyesi üzerinden, Maalouf geleceğe dair bir kırılganlık senaryosu kurar. Elektriğin ve iletişimin kesildiği bir dünyada, Alec ve Ève karakterleri, insanlığın içsel boşluklarıyla yüzleşir.
Her roman, bir ritüel geçit gibidir. Karakterler yalnızca olayları yaşamaz; medeniyetlerin gölgeleriyle yüzleşir, kimliklerini yeniden biçimlendirir.
Amin Maalouf, hâlâ Paris’te yaşıyor. 2011’de Académie Française üyeliğine seçildi. Ama onun gerçek ikameti, dillerin ve medeniyetlerin arasında kurduğu anlatı evrenidir. Her kitabı, bir göçmen hafızanın ritüel haritası. Her cümlesi, bir kimlik sınavı.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın