Her şey çığrından çıkmış…
— Gülün Adı, Umberto Eco
Merhaba
Yazınsal iletişim denilince akla Umberto Eco geliyor. Eco üç yaşamlı, ve üç yönlü bir entelektüeldir; İletişim kuramcısı, kurmaca yazarı, göstergebilim uzmanı.
Kaleme aldığı eserler “zihin açıcı” ve “doyurucu”
Umberto Eco, sadece geçtiğimiz yüzyılın değil, ortalarına doğru yaklaştığımız bu yüzyılın da en önemli düşünürlerinden. Yapıtlarında fazlaca alıntı kullandığı gibi, akedemik dünyada hakkında en fazla söz edilen bir araştırmacı.
Eco‘nun kitaplarını, makalelerini yazma aralığına ve alanlarının çeşitliliğine bakılırsa, hem oldukça üretken olduğu hem de bir alanda çalışmasını tamamlar tamamlamaz diğerinin yayımlandığı görülür.
Eco, sıklıkla, öğrenmenin farklı alanlarına geçebilmekte, çeşitli alanlar arasında bağlantı kurabilmekte, aralarındaki kurallarla örülen yapay sınırları ortadan kaldırabilmektedir.
Kesin olana ulaşmak oldukça zorlayıcı. Kitap ve makalelerinin tümünde, nihai bir seçenek olan “kesinlik yoktur” bilgisine edinmek mümkün.
Farkındalık Sorularım:
- Yazar metnin neresinde?
- Akademik çalışmaların yayımlanma sürecinin zorlukları hakkında neler düşünüyorsunuz?
- Kitabevine gittiğinizde rafta gözünüze çarpan hangi kitaplar oluyor?
- İçinde bulunduğumuz toplum, iletişim araçlarının hepsini kullanabiliyor mu?
- İletişim teknolojileri insanları değiştirmeyi başarmış mıdır?
- Yaşamsal bir sorun olan “ANLAM” konusunda neler düşünüyorsunuz?
- Göstergebilim bu anlam sorununu çözümleyici bir özellik barındırıyor mu?
Bu ve bunun gibi kitaptan oluşturduğum sorunun cevaplarını satırlar arasında bulabileceksiniz.
Umberto Eco Ve Yazınsal İletişim: Okur ve Yorum, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Sedat Demir’in Umberto Eco ve Yazınsal İletişim: Okur ve Yorum adlı kitabı, akademik ciddiyetle yazılmış, aynı zamanda metinle kurulan estetik ve entelektüel ilişkiyi geniş bir perspektiften ele alan önemli bir çalışmadır.
Kitabın ana omurgasını oluşturan unsur, Eco’nun “açık metin” anlayışıdır. Demir, Eco’nun okuyucuyu bir anlam arayıcısı değil, anlam kurucusu olarak gören yaklaşımını oldukça başarılı bir şekilde aktarır. Özellikle yorumun sınırları ve okurun özgürlüğü arasındaki gerilimi teorik bir düzlemde değil, Eco’nun romanları ve eleştirel metinleri üzerinden somutlaştırması çok yerindedir.
Eco gibi hem göstergebilimci hem romancı bir entelektüeli anlamak için felsefe, edebiyat kuramı, göstergebilim ve kültürel analiz gibi alanlar arasında dolaşmak gerekir. Demir, bu geçişleri okuyucuyu yormadan ama yüzeyselliğe de düşmeden yapmayı başarıyor. Bu da eserin akademik niteliğini artırıyor.
Kitap, Gülün Adı, Foucault Sarkacı gibi romanlara sadece edebi bir gözle değil, anlam üretimi ve göstergebilimsel süreçler açısından da yaklaşıyor. Böylece okura Eco’nun edebiyatı nasıl teoriyle iç içe ördüğünü gösteriyor. Demir’in çözümlemeleri burada oldukça dikkatli ve metinle tutarlı.
Kitap genel olarak sağlam bir teorik altyapıya sahip olsa da, bazı bölümlerde Eco’nun düşüncelerini yorumlamaktan çok yeniden anlatmaya kayıyor. Daha özgün, hatta Eco’ya karşıt düşüncelerle tartışmaya girilseydi, metin çok daha eleştirel ve çarpıcı olabilirdi. Bu anlamda metin, bir yorumlayıcı analizden çok bir aktarım metnine yaklaşabiliyor yer yer.
Sedat Demir’in çalışması, Türkçede Eco üzerine yapılmış en kapsamlı metinlerden biri. Özellikle lisansüstü öğrencileri, edebiyat kuramı ya da göstergebilimle ilgilenen akademisyenler için iyi bir başvuru kaynağı. Ancak Eco’nun teorilerine biraz daha eleştirel mesafeyle yaklaşılmış olsaydı, bu akademik katkı daha da derinleşebilirdi.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın