İstanbul’u tasvir etmek muhteşem bir şiir yazmak gibidir… Burada sanki bütün evren, onun bütün ses ve renkleri, bütün form ve biçimleri bir şiirin içinde erimiş.

— Charles D. Sabatos

Merhaba

Charles D. Sabatos’un Mit ve Tarih Arasında: Orta Avrupa Edebiyatında Türk İmgesi adlı eseri, Orta Avrupa uluslarının Osmanlı İmparatorluğu’yla olan tarihsel etkileşimlerinin, edebiyatlarında nasıl bir “Türk imgesi” oluşturduğunu derinlemesine inceleyen özgün bir çalışmadır. Kitap, bölgedeki Türk temsillerinin sadece düşmanlık ve ötekileştirme değil, aynı zamanda kültürel kimlik inşası ve ulusal belleğin şekillenmesinde nasıl işlev gördüğünü ortaya koymaktadır.

Charles D. Sabatos (Ph.D., University of Michigan) hâlen Yeditepe Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Kendisinin ilgi ve çalışma alanları genel olarak karşılaştırmalı edebiyat ve dünya edebiyatı, özel olarak Orta ve Doğa Avrupa romanı üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Orta Avrupa edebiyatlarındaki Osmanlı imgesinin en eski örneklerine folklorik kaynaklarda rastlanır; folklorun Barok şiirinin gelişimine yönelik etkisi ise, bu dönem şiirindeki Türk karşıtı imgelerin oluşumuna katkıda bulunmuştur. Bölgede düzyazı türünün ortaya çıkması seyahat yazımı ve esaret anlatılarına dayanır; söz konusu metinler,

Metaforik Türk 19 yy Edebiyatında Doğuyla Karşılaşma

Osmanlı İmparatorlu içinde yaşayan bütün Avrupalılar için, zamanı geldiğinde çökecek, koca bir hapishane olarak görüyordu. Bütün Orta ve Doğu Avrupa’da küçük araştırmacı grupları, yüzlerce yıldır imparatorlukların yönetimi altında uyuyan ulusal kültürleri canlandırmanın ilk adımı olarak, sözcükler oluşturmaya ve halk masalları derlemeye başladılar. Bu folklor derlemeleri, daha sonra, özellikle romantik şiir ve tarihsel kurgu türlerinde olmak üzere, yeni ulusal edebiyatların yaratılması için gereken metaryeli sağlayacaktı. Parlak bir ulusal geçmişi keşfetme çabaları sırasında bulunan ve kültürel sınırları aşan ortak bir tema. Osmanlı Türklerine karşı verilmiş olan mücadeleydi. Türkler artık bir tehdit değildi. Balkanlar’da başta Sırplar ve Bulgarlar olmak üzere, hala Osmanlı işgalinin yarattığı “hapishane”yle mücadele eden Slav uluslarıyla “kardeşlik” duygusunu güçlendirmeye hizmet ediyordu. Ancak, romantik dönemde, Türklerin temsilinin yavaşça daha “mitsel” bir imgeye dönüştüğü belirtilmelidir.

Sabatos, Orta Avrupa edebiyatlarında Türk imgesinin tarihsel süreç içinde nasıl evrildiğini dört ana bölümde ele alır:

  1. Tarihsel Türk: Erken modern dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun Orta Avrupa’daki varlığı, yerel halkların hafızasında hem korku hem de direniş sembolü olarak yer bulmuştur. Macaristan’da Mohaç Meydan Muharebesi (1526) ve Zigetvar Savunması gibi olaylar, ulusal tarih anlatılarında önemli bir yer tutar.
  2. Metaforik Türk:
    1. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesiyle birlikte, Türk imgesi edebi metinlerde daha çok direnişin ve ulusal kimliğin simgesi olarak kullanılmaya başlanır.
    Macar yazar Mór Jókai’nin Patrona Halil adlı romanı, bu dönemin önemli örneklerindendir.
  3. Mitsel Türk: Çekoslovakya’da, Osmanlı İmparatorluğu’yla doğrudan teması sınırlı olan halklar, Türkleri daha çok mitolojik bir “öteki” olarak algılarlar. Bu algı, halk hikâyeleri ve efsaneler aracılığıyla nesilden nesile aktarılır.
  4. Modern Türk İmgesi:
    1. yüzyılda, özellikle Çek ve Slovak edebiyatlarında, Türk imgesi tarihsel bir miras olarak ele alınır.
    Jaroslav Hašek’in Aslan Asker Şvayk adlı eserinde, Türkler üzerinden dönemin toplumsal ve politik eleştirisi yapılı

Mit ve Tarih Arasında Orta Avrupa Edebiyat Tarihinde Türk İmgesi, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatmak için. Bu eser, Orta Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu’yla olan tarihsel ilişkilerinin, bölge halklarının kültürel kimliklerinin oluşumunda nasıl belirleyici bir rol oynadığını gösterir. Türk imgesinin, sadece düşmanlık ve korku değil, aynı zamanda direniş, ulusal kimlik ve kültürel mirasın bir aracı olarak nasıl şekillendiğini anlamak, günümüz kültürel ve edebi çalışmalarında önemli bir yer tutmaktadır.

Charles D. Sabatos Hayatı ve Kariyeri

Charles D. Sabatos, Orta Avrupa edebiyatında önemli bir figür olarak, hem araştırmaları hem de çevirileriyle bu alana katkıda bulunan bir akademisyendir. Sabatos, özellikle Orta Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu’yla olan tarihsel ilişkilerini edebi metinlerdeki Türk imgesi üzerinden inceleyerek, hem tarihsel hem de kültürel açıdan derinlemesine bir bakış açısı geliştirmiştir.

Sabatos’un Eserlerinde İki Temel Vurgu:

Tarihsel ve Edebiyat Temsilleri: Sabatos’un Mit ve Tarih Arasında adlı eserinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun Orta Avrupa edebiyatındaki temsillerini incelediği gibi, bu temsillerin zamanla nasıl şekillendiğini de ele alır. Buradaki ana nokta, Türk imgesinin sadece bir düşman figürü değil, aynı zamanda kültürel kimlik inşasında bir sembol olarak da yer bulmasıdır. Bu bağlamda, Türkler bazen korku kaynağı, bazen de karşı kültürel direnişin bir simgesi olarak görülür. Sabatos’un analizinde, bu imgenin zamanla daha çok mitolojik bir öğe haline gelmesi, Orta Avrupa toplumlarının kolektif belleğini nasıl şekillendirdiğini gösterir.

Dil ve Kültürler Arası Etkileşim: Sabatos, Orta Avrupa’nın farklı kültürlerinden gelen edebiyatların birbiriyle etkileşimini de vurgular. Özellikle Slovak edebiyatı üzerine yaptığı çalışmalar, bu etkileşimin sadece politik değil, aynı zamanda kültürel ve edebi anlamda da derin izler bıraktığını ortaya koyar. Çevirmenlik yaptığı Slovak yazarlardan bazılarını inceleyerek, bu bölgedeki kültürel kodların ve edebi anlatıların, Türk imgesinin zamanla nasıl evrildiğini gösteren örnekler sunar.

Sabatos’un yaklaşımı, Orta Avrupa edebiyatına dair daha geniş bir anlayış geliştirmemize olanak tanırken, Türk imgesinin kültürel hafızada nasıl farklı şekillerde temsil edildiğini derinlemesine irdeleyerek bize önemli bir perspektif sunar.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin