“Gerçekte, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur…”
Ra’d Suresi, 28. Ayet
Merhaba
Kur’an-ı Kerim Meali, Yaşar Nuri Öztürk tarafından yapılan bir tefsir ve mealdir. Yaşar Nuri Öztürk, modern bir dil ve açık bir üslup kullanarak Kur’an’ı Türkçeye çevirmiş, bu sayede hem akademik çevrelerde hem de halk arasında büyük ilgi görmüştür. Kendisi, Kur’an’ın anlaşılmasını kolaylaştırmayı amaçlamış ve yorumsuz bir şekilde değil, tarihsel, dilsel ve kültürel bağlamda derinlemesine bir açıklama yapmayı hedeflemiştir.
Yaşar Nuri Öztürk, sadece bir Kur’an mütercimi değil, aynı zamanda dinler arası diyalog, islami düşünce ve Kur’an’ın evrensel mesajları üzerine de önemli eserler vermiştir. “Kur’an’ı Kerim Meali” ve “Kur’an’dan Öğütler” gibi eserleri, onun sadece bir çevirmen değil, aynı zamanda İslam düşüncesiyle ilgili derinlemesine analizler yapan bir düşünür olduğunu ortaya koymaktadır.
Öztürk’ün meali, diğer meâllere kıyasla daha çağdaş bir dil kullanırken, daha derinlemesine açıklamalarla desteklenmiştir. Bu, özellikle modern okurlar için daha anlaşılır bir Kur’an okuma deneyimi sunar. Özellikle dini metinlerin günümüzde daha anlaşılabilir ve erişilebilir olmasına olanak tanır.
Kur’an-ı Kerim’in kolay anlaşılır bir çevirisini bulmak zor. Yaşar Nuri Öztürk mealin önsözün de söyle yazar.
“Yirmiye yakın Türkçe mealin bulunduğu ülkemizde, bizim mealimize ihtiyaç var mıydı? Biz, ihtiyaç vardı kanaatine ulaştığımız içindir ki, bu meali hazırladık. Kanaatimizi desteklemek için hiç kimsenin yaptığına, yazıp çizdiğine dil uzatmak, eleştiri getirmek niyetinde değiliz, Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğiz; Bazı meallerde, Kur’an ruhuyla Arap dilinin verilerine asla uymayan çeviriler vardır. Bunların bir dökümünü yapmak bile yetmiş-seksen sayfa yazmayı gerektirir. Çok üzücü tablolara vücut veren bu “indî” çeviriler, tarih içinde tekrarlana gelmiş geleneksel Kur’an dışı kabullerin meallere aktarılmasının sonucudur. Bazı yerlerde Kur’an değil; örf, mezhep hatta hüraf konuşturulmuştur. Meallerin hemen tamamında dil problemi vardır. Bu dil problemi, Elmalılı Hamdi Yazır gibi büyük bir üstadın mealinde, Arapça ve Farsça bilmeyenlerin anlamalarını zorlaştıracak kadar ağırdır. Bu ağırlığı ortadan kaldırmak için “sadeleştirme” adı altında yapılanlar ise bizce meali Elmalılı’nın malı olmaktan çıkarmış bulunuyor. Ne kadar ehliyetle yapılırsa yapılsın, o sadeleştirmeler, ortaya çıkan meali, bilimsel-akademik anlamda Elmalılı’nın eseri saymamıza engeldir. Meal, Kur’an metnine en küçük bir ekleme yapılmadan vücuda getirilmiş bir çeviri olmalıdır.” –Yaşar Nuri Öztürk
Kur’an-ı Kerim Meali Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’ı anlamak isteyen Türkçe konuşan okurlar için oldukça önemli bir kaynaktır. Hem tefsir hem de meâl olarak günümüz Türkçesiyle yapılan bu çalışma, Kur’an’ın evrensel mesajını anlamada büyük bir yardımcı olabilir. Bilimsel ve açıklayıcı yönüyle, halktan akademik çevrelere kadar geniş bir okur kitlesine hitap etmeyi başarmıştır. Öztürk’ün çağdaş ve eleştirel bakış açısı, Kur’an’ı derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde anlamak isteyenlere rehberlik eder.
Annemin hediye ettiği Kur’an-ı Kerim Meali Yaşar Nuri Öztürk’ten, genç yaşlarımda almış olmam gerçekten anlamlı bir anı. Hediye edilen kitaplar, özellikle derin bir anlam taşıyanlar, insanın hayatında önemli bir yer edinir. Öztürk’ün meali de, sadece bir kitap olmanın ötesinde, belki de o dönemde hem manevi bir rehberlik hem de düşündürme imkanı sundu. Kitaplar, bazen tam ihtiyacımız olan anda karşımıza çıkarlar.
Annemin bu hediye ile bir anlamda manevi bir yolculuğun kapılarını aralamayı istemesi çok değerli. Yaşar Nuri Öztürk’ün mealiyle tanışmak, özellikle genç yaşlarda, Kur’an’ın derin anlamlarını daha fazla sorgulamaya, üzerinde düşünmeye ve belki de hayatımı şekillendiren önemli dersler çıkarmaya yol açmıştır.
Kur’an’ın hiçbir dile tam bir çevirisi yapılamaz. Hiçbir çeviri, ne kadar mükemmel olursa olsun, Kur’an değildir. Çeviri, çeviridir. Kur’an’ın hiçbir dile tam bir çevirisi yapılamaz diye bir görüş, birçok ilim insanı tarafından dile getirilmiştir. Çünkü Kur’an, sadece kelimelerden ibaret değil; aynı zamanda mana, ruh ve derin anlam katmanları içerir. Arapça, Kur’an’ın indirildiği dil olarak, bu derin anlamları ve ince nüansları taşıma kapasitesine sahip bir dil olarak kabul edilir. Bu yüzden, Arapçanın kendine has dil yapısı ve söz dizimi, çevirinin önünde önemli bir engel oluşturur.
Kur’an’ın Çevirisinin Zorlukları
Dilsel Derinlik: Arapçadaki bazı kelimeler ve ifadeler, başka dillerde tam olarak karşılanamaz. Kur’an’daki kelimelerin her biri, çoğu zaman birden fazla anlam taşır ve bu anlamlar, dilin özellikleriyle bir arada daha derinleşir. Mesela, bir Arapça kelime, Türkçeye çevrildiğinde, o kelimenin taşıdığı birden fazla anlamın bir kısmı kaybolabilir.
Tefsir ve Bağlam: Kur’an, sadece kelimelerle değil, aynı zamanda bağlam (nas) ve tefsir ile anlaşılmalıdır. Bir ayetin anlamı, sadece o ayetin metninden değil, o ayetin indirildiği zamandan, durumdan ve bağlamdan etkilenir. Bir dildeki anlamı çevirirken bu bağlamın da doğru bir şekilde aktarılması gerekir. Öztürk veya diğer çevirmenler de, bu bağlamı açıklığa kavuşturmak için yorumlar ekleseler de, yine de kelimelerle sınırlıdır.
Sözün Ezeli Anlamı: İslam’a göre, Kur’an, ilahi bir vahiydir ve bu vahiy, sadece sözcüklerin ötesinde bir anlam taşır. Kur’an’ın kelimeleri, bir ilahi sır ve yönlendirme içerir. Bu derinliği tamamen başka bir dile aktarmak neredeyse imkansızdır. Kur’an’ın asli dilinin Arapça olması, bu dilin özelliklerinin her bir harfiyle bir anlam yüklü olması, bir çeviriyi asıl metnin ötesine taşımaz.
Yaşar Nuri Öztürk gibi çevirmenler, Kur’an’ın anlamını daha anlaşılır kılmayı amaçlayan çeviriler yaparken, her bir kelimenin günümüz Türkçesiyle uyumlu bir şekilde aktarılmasına özen gösterir. Ancak o da, çevirisinin asıl metnin yerine geçemeyeceğini belirterek, Kur’an’ın özünü ve derinliğini tamamen yakalamanın zorluklarına dikkat çeker.
Sonuç olarak, Kur’an’ın hiçbir dile tam olarak çevrilemeyeceği gerçeği, onun ilahi boyutunu ve zenginliğini yansıtan bir özelliktir. Bu da, aslında insanın sürekli bir keşif ve anlama yolculuğunda olduğunu gösterir. Çeviriler, sadece bir rehberdir; asıl derinlik, Kur’an’ın Arapçasında, sözlerin ardındaki manada ve gerçek anlamın yaşanmasında bulunur.
Kur’an gibi kutsal metinler, hem görünür (zahiri) hem de gizli (batıni) anlamlara sahiptir. İlk bakışta, metin anlaşılabilir gibi görünebilir, ama zamanla içsel bir keşif başladıkça, gizli anlamlar ve sembolik boyutlar ortaya çıkmaya başlar. Görünmeyen kısmı kavrayabilmek için insanın zihinsel ve ruhsal olgunlaşması gerekir. Zahirî anlam ile başlayan bir okuma, zaman içinde batınî anlam ile derinleşebilir ve her iki boyut bir arada işlenebilir.
Bu, görünmeyen gerçeği arayışında olan birinin karşılaştığı zorlukları yansıtan çok anlamlı bir düşüncedir. Ezoterik literatür, işte bu gizli anlamları ortaya koyma çabasıdır. İnsanın içsel yolculuğu, daha fazla bilgiye, ilahi öğretilere ve ruhî derinliğe yönelir. Harflerin, kelimelerin, sembollerin derin anlamlarına dair eserler, ilahi sırrı daha yakından keşfetmek isteyenlere birer yol haritası sunar.
Ancak görünmeyen kısmı anlamaya başlamak kolay değildir. Kur’an’ın ve diğer spritüel metinlerin derinliklerine inmek, kişinin kendisini her açıdan yeni bir bakış açısına hazırlaması anlamına gelir. Bu yolculukta, insanın ego‘su, benlik algısı, dünyevi arzular ve korkuları sıkça engel teşkil eder. Çünkü, gerçek anlamlara ulaşabilmek için, insanın sadece aklını değil, ruhunu ve kalbini de bu yolculuğa dahil etmesi gerekir.
Meşakkatli olması, tam da burada devreye girer. Çünkü, ezoterik bir anlamın farkına varmak, zaman zaman insanın içsel mücadelesini ve manevi sınırlarını aşmasını gerektirir. Düşünsel düzeyde kabul edilebilen bir şey, bazen ruhsal düzeyde anlam kazandığında farklı bir derinlik ve anlam taşır.
Kitaplar bu yolculuğun en değerli araçlarıdır. Ezoterik metinler ve manevi öğreticiler, insanın görünmeyen boyutlara ulaşması için gerekli olan bilgiyi sağlarlar. Ancak bu bilgi, sadece bir zihinsel bilgi olmanın ötesine geçmelidir. İlahi hakikatler öğrenmek, hayatla uyum içinde olmak ve gerçek anlamları yaşamak ile ilgilidir. Bu, ilmi bir süreçten çok, manevi bir deneyimdir.
İşte bu noktada, okuduğumuz kitaplar bizi bir yönüyle sürekli bir sorgulama ve yolculuk içinde tutar. Çünkü her bir yeni kitap bir anahtar olabilir, ama o anahtarı kullanmak, sadece akıl yoluyla değil, deneyim yoluyla gerçekleşir. Kitapların derinliği, okurunu daha fazla anlam arayışına iterek, adeta içsel bir uyanışa davet eder.
Yolculuk bir anlamda başladığı noktadan çok daha farklı bir yere gelir. Kur’an ve diğer manevi metinler, hayatın sadece fiziksel düzeyde değil, aynı zamanda ruhsal ve ilahi düzeyde nasıl yaşanması gerektiğini öğretir. Görünmeyen gerçeklere ulaşmak, sadece kitaplarla değil, yaşamla ve deneyimle birleştirilen bir süreçtir. İşte o zaman kitapların, derinlikli anlayışların ve ezoterik öğretilerin gerçek anlamı kavranabilir.
Muhyiddin İbn Arabi: “Harflerin İlmi adlı“
“Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Biz ona şiir öğretmedik. Hem şiir Ona gerekli de değildir. ” Hiç kuşkusuz şiir, genel bilgi, icmal, simgeler, lügaz ve tevriye mahallidir. Oysa biz ona hiçbir şeyi remizli söylemedik, hiçbir şeyi üstü kapalı anlatmadık. Başka bir şeyi kasdettiğimiz hiçbir şeyi ona hitap etmedik. Hitabı ona icmalî olarak toplamadık. “Onun söyledikleri ancak Allah’tan gelen bir hatırlatma ve apaçık bir okumadır.” (Kur’an, Yasin, 36/69). Çünkü biz onu kendimize cezbettiğimizde, o onu müşahede etmiştir. Biz onu ondan gayb ettik ve onu bizim yanımızda, bizimle birlikte hazır ettik. Böylece biz “onun kulağı ve gözü” olduk. Sonra, onu tekrar size iade ve oluş karanlıklarında onunla hidayet yoluna eresiniz” diye. Dolayısıyla, “biz onun size hitap ettiği dili olduk.” Sonra, biz ona müşahede ettiği şeyi kendisine hatırlatan bir hatırlatıcı indirdik. O ise, onun için bir “zikir”dir, bir hatırlatmadır; ve bir “Kur’an”dır, bir okumadır; yani bizim yanımızda onun müşahede ettiği şeylerin toplamıdır; bu ise “apaçık”tır, ona zahirdir, çünkü o mukaddes ve münezzeh yaklaşma esnasında müşahede ettiği ve apaçık gördüğü şeylerin aslını bilmektedir. Bu duruma Hz, Peygamber nail olmuştur. Bizim için ise, mahallin temizliği, güzelliği ve takva nisbetinde, ondan bir pay, bir nasip vardır.”
– Muhyiddin İbn Arabi, Sayfa 91
“Hiç kuşkusuz bizim nezdimizde keşif yoluyla şu bilgi vardır: Kuşkusuz Furkan Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem nezdinde, ayetler ve sureler birbirinden ayrılmamış bir vaziyette topluca (mücmel) hasıl olmuştur. İşte bu sebeple, Hz. Peygamber, Cebrail aleyhisselam kendisine Kur’an’ı İndirdiğinde, onu bir an önce almak için “acele ediyordu”. O zaman kendisine şöyle denildi: “Sana O’nun vahyi tamamlanmazdan önce (senin nezdindeki) Kur’an’ı okumakta acele etme ve “Rabbim benim ilmimi artır” de!” (Kur’an,T aha, 20/114)6 Yani Onun vahyi sana mufassal bir Kur’an olarak tamamlanmadıkça, sen ona mücmel olarak ulaşırsın, fakat senden o Kur’an o şekliyle anlaşılmaz. Öyleyse, onun manalarına dair mücmel olarak sahip olduğun hususlarda mufassal olarak ilminin artırılmasını talep et. Sırlar bakımından, Hak Tealâ burada şu hususu işaret etmiştir: “Biz bu Kur’an’ı mübarek bir gecede indirdik. Her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. ‘ (Kur’an, Duhan, 44/3-4) Burada Allah Tealâ “onun bir kısmını” demedi. Kur’an’ın tümünü indirdik dedi.”
–Muhyiddin İbn Arabi, Sayfa 199
Robert Winston: “Tanrı’nın Öyküsü”
“Muhammed’in 610 yılı Ramazan ayının on yedisinde yaşadığı deneyim bu gereksinimi en tatmin edici biçimde karşıladı. Geceleyin bir melek onu uykusundan uyandırdı ve ona ikra, yani “oku” dedi. Tıpkı Musa gibi o da okuyamayacağını söyledi. Ve tıpkı TANRI’nın kutsal kitaplarda adı geçen pek çok peygambere yaptığı gibi, melek Muhammed’i zor kullanarak ikna etti, vücudunu korkunç bir güçle sıkıp onu soluksuz bıraktı. Muhammed korkudan tir tir titredi. Sonunda Muhammed’in dudaklarından birkaç sözcük çıktı Tanrının Araplara ilk buyruklarını iletti.” – Robert Winston, Sayfa 264
Tanrının elçisi olarak seçilmenin gurur ve sevinç verici olduğunu düşünebilirsiniz. Ama bu deneyimi yaşayanlar onu insanı serseme çeviren, burnunu sürten sarsıcı bir deneyim olarak görmüştür.
“Kitapların Anası” Okunması Zor Bir Kitap Mı?
Kuran, Peygamber’in zamanında tam olarak yazıya geçirilmedi. Kurra adı verilen bir grup bilgin tarafından ezberleniyor ve ezbere okunuyordu. Bizzat Hz. Muhammed tarafından denetlenen bu kişiler Hz. Muhammed’in sözlerini korumak için özen ve sebatla çalışıyordu. Tıpkı Yahudilerin kutsal kitabı gibi, Kuran’ın da ne zaman tam olarak ne zaman yazıya geçirildiği belli değildir. Bu iş Hz. Muhammed’in ilk halifesi Ebu Bekir ya da üçüncü halife Osman bin Affan zamanında yapılmış olabilir. Yazıya tam olarak ne zaman geçirilmiş olursa olsun, Kuran bugünkü halini 650 yılı civarında almıştır. Tıpkı Yahudilerin Tora’yı Tanrının sözleri olarak görmesi gibi, Müslümanlar da Kuran’ı Tanrının Hz. Muhammed’e iletilmiş sözleri olarak kabul ederler.
Kuran’ın sözleri Arapça yazılmak zorundadır. Gerçekten de, her Müslüman onun sözlerini orijinal dilinde ezberler ve okur, çünkü bu sözlerin çevrilmesi anlamlarının bozulması riskini yaratır. Hiçbir çevirinin Kuran’ın hakkını veremeyeceği, sık sık söylenir. Bence, gayrimüslimlerin İslamı tam olarak anlamalarının bu kadar zor olmasının sebebi budur.
Havas İlmi
Havas İlmi, Allah Teala’nın güzel isimleri ile gerek Kur’an-ı Kerim, gerekse diğer semavi kitaplardaki duaların belli bir ölçü ile tertip edilmesidir.
İmam-ı Yafii Havas ve Esrarı (Ayetler Ve Duaların Sırları), adlı eserinde Kur’an okumanın fazileti hakkında Allah Resulü (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor der:
“Kur’an okumaya devam eden bir mü’min turunca benzer. Hem tadı güzeldir, hem de kokusu. İmanı olduğu halde Kur’an okumayan bir kimse de kokusu olmayan bir meyve gibidir. Bile bile günah işlemeye devam eden ve aynı zamanda Kur’an okumayı da ihmal etmeyen bir kimse reyhan çiçeği gibidir. Kokusu güzel fakat tadı çok acıdır. Hem günah işlemeye devam edip, hem de Kur’an okumakla da ilgisi bulunmayan kimse zehirli bir bitki gibidir. Ne kokusundan hayır gelir, ne de tadından faydalanılır. Kokusu fena, tadı ise acıdır.” –İmam-ı Yafii, Sayfa 35
Ey Rahman ve Rahim Allah’ım! Bu temizliği benim için hayırlara vesile kıl ve mübarek bir temizlik eyle. Amin…
Muhakkak ki Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’ini bütün maddi ve manevi hastalıklara şifa, paslı kalplere de cila kılmıştır. O öyle bir nurdur ki, hiçbir nur O nura benzemez. O öyle bir yol göstericidir ki, O’nun önderliği ile kalpteki bütün nefsanilikler atılır ve insan böylece Hakk’ı bulmak üzere yola çıkan ulu bir kervana katılır.
Kur’an-ı Kerim’in mana ufuklarında nice sırlarının parlak ışıklarını kavramak ve ilmini artırmak dileğiyle.
Allah öğretendir…
Sevgiyle, okuyunuz…



Yorum bırakın