“Okumak konusunda birine verilebilecek en iyi tavsiye, tavsiye almamasını, kendi içgüdülerini dinlemesini, kendi mantığını kullanmasını ve kendi sonuçlarına varmasını söylemektir.”
— Virginia Woolf
Merhaba,
Virginia Woolf’un The Common Reader‘i İngiliz edebiyat eleştirisinin ve denemeciliğin en gözde kitaplarından biridir. Woolf burada ülkesinin ve dilinin geçmişine doğru yazınsal bir yolculuğa çıkmakla kalmaz. Hem eşsiz, bilgisini ve merakını sergiler hem de okuru tadına doyulmaz bir okuma keyfiyle başbaşa bırakır.
Elizabeth dönemi insanları, hem edebiyatta hem günlük yaşamda olağanüstü bir çeşitlilik sergiliyordu. Woolf, bu dönemi “acayip” olarak tanımlarken, farklı seslerin ve kişiliklerin bir arada bulunmasına dikkat çekiyor.
Coğrafi keşifler, yeni ticaret yolları, dini reformlar… Bu dönemde insanlar sürekli yeni şeyler öğreniyor, deniyor ve yazıyordu.
Shakespeare ve çağdaşları, insan doğasının en karmaşık yönlerini sahneye taşıdı. Woolf için bu, dönemin “acayip” yani olağanüstü bir yaratıcılık barındırdığını gösteriyordu.
Woolf, Elizabeth dönemi mektuplarını, günlüklerini ve küçük yazılarını da inceler. Ona göre bu belgeler, dönemin insanlarının ne kadar renkli ve farklı olduğunu ortaya koyar.
Woolf “acayip insanlar” derken, Elizabeth dönemi insanlarının sıradanlıktan uzak, meraklı, üretken ve çeşitlilik dolu yaşamlarını kasteder. Bu ifade, dönemin edebi ve kültürel zenginliğini vurgulayan bir hayranlık ifadesidir.
Virginia Woolf’un Bir Okur Olarak 1 kitabını bulmak kolay olmadı; çoğu yerde baskısı tükenmişti. Bu eksiklik, okuma serüvenime ikinci kitaptan başlamama vesile oldu. Ancak Woolf’un okuma üzerine düşüncelerini anlamak için önce ilk seriye göz atmak gerekir.
Bir Okur Olarak 1
Woolf, bu ilk seride “sıradan okur” kavramını ortaya koyar. Ona göre okuma, yalnızca akademik bir uğraş değil, herkesin kendi duyarlılığıyla katıldığı bir özgürlük alanıdır. Shakespeare, Defoe, Austen gibi yazarlar üzerine kaleme aldığı denemeler, okuma eylemini hem tarihsel hem de kişisel bir deneyim olarak ele alır.
Woolf’un şu sözleri bu yaklaşımı özetler:
“Okur, kendini yazarın niyetine bırakmalı; ama aynı zamanda kendi duyarlılığını da işin içine katmalıdır.” — Virginia Woolf
Bir Okur Olarak 2
İkinci seride Woolf’un sesi daha olgunlaşmıştır. Okuma eylemini yalnızca bir alışkanlık değil, bir sanat olarak görür. “Kitaplar Nasıl Okunmalı?” başlıklı denemesinde, okurun yaratıcı rolünü vurgular.
“Kitapları nasıl okumalı? Öncelikle özgürce; sonra sabırla; en sonunda ise eleştirel bir gözle.” — Virginia Woolf
Duygusal Yolculuk
Woolf “Bir Okur Olarak 2″ serisinde Laurence Sterne’in “Duygusal Yolculuk” başlıklı denemesini yorumlar. Bu noktada Woolf’un yaptığı şey, Sterne’in öyküsünü yalnızca bir seyahat anlatısı olarak değil, duyguların ve bireysel deneyimin öne çıktığı bir edebi deneyim olarak değerlendirmektir.
“Benim yolculuğum, kalbimin rehberliğinde yapılacaktır; çünkü kalbin yönlendirdiği adımlar, aklın çizdiği yollardan daha güvenilirdir.” — Laurence Sterne
Bu cümle Sterne’in yaklaşımını özetler: yolculuk, coğrafi bir rota değil, duyguların ve bireysel sezgilerin izlediği bir güzergâhtır.
Woolf’a göre Sterne, okuru yalnızca bir seyahat edenin gözünden değil, duyguların iniş çıkışlarını paylaşan bir yol arkadaşı olarak konumlandırır.
Sterne’in ironik, hafif alaycı ama aynı zamanda duygusal üslubu, Woolf’un dikkatini çeker. Bu üslup, Elizabeth dönemi yazarlarının “acayip” çeşitliliğiyle bağ kurar.
Woolf’un denemesi, Sterne’in öyküsünü bir “okuma yolculuğu” olarak yeniden düşünmemizi sağlar. Okur, metni takip ederken kendi duygusal yolculuğunu da yaşar.
Woolf, Sterne’in bu öyküsünü şöyle değerlendiriyor:
“Şayet kişi duygusal bir gezginin yapması gerektiği gibi nesnelerin özünü yakalamak istiyorsa, onu aramalıdır; ancak öğle vaktinin tam ortasında büyük ve açık sokaklarda değil, karanlık bir girişteki gözden uzak bir köşede. Aynı şeyin birden fazla gözlemini anlatan ve sade kelimelerle bağlanan bir çalakalem stili geliştirmelidir insan. İşte bu Stern’in icra etmek için uzun süredir kendini yetiştirdiği bir sanattı.”
“Bu yolla Sterne ilgimizi dışarıdan içeriye aktarır. Kılavuza başvurmanın bir faydası yoktur; kendi zihinlerimize danışmamız gerekir; yalnızca onlar bize bir katedralin, bir eşeğin, yeşil saten çantalı bir kızın göreceli önemini söyleyebilir. Kendi zihninin dolambaçlarını kılavuza ve onun dümdüz yollarına tercih etmesiyle Sterne’in bizim çağımızda eşi benzeri yoktur. Konuşmaktan ziyade sessizliğe ilgi duymasıyla Sterne modernlerin öncüsüdür. Ve bu sebepten ötürü o bugün bizimle, büyük çağdaşları Richardson’ların, Fielding’lerin olduğundan çok daha sıkı fıkı olmuştur.”
— Virginia Woolf
Kitap Nasıl Okunmalı?
Woolf, eserin son bölümünde bu büyük sorunun cevabını şu satırlarda veriyor.
Aslında okumak konusunda birine verilebilecek en iyi tavsiye, tavsiye almamasını, kendi içgüdülerini dinlemesini, kendi mantığını kullanmasını ve kendi sonuçlarına varmasını söylemektir.
Kitaplar kendi aralarında sınıflara ayrıldığından (roman, biyografi, şiir gibi) kitapları ayırmak ve her birinin bize sunabileceği en doğru şey neyse, onu almak gerektiğini söylemek kolaydır. Ve var ki çok az insan kitaplardan, kitapların bize verebilecekleri şeyleri ister. Çoğu zaman, bulanmış karmakarışık olmuş zihinlerle alırız kitapları elimize: romanın doğruyu anlatmasını, şiirin yalan söylemesini, biyografinin methiyeler düzmesini, tarih yazılarının da önyargılarımızı desteklemesini bekleriz. Okurken tüm bun peşin hükümlerimizi def edebilirsek, işte bu şahane bir başlangıç olur. Yazarınıza emir vermeyin; o olmaya çalışın. Onun mesai arkadaşı ve işbirlikçisi olun. Şayet gönülsüz olursanız, kendinizi geri çekerseniz ve ilk etapta eleştirmeye başlarsanız, okuduklarınızdan mümkün olan en yüksek değeri alma yolunda kendinize ket vurmuş olursunuz.
Ancak zihninizi mümkün olduğunca açarsanız, cümlelerin akışından ve kıvrımından neredeyse görülemez incelikteki işaretler ve ipuçları sizi hiç kimseye benzemeyen bir insan evladının huzuruna çıkaracaktır. Burada bekleyip demlenin biraz, burayı tanıyın ve çok geçmeden yazarın size çok daha kesin bir şeyler verdiğini ya da vermeye çalıştığını göreceksiniz.
Bir romanın otuz iki bölümü tıpkı bir bina gibi biçimli ve kontrollü bir yapı meydana çıkarma girişimidir; ne var ki kelimeler, tuğlalar kadar somut ve sert değildir; okumak ise görmekten daha uzun ve daha karmaşık bir süreçtir.
Belki de bir romancının ne yaptığını anlayabilmenin en hızlı yolu okumak değil, yazmaktır; kelimelerin zorluklarını ve tehlikelerini kendi başınıza deneyimlemenizdir.
Yazarın Notu: “Benlik’in gücü, yazının gücüyle paralellik gösterir”
“Kitap Nasıl Okunmalı?” da Woolf kötü yazmanın “benlik”i anımsamakta ya da uyandırmakta zayıf kalmaktan kaynaklanabileceğini öne sürer. Virginia Woolf’un “Kitap Nasıl Okunmalı?” adlı eserindeki bu düşüncesi, onun edebiyat anlayışını ve yazım tarzını çok güzel bir şekilde yansıtır. Woolf, kötü yazmanın bir anlamda benlik ile ilişkisi olduğunu ve yazarın içsel dünyasını tam olarak dışa yansıtmadığında ya da benliği canlı ve gerçek bir şekilde aktaramadığında eksik kaldığını belirtir. Yani, bir yazarın gerçekliği tasvir etme biçimiyle benlik arasındaki ilişki, yazının kalitesini ve derinliğini belirler.
Bu perspektiften bakıldığında, Woolf’un yaptığı şey sadece bir edebi eleştiri değil, aynı zamanda yazının gücünü ve derinliğini nasıl bulması gerektiğini sorgulamaktır. Benlik‘in gücü, yazının gücüyle paralellik gösterir. Eğer bir yazar, benliğini doğru bir şekilde tasvir edemiyorsa, yani kendi içsel dünyasını ve kişisel algısını güçlü bir biçimde aktarabiliyorsa, bu yazının zayıf kalmasına neden olabilir. Woolf’un burada yaptığı vurgu, yazının yetersizliği ile bireysel derinlik arasında doğrudan bir bağlantı kurmak ve yazara bu benliği doğru şekilde aktarmak için çağrı yapmaktır.
Dolayısıyla, bu denemeler belli bir bireyi ve onun dışarıdaki dünyayla anlık karşılaşmasını canlı bir şekilde tasvir etmektedir. Her biri hem kendi içinde müstesna birer yazım parçasıdır hem de yadsınamayacak tarihsel öneme sahiptir.
“Kitaplar Nasıl Okunmalı?” nın ilk serisini bulamamış olmak, ikinci seriyi daha dikkatle okumama vesile oldu. Woolf’un okuma üzerine düşüncelerini anlamak için aslında hangi seriden başladığımızın çok da önemi yok. Çünkü onun denemeleri, okuru her zaman düşünmeye, sorgulamaya ve kendi yolunu bulmaya davet eder.
Belki bir gün yeniden basılır; ama Woolf’un okuma üzerine denemeleri, hangi seriden başlarsak başlayalım, okur için daima yol gösterici olacaktır.
Kitaplar Nasıl Okunmalı? Bir Okur Olarak 2 okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Virginia Woolf’un Bir Okur Olarak serisinin günümüz için önemi, aslında onun okuma üzerine geliştirdiği özgürlükçü yaklaşımda yatıyor.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Okur özgürlüğü: Woolf, okura “tavsiye almama” çağrısı yapıyor. Bu, günümüzde bilgi bombardımanı altında kendi yolunu bulmaya çalışan okur için çok değerli.
- Önyargısız okuma: Bugün de romanlardan “gerçek”, şiirden “yalan”, biyografiden “övgü” bekleyen okurlar var. Woolf’un önyargıları bırakma çağrısı, modern okuma alışkanlıklarını sorgulamamızı sağlıyor.
- Yazarla işbirliği: Woolf’un “yazarınıza emir vermeyin; o olmaya çalışın” tavsiyesi, günümüzde okur-yazar ilişkisini daha eşitlikçi bir zemine taşıyor. Özellikle dijital çağda, okurun metinle kurduğu aktif ilişkiyi güçlendiriyor.
- Zihnin açıklığı: Woolf’un “cümlelerin akışındaki incelikleri fark edin” önerisi, bugünün hızlı tüketim kültüründe yavaş ve dikkatli okumanın önemini hatırlatıyor.
- Okuma-yazma bağı: Woolf’un “okumayı anlamanın en iyi yolu yazmaktır” sözü, günümüzde blog yazarlığı, kişisel denemeler ve yaratıcı yazılar için hâlâ geçerli.
Woolf’un Bir Okur Olarak serisi, bugün hâlâ okuma eylemini özgürleştiren, önyargılardan arındıran ve okuru kendi yolculuğuna davet eden bir rehber.
Virginia Woolf
Virginia Woolf, 25 Ocak 1882’de Londra’nın South Kensington semtinde dünyaya geldi; edebiyatın modernist damarına yön verecek bir yaşamın ilk adımıydı. 28 Mart 1941’de Sussex’teki Ouse Nehri kıyısında hayata veda etti; ardında hem kırılganlığın hem de edebî cesaretin izlerini bıraktı.
Woolf’un Başlıca Eserleri:
Bir profesyonel olarak 1905’lerde yazmaya başladı. Başyapıtları ise şöyle:
- 1915 –Dışa Yolculuk, (The Voyage Out) Virginia Woolf’un ilk kitabı. Bu kitabın yazımı çok uzun sürmüş, bir yıl içinde üç kez tekrar yazılmıştır.
- İlk romanı, gençliğin heyecanını ve İngiliz toplumunun yapısını sorgular.
- Kadın-erkek ilişkileri, din ve ölüm gibi temaları işler.
- Serbest dolaylı anlatım tekniğinin ilk örneklerini barındırır.
- 1919/1920 –Gece Ve Gündüz Virginia Woolf‘un ikinci romanıdır. Woolf’un “bilinç akışı” tekniğini kullandığı daha sonraki modern deneysel romanlarından farklı olarak klasik gerçekçi üslûpla kaleme aldığı bu eserdir.
- Olay örgüsü, gerçek mekân tasvirleri ve titizlikle betimlenmiş karakterleri, dönemin atmosferini yansıtan özellikleriyle dikkat çekiyor.
- 1920’de yayımlanan roman, daha sonraki eserlerinin habercisi olarak, nesnel gerçekliğin ve tarihselliğin insan bilincindeki yansımalarını birbirinden oldukça farklı karakterlerde ustalıkla canlandırıyor.
- Roman, I. Dünya Savaşı öncesi Londra’sında geçer. Woolf, dönemin entelijansiyasını, fikir ve ruh dünyasını mizahî ancak sıcak, insanî bir dille anlatır. Kadın hakları, sınıfsal farklılık, aşk, evlilik ve özgürlük gibi meseleleri, karakterlerinin yaşamları, mücadeleleri, umutları, acıları ekseninde tartışıyor.
- Gece ve Gündüz, Katharine, Mary ve Ralph’in hakikat arayışlarında tanık olduğumuz modern insanın yazgısı, bir başkasını anlama çabası üzerine duygulu ve derin bir metin.
- 1925 – Mrs. Dalloway Bilinç akışı tekniğinin en güçlü örneklerinden biri; Londra’da bir günün panoraması.
- 1927 – Deniz Feneri (To the Lighthouse) Modernist edebiyatın başyapıtlarından; Ramsay ailesi üzerinden zaman, bellek ve varoluş sorgulanır.
- Üç bölümden oluşur: Pencere, Zaman Geçiyor, Deniz Feneri.
- Olay örgüsü geri planda, karakterlerin iç dünyaları ve düşünce akışları ön plandadır.
- Mrs. Dalloway’den sonra Woolf’un bilinç akışı tekniğini daha da ileri taşıdığı eser kabul edilir.
- Dalgalar’ı Virginia Woolf, 1931’de yayımladığı. Dalgalar’ı yazarken o güne değin hiçbir başka romancının göze alamayacağı değişik şeyleri yapmak istediğini, bu romanın o güne değin yazılan hiçbir başka romana benzemeyeceğini biliyordu. (…)
- Metne hakim olan dalga imgesi sayesinde Woolf hayat denizini sergileyen düz yazı şeklinde bir şiir yazmıştır. Tüm romanı kaplayan su imgesiyle okur dalgaları duyabilir, görebilir, hissedebilir.
- Altı karakterin iç monologlarıyla ilerler; zamanın akışı ve bireysel bilinçlerin dalgalanması üzerine kurulu.
- Modernist edebiyatın en yenilikçi ve deneysel eserlerinden biri kabul edilir.
Woolf’un eserlerinde:
- Toplumsal eleştiri ve bireysel psikoloji iç içe geçer.
- Bilinç akışı tekniği ile karakterlerin iç dünyasına derinlemesine girilir.
- Zaman ve hafıza kavramları sürekli sorgulanır.
- Kadın kimliği ve özgürlüğü önemli bir tema olarak öne çıkar.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın