“Evren, tek bir değişmez nedenin değişen etkilerinin çokluğudur.”
—Walter Russell
Merhaba,
Bu cümle aslında Walter Russell’ın kozmoloji anlayışını çok güzel özetliyor. Onun bakışına göre evren, tek bir mutlak kaynağın (Tanrısal Neden ya da “Birlik”) farklı düzeylerde ve farklı biçimlerde tezahür etmesinden ibaret.
- Değişmez neden: Evrenin ardındaki tek yaratıcı ilke, yani ışık/enerji/bilinç kaynağı.
- Değişen etkiler: Bu ilkenin farklı formlarda görünmesi; madde, enerji, yaşam, düşünce olarak çeşitlenmesi.
- Çokluk: Tek kaynağın farklı yansımalarıyla oluşan çeşitlilik; Russell bunu “birliğin çokluğu” olarak tanımlar.
Bu ifade, hem felsefi hem de bilimsel bir köprü kuruyor: Tesla’nın “evrenin sırları enerji, frekans ve titreşimde saklıdır” sözünü hatırlatırken, Russell’ın “ışık” merkezli metafiziğiyle birleşiyor.
Zihin ve Madde Birliği
Voltaire, insanın Tanrı’yı asla anlayamayacağını çünkü insanın Tanrı’yı anlamak için Tanrı olması gerektiğini söylemiştir.
İnsan Tanrı’dır ve bu yüzden Tanrı insanın anlayışı içindedir.
İnsan Zihindir. İnsan maddedir. Zihin ve madde Birdir. Tanrı Zihin’dir. Bu, Zihinin bir evreni, sonlu bir evren, nedeni ve sonucu olarak sınırlı. Sınırlamalar evreni sonsuz olamaz. Sonsuz bir evren yoktur. Nedenin etkileri sınırlı olduğu sonlu bir evren, neden açısından da sınırlı olmalıdır; O zaman, ölçülebilir neden bilindiğinde, insan tüm etkileri anlayıp ölçebilir. Nedenin etkileri karmaşık ve insanı şaşırtıyor, ama neden kendisi basittir.
Evren, tek bir değişmez nedenin değişen etkilerinin çokluğudur. Her şey evrenseldir. Evrensel olmayan hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey sadece kendi başına değildir. İnsan, Zihin ve tüm yaratıcı şeyler evrenseldir. Hiçbir adam “Ben sadece benim” diyemez.
Sadece bir evren, bir zihin, tek bir güç, tek bir madde vardır.
Işığın Sırrı ve Yeni Çağ
İsa, “Tanrı Işıktır” dediğinde, o gün hiç kimse onun ne demek istediğini tam olarak anlayamamıştı. Bugün ise insanlığın bu sözün ardındaki anlamı kavraması gereken çağdayız. Çünkü ışığın sırrının içinde, henüz açıklanmamış engin bir bilgi saklıdır. Işık, var olan her şeyin özüdür; fakat biz hâlâ onun ne olduğunu bilmiyoruz.
Günümüz uygarlığı maddeyle nasıl başa çıkacağını öğrenmiş olsa da, maddenin ne olduğunu ve nedenini bilmiyor. Enerjinin, elektriğin, manyetizmanın, yerçekiminin ve radyasyonun öz doğası hâlâ çözülememiştir. İnert gazların amacı, atomların yapısı ve bu yapıyı belirleyen jiroskopik prensip de bilinmezliğini koruyor. Oysa evren, tek yönlü ve süreksiz değil; iki yönlü, sürekli bir denge üzerine kuruludur.
Russell’a göre, tüm maddi elektrik evreni aslında bir yanılsamadır; gerçekliği yoktur. Kristallerin şekillenmesi, yaşamın ve büyümenin ilkeleri, doğadaki örüntülerin açılıp yeniden katlanması gibi süreçler evrensel dalga alanlarının düzeniyle açıklanabilir. Bu bilgi, din ve bilimin birleşmesini sağlayacak; insanlık yeni bir çağın eşiğine gelecektir.
Işığın doğasının ifşası, hem bilimin mevcut maddi temeline manevi bir temel ekleyecek hem de Tanrı’nın varlığını kabul edilebilir yöntemlerle kanıtlayacaktır. Üniversiteden laboratuvara, hükümetten endüstriye kadar yaşamın her alanı bu yeni bilgiden etkilenecek; insan ilişkileri daha dengeli bir hale gelecektir…
“Bana giden yol Işıktır ve onunla Bana giden yolu iyi görebilirsin.” — The Divine Iliad
The Divine İlahi İlyada Hakkında
Walter Russell’ın The Divine Iliad eseri, onun 1921’de yaşadığı 39 günlük kozmik aydınlanma deneyiminden doğmuştur. Bu süreçte aldığı ilhamla kaleme aldığı metinler, Tanrı’nın ışığını ve evrensel yasaları insanlığa aktarmayı amaçlar. Russell, bu kitabı “Tanrı’dan gelen bir mesaj” olarak tanımlar ve insanlığın yeni çağda ruhsal bilince ulaşması için bir rehber olarak sunar.

I. Kitap Omniscience (Bilgi Evreni)
Diyagram: ALL POWER ON/WITHIN THE ONE
“Tüm bilgi Işık olarak vardır. Tüm Işık durgundur. Tüm hareket, yalnızca Işık’ın bir yanılsamasıdır.” —Walter Russell
Birinci kitapta Walter Russell, evrenin özünü ışık ve bilme üzerinden tanımlar. Işık, tüm bilginin kaynağıdır; hareket ise yalnızca ışığın yanılsamasıdır. İnsan, ölümsüz ruhu sayesinde Tanrı ile birliğe doğru yolculuk eder. Burada okur, “Ben kimim?” sorusundan başlayarak kozmik bilince kadar uzanan bir içsel keşif yolculuğuna davet edilir.
Bölüm 1 – Ebedi Soru
Büyük sorular:
- “Ben kimim?”
- “Ben neyim?”
- “Neden öyleyim?”
- “Evrenle, insanla ve Tanrı’yla ilişkim nedir?”
- “Gerçek nedir, nasıl bilebilirim?”
Temel İçerik
- İnsanlığın çağlar boyunca sorduğu en büyük soruların özeti.
- Medeniyetin döngüler halinde ilerlediği, her döngünün insanı Tanrı’nın ışığına biraz daha yaklaştırdığı anlatılıyor.
- Gerçeğin ve dengenin aslında basit olduğu, fakat duyuların karmaşıklığı nedeniyle insanın bunu göremediği vurgulanıyor.
- İnsanın içindeki Sessiz Ses (öz-benlik, Tanrı’nın ışığı) sürekli cevap fısıldar ama çoğu insan bunu duyamaz.
- Bilincin asla kaybolmadığı, uykuda bile varlığını sürdürdüğü; bedenin yalnızca ruhun tezahürü olduğu açıklanıyor.
- Ölümün bir yanılsama olduğu, insanın aslında sonsuz bir varlık olduğu belirtiliyor.
- İnsanlık, karanlıktan ışığa doğru sürekli bir yükseliş yolculuğundadır.
Öne Çıkan Mesaj
“İnsan asla ölmez. Sonsuzluğun sürekli olduğu kadar O da o kadar süreklidir.”
Russell burada insanın ölümsüz ruhunu, Tanrı ile birliğini ve evrensel ışığa doğru yolculuğunu anlatıyor. Ölüm yoktur; yalnızca ruhun beden aracılığıyla tezahürü vardır.
Bölüm II – Yaratıcı Ve Yaratılış
Ana Temalar: Tanrı’nın imgelemi, tek ışık, kozmik sinema.
- Tanrı’nın Birliği: Tanrı, var olan her şeydir. Tek Varlık, Tek Akıl, Tek Benlik, Tek Ruh, Tek Güç. Yaratılış, Tanrı’nın imgeleminin O’nun suretinde tezahür etmiş desenli biçimidir.
- Tek Işık: Tanrı Işıktır. Akıl Işıktır. Akıl bilir. Zihin, merkezdeki beyaz ışık kaynağından yansıyan iki karşıt ışıkta düşünür. Hareket yalnızca görünür; aslında evrende dinlenmekten başka bir şey yoktur.
- Görünür İkilik: İnsan iki evrende yaşar:
- Bilmenin kozmik evreni (hareketsiz, zamansız, gerçek olan).
- Algılamanın dalga evreni (hareketli, geçici, yanılsama olan). Kozmik ışık hareketsizdir; ne çeker ne iter. Algılarımız ise yanılsamalar üretir.
- Kozmik Sinema: Evren, Usta Oyun Yazarı tarafından tasarlanmış bir sinema gibidir. Elektriksel olarak yansıtılan ışık ve ses dalgaları, gerçekliğin simülasyonunu oluşturur. Sebep gerçektir, etki yalnızca simülasyondur.
- Pozitif ve Negatif İlke:
- Ruhsal evrenin temeli dinginliktir (Pozitif İlke).
- Fiziksel evrenin temeli harekettir (Negatif İlke). Negatif İlke, karşıtların sürekli iptal ettiği bir yanılsama evrenidir.
- Kalite ve Nicelik: Tanrı’nın ışığı ölçülemez bir kalitedir. Bu kalite, elektrik dalgalarıyla simüle edilerek ölçülebilir niceliklere dönüşür. Örneğin sakin deniz, değişmez bir niteliktir; dalgalar ise ölçülebilir niceliklerdir.
Öne Çıkan Mesaj
“Olan her şey, var olan her şeyin içindedir. Her şey ayrılmaz bir şekilde birleşmiştir.”
Evrenin her parçası birbirine bağlıdır. Bir saatin çarkları gibi, tüm parçalar uyum içinde hareket eder. Herhangi bir değişiklik, tüm evrene aynı anda yansır.
Bölüm III – Duyum Ve Bilinç
Ana Temalar: İnsan Tanrı ile ilham yoluyla birleşir.
- Tanrı Bilinçtir: Bilinç statiktir, değişmezdir. Bilmek, varlığın ruhsal farkındalığıdır. İnsan, hem ruhunun bilinçli farkındalığına hem de duyularının elektriksel farkındalığına sahip tek varlıktır.
- İnsanın Ayrıcalığı: Diğer tüm yaratılış birimleri yalnızca elektrik bilincine sahiptir. İnsan ise Tanrı ile düşünebilir, konuşabilir ve O’nun ışığından ilham alabilir. Bu, insanı evrende benzersiz kılar.
- Hayal: Tanrı, Tek İdea’nın hayalperestidir. Tüm hayal etmek, Tanrı’nın hayal etmesidir. Evren, Tanrı’nın imgeleminin kaydıdır; maddi gerçekliği yoktur, yalnızca ışık dalgalarının simülasyonudur. Yaratılış bir “olmuş evren” değil, sürekli yaratılan bir evrendir.
- İlham: İlham, insanın Tanrı ile konuştuğu ışık dilidir. Dahi ve mistik olanı sıradan zekâdan ayıran şey, bu derin farkındalıktır. İlham alan kişi bedenini unutur, Tanrı’nın bilgisini insan sözlerine tercüme eder. Böylece tüm insanlığı yüceltir.
- Tanrı’nın Fısıltısı: “Bütün yarattıklarım arasında yalnızca insan fısıltılarımı duymaya başladı.” İnsan, içindeki Tanrı ışığını bildiğinde, Tanrı ile bir olur.
Öne Çıkan Mesaj
“İçlerindeki Benim Işığını bildikleri zaman, o zaman ben olacaklar ve ben de onlar.”
Russell burada insanın ilham yoluyla Tanrı ile birleştiğini, bilincin ölümsüz olduğunu ve duyuların yanılsamalarına rağmen ruhun ışığıyla gerçek bilginin elde edilebileceğini vurguluyor.
Bölüm IV – Kozmik Bilinç
Ana Temalar: Nihai hedef Tanrı ile tam birliktir.
- Dehanın ötesi: Kozmik bilinç, ilhamın ötesinde mistik bir deneyimdir. Bilinç ve duyum tamamen ayrılır, kişi bedeninden habersiz hale gelir ve Tanrı’nın ışığını doğrudan fark eder.
- Aydınlanma: Zamansız bir ışık parlamasıyla gelen yoğun ilham, kısmi bir aydınlanmadır. İsa, tam kozmik bilinçli birliği bilen tek örnek olarak gösterilir.
- İnsanlığın hedefi: Kozmik bilinç, tüm insanlığın nihai hedefidir. Herkesin bu bilince ulaşacağı zaman gelecektir. Ancak tam kopuş tehlikeli olabileceği için yavaş yavaş gerçekleşmesi en iyisidir.
- Yolculuk: Kozmik bilince ulaşmanın yolu, Tanrı ile sürekli arkadaşlık etmektir. Her an O’nunla birlik içinde yaşamak, dönüşümü her an mümkün kılar.
- Yanılsama: İnsan için caydırıcı olan şey, Tanrı’nın uzak olduğu hissidir. Oysa Tanrı içimizdedir; dış kaynaklarla değil, içsel farkındalıkla ulaşılır.
İlahi İlyada’dan Mesajlar
- “Bana giden yol Işıktır ve onunla Bana giden yolu iyi görebilirsin.”
- “Ben Güzelim. Güzellikte insan yeniden doğmalıdır.”
- “Ben Denge’yim. Ve ben Enerjiyim ve ben Huzurum. Ben Sevginin ve Gerçeğin Işığıyım.”
Bu ifadeler, kozmik bilincin Tanrı’nın ışığıyla bir olma, güzellikte yeniden doğma ve dengeyi bulma süreci olduğunu gösteriyor.
Öne Çıkan Mesaj
Kozmik bilinç, insanın Tanrı ile tam birliğe ulaşmasıdır. Bu, evrenin temel taşı olan denge, sevgi ve ışık üzerine kuruludur.
Bölüm V – Yaratıcı İfade
Ana Temalar: İlhamla yaratılan sanat kalıcıdır.
- İlhamın gücü: Kalıcı eserler yalnızca ilhamla yaratılır. İlham, Tanrı ile ortak yaratımın ışık dilidir.
- Düşünme vs. Bilme: Güç düşünmede değil, bilmededir. İnsan, Tanrı ile bir olarak fikri tasavvur etmeli, sonra biçim doğar.
- Sanatın kalıcılığı: Medeniyetler geçer, ama sanat kalır. Piramitler ve Yunan sanatları bunun örneğidir.
- Ortak yaratım: İnsan tek başına çalıştığında eserleri geçicidir; Tanrı ile birlikte çalıştığında kalıcıdır.
- Kozmik haberciler: İnsanlığa periyodik olarak bilgi gelir, ama kavrayış sınırlıdır. İnsan ışığı bildiğinde sınır tanımaz.
Öne Çıkan Mesaj
“Sanat tek başına kalıcıdır. Geri kalan her şey geçer.”
Bölüm VI – Bilgi
Ana Temalar: Gerçek bilgi içimizdeki ışıkta bulunur.
- Bilginin doğası: Bilgi kozmiktir, pozitif ilkenin hareketsiz ışığına aittir. Hareket halindeki madde evreninde gerçek bilgi yoktur.
- Sebep ve etki: İnsan geçici etkiyi bilemez, yalnızca sebebi bilebilir. Etkiyi ancak kavrayabilir.
- Bilgi içimizdedir: Kitaplardan veya dışarıdan elde edilmez; benlik bilincinden hatırlanır.
- Duyuların yanılsaması: Duyular hareketi kaydeder, ama bu yanılsamadır. Gerçek bilgi, Kaynağın dinginliğine dönmekle elde edilir.
- Beden ve ruh: Beden yaşamı tezahür ettirir, ama yaşam ruhtadır. Ruh durgundur, ölümsüzdür.
- Işığın bilgisi: Gerçek şifa, yalnızca içimizdeki ışığın bilgisiyle mümkündür.
Öne Çıkan Mesaj
“Ben IŞIK’ım, ama Ben olan Işık, yaratılışımın hissedilen evreninin hissedilen ışığı değildir.”
Bölüm VII – Bilgiye Karşı Düşünme
Ana Temalar: Gerçek bilgi içimizdeki ışıkta bulunur.
- Bilgi ve Güç: Bilgi insanın gücüdür. Düşünce ise bu gücün ifadesidir, ama güç değildir. İnsan her şeyi bildiğinin farkına vardıkça düşüncesi yoğunlaşır.
- Bilgi ve Düşünce İlişkisi: Bilgi, durgun bir kuyunun derinliği gibidir. Düşünce, bu durgunluğu niceliklere bölen ve akıtan bir pompa gibidir. Nesnel evren, görünüşte ayrı fikir biçimlerinin niceliklerinden oluşur, ama hepsi Tek Bütün İdea’nın parçalarıdır.
- Ürün ve Fikir: Ürün, taklit ettiği fikir değildir. İdea kozmiktir ve maddede üretilemez. Fikir, ürüne dönüşmeden önce zihinde tasarlanmalıdır.
- Örnekler:
- Kaldıraç, güç fikrini ifade eder ama güç dayanak noktasındadır.
- Saat, zaman fikrini ifade eder ama zaman değildir.
- Basılı şiir, şiirin kendisi değildir; müzik notaları da ilhamın kendisi değildir.
- İlhamın Doğası: İlham üretilemez, yalnızca ilham alan bir zihinden başka bir ruha yansıtılabilir. İlham, ruhlar arasında yankılanır, ama hareket halindeki maddenin ürünü olamaz.
- Duyusal Görme vs. Zihin Görme:
- Duyular, insanı yanılsamalara bağlar.
- Zihin görme, evrenin en uzak noktalarına kadar iner ve tüm formları Bir olarak görür.
- Ruh gözüyle insan, Tanrı’nın ışığını bilir ve O’nunla bir olduğunu fark eder.
Öne Çıkan Mesaj
“Zihin görme, Benim evrenimin en uzak noktalarına kadar iner ve tüm formları Bir olarak görür.”
Russell burada bilginin kozmik ve değişmez olduğunu, düşünmenin ise yalnızca bu bilginin ifadesi olduğunu vurguluyor. Gerçek yaratım, düşünceden değil, bilmenin ışığından doğar.
Bölüm VIII – Düşünmeye Karşı Algılama
Ana Temalar: Duyular yanılsama üretir; gerçek bilgi ruhsal bilmede yatar.
- Algılama vs. Düşünme:
- İnsan hâlâ bilgiden güçlü düşünmeyi öğrenmemiştir.
- Algılama düşünme değildir; duyum yalnızca dalga hareketlerinin elektriksel farkındalığıdır.
- Duyuların kaydettiği elektriksel kayıtlar bilgi değildir, sadece yanılsamadır.
- Bilgi ve Beceri Ayrımı:
- Bir kişi beceri sahibi olabilir ama gerçek bilgiye sahip olmayabilir.
- Günümüzün bilim insanları harika şeyler yapar, ama yaptıklarının nedenini bilmezler.
- Beş Duyu Yanılsaması:
- Görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma aslında tek bir duyudur: ışık dalgalarını hissetme.
- Duyuların tümü elektriksel farkındalıktan ibarettir, gerçekliği yoktur.
- Ampirik Bilgi:
- İnsan uygarlığı duyulara dayalı ampirik bilgi üzerine kurulmuştur.
- Bu bilgi gözlem ve deneyden gelir, ama yanılsamadır; gerçek bilgi nedende yatar.
- Newton’un yerçekimi yasaları örneği: gözleme dayalı ama eksik.
- Yanılsama Üzerine Kurulu Yasalar:
- Doğa olaylarının gözlemleri yanıltıcıdır.
- Evrenin yaşı, dünyanın ağırlığı gibi hesaplamalar yanılsamaya dayanır.
- Gerçek bilgi, nedenin bilgisine dayanmalıdır.
- Işığın Habercileri:
- İnsanlığa gerçek bilgi, ilham yoluyla gelen az sayıdaki dahi, peygamber ve mistik tarafından verilmiştir.
- Kültürün ve güzelliğin kaynağı bu habercilerdir.
- Güzellik sayesinde insan ışıkla birliğinin farkına varır.
- Yaşam ve Ölüm:
- Yaşam ve ölüm birbirlerinin içinden geçerek birbirine dönüşen aynalardır.
- Ölüm yoktur; yalnızca yeniden doğuş vardır.
Öne Çıkan Mesaj
“İçimde yeniden doğuştan başka bir şey yok. Ölüm yok.”
Russell burada duyuların yanılsamalarına dayalı bilginin geçersiz olduğunu, gerçek bilginin yalnızca nedende ve ışıkta bulunduğunu vurguluyor. İnsanlığın nihai mirası, ışığın sırrını öğrenmek ve Tanrı ile birliğini fark etmektir.
Bölüm IX – Algılama Her Şeyi Bağlar
Ana Temalar: Duyular yanılsama üretir; gerçek bilgi ruhsal bilmede yatar.
- Algının doğası: Hareket halindeki madde evreni, düşüncenin elektriksel kaydından başka bir şey değildir. Elektrik, Tanrı-Zihnin hizmetkârıdır; yaratıcı arzuyu ışığın pozitif-negatif uzantılarıyla simüle eder.
- Görünüşte ayrılık: Yaratılış, tek bir fikrin parçalanıp spektrum renkleriyle desenli biçimlere kaydedilmesidir. Demir örneği: donmuş halde sert bir metal, ama akkor haline geldiğinde ışık olarak görünür.
- Ayrılık yok: Güneş, tüm fikirleri tek bir ışıkta birleştirir. Tek Işık bölünemez; görünen ayrılıklar yalnızca uzantılardır. İnsanlık da Tek İnsan Fikrinin uzantısıdır.
- Sinema benzetmesi: Evren, hareketsiz ışık kaynağından yansıtılan bir sinema filmine benzer. Kaynak ışık kapatıldığında tüm hareket ve sesler sona erer. Gerçeklik, hareketsiz ışıkta yatar; hareket yanılsamadır.
Öne Çıkan Mesaj
“Bu yüzden sana diyorum, kendini duyumunun ötesinde yücelt. Beni düşüncenizin dayanak noktası olarak bilin.”
Bölüm X – Beynin İşlevi
Ana Temalar
- Beynin doğası: Beyin düşünmez, bilmez; yalnızca duyumların elektriksel kayıt deposudur. Hareket halleri hiçbir şeyi bilemez, düşünemez.
- Makine benzetmesi: Beyin, insan makinesinin bir parçasıdır. Makineler düşünceyi ifade edebilir ama düşünemez; bilgiyi aktarabilir ama bilemez.
- Arzu ve bilinç: Arzu beyinde değil, merkezleyici bilinçte bulunur. Arzu tüm hareketlerin nedenidir.
- Beynin işlevi: Beyin, elektriksel mesajları kaydeder ve vücudu bilgilendirir. Bu mesajlar zihinsel değil, elektrikseldir.
- Bilgiye dönüşüm: Duyuların kaydettiği etkiler bilgi değildir. Ancak merkezleyici bilinç, ruhun nedenini tanıyabildiğinde gerçek bilgiye dönüşür.
- Yanılsama: İnsan beynin düşündüğüne inanır, ama bu yalnızca duyumsamadır. Gerçek bilgi, ruhun ışığında nedene ulaşmakla mümkündür.
Öne Çıkan
“Her şeyin kaynağı, her şeyin içindedir, onları, hareketlerinin kaynaklandığı Dinlenme olarak merkezler.”
Bu iki bölümde Russell, algının ve beynin yalnızca yanılsama kayıtları olduğunu, gerçek bilginin ise ruhun ışığında ve Tanrı ile birlik içinde bulunduğunu vurguluyor.
Bölüm XI – Elektrik Bilinci
Ana Temalar
- Evrenin elektrik doğası: Görünüşte ayrı parçalardan oluşan evren aslında elektriksel bir bütünlükle birbirine bağlıdır. Elektrik akışı, her parçanın diğer parçaların durumunu bilmesini sağlar.
- Duyumun sınırı: Dengeli koşullarda elektrik akımı hissedilmez; duyum yalnızca dengesizlikte ortaya çıkar. Bu nedenle bedenimiz dengedeyken “hissetmeyiz.”
- Evrensel elektrik bilinci: Elektrik bilinci yalnızca insan ve hayvanlarda değil, mineral ve bitki krallığında da vardır. Her parçacık, evrendeki diğer tüm parçacıklardan gelen elektriksel mesajlara yanıt verir.
- Tanrı’nın ışığı: Hareket eden tüm elektrik evreni, hareketsiz manyetik ışık tarafından merkezlenir. Tanrı’nın düşüncesi evrenin suretidir; tüm yaratıcı şeyler O’nun hayallerinin tezahürüdür.
Öne Çıkan Mesaj
“Evren Benim suretimdir, hayallerimin yaratığıdır.”
Bölüm XII – İçgüdü
Ana Temalar
- Arzu ve yaratım: Organik madde, zihnin fikirleri tezahür ettirme arzusundan doğar. Arzu, tüm yaratılışın motive edici gücüdür.
- Hayat bir deneyimler dizisidir: Her arzu ve karar, insan fikrinin açılımının bir parçasıdır. Tüm deneyimler, insanın evrensel fikrinin toplamına kaydedilir.
- İçgüdüsel iletişim: İçgüdü, hayvan yaşamının devamını sağlar: göç eden kuşlar, somon balıkları, örümcek ağları… İçgüdü, hücre hafızası refleksleriyle bedenin otomatik eylemlerini yönlendirir.
- İçgüdünün başlangıcı: Tüm yaratımlar başlangıçta içgüdüyle yönlendirilir. Düşünme gücü yalnızca insanda gelişmiştir ve bu da son birkaç bin yılın ürünüdür.
- Tanrı’nın kontrolü: İçgüdü, Tanrı’nın yaratımlar üzerindeki kontrolüdür. Kalp atışı, kan dolaşımı gibi istemsiz eylemler Tanrı’nın merkezleyici gücüyle gerçekleşir.
- Tanrı ve insanın işbirliği: İnsan becerileri (örneğin örgü örmek, müzik çalmak) içgüdüsel hale gelir. Bu süreçte Tanrı ve insan birlikte çalışır; ilham ve beceri Tanrı’nın ışığıyla birleşir.
Öne Çıkan Mesaj
“İnsanın Kendisi uyumaz, ölmez, ne de kaybolur; çünkü insanın Öz’ü Ben’im.”
Bu iki bölümde Russell, evrenin elektrik bilinciyle birbirine bağlı olduğunu ve içgüdünün Tanrı’nın yaratımlar üzerindeki doğrudan kontrolü olduğunu vurguluyor.
Bölüm XIII – Bilinç Kaybı, Uyku Ve Ağrı
Ana Temalar
- Bilincin sürekliliği: İnsan hiçbir zaman bilinçsiz olamaz. Uyku veya anestezi, bilincin kaybı değil, duyumun geçici olarak durmasıdır.
- Uyku ve uyanıklık: Uyku, yaşam-ölüm döngüsünün negatif yarısıdır; uyanıklık pozitif yarısıdır. Uyku, elektriksel duyum farkındalığının azalmasıdır, bilincin kaybolması değildir.
- Anestezi ve ağrı: Anestezi voltajı düşürür, sinirleri duyarsızlaştırır. Ağrı ise aşırı elektrik akımıdır. Vücut dengede olduğunda duyum yoktur; dengesizlik duyum yaratır.
- Doğa döngüsü: Güneş, yaşamın jeneratörüdür. Gece uyku, gündüz uyanıklık bu şarj-deşarj döngüsünün sonucudur.
Öne Çıkan Mesaj
“Bilinçli Zihin uyumaz. Uyku, yaşam-ölüm döngüsünün ölüm yarısıdır.”
Bölüm XIV – Dinlenme Hareketini Simüle Eden
Ana Temalar
- Hareket ve dinlenme yanılsaması: Evren sonsuza dek huzur bulmak için hareket eder, ama asla bulamaz. Şiddetli hareket, dinlenmeyi taklit eder.
- Görünüşte hareketsizlik: Gezegenler, yıldızlar ve atomlar sürekli hareket halindedir, ama hareketsizmiş gibi görünür. Bir tel levha hızla döndüğünde çelik disk gibi görünmesi bu yanılsamanın örneğidir.
- Sinema benzetmesi: Hareketin kendisi bir yanılsamadır. Sinema filmindeki hızlı desen değişimleri hareket izlenimi verir, ama gerçek değildir. Aynı şekilde evrenin görünen hareketi de yanılsamadır.
- Değişim ve bilme: Evrenin değişimi yalnızca duyuların algısında vardır; bilmede değişim yoktur. Gerçek bilme, duyuların ötesine geçmekle mümkündür.
Öne Çıkan Mesaj
“Neden duyuların kölesi oluyorsun? Duyularınızın üzerine çıkın. Bilmekte Ben ol.”
Bu iki bölümde Russell, bilincin asla kaybolmadığını, uyku ve ağrının yalnızca elektriksel yanılsamalar olduğunu ve evrenin hareketle dinlenmeyi taklit ettiğini vurguluyor.
Bölüm XV – Değişim Yanılsaması
Ana Temalar
- Değişimin doğası: Değişim, hareketin duyulara yansıyan bir yanılsamasıdır. Bilinçli bilme evreninde hiçbir değişiklik yoktur; yalnızca düşüncenin iki ışığıyla kurulan yanılsama vardır.
- Duyuların sınırı: Duyular yalnızca hareketi kaydeder, geriye doğru akışı algılayamaz. Bu sınırlılık, evrenin yaratıcı tezahürünün düzenli olabilmesi için planlanmıştır.
- Yanılsama örnekleri: Sinema filmi veya hızlı tren benzetmeleriyle, duyuların yalnızca sınırlı bir kısmı algıladığı anlatılır.
- İnsanın yükselişi: İnsan, duyuların ötesine geçtiğinde evreni olduğu gibi bilir. Uyanış, içindeki Tanrı ışığını fark etmekle başlar.
Öne Çıkan Mesaj
“Artık sadece dış gözlerle görme, çünkü duyularının yanılsamalarını geçersiz kılacak bilen gözlerin var.”
Bölüm XVI – Duyulur Aldatır
Ana Temalar
- Tekerlek ve sinek benzetmesi: Hareket, değişim ve zaman, gözlemcinin algısından doğar. Gezegenin yörüngesi hareketsizdir; değişim yalnızca hareketin algısında vardır.
- Duyuların yetersizliği: Duyular çevrenin tüm fenomenlerini kaydedemez. Görünüşte hareketsiz bulutlar ve dünyanın hareketleri duyular tarafından algılanmaz.
- Yanılsamanın gerekliliği: Sinema benzetmesiyle, duyuların yanılsama yaratmasının evrenin işleyişi için gerekli olduğu açıklanır.
- Duyuların işlevi: Duyular, evrendeki parçaları birbirine bağlayan elektrik akısı iplikleridir. Birlik arzusu sona erdiğinde duyum da sona erer.
- Sevgi ve birlik: İnsanların birbirini sevmesi, evrensel birliği sağlar. Benlik sevgisi ve ulus sevgisi ayrılık ve nefret doğurur; komşuya ve kardeşe sevgi ise birliği kurar.
Öne Çıkan Mesaj
“Birbirinizi sevin, bütün insanlar; Çünkü siz Bende birsiniz.”
Bu iki bölümde Russell, duyuların sınırlı algısının evrende değişim yanılsamasını yarattığını ve gerçek bilginin duyuların ötesinde olduğunu vurguluyor. Ayrıca, sevgi ve birlik evrensel yasaların temelidir.
Bölüm XVII – İnsanın Yeni Döngüsü
Ana Temalar
- Yeni çağın işareti: İnsanlık, her şeyi bilme ve her şeye gücü yetme hedefine doğru evriminde büyük bir adım atıyor. Güç yalnızca bilgide yatar; insan Tanrı ile birlikte yaratıcı olabilir ancak bilgi yoluyla.
- Bilgi ve ruh farkındalığı: Gerçek bilgi, insanın içindeki ruhun farkındalığıyla elde edilir. Bu farkındalığın eksikliği, günümüz uygarlığının trajedisidir.
- İnsanlığın trajedisi: Son yüzyılda büyük bilimsel ilerlemeler yaşansa da, uluslar imparatorluk kurmak için öldürmüş, soymuş ve köleleştirmiştir. Bugün bile milyonlarca insan öldürülüyor; “kılıçla yaşayan, kılıçla ölecektir.”
- Korku ve sevgi: Korku dünyaya hâkim oldukça sevgi olamaz. İnsan, duyusal varoluşu bırakıp ruhunun ışığını bilmedikçe sevgi dünyaya hâkim olamaz.
- Yeni döngünün habercileri: Geçmişte olduğu gibi, Tanrı’yı içlerinde tanıyan ilham almış az sayıdaki haberciler yeni çağda da ışık verecek. Bu habercilerin çoğalması gerekir, çünkü ruhsal uyanışa olan ihtiyaç büyüktür.
- İnsanın varoluş amacı: Milyonlarca yıllık fiziksel duyumsamadan ruhsal bilmeye geçiştir. İnsan şimdi bu bilince ulaşması gereken bir geçiş noktasındadır. Bu bilgi, ancak Tanrı ile Bir olarak merkezlenen evrensel Benliğin ışığıyla elde edilebilir.
“Bilin ki, zaman boşa gitmez ve değişen hareket eden şeyler yoktur; Benim evrenimde ne hayat, ne ölüm, ne soğuk, ne sıcak, ne iyilik, ne de kötülük vardır.”
Öne Çıkan Mesaj
Bu bölümde Russell, insanlığın yeni çağda ruhsal bilmeye geçiş yapacağını, korkunun yerini sevginin alması gerektiğini ve bilginin Tanrı ile birlik yoluyla elde edileceğini vurguluyor.

II. Kitap – Omnipotence (Güç Evreni)
Diyagram: The Creating Universe Appears from the One and Disappears into the One
“Madde yoktur; yalnızca ışığın simülasyonu vardır. İnsan, ışığın tezahürüdür.” —Walter Russell
İkinci kitapta Russell, evrenin işleyişini yaratım ve yok oluş döngüsü üzerinden açıklar. Madde aslında yoktur; yalnızca ışığın simülasyonudur. Evrenin tek yasası Ritmik Dengeli Değişimdir. Bu bölüm, doğadaki tüm süreçlerin denge üzerine kurulu olduğunu ve insanın da bu dengeyi ihlal ettiğinde bedelini ödeyeceğini gösterir.
Bölüm I – İnsanın İki Yüce İllüzyonu
Ana Temalar: Evren ve insan duyularla yanılsama içinde.
- Evrenin yanılsaması: İnsan evreni gerçekte ne olduğu için değil, duyularının ona gösterdiği şekliyle tanır. Hareket, değişim, yaşam, ölüm, iyi ve kötü gibi kavramlar duyuların yanılsamasıdır.
- İnsanın yanılsaması: İnsan kendisini de yanlış tanır. Nasıralı İsa dışında, insan henüz kendi özünü ve Tanrı ile ilişkisini bilmemiştir. Ruhun gözleri ve kulakları vardır, ama insan henüz bu farkındalığa uyanmamıştır.
- Duyuların aldatıcılığı: Demiryolu raylarının ufukta birleşmesi veya bir şehrin serabı gibi örnekler, duyuların yanıltıcı doğasını gösterir. İnsan için bu yanılsamaları kabul etmek kolaydır, ama evrenin ve kendisinin tamamen yanılsama olduğunu kabul etmek zordur.
- Ruhun gözleri: Gerçek bilme, duyularla değil ruhun gözleriyle olur. Tanrı’nın bilme evreni var olan her şeydir; görünen hareket evreni mevcut değildir.
Öne Çıkan Mesaj
“Neden duyuların kölesi oluyorsun? Bilenler içinde Ben ol.”
Bu bölümde Russell, insanın evreni ve kendisini duyularla tanımasının bir yanılsama olduğunu, gerçek bilginin ise ruhun gözleriyle Tanrı’nın ışığını bilmekten geçtiğini vurguluyor.
Bölüm II – Yaratılış
Ana Temalar: Tanrı’nın ışığıyla kutupluluk ve denge yasası.
- Başlangıçta Tanrı: Tanrı Baba, durgun ışık ve ruhun kaynağıdır. Işık, yaratılışın tohumu ve var olma arzusunun babasıdır.
- İki yönlü arzu: Tanrı’nın ruhu, ışığı karanlıktan ve karanlığı ışıktan doğurur. Böylece gece ve gündüz, kutupluluk ve karşıtlık evrene girer.
- Üçlü birlik: Baba-anne kutupluluğu ve ruh, yaratılışın merkezinde birleşir. Her şey, Bir’in bilgisiyle iki karşıt arzunun sonsuz döngüsünden doğar.
- Yaratılışın örnekleri: Toprak ot ve ağaç verdi, hayvanlar ortaya çıktı. İnsan Tanrı’nın suretinde yaratıldı ve bilme ışığı ona verildi.
- İnsanın yükselişi: İnsan, duyumdan bilmeye yükselerek Tanrı’nın ışığını arzuladı. Bu yükseliş, evrenin dengeli sanatının bir parçasıdır.
- Yaratılışın yasası: Evrenin tek yasası DENGE’dir. Eğer daha fazla kelime gerekirse: Dengeli Kavşak ve Ritmik Dengeli Değişim. Tüm yaratılış bu ritmik denge üzerine kuruludur.
Öne Çıkan Mesaj
“Benim evrenim mükemmel bir sanattır, çünkü dengeli bir sadeliktir.”
Bu bölümde Russell, evrenin yaratılışını ışık, kutupluluk ve denge yasası üzerinden açıklıyor. İnsanın Tanrı ile birliği, bilme ışığını arzulamasıyla başlıyor.
Bölüm III – Denge Yasası
Ana Temalar: Evrenin tek yasası ritmik dengeli değişimdir.
- Yaratılışın temel yasası: Evrenin sürekliliği, Ritmik Dengeli Değişim ilkesine bağlıdır. Bu yasa, Tanrı’nın iki karşıt arzusunun tezahürüdür.
- Denge ve birlik: Denge, evrenin temelidir. Birliğin ve istikrarın kaynağıdır. Karşıt çiftler arasındaki eşit verme ilkesi, evrenin düzenini sağlar.
- İhlal ve sonuçları: Doğa bu yasayı ihlal ettiğinde fırtına, kasırga, çığ gibi felaketlerle bedelini öder. İnsan ihlal ettiğinde başarısızlık, düşmanlık, mutsuzluk ve hastalıkla karşılaşır.
- Evrenin hassas dengesi: Dünya yörüngesinde kusursuz bir dengeyle hareket eder. En ufak bir sapma tüm yaşamı yok edebilirdi.
- İnsanın yolculuğu: İnsan, Tanrı ile kozmik birlik hedefine doğru ilerler. İtaatsizlik yalnızca yolculuğu zorlaştırır, ama nihai hedefi değiştiremez.
- Doğadaki örnekler: Dalga hareketleri, kalp atışı, nefes alma hep ritmik dengeli değişimin örnekleridir. Denge bozulduğunda yaşam tehlikeye girer.
- İnsan ilişkilerinde yasa: Eşit vermeyen kişi kendi enkazını hazırlar. Eşit veren kişi ise çoğalır, zenginleşir ve iyi niyet kazanır.
- Yaşamın amacı: İnsan, Tanrı’yı Hakikat ve Yasa’da tezahür ettirmeyi öğrenmelidir. Güç vermekte yatar; doğa gibi vermeyi öğrenmek insanı güçlü kılar.
Öne Çıkan Mesaj
“Her şey Bir’dir, ancak merkezlenmiş Bir’in iki uzantısı olarak görünmek için yapılmıştır.”
Bu bölümde Russell, evrenin ve insan yaşamının tek yasa olan Ritmik Dengeli Değişim ile işlediğini, bu yasaya uyumun mutluluk ve güç getirdiğini, ihlalin ise acı ve dengesizlik doğurduğunu vurguluyor.
Bölüm IV – Gücün Kaynağı
Ana Temalar
- Tanrı’nın gücü: Tanrı, yaratıcı güçtür. Başka bir güç yoktur. Tüm enerji, Tanrı’nın Tek Manyetik Işığının dinginliğinde yatar. Tanrı Akıldır; evrenin zekâsı ve Bir Bütün İdea’nın kaynağıdır.
- Arzu ve yaratım: Yaratım, zihnin ışığındaki arzunun ifadesidir. Arzu, zihnin ruhu ve iradesidir. Ürün yaratma gücü üründe değil, akıldadır. Mimarın katedrali yaratması örneğiyle açıklanır: güç, fikri bilmekte ve onu tezahür ettirme arzusundadır.
- Elektriğin rolü: Elektrik, aklın hizmetkârıdır. Fikre hareketli bir form verir, ama gücün kaynağı değildir. Güç yalnızca aklın arzusu ile vardır.
- Dinlenme ve hareket: Zihin dinlenirken ışık, arzusu ise hareket dalgalarıyla ifade edilir. Okyanusun gücü dalgalarında değil, dinginliğindedir; aynı şekilde ışığın gücü de bilgisinin dinginliğindedir.
- Evrensel denge: Hareket dalgaları evrensel dengenin dinginliğinden doğar ve sonsuz yaşamı simüle eder. Doğadaki her güç ifadesi, karşıt ifadesi tarafından olumsuzlanır. Duyular yalnızca bu olumsuzlamalardan birini algılar, bu yüzden gerçeği tam olarak bilemez.
- Tanrı’nın ölçüsü: Tanrı, evrenin tüm yaratıcı çiftlerini dengeleyen ölçüyü koymuştur. Baba-anne kutupluluğu, evrenin yaratıcı düzenini sürdürür.
Öne Çıkan Mesaj
“Tanrı, insanın ve evrenin dayanak noktasıdır. Ne insan ne de evrende hareket eden herhangi bir şey, kendi içinde bir şey yapma gücüne sahip değildir.”
Bu bölümde Russell, gücün kaynağının üründe değil, akılda ve Tanrı’nın ışığında olduğunu; elektriğin yalnızca bir araç olduğunu ve evrenin yaratıcı düzeninin denge ile sürdüğünü vurguluyor.
Bölüm V – Bu Cinsiyetli Elektrik Evreni
Ana Temalar
- Tek Işık ve neden: Yaratılışın kaynağı Tanrı’nın manyetik ışığıdır. Tek Işık pozitif prensiptir ve nedendir. Hareket eden elektrikli baba-anne ışıkları ise ikidir; birbirinin zıttıdır ve birbirini olumsuzlar.
- Elektrik karşıtlıkları: Elektrik evreni negatif ilkedir, yani etkidir. İki karşıt ışık birbirine şiddetle karşı çıkar, birbirini geçersiz kılar ama asla birleşemez.
- Cinsiyetin tanımı: Cinsiyet, dengeli bir koşulun iki dengesiz koşula bölünmesidir. Seks yaratıcı ilkedir; zihindeki ikili arzu gücüdür. Cinsiyet bir şey değil, bir şeyin durumudur.
- Elektrik ve cinsiyet ilişkisi: Cinsiyetlendirilmiş bir durum dengesizdir. Elektrik pili örneği: şarj ve deşarj arasındaki karşıtlık denge arzusunu doğurur. Fırtına ve sükûnet de aynı şekilde denge arzusunun tezahürüdür.
- İnsandaki cinsiyet durumu: İnsan kalp atışı, beslenme ve nefes alma ile yeniden cinsiyetlendirilmiş duruma döner. Bunlar evrenin “ölü depolama pillerini” canlı hale getiren jeneratörlerdir.
- Evrensel işleyiş: Evrenin tüm işleri, dengesiz maddenin dengeli bir duruma huzur arama arzusunun sonucudur. Her hareket eylemi, hareketsizlikten harekete veya hareketten dinlenmeye geçişte cinsel arzunun sonucudur.
- Karşıtların dengesi: Evrenin her şeyi karşıt ifadelerle eşleştirilmiştir. Yaşam ve ölüm görünen hallerdir; gerçekte ne yaşam ne de ölüm vardır. Tanrı tüm karşıt çiftleri eşit zıtlarıyla dengeler.
Öne Çıkan Mesaj
“Benim evrenimdeki her şey, o şeyin zıt ifadeleri olarak eşleştirilmiştir. Her iki ifade de ifade ettiği şey değildir.”
Bu bölümde Russell, evrenin cinsiyetli elektriksel karşıtlıklar üzerine kurulu olduğunu, tüm hareketin ve yaratımın bu karşıtların denge arzusuyla ortaya çıktığını vurguluyor.
Bölüm VI – Cinsiyete Dayalı Karşıtlıklar
Ana Temalar
- Evrenin bölünmesi: Evrensel birlik, baba-anne cinsiyete bağlı karşıt çiftlere bölünerek görünüşte çokluk evrenini oluşturur. Yerçekimi–radyasyon, erkek–dişi, pozitif–negatif, yaşam–ölüm gibi tüm karşıtlıklar aynı ilkenin farklı ifadeleridir.
- İki yönlü evren: Elektrik, ışığı sıkıştırır ve çözer; her hareket aynı anda hem şarj hem de deşarj içerir. Yaşam ve ölüm, gece ve gündüz bu döngülerin örnekleridir.
- Baba–anne ilkesi: Baba ilkesi ışığı yoğunluğa ve yüksek potansiyele dönüştürür. Anne ilkesi ise bu yoğunluğu ayırır, gazlara ve buharlara dönüştürür. Böylece ışık çoğalır ve güneşlere, gezegenlere bölünür.
- Karşıtların birbirini doğurması: Sıkıştırma genişlemeden, genişleme sıkıştırmadan doğar. Her nabız atışı karşıtların yer değiştirmesidir. Su ve su buharı örneği: biri diğerinden doğar, ama asla birleşemezler.
- Madde ve uzay: Madde ve uzay da seks arkadaşıdır; birbirine karşı çıkarak var olurlar. Uzay maddeyi parçalar, kutuplar ise yeniden oluşturur.
- Dinlenme ve hareket: Dinlenme arzusu hareket arzusunu takip eder. Karşıtlar birbirini nötralize etmez, var olmaktan çıkarak döngüsel olarak yeniden doğarlar.
- Evrensel yasa: Tüm fikirler karşıt çiftlerde elektriksel olarak kaydedilir. Her döngüde üretim ve radyasyon sırayla baskın olur. Hareket kaybolsa da fikir tohumunda dinlenir ve yeniden ortaya çıkar.
Anne ve Baba Sembolizmi
Walter Russell’ın kozmolojisinde evrenin işleyişi iki kutbun dengesiyle açıklanır. Gökyüzü, ışığın kaynağı ve zihinsel “baba” ilkesini; yeryüzü ise doğurganlık, tezahür ve besleyici “anne” ilkesini temsil eder. Baba ışığı ve fikri verir, anne onu madde ve yaşam olarak doğurur. Bu karşıtlık, evrenin temel yasası olan Ritmik Dengeli Değişimin sembolik ifadesidir. Yaratılış, gökyüzü ile yeryüzünün sürekli birlikteliğinde doğar; biri olmadan diğeri var olamaz.
Bu sembolik anlatım aslında birçok kadim öğretiyle de örtüşüyor: Tao’daki Yin-Yang, Vedalar’daki Purusha-Prakriti, hatta Anadolu’daki “Gökyüzü Baba, Yeryüzü Ana” mitleriyle aynı çizgide. Russell’ın farkı, bunu ışık merkezli bir kozmolojiye oturtması.
Öne Çıkan Mesaj
“Benim bölünmüş evrenimde cinsiyete göre koşullandırılmamış, cinsiyeti değiş tokuş etmeyen ve cinsiyeti dengeleyen hiçbir şey yok.”
Bu bölümde Russell, evrenin cinsiyetli karşıtlıklar üzerine kurulu olduğunu, tüm hareketin bu karşıtların sürekli değiş tokuşuyla ortaya çıktığını ve evrensel düzenin bu ritmik dengeyle sürdüğünü vurguluyor.
Bölüm VII – Cinsel Üreme İlkesi
Ana Temalar
- Üremenin doğası: Tüm yaratıcı şeyler, dengesiz karşıt cins eşler olarak eşleştirilir. Üreme, ancak önceki döngünün sona erdiği dinlenme noktasında yeniden başlayabilir. Yaratılış, kalıpların sonsuz tekrarından ibarettir.
- Cinsiyetlerin işleyişi: Üreme, cinsiyetli çiftlerin birleşmesiyle değil, dengesiz koşulların boşluğundan doğar. Dinamik cinsiyetli koşullar geçersiz kılındığında, yeni bir döngü başlar. Cinsiyetler birbirini nötralize etmez, yalnızca geçersiz kılar.
- Denge arzusu: Her şey denge arar. Tıpkı tahterevalli üzerindeki iki çocuğun dayanak noktasında dengelenmesi gibi, karşıtlar da dengeyi arar. Cinsiyetli bir durumun tekrarı için önce cinsiyetsiz bir durum gerekir.
- Karşıtların doğası: Erkek durumu sıkıştırma, dişi durumu genişlemedir. Bu basınç farklılıkları, Yaratıcı’nın iki zıt arzusuna uygun olarak evreni koşullandırır. Karşıtlar şey değildir, şeylerin koşullarıdır.
- Kimyasal örnekler: Oksijen ve hidrojen suya dönüşmez; su, onların karşıt basınçlarının boşluğundan doğar. Tuz gibi kararlı bileşikler de karşıt koşulların geçersiz kılınmasıyla ortaya çıkar.
- Dinlenme ve tekrar: Her hareket, dinlenmede geçersiz kılınır ve tohumda kaydedilir. Tohum, fikir biçimlerinin tekrar ortaya çıkabilmesi için kayıt noktasıdır. Evren sonsuz döngüler halinde üretir, geçersiz kılar ve yeniden üretir.
Öne Çıkan Mesaj
“Böylece üretirim, geçersiz kılarım ve yeniden üretirim; Sonsuz döngüler halinde üretin, yayın ve yenilenin.”
Bu bölümde Russell, evrenin yaratıcı gücünün cinsiyetli karşıtlıkların sürekli geçersiz kılınması ve yeniden doğması ile işlediğini, gerçek üremenin birleşmeden değil, denge arzusundan doğduğunu vurguluyor.
Bölüm VIII – Elektrik Tanımı
Ana Temalar
- Elektriğin özü: Elektrik, evrensel Zihnin iki karşıt arzusu – dengeli eylem arzusu ve dinlenme arzusu – tarafından oluşturulan gerilimdir. Evren, bu karşıt arzuların sürekli değiş tokuşundan doğan bir gerilim karmaşıklığıdır.
- Madde ve elektrik: Tüm madde elektriktir. Maddenin koşulları, maruz kaldığı elektriksel zorlanmanın yoğunluğuna göre belirlenir. Dinlenmeden uzaklaştıkça elektrik potansiyeli artar.
- Gerilim örneği: Çocuğun oynadığı dönüş topu örneğiyle açıklanır: top atıldığında gerilim artar, geri döndüğünde azalır ve sonunda ortadan kalkar. Gerilim dinlenmeye dönüşmez, sadece var olmaktan çıkar.
- Birlik ve ayrılık: Maddenin parçacıkları birlikten ayrıldığında elektrik gerilimi oluşur. Birlik sağlandığında elektrik sona erer. Örnek: sodyum ve klor, sodyum klorürde birleştiğinde elektrik gerilimi ortadan kalkar.
- Cinsel gerilimler: Dinlenmeden uzaklaştıkça yoğunlaşır, karşıt elektrik arzularının değiş tokuşuyla geçersiz kılındığında sona erer. Elektrik yalnızca dengesiz koşullarda vardır; dinlenmede elektrik yoktur.
- Evrensel merkez: Tanrı evrenin merkezidir. Her şey ayrılmaz bir şekilde birleşmiştir. Evren, zihnin arzularının suretinde ortaya çıkan bir “görünüş evreni”dir.
Öne Çıkan Mesaj
“Olan her şey, var olan her şeyden biridir. Hiçbir şey tek başına değildir. Her şey ayrılmaz bir şekilde birleşmiştir.”
Bu bölümde Russell, elektriği evrensel zihnin karşıt arzularının gerilimi olarak tanımlıyor. Elektrik yalnızca ayrılık ve dengesizlikte vardır; birlik ve dinlenmede ise ortadan kalkar.
Bölüm IX – İki Elektrik Arzusu
Ana Temalar
- Elektriğin hizmetkâr doğası: Elektrik, Aklın hizmetkârıdır. Zihnin arzusunu yerine getirerek evrenin açılan–yeniden katlanan dizilerini oluşturur.
- İki temel arzu:
- Yaratıcı ifade arzusu – Birlik’ten çokluğa ayrılma, yoğunlaşmış düşünme eylemi.
- Dinlenme arzusu – Çokluğun yeniden Birliğe dönmesi, merkezden uzaklaştırıcı düşünme.
- Evrenin nabız atışı: Bu iki arzu evrenin ritmini belirler.
- Bir titreşim sıkışır (merkezcil hareket).
- Diğeri genişler (merkezkaç hareket). Tüm yaşam – hayvansal, bitkisel, mineral – dönüşümlü olarak hareket ve dinlenme arar.
- Gündelik örnekler:
- Havaya atılan top, hareketinden dinlenmek ister ve geri döner.
- İnsan bir gün çalıştıktan sonra dinlenmeye ihtiyaç duyar.
- Yaratım döngüsü: Tüm yaratıcı şeyler cennetin boşluğundan dünyalarda görünür, sonra yeniden boşluğa kaybolur ve tekrar ortaya çıkar. Bu, maddenin uzaydan görünmesi ve uzay tarafından yutulmasının gizemini açıklar.
- Tanrı’nın evrensel ruhu: Tanrı’nın içindeki arzu, ışık aracılığıyla formda tezahür eder. Işık, ruhun uzantısıdır ve tekrar ruhun içine döner. Ölüm yoktur; sonlar ve başlangıçlar Tanrı’da birdir.
Öne Çıkan Mesaj
“Yine söylüyorum, her şey Benden uzanır ve Bana geri döner. Benden her şey İçimdeki düşünce tohumundan doğar ve düşüncemin her nabzıyla yeniden doğar.”
Bu bölümde Russell, evrenin yaratıcı döngüsünün iki elektriksel arzu – yaratım ve dinlenme – üzerine kurulu olduğunu, tüm yaşamın bu ritmik nabızla ortaya çıkıp kaybolduğunu vurguluyor.
Bölüm X – Açılma- Katlanma Prensibi
Ana Temalar
- Zihnin iki elektrik ifadesi: Zihnin arzusu, fikri imgelenmiş biçimlere açar ve sonra tekrar katlayarak dinlenme noktasına döndürür. Pozitif elektrik (baba ışığı) içe doğru çekilir; negatif elektrik (anne ışığı) dışa doğru yayılır.
- Pozitif ve negatif elektrik:
- Pozitif elektrik, yoğun katılara sarar ve hareketi sıkıştırır.
- Negatif elektrik, hareketi çözer ve uzayın kübik dalga alanlarına genişletir. İkisi spiral biçimde birbirine karşıt yönde hareket eder.
- İki yönlü radyal evren: Görünen hareket, birbirinin içinden geçen bu iki karşıt elektrik koşulunun ürünüdür. Döngülerinin yarısında her biri diğerine dönüşür, ama yine de karşıt kalır.
- Kozmik örnek: Sarmal bulutsular (örneğin Nebula 74 Piscium) bu prensibi gösterir. Ana ışığın sarmal kolları yeni güneşler ve dünyalar doğurur; baba ışığının kolları ise onları yeniden katlar.
- Yerçekimi ve radyasyon:
- Yerçekimi (baba ışığı) erkek ilkedir, tohuma doğru geri katlanır.
- Radyasyon (anne ışığı) dişi ilkedir, tohumdan yayılır. Bu ritmik dengeli değişim, tüm yaratıcı şeylerin temelidir.
- Karşıtların dengesi: Zıt çiftler birbirlerini geçersiz kılar, ama aynı zamanda yeni döngülerin tohumunu oluşturur. Her biri boşluğa çekildiğinde, Kaynak’ın Birliğinden yeni bir çift doğar.
Öne Çıkan Mesaj
“Ben Denge’yim. İçimde, tüm hayallerim görünüşte dengesizlikleri içinde dengelenmiştir.”
Bu bölümde Russell, evrenin yaratıcı döngüsünü pozitif ve negatif elektriksel karşıtlıkların açılma ve katlanma hareketi ile açıkladığını, tüm yaratımın bu ritmik denge üzerine kurulu olduğunu vurguluyor.
Bölüm XI – Çekim Yanılsaması Ve Maddenin İtilmesi
Ana Temalar
- Duyuların yanıltıcılığı: İnsan, maddenin maddeyi çektiğine veya ittiğine inanır. Zıt elektrik yüklerinin birbirini çektiği, benzer yüklerin ittiği düşüncesi duyuların yanıltıcı kanıtlarına dayanır. Bu, demiryolu raylarının ufukta birleşiyor gibi görünmesiyle aynı türden bir yanılsamadır.
- Gelgit örneği: Ay’ın dünyayı çektiği varsayımı, gelgitlerin hem ay tarafında hem de karşı tarafta yükselmesini açıklayamaz. Gerçekte olan şey, tüm maddelerin kendi durumlarını diğer tüm maddelerle dengelemeye çalışmasıdır.
- Polariteler: Pusula iğnesi örneği, kutupların birbirini çektiği gibi görünür. Oysa gerçek, kutupların birbirlerinin dengesiz koşullarını geçersiz kılmaya çalışmasıdır. Zıt kutuplar birleşmez; denge noktasında kutupluluk durur.
- Maddenin doğası: Madde diğer maddeyi ne çeker ne de iter. Hareket halindeki tüm madde dinlenmek ister; evrenin temel arzusu dengedir. Maddenin iki koşulu vardır: durgunluktan genişleme veya durgunluğa büzülme.
- Benzerin aranması: Tüm unsurlar kendi türlerini arar. Kimyasal ayrışmalarda her element benzer şekilde koşullandırılmış elementleri bulur. Doğanın jiroskopik prensibi, her elementin kendi basınç ilişkisini aramasını sağlar.
- Yanılsama örnekleri: Sıcak havanın soğuğa yükseldiği, soğuk havanın ısıya indiği sanılır. Gerçekte olan, benzer koşulların birbirini aramasıdır: soğuyan hava soğuğa doğru genişler, ısınan hava ise ısıya doğru büzülür.
Öne Çıkan Mesaj
“Bil ki, hareket eden şeyler hareket etmez. Onların taşınması sadece görünüştedir.”
Bu bölümde Russell, maddenin çekim ve itme gücüne sahip olmadığını, tüm hareketin aslında denge arzusunun sonucu olduğunu vurguluyor. Duyuların yanıltıcı kanıtları yerine, evrenin işleyişini benzerin benzeri araması ve karşıtların geçersiz kılınması üzerinden açıklıyor.
Bölüm XIII – Işık
Ana Temalar
- Işığın doğası: Işık görülemez, yalnızca bilinebilir. Görme duyusu, ışığı değil, ışığı taklit eden elektrik dalga hareketlerini algılar. Karanlık da aynı şekilde görülemez; gözler yalnızca hareketin titreşimlerini hisseder.
- Dalga ve parçacık tartışması: Işığın dalga mı yoksa parçacık mı olduğu tartışması aslında yanıltıcıdır. Tüm madde dalga hareketidir; ışık parçacıkları yalnızca dalga basınçlarının farklı koşullarını ifade eder. Pozitif elektrik ışığı sıkıştırır, negatif elektrik ise genişletir.
- Maddenin ışık simülasyonu: Tüm madde, ışığın simülasyonudur. Demir, taş, su, gazlar – hepsi ışık dalgalarının farklı basınç koşullarındaki tezahürleridir. Madde ışık değildir, yalnızca ışığı taklit eden hareket dalgalarıdır.
- Parçacıkların doğası: Elektron, proton, nötron gibi parçacıklar aslında aynı ışık parçacıklarıdır. Farklılıkları, dalga basınçlarındaki konumlarından kaynaklanır. Proton baba-ışık ilkesini, elektron anne-ışık ilkesini, nötron ise dengeyi ifade eder.
- Işığın seyahati yanılsaması: Işık aslında seyahat etmez; dalga alanları arasında yeniden üretilir. Güneşten gelen ışık ve ısı, güneşten çıkıp yolculuk eden şeyler değil, dalga alanlarının yeniden üretimidir. Bu nedenle ışık hızı bir yanılsamadır; ışık yalnızca evrenin ritmik yeniden üretim döngüsüdür.
- Evrenin merkezi: Tanrı evrenin merkezidir. Işık, bilmenin ruhsal evreninde var olan tek gerçekliktir; madde ise onun simülasyonudur.
Öne Çıkan Mesaj
“Gördüğümüzü sandığımız ışık, hareketten başka bir şey değildir. Işığı görmüyoruz; yalnızca ışığı simüle eden dalga titreşimlerini hissederiz.”
Bu bölümde Russell, ışığın görünmeyen ama bilinen bir gerçeklik olduğunu, maddenin ise yalnızca ışığı taklit eden dalga hareketlerinden ibaret olduğunu vurguluyor. Işık seyahat etmez; evrenin her noktasında yeniden üretilir.
XIII. Bölüm – Döngü
Ana Temalar
- Enerjinin döngüsel doğası: Tüm enerji dalga döngüleriyle ifade edilir. Bir döngü, yerçekiminin durduğu noktadan radyasyonun başladığı noktaya ve tekrar geri dönüşe kadar iki yönlü bir elektrik yolculuğudur. Bu evrensel kalp atışı, yaşam ve ölümün, büyüme ve çürümenin temelidir.
- Yaşam ve ölüm döngüsü: Yaşam ve ölüm birbirini iptal ederek dönüşümlü şekilde ortaya çıkar. Bebek doğduğunda yaşam güçlü, ölüm zayıftır; olgunlukta dengelenir; sonra ölüm baskın hale gelir. Her nefes, yaşam ve ölümün karşılıklı iptaliyle ilerler.
- Yaratılışın anne-baba ışıkları:
- Radyasyon (anne ışığı): Tohumdan dışa doğru açılır, ideaya bedenler verir.
- Yerçekimi (baba ışığı): Tohuma doğru katlanır, ideaları yeniden tohuma döndürür. Bu ritmik açılma ve katlanma, tüm yaratılışın temelidir.
- Evrenin genişlemesi: Evrenin “ısı ölümü”ne doğru genişlediği inancı yanıltıcıdır. Gerçekte evren, doğadaki her şey gibi nefes alır: genişler ve sonra yeniden büzülür. Radyasyon ve yerçekimi birbirini dengeleyen karşıt akışlardır.
- Aldatıcı kanıtlar: Galaksilerin birbirinden uzaklaşması (kırmızıya kayma) evrenin dağılacağına kanıt olarak görülür. Russell’a göre bu, evrenin büyük ölçekli solunum döngüsünün bir parçasıdır.
- Evrensel cinsiyetlilik: Evren baştan sona cinsiyetlidir; her şey baba ve anne ilkelerinin karşıtlığıyla var olur. Proton elektronu doğurur, elektron da protonu. Her biri sırayla diğerine dönüşür.
Öne Çıkan Mesaj
“Benim imgelemli evrenimde her şey ikidir, Benim tarafımdan merkezlenir, çünkü her şey Benim düşüncemin ikili, iki yönlü hareket eden sarkacından uzanır.”
Bu bölümde Russell, evrenin işleyişinin döngüsel bir nefes alma süreci olduğunu, yaşam ve ölümün, yerçekimi ve radyasyonun, baba ve anne ışıklarının karşılıklı iptaliyle sürekli yeniden doğduğunu vurguluyor.
XIV. Bölüm – Ağırlık
Ana Temalar
- Ağırlığın tanımı: Ağırlık, dengesizliğin bir ölçüsüdür. Bir cismin dengeyi bulma arzusunun yoğunluğunu gösterir. Maddenin ağırlığı, elektrik potansiyeliyle aynı şeydir.
- Yerinde olmayan madde: Madde, doğduğu yerde dengededir ve ağırlıksızdır. Başka bir alanın parçası olduğunda dengesiz hale gelir ve ağırlık kazanır. Gemilerin rotalarını işaretleyen şamandıralar gibi, madde de doğduğu konumun potansiyelini taşır.
- Ağırlık ve denge: Yüzen bir cismin ölçülebilir ağırlığı yoktur; çevresiyle denge içindedir. Bitmiş bir pilin elektrik potansiyeli olmadığı gibi, dengeli madde de ağırlıksızdır. Ağırlık, iki elektrik karşıtının birbirine karşı uyguladığı kuvvetin ifadesidir.
- Dünyanın ağırlığı: Dünya, evrenle dengeli konumunda ağırlıksızdır. Ancak başka basınçlara kaldırılırsa ağırlık kazanır. Ay ve bulutlar da çevreleriyle denge içinde oldukları için düşmezler.
- Ağırlığın değişkenliği: Ağırlık sabit bir özellik değildir. İnsan dağa tırmandığında daha az ağırlaşır, madene indiğinde daha fazla ağırlaşır, suda ise ağırlıksızdır.
- Ağırlık eğrileri ve yerçekimi: Deniz seviyesinin dengesi örnektir:
- Deniz seviyesinin üzerindeki dalgalar pozitif ağırlığa sahiptir.
- Altındaki dalgalar negatif ağırlığa sahiptir. Ağırlık, yalnızca dengesizliğin ölçüsüdür.
- Doğal Kanun’a uygun tanımlar:
- Ağırlık, her kütleye etki eden iki basınç arasındaki farkların toplamıdır.
- Ağırlık, kütle ile hacmi arasındaki elektrik potansiyeli farkıdır.
- Ağırlık, yerçekiminin içe doğru çekilmesi ile radyasyonun dışa doğru itilmesi arasındaki farktır.
- Ağırlık, maddenin hareketten dinlenmeye arzusunun yoğunluğudur.
Öne Çıkan Mesaj
“Ağırlık, yerçekiminin içe doğru çekilmesi ile radyasyonun dışa doğru itilmesi arasındaki farkın toplamıdır.”
Bu bölümde Russell, ağırlığı maddenin denge arayışının ölçüsü olarak tanımlıyor. Ağırlık sabit bir özellik değil; çevreyle olan dengeye bağlı olarak değişir.
XV. Bölüm – Güneş Enerjisinin Kaynağı
Ana Temalar
- Bilimin gizemi: Güneşin sürekli enerji üretmesinin kaynağı, bilim için en büyük gizemlerden biridir. Mevcut radyasyon hızında güneşin çoktan tükenmiş olması gerekirdi.
- Baba-anne ilkesi: Güneşin enerjisi, genişlemiş uzayın soğuğu ile sıkıştırılmış hacmin karşıtlığı sayesinde üretilir. Isı, daralmanın sonucudur; radyasyon ise genişlemenin sonucudur. Bu süreç, evrensel ritmik dengeli değişim yasası ile işler.
- Sıcaklık döngüsü:
- Soğuk üretir.
- Üretim daralır.
- Daralma ısıyı doğurur.
- Isı yayılır.
- Radyasyon genişler ve genleşme soğur. Böylece güneş, kutupları aracılığıyla soğuktan enerji üretir ve ekvatoru aracılığıyla tekrar uzaya yayar.
- Güneşin evrimi: Güneş henüz mükemmel küresel dengeye ulaşmamıştır. Genlik noktasına ulaştığında radyasyon üretimi aşar ve güneş halkalara dönüşerek dejenere olur. Bu süreç, Lyra Halka Bulutsusu (M57) ve Baykuş Bulutsusu (M97) gibi örneklerde görülebilir.
- Yaşam ve ölümün birliği: Ölüm yoktur; yaşam ve ölüm evrensel döngünün iki yarısıdır. Ölüm, yaşamın tohumudur; yaşam da ölümden doğar. Her şey ışık aracılığıyla Bir’e bağlıdır.
- Evrensel yasa: Yaşam ve ölüm birbirini iptal ederek yeniden doğar. İnsan, yıldız veya kum tanesi fark etmez; her şey Tanrı’dan akar ve tekrar O’na döner. Ölüm, yaşamın yeni başlangıcıdır; yaşam ve ölüm Tanrı’da birdir.
Öne Çıkan Mesaj
“Ölümde yaşamın sonu, yaşamın yeni başlangıcıdır. Hem yaşam hem de ölüm Benim içimde birdir.”
Bu bölümde Russell, güneşin enerjisinin kaynağını soğuk uzay ile sıcak çekirdeğin karşıtlığı üzerinden açıklıyor. Aynı zamanda yaşam ve ölümün evrensel döngüde birbirini iptal ederek yeniden doğduğunu, aslında ölümün olmadığını vurguluyor.
XVI. Bölüm – Yaşam Prensibi
Ana Temalar
- Yaşamın ölümsüzlüğü: Madde yaşamı veya ölümü içermez; madde yalnızca harekettir. Hareket başlar ve biter, yeniden başlar; ama yaşam ölümsüzdür, başlangıcı ve sonu yoktur.
- İnsanın bedeni ve Benliği: İnsan bedeni hareketten ibarettir, gerçek Varlık değildir. Tanrı insanın içinde yaşar; ölümsüz Benlik, insanın içindeki Tanrı’dır. Beden, Tanrı’yı tezahür ettiren geçici bir araçtır.
- Doğum ve ölüm döngüsü: Ölüm yoktur; yalnızca doğum ve yeniden doğum vardır. Dinlenme, ölüm değil; yeni bir bedende yaşamın yeniden tezahür etmesi için hazırlıktır. Uyku örneğiyle açıklanır: beden dinlenir, sonra yenilenmiş parçalarla uyanır.
- İnsanın fikri: İnsan fikri, Tek Bütün Yaratılış İdeası’nın bir parçasıdır. Her beden, ışık dalgalarının döngüsel açılıp katlanmasıyla yeniden ortaya çıkar. İnsan asla ölemez, çünkü o her yerde mevcut olan Işık’tır.
- Ölümden sonra ne olur: Ölüm, kayboluş değil; yeniden doğuş için bir dinlenmedir. Tüm fikirler güneşte saklıdır ve uygun koşullarda yeniden bedenlenir. Güneşler, yaratılışın tohumlarıdır; tüm formlar oradan doğar ve oraya geri döner.
- Bedenlerin yaşamı ve ölümü: Bedenler geçicidir, ama ruh ölümsüzdür. Doğa, her hareketi ve arzuyu kozmik elementlerde kaydeder (helyum, neon, kripton, argon vb.). Bu kayıtlar, yeni bedenlerin yeniden doğuşunda kullanılır.
- İnsanın bireyselliği: Bireysellik sürekli değişir, ama ölümsüz Benlik değişmez. İnsan içindeki Tanrı’yı tanıdıkça bireyselliği Evrensel Benlik’e dönüşür. Nihai amaç, Tanrı’nın tam farkındalığına ulaşmaktır.
Öne Çıkan Mesaj
“İnsan asla ölemez, çünkü o her yerde mevcut olan Işık’tır ve her yerde vardır.”
Bu bölümde Russell, yaşamın ölümsüz bir prensip olduğunu, bedenin yalnızca geçici bir tezahür aracı olduğunu ve ölümün aslında yeni bir yaşam için dinlenme olduğunu vurguluyor.

3. Kitap– Omnipresence (Varlık Evreni)
“Her dalga alanı, kendi sıfır düzlemine Tanrı’nın düşüncesini yansıtan ayrı bir projeksiyon makinesidir.” —Walter Russell
Üçüncü kitapta Russell, yerçekimi ve radyasyonun kozmik eğriliğini ve evrenin döngüsel zamanını anlatır. “The Cosmic Clock” diyagramı, yaratım ve yok oluşun evrensel ritmini sembolik bir saat gibi gözler önüne serer. Bu bölüm, evrenin varlık düzeyinde sürekli bir denge arayışı içinde olduğunu ve insanın da bu ritmin bir parçası olduğunu vurgular.
Ana Temalar
- Küp-Küre Formu: Evrenin tüm formları, nabız gibi atan küp-küre döngüsünden doğar.
- Küre: içe doğru nefesle sıkıştırılmış, sıcak ve yoğun.
- Küp: dışa doğru nefesle genişletilmiş, soğuk ve dinlenmiş.
- İkilik ve Denge: Her form iki yarımdır: üretim (nefes alma) ve radyasyon (nefes verme). Bu yarımlar asla birleşmez, çünkü karşıt yolları izlerler. Görünüşte buluştuklarında birbirlerini geçersiz kılarlar.
- Tanrı’nın Merkezleyici Gücü: Tanrı her şeyin içindedir, her şeyi merkezler, ama merkezlediği şeylerin kendisi değildir. O, Denge’dir ve bu Hakikat ve Yasadır.
- Aynalar ve Sonsuzluk: Evren, Tanrı’nın aynaları ve ışık mercekleriyle sonsuzluğa doğru ayarlanmıştır. Sonsuzluk, “Şimdi”de başlar ve “Şimdi”de sona erer.
- Her şeyin Birliği: Her şey aynı alanı kaplar, her şey diğerinin uzantısıdır. Işık ayırmaz, sınır koymaz; her şey Işık’tır. İnsan, Benliğini Tanrı’nın Işığında örer; gökkuşağı gibi ayrılmaz bir bütündür.
- Formların İç İçe Geçişi: Her dalga diğer tüm dalgaları kuşatır. Her element diğer tüm elementlerin içindedir. Atom, tüm elementlerin en gerçek birimidir.
Öne Çıkan Mesaj
“Her şey Işık’tır ve Işık ayırmaz; ne de sınırları vardır.”
Yani bu giriş, 3. Kitabın temel çerçevesini çiziyor: evrenin formu küp-küre döngüsüdür, tüm varlıklar ışığın farklı tezahürleridir ve ayrılık yalnızca bir yanılsamadır.
Radyasyon ve Yerçekimi – İki Zıt Elektrik Koşulu
Ana Temalar
- Radyasyon ve Yerçekimi:
- Yerçekimi: Pozitif elektrik prensibi, içe doğru spiral çekimdir. Maddenin form kazanmasını sağlar.
- Radyasyon: Negatif elektrik prensibi, dışa doğru spiral itimdir. Formu çözer ve uzaya dağıtır. İkisi birbirini sürekli geçersiz kılar ve sırayla birbirine dönüşür.
- Döngüsel süreç: Her hareket bir yarım döngüyle başlar ve diğer yarım döngüde sona erer. Yerçekimi cisimlere form verir, radyasyon ise onları biçimsizliğe döndürür. Her eylem kendi tepkisidir; yaşam ve ölüm birbirini iptal ederek yeniden doğar.
- Sıfır denge evreni: Evren, artı ve eksi koşulların sıfırdan bölünmesiyle oluşur.
- Artı sıfır: büyük hacmi küçük hacme sıkıştıran basınç kredisi.
- Eksi sıfır: eşit bir genişleme borcu. Bu karşıtlık, doğadaki tüm hareketin temelidir.
- Elektrik akımı örneği: İki tank arasındaki hava basıncı veya bir elektrik pilinin hücreleri, doğadaki karşıt koşulları simgeler. Elektrik akımı, bu karşıt basınçların sürekli değiş tokuşuyla oluşur. Nabız, nefes ve dalga frekansları bu değişimin kayıtlarıdır.
- Yerçekimi ve radyasyonun yanılsaması: Katı cisimler yüksek potansiyelli sıkıştırılmış koşullara düştüğü için yeryüzüne çekilir. Gazlar düşük potansiyelli genişlemiş koşullara yükseldiği için uzaya doğru çıkar. Bu, yerçekimi ve radyasyonun görünen gizemini açıklar.
- İki elektrik yönü:
- Kuzey (yerçekimi): içe doğru radyal yön, potansiyeli çoğaltır.
- Güney (radyasyon): dışa doğru radyal yön, potansiyeli böler.
- Doğu-Batı: statik küresel düzlemler, değişmeyen potansiyel basınçların eğri düzlemlerini temsil eder. Evren ikilidir; tüm hareket bu dört yönün etkileşimiyle oluşur.
Öne Çıkan Mesaj
“Ölüm, hayatın yaşayabilmesi için hayata hayat verir; ve hayat ölüme verir ki ölüm ölebilsin.”
Bu bölümde Russell, evrenin işleyişini yerçekimi ve radyasyonun karşıtlığı üzerinden açıklıyor. Tüm hareket, bu iki zıt elektrik koşulunun sürekli değiş tokuşuyla ortaya çıkar. Yaşam ve ölüm de aynı şekilde birbirini iptal ederek yeniden doğar.

The Cosmic Clock
Diyagram: Kozmik Saat
“Yerçekimi ve radyasyon, evrenin kozmik saatinde birbirini dengeleyen iki kutuptur.” —Walter Russell
The Cosmic Clock Walter Russell’ın evreni açıklamak için kullandığı en sembolik diyagramlardan biridir.
The Cosmic Clock, evrenin yaratım ve yok oluş döngülerini sembolik bir saat modeliyle anlatır. Zamanı ölçmekten çok, evrenin ritmik düzenini kavramak için tasarlanmıştır.
Yerçekimi ve Radyasyonun Kozmik Eğriliği
Ana Temalar
- Güneşlerin işleyişi:
- Güneşler, kutuplarından içe doğru akan iki siyah ışık nehriyle akkor hale gelir.
- Uzayın karanlığı ise ekvatorlardan dışa doğru akan iki beyaz ışık nehriyle yayılır.
- Bu karşıt akışlar, sarmal bulutsuların dört kolunu oluşturur: iki siyah (yerçekimi), iki beyaz (radyasyon).
- Spiral hareket: Evrenin hareketi spiral ve kavislidir. Hareket durduğunda eğrilik de durur. Kristallerin dalga alanı sınır düzlemleri, onları kendi formuna ayırır.
- Dalga alanları ve projeksiyon: Her dalga alanı, kendi ölçtüğü sıfır uzay ekranına eğri bir sinema evreni yansıtır. Akkor ışık küreleri, arzunun yoğunluğuna göre formları resmeder. Evren, ışığı yansıtan mercekler ve aynalarla doludur; her eylem her yerde tekrarlanır.
- Dünya ve ışık basınçları: Dünya ve güneş gibi küreler, eşit basınçta ışık katmanlarıyla çevrilidir. Bulutların paralel eğriler halinde yüzmesi, bu küresel basınç düzlemlerinden kaynaklanır. Işık mercekleri, ışığı yoğunlaştırır veya yükseltir; dışbükey mercekler odaklar, içbükey mercekler yükseltir.
- Yerçekimi ve radyasyonun açıklaması: Düşen her nesne, Dünya’nın merkezine doğru radyal olarak düşer. Yağmur damlaları konik olarak düşer; buluttaki koninin tabanı, yeryüzündeki ölçümden daha büyüktür. Yağmurun elektrik potansiyeli, ışık merceklerinin basınçlarıyla artar.
- Eğrilik ve maddenin özellikleri: Işık dalgası eksenlerinin eğriliği, tüm basınçların ve maddenin özelliklerinin nedenidir: yoğunluk, erime noktası, kırılganlık, iletkenlik vb. Eğrilik durduğunda bu etkiler geçersiz hale gelir.
Öne Çıkan Mesaj
“Bu kıvrımlı evren, ışığı yansıtan, büken, kıvıran, yoğunlaştıran ve sayısız formuna yerleştiren ışık mercekleri ve aynalarından oluşur.”
Bu bölümde Russell, evrenin spiral hareketini yerçekimi ve radyasyonun karşıt akışları üzerinden açıklıyor. Tüm formlar, ışığın eğrilik ve mercekler aracılığıyla yansıtılmasıyla ortaya çıkıyor.
Yazarın Notu:
“Ortalama olmak insanın kendi seçimidir; deha ise insanın kendi kendine verdiği bir armağandır.” —Walter Russell
Ertan Özyiğit ve İsmail Hakkı Bey’in “Kayıtdışı” programında Walter Russell’dan bahsetmeleri aslında şaşırtıcı değil, çünkü Russell’ın fikirleri Türkiye’de de zaman zaman alternatif düşünce ve metafizik tartışmalarında gündeme geliyor.
Walter Russell’ın vizyonu
Russell, evreni ışık, sevgi ve denge üzerine kurulu bir bütün olarak görüyordu. Onun yazılarında sık sık “Tanrı’nın düşüncesi” veya “Yaratıcı’nın imgelemi” ifadeleri geçer. Evreni bir düş ya da imgelem olarak tanımlaması, onun metafizik yaklaşımının temelidir.
Eserlere Erişim
Walter Russell’ın eserleri Türkiye’de basılı olarak pek bulunmuyor; bu yüzden benim yaşadığım durum çok normal. Çoğu kişi, The Secret of Light (Işığın Sırrı) veya The Divine Iliad (İlahi İlyada) gibi kitaplara erişmek istediğinde, genellikle yabancı kaynaklarda PDF metinler halinde karşılaşıyor.
diyagramlar ve şekiller
İlahi İlyada ve Işığın Sırrı’nın bazı bölümlerinde metinle birlikte diyagramlar ve şekiller yer alıyor. Russell, evrenin işleyişini anlatırken sık sık küp-küre döngüsü, dalga alanları, yerçekimi ve radyasyon akışları, ışık mercekleri gibi kavramları görsel şemalarla desteklemiş. Bu görseller, Russell’ın metinlerini daha anlaşılır kılmak için kullandığı sembolik şemalardır.
Bu çalışma, Russell’ın ışık ve sevgi merkezli evren anlayışını Türkçe’de daha erişilebilir kılmayı amaçlıyor.
Walter Russell’ın eserleri, evreni ışık, sevgi ve denge üzerine kurulu bir bütün olarak görmemizi sağlar. Ona göre evren, tek bir değişmez nedenin farklı tezahürlerinden ibarettir; madde yalnızca ışığın simülasyonudur. Bu yaklaşım, bilimin ve metafiziğin kesiştiği noktada insanlığa yeni bir çağın kapılarını aralar.
Bu çalışma, Russell’ın The Secret of Light ve The Divine Iliad kitaplarından seçilmiş bölümlerle, onun kozmik vizyonunu Türkçe’de daha erişilebilir kılmayı amaçlıyor. Diyagramlar ve sembolik şemalar, metnin yoğunluğunu görsel bir rehberle desteklerken; bölümler insanın ölümsüz ruhunu, Tanrı ile birliğini ve evrenin ritmik dengesi içindeki yolculuğunu anlatıyor.
Okur, bu metin boyunca hem Russell’ın şiirsel diline hem de evreni açıklayan kozmik yasalarına tanıklık edecek. Işık, bilginin ve sevginin özü olarak her bölümde yeniden karşımıza çıkacak; “Cosmic Clock” gibi diyagramlar ise evrenin döngüsel zamanını sembolik bir saat gibi gözler önüne serecek.
Işığın Sırrı, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Bu kitap, Walter Russell’ın evreni ışık ve sevgi üzerinden açıklayan öğretilerini Türkçe’de anlaşılır bir biçimde sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Metinler, şiirsel ve sembolik bir dille yazılmıştır; bu nedenle yalnızca akılla değil, sezgiyle de okunmalıdır. Her bölüm, evrenin küp-küre döngüsünü, yerçekimi ve radyasyonun karşıtlığını, ışığın mercekler aracılığıyla form kazanmasını anlatır. Okurdan beklentim, bu metinleri bir ders kitabı gibi değil, evrenin kalp atışını duyuran bir ilahi gibi okumasıdır. Çünkü Russell’ın dediği gibi: ‘Her şey Işık’tır ve Işık ayırmaz.’
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Bilim ve Ruhun Birliği
- Russell, evreni yalnızca fiziksel yasalarla değil, aynı zamanda ışık ve sevgi ilkeleriyle açıklamaya çalıştı.
- Bugün kuantum fiziği, bilinç araştırmaları ve kozmoloji arasında köprü kurmaya çalışan birçok düşünür, onun “madde bir yanılsamadır, ışık evrensel gerçektir” fikrini yeniden gündeme getiriyor.
- Ekolojik ve Kozmik Denge
- Russell’ın “her şey dengedir” vurgusu, günümüzde iklim krizi ve doğayla uyumlu yaşam arayışında çok anlamlı.
- Yerçekimi ve radyasyonun karşıtlığı, aslında doğadaki tüm döngülerin metaforu: yaşam-ölüm, üretim-tüketim, doğa-insan.
- İnsan ve Bilinç
- “Evren Tanrı’nın düşüncesidir” yaklaşımı, günümüzde bilinç evrenin temelinde midir? sorusunu soran bilim insanlarıyla örtüşüyor.
- Yapay zekâ, nörobilim ve spiritüel öğretiler arasında giderek artan tartışmalar, Russell’ın “insan Tanrı’nın ışığında kendi benliğini örer” fikrini daha güncel kılıyor.
- Alternatif Bilim ve Felsefe
- Russell’ın küp-küre modeli, klasik fiziğin ötesinde bir metafizik açıklama.
- Bugün “alternatif bilim” veya “holistik kozmoloji” arayışında olanlar için, onun eserleri bir ilham kaynağı.
Öne Çıkan Mesaj
“Her şey Işık’tır ve Işık ayırmaz.” Bu cümle, günümüzde birlik bilinci ve ayrılık yanılsamasını aşma ihtiyacımız için çok güçlü bir hatırlatma.
Walter Russell
Walter Russell (1871–1963), ışık ve sevgi üzerine kurulu evren anlayışıyla hem sanat hem de bilim dünyasında sıra dışı bir figür olarak kaldı. Onun hayatı, Boston’da yoksul bir çocukluktan başlayıp ressam, heykeltıraş, filozof ve kozmolog olarak evrensel bir vizyon geliştirmeye uzanan bir yolculuktur.
Çocukluk ve Eğitim:
- Doğum: 19 Mayıs 1871, Boston, Massachusetts.
- Nova Scotia’dan göç eden bir ailenin çocuğuydu.
- 9 yaşında okulu bıraktı ve çalışmaya başladı; kendi çabasıyla sanat eğitimi aldı.
- Massachusetts Normal Art School’da okudu, Paris’te Académie Julian’da eğitim gördü.
Sanatçı Kimliği:
- İzlenimci ressam ve heykeltıraş olarak tanındı.
- 1904’te St. Louis Dünya Fuarı’nda yaptığı eserlerle dikkat çekti.
- Heykelleri ve tabloları dönemin sanat çevrelerinde büyük ilgi gördü.
- Mimarlık ve tasarım alanında da üretken oldu.
Bilimsel ve Felsefi Çalışmaları:
- Russell, evreni açıklamak için “Ritmik Dengeli Değişim” ilkesini ortaya koydu.
- Ona göre evren, küp ve küre döngüsü ile işleyen bir ışık simülasyonudur.
Başlıca Eserler :
- The Universal One (1926) → Evrenin ışık merkezli yapısını ilk kez ortaya koyduğu kitap.
- The Divine Iliad (1949–1951) → 1921’deki “kozmik aydınlanma” deneyiminden doğan vahiy metinleri.
- The Secret of Light (1947) → Işığın doğası ve evrenin yaratıcı ilkesi üzerine.
- Atomic Suicide? (1957) → Nükleer çağda insanlığın yanlış enerji anlayışına karşı uyarıları.
- The Message of the Divine Iliad (iki cilt) → İlahi İlyada’nın genişletilmiş açıklamaları.
- The Man Who Tapped the Secrets of the Universe (Glenn Clark tarafından, 1946) → Russell’ın yaşamı ve vizyonu üzerine biyografik bir eser.
- Bu eserlerde evrenin Tanrı’nın düşüncesi olduğunu, maddenin yalnızca ışığın bir tezahürü olduğunu savundu.
Kişisel Hayat:
- İlk eşi ile uzun yıllar yaşadı; daha sonra Lao Russell ile evlendi.
- Lao, onun entelektüel yol arkadaşı oldu ve birlikte University of Science and Philosophy’yi (Bilim ve Felsefe Üniversitesi) kurdular.
- Bu kurum, “Cosmic Consciousness” (Kozmik Bilinç) üzerine uzaktan eğitim programları sundu.
Ölüm ve Miras:
- 19 Mayıs 1963’te, 92 yaşında Virginia’da öldü.
- Bu durum öğrencileri ve takipçileri için sembolik bir anlam taşıdı: Russell’ın yaşamı tıpkı onun anlattığı evrensel döngüler gibi “tam bir çember” olarak görüldü. Doğum ve ölüm aynı gün gerçekleştiği için, onun hayatı evrenin ritmik dengeli değişiminin bir örneği olarak yorumlandı.
- Doğum ve Ölüm Aynı Gün: 19 Mayıs 1871’de doğdu, 19 Mayıs 1963’te vefat etti. Yani yaşamı tam bir çember gibi kendi başlangıç noktasında son buldu.
- Ritmik Döngü: Russell’ın kozmolojisinde evren sürekli açılıp kapanan, doğup yok olan dalgaların ritmik dengesiyle işler. Onun hayatı da bu döngüyü birebir yansıtmış oldu.
- Yaşamın İspatı: Russell, “Evren tek bir değişmez nedenin değişen etkilerinin çokluğudur” derken, kendi yaşamıyla da bu çokluğu birliğe bağladı. Ölümünün doğum gününe denk gelmesi, onun öğretilerinde sıkça vurguladığı “başlangıç ve sonun aynı ışıkta birleşmesi” fikrini somutlaştırıyor.
- Bu yüzden öğrencileri ve takipçileri, onun yaşamını bir “kozmik kanıt” olarak görmüşlerdir: Russell yalnızca yazılarında değil, hayatının döngüsünde de evrenin yasalarını göstermiştir.
- Sanat, bilim ve felsefeyi birleştiren vizyonu, bugün hâlâ alternatif düşünce çevrelerinde tartışılıyor.
- Onun “her şey ışık ve sevgidir” öğretisi, modern kuantum felsefesi ve spiritüel arayışlarla kesişiyor.
“Ortalama olmak insanın kendi seçimidir; deha ise insanın kendi kendine verdiği bir armağandır.” —Walter Russell
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın