Sözlü kültürlerde dilin temel yapı taşı konuşma ( ses) dir. Konuşma kulağa hitap eder ve bir kelime var olurken yok olur aynı zamanda. “Varlık” kelimesinde “lık” derken “var” yok olur. Kelimeler zaman çizgisinde döndürülemez bir şekilde akarlar ve süreklidirler. Yani siz bir konuşma anında kelimeyi başa alıp tekrar edemezsiniz. Aynı şekilde konuşmayı dondurup daha sonra tekrar başlatamazsınız. O anda aklınızda ne kaldıysa odur size kalan. Tabi konuşmayla aramıza zaman girdikçe akılda kalanlarda aslında sorgulanmaya muhtaç hale gelmektedirler…

—Walter J.Ong

Merhaba

J. Ong’un Sözlü ve Yazılı Kültür (Orality and Literacy: The Technologizing of the Word) adlı eseri, dilin ve iletişimin evrimini inceleyen derinlemesine bir analiz sunar. Ong, bu çalışmasında sözlü kültür ile yazılı kültür arasındaki farkları ve bu farkların insan düşüncesi, toplumsal yapı ve kültürel algılar üzerindeki etkilerini tartışır.

Sözlü Kültür ve Yazılı Kültür Arasındaki Temel Farklar

Ong, sözlü ve yazılı kültürler arasındaki farkları açıklarken, her iki kültürün düşünme ve iletişim biçimleri üzerindeki etkilerini detaylandırır:

  • Sözlü Kültür:
    • Anlık ve Bağlamsal İletişim: Sözlü kültürlerde, dilin kullanımı doğrudan ve bağlamsaldır. Yani, sözlü iletişimde konuşan kişi ile dinleyici arasında anlık bir etkileşim vardır. Bu, bilgi aktarımının genellikle kişisel, doğrudan ve yüzeysel olmasına neden olur.
    • Bellek ve Hikaye Anlatıcılığı: Sözlü kültürlerde, bilgi aktarma genellikle hatırlama ve hikaye anlatma yoluyla yapılır. Bu, bellek ve sözel geleneklerin önemini artırır. Hafıza, kültürel bilgi ve değerlerin nesilden nesile aktarılmasında merkezi bir rol oynar.
  • Yazılı Kültür:
    • Soyut Düşünme ve Analitik Yöntemler: Yazının icadı ile birlikte, düşünceler daha sistematik ve soyut hale gelir. Yazılı kültür, bilgiyi depolama, analiz etme ve üzerinde düşünme imkanını sunar. Bu, bireylerin düşünsel süreçlerini derinleştirir ve daha analitik bir düşünme biçimi geliştirir.
    • Kalıcılık ve Evrensellik: Yazılı kültürde, bilginin kalıcılığı ve ulaşılabilirliği artar. Yazılı metinler, zaman ve mekân sınırlamalarını aşarak, kültürel ve tarihsel bilgilerin daha geniş kitlelere ulaşmasına olanak tanır.

Dil ve Zihinsel Yapılar Üzerindeki Etkiler

Ong, sözlü kültürün zihinsel yapı üzerindeki etkilerinin, bireylerin düşünme biçimlerini ve toplumsal ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini inceler. Sözlü kültürler, bireylerin daha çok doğrudan ve deneyimsel bilgi edinmelerine olanak tanırken, yazılı kültürler, dilin soyut yönlerini ve sembolizmini keşfetmelerine olanak sağlar.

  • Zihinsel Yapılar: Sözlü kültürlerde, insan düşüncesi daha çok pratik, bağlamsal ve anlık bir şekilde işler. Yazılı kültürde ise düşünceler, zaman ve mekân açısından daha soyut hale gelir ve düşünme biçimleri daha analitik olur. Yazılı dil, soyut düşünmeyi ve kategorize etmeyi olanaklı kılar.

Toplumsal ve Kültürel Etkiler

Yazının toplumsal ve kültürel yapı üzerinde devrim niteliğinde etkileri vardır. Ong’a göre, yazılı kültür, toplumların daha kompleks yapılar haline gelmesini sağlar. Yazının getirdiği soyutlama ve kayıtlı bilgi, bilimsel düşünme, hukuk, felsefe ve diğer entelektüel alanların gelişmesine olanak tanır.

  • Yazının Toplumsal Yapıyı Dönüştürmesi: Yazılı dilin kullanımı, toplumsal ilişkileri ve yönetim biçimlerini değiştirir. Özellikle hukuki belgeler, yasalar ve diğer yazılı kayıtlar, toplumların düzenini sağlama konusunda önemli bir araç olmuştur.
  • Sözlü Geleneklerin Değişimi: Sözlü gelenekler, yazının gelişmesiyle birlikte azalmakta ve yazılı kaynakların yerini almaktadır. Bu, toplumsal hafızanın daha çok yazılı metinler üzerinden ilerlemesine yol açar.

Düşüncenin Teknolojik Evrimi

Ong’un en dikkat çekici argümanlarından biri, yazının bir “teknoloji” olarak düşünülmesidir. Yazı, insanın düşünce biçimini dönüştüren bir araçtır. Tıpkı diğer teknolojik buluşlar gibi yazı da insanlığın zihinsel kapasitesini farklı bir düzeye taşımıştır. Yazı, insan düşüncesini dışsallaştırarak, düşünceleri fiziksel bir biçime sokar ve böylece düşüncelerin daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlar.

  • Yazının Dönüştürücü Gücü: Yazı, toplumsal yapıları değiştiren, insan bilincini farklılaştıran bir güç olarak öne çıkar. Yazının icadı, insan zihnini daha analitik, soyut ve sistematik bir şekilde düşünmeye zorlamıştır.

Sonuç ve Yorumlar

Ong, sözlü ve yazılı kültürlerin insan düşüncesi üzerindeki etkilerini inceleyerek, yazılı dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir düşünce biçimi olarak nasıl evrildiğini ortaya koyar. Yazılı kültür, bireylerin düşünsel kapasitesini genişletirken, sözlü kültürün sağladığı toplumsal bağlar ve geleneksel aktarım biçimleri de önemini korur.

Ong’un çalışması, dilin ve yazının evrimini derinlemesine anlamak isteyenler için kritik bir kaynaktır. Özellikle dil, düşünce ve kültür arasındaki ilişkiyi anlamak için yapılan bu analiz, çok katmanlı bir bakış açısı sunar.

Son yıllarda sözlü kültürler ile yazı yazma alışkanlığının derinden etkilendiği kültürlerin bilgi kullanımı ve bu bilgiyi sözelleştirme yöntemleri arasındaki bazı temel farklar keşfedilmiş, bu keşiflerden çıkan sonuçlar da çok şaşırtıcı olmuştur.

Kitabın konusu, sözlü ve yazılı kültür arasındaki farklardır.

Sözlü kültürlerin ürettiği sanat ve insanlık değerleri açısından son derece üstün sözel edimler, insan ruhuna yazının taht kurmasıyla yiter ve bir daha yaratılamaz. Buna karşılık, yazı olmadan insan bilinci gizilgücünden istediği gibi yararlanamaz, başka bazı güzel ve güçlü yapıtlar üretemez. Bu bağlamda sözlü kültür, yazı üretmek zorundadır ve üretecektir de. Tarihi, felsefeyi geliştirmek, yazın veya herhangi bir sanatı açıklamak dilin kendisini anlamak için, okuma yazma yeteneği kesinlikle gereklidir.

Yazı yardımıyla insan bilincinin yazısız özgeçmişini yeniden inşa edip, koruyabiliriz; eli kalem tutmayanın geçmişini de koruyabiliriz; ancak bu yeniden inşanın kusursuz olmasını beklemeyelim. Kusursuz olmasa da, böyle bir yeniden inşa yoluyla okuryazarlığın insan bilincini, gerek ileri teknoloji kültürüne doğru gerekse ileri teknoloji kültürlerinde şekillendirmekte nasıl bir rol oynadığını anlayabiliriz. Sözlü ve yazılı kültürleri bu şekilde anlayabilmek, zorunlu olarak sözel bir edim değil yazılı bir yapıt olan bu kitabın hedefidir.

Yazı İnsan Bilincini En Çok Değiştiren Tekil Buluştur

Walter J. Ong, yazıyı insan bilincini en çok değiştiren “tekil buluş” olarak tanımlar. Bu ifade, yazının, insan düşüncesini köklü bir şekilde dönüştürme gücüne sahip olduğuna dair önemli bir argümandır. Ong’a göre, yazı, diğer tüm teknolojik buluşlardan farklı olarak, insanın zihinsel süreçlerini, düşünme biçimlerini ve toplumsal yapıları derinden etkileyen bir güçtür. Bunun birkaç nedeni vardır:

Düşüncenin Dışsallaştırılması: Yazı, düşüncelerin dışarıya, fiziksel bir ortamda kalıcı şekilde aktarılmasını sağlar. Bu, insanların düşüncelerini bellekte tutmak zorunda olmaktan kurtulmalarına olanak tanır. Örneğin, sözlü kültürlerde bir bilgi nesilden nesile sözlü olarak aktarılırken, yazı bu bilgiyi kalıcı hale getirir ve toplumlar arasındaki bilgi aktarımını daha güvenilir kılar. Bu dışsallaşma, zihinsel süreçlerin daha sistematik hale gelmesini sağlar.

Soyut Düşünme ve Analitik Zeka: Yazı, soyut düşünmeyi mümkün kılar. Sözlü kültürlerde düşünceler genellikle doğrudan ve bağlamsal iken, yazılı kültürde, insanlar düşüncelerini daha soyut ve analiz edilebilir hale getirebilirler. Yazı, kavramları daha net tanımlamamıza, ilişkileri daha açık bir şekilde görmemize ve düşüncelerimizi daha derinlemesine incelememize olanak sağlar. Bu, matematiksel, felsefi ve bilimsel düşünmenin gelişmesine zemin hazırlar.

Zihinsel Zenginlik ve Derinlik: Yazının icadı, insan zihninin kapasitesini genişleterek, daha derinlemesine düşünme ve daha geniş bir bilgi yelpazesine erişme fırsatı sunar. Yazılı kültür, insanların bilgiye ulaşma biçimlerini, organizasyonlarını ve aktarım şekillerini radikal bir şekilde değiştirmiştir. Bu, toplumların daha büyük ve karmaşık yapılar haline gelmesini sağlamıştır.

Toplumsal Yapıların Gelişimi: Yazının icadı, toplumsal yapıların evriminde de kritik bir rol oynamıştır. Yazılı belgeler, yasalar, sözleşmeler ve resmi kayıtlar, toplumların daha düzenli ve merkezi bir şekilde yönetilmesine olanak tanımıştır. Bu, devletlerin ve hukuki sistemlerin gelişmesine katkıda bulunmuş, toplumsal yapıları daha kalıcı ve sistematik hale getirmiştir.

Hafıza ve Bilişsel Yükün Azalması: Sözlü kültürlerde, bilgi genellikle bireylerin hafızalarına dayanır ve bu durum, bilgi kaybı veya bozulmalarına yol açabilir. Ancak yazı, bilgiyi kaydedip, zaman içinde saklanabilir hale getirdiği için, bireylerin bilişsel yükünü azaltır. İnsanlar, bilgiye yazılı kaynaklardan kolayca erişebilir, bu da öğrenme ve öğretme süreçlerini daha verimli hale getirir.

İnsan İletişiminde Yeni Boyutlar: Yazı, insan iletişiminin sınırlarını genişletmiştir. Konuşma anlık ve yerel bir iletişim biçimi iken, yazı zaman ve mekân sınırlamalarını aşarak bilgilerin geniş kitlelere ulaşmasına olanak sağlar. Bu, kültürel yayılmayı ve bilginin hızla aktarılmasını mümkün kılar. Aynı zamanda, bireylerin yazılı metinler aracılığıyla düşüncelerini daha düzenli ve karmaşık bir şekilde ifade etmelerini sağlar.

Yazı, Ong’un vurguladığı gibi, insan bilincini ve toplumsal yapıları dönüştüren devrim niteliğinde bir buluştur. Sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş, sadece iletişim biçimlerini değil, aynı zamanda düşünsel, kültürel ve toplumsal evrimimizi de derinden etkilemiştir. Yazının gücü, bilgiyi hem saklama hem de daha derinlemesine işleme kapasitesinde yatar; bu da insan zihnini daha karmaşık, analitik ve soyut bir düzeye taşır.

Kişinin öz kaynaklarından yararlanmasına en geniş olanak sağlayan, çok değerli bir buluştur. Teknoloji, sadece kişinin dışında kalan yabancı bir araç değil, bilincin kendi iç değişimleridir. Hele sözü etkilediği zamanlar bu tür değişimler yüceltici de olabilir. Yazı, bilinci keskinleştirir. Nitekim doğal ortama yabancılaşmak, yararlı olduğu kadar, yaşamımızı birçok bakımdan zenginleştiren temel gereksinimdir. Tam olarak yaşamak ve anlamak için yaşanılana yakınlık kadar uzaklık da gerekir. Ve bilinç bu mesafeyi en kolay yazı yardımıyla tanır.

Sözlü ve Yazılı Kültür, Walter J.Ong okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Ong’un kitabı, sadece dil ve kültür araştırmacıları için değil, aynı zamanda iletişim bilimleri, sosyoloji ve psikoloji gibi alanlarda da derinlemesine bir anlayış kazandıran önemli bir kaynaktır. Sözlü ve yazılı kültürlerin karşılaştırılması, sadece tarihi bir bakış açısı sunmakla kalmaz, aynı zamanda modern toplumların dijitalleşme sürecindeki etkilerini de anlamamıza yardımcı olabilir.

Walter J. Ong (1912-2003), Amerikalı bir tarihçi, filozof, dilbilimci ve iletişim bilimciydi. Özellikle dilin ve düşüncenin evrimini inceleyen çalışmalarıyla tanınır. Ong, sözlü kültür ile yazılı kültür arasındaki dönüşümü anlamak için yaptığı derinlemesine analizlerle çok sayıda akademisyen ve araştırmacı üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır.

Walter Ong, Saint Louis Üniversitesi’nde profesörlük yapmış ve burada iletişim, dil, kültür ve felsefe üzerine geniş çaplı çalışmalar yapmıştır. Aynı zamanda Katolik bir rahip olan Ong, özellikle dini düşünceler ve dilin rolü üzerine de çeşitli araştırmalar yapmıştır. İletişim, medya teorisi ve kültürel dönüşüm üzerine yaptığı çalışmalar, çok disiplinli bir yaklaşım benimsemiştir.

Ong’un en önemli katkılarından biri, dilin insan bilinci üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen çalışmalarıdır. Özellikle Orality and Literacy: The Technologizing of the Word (Sözlü ve Yazılı Kültür) adlı kitabı, dilin tarihi evrimi ve yazının, insan zihni ve toplumsal yapı üzerindeki etkilerini ele alır. Bu eseri, dilbilim, kültürel çalışmalar ve iletişim teorisi alanlarında önemli bir referans kaynağıdır.

Ong’un bu kitapta geliştirdiği temel argüman, yazının insan düşüncesini dönüştüren bir teknoloji olduğu, yazının icadının zihinsel süreçlerde derin bir değişim yarattığı yönündedir. Bu çalışmada, sözlü kültürlerin düşünme biçimleriyle yazılı kültürlerin düşünme biçimleri arasındaki farklar karşılaştırılmış ve yazının, insan beynini daha analitik, soyut ve sistematik düşünmeye yönlendirdiği öne sürülmüştür.

Ong, yazının insan bilincine etkilerini tartışırken, sözlü kültürün karakteristik özelliklerini de vurgulamıştır. Sözlü kültürlerde bilgi, toplumsal bağlam içinde aktarılır ve iletişim anlık, dinamik ve bağlamsaldır. Buna karşın yazılı kültürlerde, dilin soyutlaşması ve bilgi birikiminin depolanabilmesi, insan düşüncesinin daha sistematik ve analitik hale gelmesini sağlamıştır. Ong, yazının bu dönüşümü tetikleyen bir “teknolojik” gelişme olduğunu savunur.

Katolik bir rahip olarak Ong, dilin ve iletişimin teolojik boyutlarına da ilgi göstermiştir. Özellikle Tanrı’nın kelamı ve kutsal metinlerin yazılı hale gelmesinin dini düşünce üzerindeki etkileri konusunda derinlemesine düşünmüştür. Bu bağlamda, Ong, yazının dini öğretiler ve kutsal kitaplar üzerindeki rolünü de incelemiş, bu alandaki çalışmalarını teolojik bir bakış açısıyla desteklemiştir.

Walter Ong, modern iletişim teorileri ve dilbiliminde önemli bir figür olarak kabul edilir. Sözlü kültürün ve yazılı kültürün insan düşüncesi üzerindeki etkilerini ele alan çalışmaları, hem iletişim hem de kültürel çalışmalar alanlarında temel referans noktalarından biri haline gelmiştir. Ong’un yazılı kültür ve sözlü kültür arasındaki ayrımı, günümüzde dijital medya ve yeni iletişim teknolojileri üzerine yapılan tartışmaların temel taşlarını oluşturur.

Ong’un çalışmaları, yazılı ve sözlü kültürlerin evrimini anlama noktasında, dilin ve iletişimin nasıl bir kültür ve toplum yaratabileceğini ortaya koyarak, bu alanlarda daha derinlemesine araştırmalar yapacak birçok akademisyene ilham vermiştir.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin