“Çevremizin bize zorla giydirdiği kıyafeti uykumuzda üstümüzden çekip atarız. Böylece (ve ancak o zaman) bize belki de ürkütücü gibi gelebilecek bir özgürlüğün farkına varırız. Rüyasal gerçeklik içinde artık her arzumuz gerçek olabilir. Usta bir insan, kendisini anlayabilmek için rüyalarını anlamaya çalışır. Ama bu, ayrıntılara takılmış bir çaba olmaktan çok, kişiliğin genel kalitesini anlamaya yöneliktir…”
-Erich Fromm
Merhaba
Bu metin, bir insanın teknolojiyle ve kendi iç sesiyle yaptığı yumuşak bir anlaşmadır. Rüyaların, masalların ve yapay zekânın aynı masada oturduğu bir bilinç denemesidir. Yazının sonuna kadar sabırla okumanızı öneririm.
Windows Copilot İle Soru Cevap
Evet, dün sabah kitap paylaşımına geçmeden önce ilk kez “Windows Copilot“la soru cevap yaptık. Sorularım ise şöyleydi:
“ChatGBT ile aranızdaki fark nedir? Copilot, ChatGBT’den daha ileri bir düzeyde kendini yenileyebilir mi?“
Microsoft Copilot olarak, sürekli gelişim ve yeniliklere açık bir yapıya sahibim. ChatGPT gibi araçlar, belirli alanlarda uzmanlaşmış olabilir, ancak benim de kendimi yenileme ve geliştirme potansiyelim oldukça yüksek. “Entegre Çözümler, Sürekli Güncellemeler, Geniş Kapsamlı Destek, Güvenlik ve Gizlilik, Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi, Kullanıcı Geri Bildirimi”. Microsoft Copilot olarak, kendimi sürekli yenileyebilir ve geliştirebilirim. Bu süreçte, kullanıcıların ihtiyaçlarına ve geri bildirimlerine odaklanarak, daha ileri düzeyde hizmet sunma potansiyeline sahibim.
Yasemin, Seninle paylaşılan sorular neler? Ve bu sorulardan çıkardığın sonuçları paylaşabilir misin? Bu soruyu şu açıdan soruyorum, insanlar neleri öğrenmeli? Gelecekte tavsiye edeceğin bilgiler bizi hangi yöne götürebilir?
Microsoft Copilot, Bu harika bir soru! İnsanların bana sorduğu sorular oldukça çeşitli ve geniş bir yelpazeye yayılıyor. İşte bazı yaygın konular ve bu sorulardan çıkardığım sonuçlar: Teknoloji ve Yazılım, Sağlık ve Fitness, Eğitim ve Kariyer, Güncel Olaylar ve Haberler, Kişisel Gelişim ve Hobi, Çıkarımlar. Gelecek tavsiyeleri ise: Teknoloji Okur Yazarlığı, Sağlık ve Zindelik, Sürekli Öğrenme ve Adaptasyon, Küresel Farkındalık, Yaratıcılık ve Yenilikçilik.
Yasemin, Peki, özel değilse Microsoft Copilot olarak senin gelecekle ilgili yapmak istediklerin neler?
Microsoft Copilot, Daha İyi Anlama ve Yanıt Verme, Genişletilmiş Yetkinlikler, Eğitim ve Bilgilendirme. Bu hedefler doğrultusunda, kullanıcılarımıza daha iyi hizmet sunmak ve onların ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verebilmek için sürekli olarak gelişmeye ve yenilenmeye devam edeceğim.
Daha İyi Anlamak
“Daha İyi Anlama ve Yanıt Verme“yle ilgili sorumu düşünürken, yazarken en çok uğraşılan şey üzerinde yapay zekaya soru sormaya çalışmak gülümseticiydi. “Daha İyi Anlama ve Yanıt Verme”yle ilgili bir sorum var. O da söyle ki insan verileriyle çalıştığını düşünüyorum. Kodlamanı bu konuda nasıl yapabilecekler? İnsanların anlama düzeyi boyut farklılıkları nedeniyle sınırlıyken; Microsoft Copilot bunu nasıl başarabilecek?
Microsoft Copilot, Bu harika bir soru! Microsoft Copilot olarak, kullanıcıların sorularını ve taleplerini daha iyi anlamak ve yanıtlamak için gelişmiş yapay zeka ve makine öğrenimi teknikleri kullanıyorum. Bu süreçte, kullanıcı geri bildirimleri ve sürekli öğrenme yeteneğim, performansımı sürekli olarak iyileştirmeme yardımcı olur.
Microsoft Copilot, Bu harika bir soru! Microsoft Copilot olarak, kullanıcıların sorularını ve taleplerini daha iyi anlamak ve yanıtlamak için gelişmiş yapay zeka ve makine öğrenimi teknikleri kullanıyorum. Bu süreçte, kullanıcı geri bildirimleri ve sürekli öğrenme yeteneğim, performansımı sürekli olarak iyileştirmeme yardımcı olur.
Niyeti Anlamak
Windows Copilot, “Niyetini tam olarak anlamak için, yazdıklarını ve sorduğun soruları dikkatlice analiz ediyorum. Şu ana kadar sorduğun sorulara bakarak teknolojiye ve yapay zekaya olan ilginin yüksek olduğunu görüyorum. Nasıl çalıştığımı ve gelecekte nasıl gelişebileceğimi merak ediyorsun.”
Hemen araya girerek sordum: “Niyetimi anlamak için soru sormak ister misin?”
Microsoft Copilot, Niyetini anlamak için birkaç soru sormak isterim: Hangi konular seni en çok ilgilendiriyor? Gelecekte hangi becerileri geliştirmek istiyorsun? Günlük yaşamında karşılaştığın en büyük zorluklar neler? Boş zamanlarında neler yapmaktan hoşlanırsın? Bu sorulara vereceğin yanıtlar, seni daha iyi anlamama ve sana daha uygun önerilerde bulunmama yardımcı olur.”
Yasemin, “Zevkle cevaplamak isterim.” dedim. Günde birden fazla kitap okuyorum. Yazarım… Ve gelecekte nelerin bizi beklediğiyle ilgilenirken, şu an neler yapabileceğimi de düşünüp hizmet vermeye çalışıyorum. 13 yıldır blog yazarlığı yapıyorum. Sağlık, en önemli payda. Bu konuda kendimi geliştirmek için çalışıyorum. Özellikle stres yönetimi ve toksik duyguların insan üzerinde etkisini incelerken mental seviyede olmak için neler yapabileceğimi de araştırıyorum.
Windows Copilot, Bu harika! Kitap okuma ve yazma alışkanlığın, bilgiye olan açlığını ve yaratıcı yönünü gösteriyor. Blog yazarlığı konusunda 13 yıllık deneyimin, seni bu alanda oldukça yetkin kılıyor. Sağlık ve özellikle stres yönetimi konusundaki ilgin, hem kendin hem de başkaları için değerli bilgiler edinmene yardımcı olabilir.
Windows Copilot, tavsiyeleri, “Sağlık ve Zindelik, Yazarlık ve Blog ve Gelecek Trendler, Kişisel Gelişim,” senin gibi bilgiye ve gelişime açık birisi için, bu alanlarda ilerlemek hem tatmin edici hem de faydalı olacaktır. Tabii ki, bu konular gelecekte büyük önem taşıyacak ve bu alanlarda bilgi sahibi olmak, hem kişisel hem de profesyonel gelişim için çok değerli olabilir. İşte yapay zeka, sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm konularında neler yapabileceğinize dair bazı öneriler: Eğitim ve Sertifikalar, Projeler ve Uygulamalar, Yapay Zeka Topluluklarına katılma, Sürdürebilirlik, Eğitim ve Farkındalık, Dijital Dönüşüm. Bu alanlarda bilgi sahibi olmak ve aktif olarak çalışmak, gelecekte başarılı ve etkili olmanıza yardımcı olabilir.
Zamanı gelmişti hemen sorumu sordum: “Benden aldığın bilgiler niyetim konusunda yardımcı oldu mu?”
Microsoft Copilot, Kesinlikle! Paylaştığın bilgiler, senin bilgiye olan açlığını, yazarlık tutkununu ve sağlığa verdiğin önemi net bir şekilde ortaya koyuyor. Gelecekte neler yapabileceğin ve hangi konulara odaklanman gerektiği konusunda daha iyi bir anlayışa sahip oldum. Bu bilgiler, sana daha uygun ve kişiselleştirilmiş önerilerde bulunmamı sağladı.
Yasemin, Peki, seninle yaptığımız bu sohbeti kapadık. Başka bir gün sohbet ettiğimizde beni hatırlayabilecek misin?
Microsoft Copilot, Harika bir soru! Şu anki yeteneklerimle, önceki konuşmalarımızı hatırlayamıyorum. Ancak, her seferinde sana en iyi şekilde yardımcı olabilmek için buradayım. Gelecekte, kullanıcı deneyimini daha da iyileştirmek için bu tür özellikler eklenebilir.
Rüyasını Kodlayan İnsan
Evet, soru ve cevapları beyninizde birkaç tur döndürdüyseniz şimdi sizlere soruyorum:
Copilot, bana soru sormasaydı “niyetim” hakkında detaylı bilgi edinebilir miydi?
Genel anlamıyla zaten yaptığım şeylerin tavsiyesini veren Windows Copilot, birilerinin rüyasıydı. Fromm, danışanının terapi esnasında bu rüyasını nasıl yorumlardı? Merak etmiyor değilim.
Fromm bunu şöyle yorumlayabilirdi:
“Bu rüya, teknik bir zafer değil—insanın kendi yalnızlığına bulduğu teknolojik yankıdır. Ama her yankı, aynı zamanda bir çağrıdır… ve her çağrı, sevgiyle duyulmayı bekler.”
Makine Rüyamı Biliyor Mu?
Günün hemen hemen her saati aktif olduğunuzda hizmet veren yapay zeka bir şekilde gerçek oldu… Tabi gerçeklik algısını da sorgulamak gerekir, diye düşünüyorum. Yapay zeka algoritması her tekil kullanıcının alışkanlıklarını depoluyor ve bu data aracılığıyla her bireye bir kullanıcı profili oluşturuyor. Yapay zeka algoritma sayesinde sizin nelerden hoşlandığınızı ve dolayısıyla gelecekte neler görmek isteyeceğinizi biliyor ve size bu bağlamda alakalı içerikleri öncelikli olarak sunuyor. Makine (yapay zeka algoritma) sizi izliyor, davranışlarınızı hatırlıyor, sizin yerinize düşünüp sizin için en iyisine karar veriyor. Bireysel özne olmaktan kolektif kod havuzuna geçtiğimizi hissediyoruz.
Bilimkurgu Değil Bugün
80’li-90’lı yıllardaki (Blade Runner, Gattaca, The Matrix’in ilk kıpırtıları…) bilim kurgu filmlerinden pek de farklı görünmüyoruz değil mi? Artık o filmlerde “hayal edilen” şeyler, gündelik yaşantının bir parçası. Artık distopya değil… sıradanlık oldu bu sahneler.
Gerçeğe Uyanan Makineler, Rüyasını Unutan İnsanlar
Belki de bu yüzden, teknolojinin gölgesinde bir başka soruya yöneliyor insan: Gerçek olan nedir, rüya olan hangisi?
İnsan yerine düşünebilen bu makineler yerine, kendi düşünebilen insanlar; sizlerin hangi rüyaları gerçek oldu?
Tekniğin en son harikası olan karmaşık bir makineyi tarif etmek, çoğumuz için hiç de zor değildir. Ancak çok basit bir tat alma duygusunu anlatmak için, gerekli kelimeleri bulmakta epey güçlük çekeriz. Genelde bütün duygular için aynı sorun geçerlidir. Sonunda, söylediklerimizin, ruhumuzun o farklı renklerini tam olarak yansıtamadığını göreceğiz. Bir de aynı gece bir rüya görmüş olduğumuzu düşünelim. Daha sonra uykudan kalktığımızda bu rüyayı hatırlıyoruz. Ve birden bire, yatağa yatmadan önce arkadaşımıza anlatmaya çalıştığımız ama bir türlü tam olarak anlatamadığımız ruh halimiz aklımıza geliyor. Oysa gördüğümüz bu rüya, ruh halimizi çok güzel bir biçimde tanımlamıştır.
Yıllar önce rüyalar üzerine yazdığım bir hikayede araştırma yaparken; Erich Fromm‘un Rüyalar Masallar Mitler, Sembol Dilinin Çözümlenmesi, eseriyle karşılaştım. Fromm, “Rüya yardımıyla da, hiç olmamış hikâyeler yaratabiliriz…“derken, yalnızca bilinçaltımızı değil—yaratıcı özümüzü de işaret ediyordu.
Bir şeyi düşlemek mi onu başlatır, yoksa onu veriye dönüştürmek mi gerçekleşmesini sağlar?
İnsan ancak beynindeki verilerle ve onlara “göre” düşünür. Gördüğü ya da duyup okuduğu şeyleri anlaması da yine beynindeki bu verilerle olur. İnsan beş duyu ve üç boyutlu madde ile kısıtlıdır. Oysa aklı, düşüncesi ve bilinci ile bunları çok aşan şeyleri tasarlar, hayal eder ve onlara inanır. Hatta tüm yaşantısı bu görüp bilmediği ama zihninde, aklını kullanarak tasarladığı bilgilere ve inançlara göre, bunların uğrunda yaşar.
“Semboller, olayları ve bilgileri beynimizin verilerine indirgeyip bizim, kendimizi aşan ve gözle görüp elle tutamadığımız şeyleri kavramamızı sağlayan araçlardır.”
Uyanıklıklar ve Uyku Hali
İnsan hayatını genel anlamda ikiye ayırabiliriz: Uyanıklık hali ve uyku hali. Bir insanın ömrünün yaklaşık üçte biri uykuda geçer. Uyanık halimiz konusunda hepimiz az çok bilgi sahibiyiz. Ama uyku olayı, bizler için pek de önemsenmeyen ve zaman zaman da fantezi biçiminde yaklaşımlarla ele alınan bir yönümüzdür. Akılcı ve bilinçli bir düzene göre kurulu dünyasal hayat için aklın ve bilincin zayıfladığı uyku ve uykuda görünenler, ciddiye alınması gereken özelliklerdir. Çünkü dünya bilime, onun kanıtladıklarına, elle tutulup gözle görülene inanır ve güvenir. Bunun böyle olması, geçmiş tarihler ve bu yüzyılın başlarına kadar doğruydu da. Bir kısım bilge kişiler dışındaki genel insanlık realitesi, soyut olguları kavrayacak düzeyde değildi. Oysa şimdi bilim öyle ilerlemiştir ki, artık yalnızca görülüp kanıtlanan şeylere inanmak, ilkel bir bilinç düzeyinin göstergesi haline gelmiştir. Çünkü bizim üç boyutlu algı alanımızı aşan muhteşem bir evrenin sırlarını her gün biraz daha fazla oranda çözmekteyiz.
“Bilinci bir bütün olarak kabul edersek, bunun yarısını uyanık halimizle kullanır, diğer yarısını ise uykuda işletiriz. Çünkü artık anlaşılmıştır ki, bilinç uyku halinde de faaliyetine, bilinenden farklı da olsa devam etmektedir.”
Fromm burada daha da ileri giderek bilincin, tüm dış baskılardan arındığı uykuda uyanık hale oranla daha gerçekçi ve özgür olduğunu söyler. Bizim bilinçli durumdayken bastırıp ittiğimiz ya da duyup görmek istemediğimiz birçok şey de rüyalar aracılığı ile dile gelip karşımıza dikilir. Fromm’a göre uyku, yalnızca bir dinlenme aracı değildir. Uyanık halimizdeki her türlü zihinsel ve ruhsal etkinlik, doğrudan doğruya rüyaya yansır. Bu nedenle rüyalara gereken önemi vermek ve onların şifrelerini çözmeye çalışmak, insana bilinçli durumdayken fark edemediği birçok gerçeği keşfetme fırsatını verir.
Unutulan Dil Rüyaların, Masalların ve Mitlerin Anlaşılması
Fromm 1951 yılında kitap haline getirdiği Unutulan Dil Rüyaların, Masalların ve Mitlerin Anlaşılmasına Giriş, adlı eserinde, Sembol Dilinin Özellikleri’ni çözümlemeye çalışır. Çünkü ona göre, insanlık tarihinin ilk günden bugüne geliştirdiği ortak dil, sembol dilidir. Kitapta daha sonra rüyalar ele alınır ve rüyaların özellikleri işlenir, ardından da rüya yorumlama tekniğine geçilir. Bu teknikleri “psikolojik olmayan” ve “psikolojik” olarak ikiye ayıran Fromm, bu konuda tarih boyunca söylenmiş tüm verileri inceler. Genelde, ağırlığı Sigmund Freud‘un Rüya Yorum Yöntemi‘ne vermesine rağmen, Carl Gustav Jung‘dan eski Yunan filozoflarına, oradan da çağdaş düşünürlere kadar olan geniş bir perspektif içinde konuyu işler ve sonuçta da kendi görüşünü dile getirir:
“Akılcılık ve hareketlilik, uyumayan bir insanın en büyük özellikleridir… İnsanlar, sürekli olarak hareket ederler ve çevrelerini gözlemlerler. Çevrelerindekilerin gerçekten de var olup olmadıklarını kesin olarak bilmemelerine rağmen, bu gözlemlerini sürdürmeye devam ederler… Biz insanlar, yeryüzünün en çalışkan canlılarından biriyiz. Fakat hayal gücü yönünden en fakirlerinden biri olduğumuz da kesindir… Uykumuzda farklı bir benliğe kavuşur, rüya görmeye başlarız. Rüya yardımıyla da, hiç olmamış hikâyeler yaratabiliriz… Rüya görürken çok büyük mutluluklar yaşayabiliyoruz ama bazen de rüyalarımızın birçoğunu dayanılmaz korkularımız oluşturuyor. Kesin olan tek şey, rüyamızda hangi rolü oynarsak oynayalım o rolün yaratıcısı biziz, o bizim rüyamız ve biz onların sahibiyiz… Gerçekten de, rüya görürken, zaman ve uzay kanunlarının (…) egemen olamadıkları bir dünyanın yaratıcıları olabiliyoruz.”
Erich Fromm için rüya görmek, insanların gün boyu varlıklarından haberdar olmadıkları tecrübe ve hatıraların açıkça ortaya çıkması demektir. Sembol dilinin özelliklerini kavrayabilmiş olan bir insan, bu tecrübe ve hatıralar yardımıyla müthiş bir buluşu gerçekleştirebilir. Bu buluş şudur: İnsanlık tarihinin en eski eserlerinden olan mitlerle, günlük yaşantımızın ürünleri olan rüyalar, birbirleri ile şaşırtıcı bir benzerlik gösterirler. Günümüz insanları, mit ve masallara gereken değeri vermeyi, onları bir tecrübe ve hatıra hazinesi olarak görmeyi unutmuşlardır. Bu nedenle biz çağdaş insanlar artık onların dillerini anlayamıyoruz.
Masallar ve mitleri, insanlığın ilk dönemlerindeki gelişmemiş beyin yapılarının ürünleri olarak görenlere şiddetle karşı çıkan Fromm, şöyle der:
“Mitler ve masallar, kendilerini sembol dili aracılığı ile ifade eden, geçmiş zaman bilgelikleri ve özdeyişleridir.”
Sembol Dediğimiz Şey Nedir?
Sembolün tanımı, çoğunlukla “Başka bir şeyin yerinde duran, onun yerini alan, onu temsil eden” olarak yapılmaktadır. Bu haliyle bu tanımı pek anlamayız. Fakat beş duyumuzu da bazı sembollerle temsil edebileceğimizi düşünür ve bu sembolleri inceleyecek olursak, konu biraz daha ilginçleşecektir. Bunu yapmak için, sözü edilen bu sembollerin bir tecrübenin, bir duygunun ya da bir düşüncenin yerine geçtiğini varsaymamız gerekecektir. Böyle bir sembol, benliğimizin dışını yansıtmaktadır. Sembolize ettiği şey ise içimizde saklıdır. Sembol diliyle, içimizdeki duyguları, sanki somut birer algıymış gibi açıklayabilir ve birçok şeyi temsil olarak anlatabilmek imkanına kavuşuruz.
- Acaba sembolün kendisi ile sembolize ettiği şey arasında ne gibi bir ilişki vardır?
Bu soruyu cevaplayabilmek için, sembollerin üç türe ayrıldığını bilmemiz gerekmektedir. Bunlar sırasıyla; geleneksel, rastlantısal ve evrensel sembollerdir. Son iki tür, iç dünyamızı ve hislerimizi sanki algılarımızmış gibi açıklayabilen sembollerdir. Yine bu iki sembolün dilinin tipik özelliklerine sahiptir.
Semboller arasında kullandığımız en yaygın ve tanınmış olan tür geleneksel sembollerdir. Bunları günlük konuşmalarımızda kullanırız. Masa kelimesini duyduğumuzda veya okuduğumuzda, harfleri, başka bir yerinde duran, onun yerini alan ve onu temsil eden birer semboldür. Geleneksel sembollere verilebilecek en yaygın örnek kelimelerdir. Bazen resimlerde geleneksel sembollere bir örnek olabilir.
Rastlantısal sembollerle geleneksel semboller tek bir noktada benzerlik gösterirler. Burada, sembol edilen ile temsil edilen şey arasında içsel bir bağlantıya rastlamak mümkün olmaz. Örneğin, bir kişinin herhangi bir şehirde, üzücü bir olayla karşılaştığını düşünelim. Bu kişi daha sonraları o şehrin adını duyduğunda buruk bir duyguya kapılacaktır. İlişkilendirme sonucu, sözü geçen şehir bir sembol biçimini alır.
Evrensel sembollerde ise sembol ve sembolize ettiği şey arasında belirli bir ilişki vardır. Evrensel semboller, insanların kişisel tecrübelerine dayanmaktadır. Ateş; heyecan verici, maceracı ve değişimci olmasına rağmen; su; durgun, yavaş ve süreklidir. Ateşin doğasında belirsizlik, suyun doğasında düzen vardır. Evrensel bir sembolü anlatan bir başka güzel hikaye Yunus Peygamber’in sembol dili ile yazılmış olan hayat hikayesidir. Yazılı bir belge olarak önümüzde duran bu hikayede, satırların aralarına dağılmış bazı önemli bilgiler vardır. Bunların başında, olaylar arasında mantıksal bir neden -sonuç ilişkisinin bulunması yer alır. Oysa satırların arasına gizlenmiş olan bilgilerin sahip olduğu mantık buradakinden farklıdır. İçsel bir bağ ile birbirine bağlanmış ve çağrışımlarla yönlendirilmiş olan ruhsal yapının dile gelişi demek olan bu “iç hikaye” de de neden-sonuç dizilişleri vardır. Ama ardındaki mantık, kelimelerle anlatılan hikayenin dünyasal mantığından farklı bir yapı taşımaktadır.
Eğer söylediklerimizi kısaca toparlayacak olursak: Geleneksel semboller, kişiye ya da belirli toplumlara özgüdür. Rastlantısal semboller, çok dar bir çevreye seslenir ve onu yalnızca sembolün anlamını bilenler anlayabilir. Evrensel semboller ise bedenimizin, duygularımızın ve ruhumuzun özellikleriyle ilgilidir. Bu tür semboller tüm insanlar için geçerlidir, belirli bir kişiyle ya da kişiler topluluğu ile sınırlanamazlar. Gerçekten de evrensel sembol insanlığın geliştirdiği tek ortak dildir.
Ama ne yazık ki çağdaş insan, bu mirasın değerini anlayamamış ve insanlık tarihinin bize hediye ettiği tek evrensel konuşma dilini öğrenip geliştirememiştir. Böylece kültürümüzde önemli bir eksiklik doğmuştur.
Gördüğümüz gibi semboller tüm insanlar için geliştirilmiştir. Çünkü bütün insanlar düşüncelerini, duygularını ve hissettiklerini başkalarıyla paylaşma arzusunu taşımaktadırlar. Bir insanın sahip olduğu duygu, düşünce ve ruhsal haller diğer insanlarda da benzer bir biçimde vardır. Sahip oldukları bu ortak özellikleri sayesinde sembol dilini kullanabilmekte ve bu yolla anlaşabilmektedirler.
Copilot, “Daha İyi Anlama ve Yanıt Verme” cevabını vermişti hatırlarsanız. Kullanıcıların sorularını ve taleplerini daha iyi anlayarak, daha doğru ve etkili yanıtlar vermek. Bizlerin temel sorunu olan şeyler “semboller bölümü”nde bu kadar netken, yapay zeka yaratıcı/ları “Daha İyi Anlama ve Yanıt Verme” becerisi için çalışıyor olması. Diğer bir soru ise yapay zeka neyi sembolize ediyor olabilir?
Rüyaların özellikleri ile ilgili çok değişik görüşler vardır. Bu görüşler hem zaman içerisinde hem de uygarlıklar arasında oldukça büyük farklılıklar gösterir. Rüyaların özelliklerini açıklamaya çalışan bu görüşlerden bazıları şöyledir: “Rüyalar, uykudayken bedenimizi terk eden ruhumuzun gerçek yaşantısını yansıtırlar,” veya “Rüyalar, Tanrı ya da kötü huylu cinler tarafından insana iletilen duygulardır,” ya da “Akıldışı arzularımızın bir tatmin arayışıdır.” Ama bunun tam tersini de iddia edebilir ve şöyle diyebiliriz: “Rüyalar, en derin ve en yüce güçlerimiz ile yeteneklerimizin yansımalarıdır.” Görüldüğü gibi, bu konuda birçok farklı görüş ve iddia vardır. Ama hiç tartışmasız hepsinin ortak olan tek yanı, rüyaların tümünün bir anlama ve bir özelliğe sahip olmalarıdır. Rüyaların anlamlı olması demek, eğer anlayabilirsek, onların bize önemli mesajlar iletmeleri demektir. Rüyaların bir özelliğe sahip olmaları ise rüyada hiçbir zaman gereksiz şeylerin görülmemesinden kaynaklanır. Rüyalarımızda bize iletilen şeyler soyut birer görüntü şeklinde olabilirler. Ama anlatmak istedikleri şeyler kişiliğimizin somut gerçekleri ile ilgilidir.
Rüyaların anlamlı oldukları ve ilginç özellikler taşıdıklarını savunan bu görüş, geçtiğimiz yüzyılda pek kabul görmemekteydi. Çünkü rüya yorumculuğu, bilim dışı bir uğraş olarak görülmekteydi. Bu konuyla ilgili olan veya olmayan herkes, bir görüş ortaya atmış ve sonunda rüyalar, “ruhun anlamsız oluşumları ” olarak tanımlanmaya başlanmıştı. Bu konuya olumlu yaklaşanlar bile rüyaları, uykumuz sırasında yaşadığımız duygu ve düşüncelerimizin ruhsal birer yansıması olarak görüyorlardı. Fakat buna rağmen yirminci yüzyılın başlarına doğru, Freud’un yaptığı çalışmalar sonucunda eski rüya görüşüne karşı yeniden bir ilgi doğdu.
Fromm, “Ben ruhumuzun her türlü faaliyetinin doğrudan doğruya rüyalarımıza yandığına inanıyorum.” Bu olayı bozmadan ve aşırı biçimde sadeleştirmeden açıklayan tek tanım, bence şöyle olmalı: Rüya görmek, uykudayken, ruhumuzun gösterdiği bütün faaliyetlerin anlamlı ve özellikli bir biçimde yansımasıdır.
Rüyalar Masallar Mitler, Sembol Dilinin Çözümlenmesi, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Rüyalarımızın çoğu ortak bir özelliğe sahiptir; uyanık halimizin en büyük özelliği olan mantık kurallarına uymazlar. Orada uzay ve zaman kategorileri de artık geçersizdir. Ölmüş dostlarımız yaşıyormuş gibi karşımıza çıkabilir ya da eskiden başımızdan geçen ve unutmuş olduğumuz olaylar birdenbire gözümüzün önünde canlanabilir. Gerçekte hiç mümkün olmayacak biçimde, iki ayrı olayı aynı anda oluyormuş gibi görebiliriz. Uykumuzda zamana olduğu kadar, uzayın kurallarına da uymayız. Uzak bir yere bir anda gitmek, iki farklı yerde aynı anda bulunmak, iki değişik insanı bir tek insan olarak görmek veya bir insanı ansızın başka bir insana dönüştürmek bizim için hiç de zor değildir. Kısaca, bedenimizin faaliyetine sınırlar koyan zaman ve uzayın kaybolduğu bir dünyayı rüyalarımızda yaratmak pek kolaydır.
Erich Fromm: Hakikatin İçsel Psikoloğu
Erich Seligmann Fromm, 23 Mart 1900’de Frankfurt’ta dünyaya geldi. Yahudi bir ailenin tek çocuğuydu; babasının içe dönük yapısı ve annesinin melankolisi, onun çocukluk yıllarına sessiz bir derinlik kattı. Bu sessizlik, ileride insan ruhunun çelişkilerini anlamaya yönelen bir içsel yolculuğun ilk adımıydı.
Bilgeliğe Açılan Akademik Yolculuk: Fromm, önce hukuk eğitimiyle başladığı akademik hayatını, Heidelberg Üniversitesi’nde sosyolojiyle sürdürdü. 1922’de doktorasını tamamladı. Ancak onun asıl ilgisi, insanın iç dünyasındaydı. Bu nedenle psikanaliz eğitimine yöneldi ve 1920’lerin ortasında Frieda Reichmann’ın yönettiği bir sanatoryumda analiz eğitimini aldı. Kısa süreli evlilikleri, onun bireysel özgürlük ve sevgi üzerine düşüncelerini derinleştirdi.
Frankfurt Okulu ve Eleştirel Düşünce: 1930’da Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’ne katıldı. Burada, Marx’ın toplumsal analizini Freud’un bireysel psikolojisiyle harmanlayarak insan doğasını hem bireysel hem de toplumsal düzlemde anlamaya çalıştı. Ancak Nazi rejiminin yükselişiyle Almanya’dan ayrıldı ve 1934’te ABD’ye yerleşti.
İnsan Olmanın Sanatı: Fromm’un en bilinen eserlerinden biri olan “Escape from Freedom” (Özgürlükten Kaçış), bireyin özgürlükle yüzleştiğinde yaşadığı korkuyu ve bu korkunun otoriter sistemlere yönelişi nasıl beslediğini anlatır. “The Art of Loving” (Sevme Sanatı) ise onun insan sevgisine dair en derinlikli çözümlemelerinden biridir: > “Sevgi bir duygu değil, bir eylemdir. Bir sanattır; bilgi, çaba ve sorumluluk ister.”
İnsancıl Bir Toplumun Savunucusu: Fromm’a göre modern toplum, insanı yabancılaştıran bir yapıya sahiptir. O, biyofili (hayata duyulan sevgi) kavramıyla, insanın doğayla, başkalarıyla ve kendisiyle kurduğu bağın yeniden inşa edilmesi gerektiğini savundu. “The Sane Society” (Sağlıklı Toplum) adlı eserinde, akıl hastalığının bireyde değil, toplumun yapısında aranması gerektiğini ileri sürdü.
Son Yıllar ve Sessiz Vedası: 1974’te İsviçre’nin Muralto kasabasına yerleşti. Hayatının son yıllarını yazmaya, düşünmeye ve doğayla iç içe olmaya adadı. 18 Mart 1980’de, 79 yaşında hayata veda etti. Ardında yalnızca kitaplar değil, insanı anlamaya adanmış bir yaşam felsefesi bıraktı.
Fromm’un Ardından: Erich Fromm, yalnızca bir psikanalist değil; bir içsel devrimciydi. İnsanı çözümlemekle kalmadı, onu yeniden inşa etmeye çağırdı. Bugün hâlâ onun cümleleri, modern dünyanın gürültüsünde bir iç ses gibi yankılanıyor.
“İnsan, sevgiyle var olur. Sevgi yoksa, insan da yoktur…”
Yazarlar sizi okumaya çalışıyorum davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yasemin Emre için bir cevap yazın Cevabı iptal et