“Sağlıklı dindar vicdani kendi ahlaki hassasiyeti, iç görüsü ve farkındalıklarının derinliklerine erişebilme kapasitesi olarak görüp, kendini geliştiren dinamik bir iç kılavuz olarak değerlendirmekte ve vicdanının sesini dinlemektedir.”
—Rollo May
Merhaba,
Rollo May’in yukarıdaki sözlerinden hemen sonra yeni bir zeka türünden söz etmek lazım: Vicdani Zeka… Yapılan çalışmalar neticesinde insan beynindeki beş alanda geliştirilebilir beceriler kümesi ortaya çıktı. Tespit edilen beceri kümeleri “zeka alanları” olarak da tanımlanıyor. Bu zeka türü bir bakıma kişinin iç sesini dinleyebilmesi, iç ve dış sorumluluklarının farkına varabilmesidir. İçimizde neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyen bir ses vardır. O yüzden vicdani zekası yüksek olan kişiler yaptıkları her işte hesap verebilirliği düşünürler. Yaratıcı‘ya karşı da sorumluluk hissederler. Sorularla küçük bir vicdani zeka sorgulaması yapalım.
- Doğru mu gücü getirir, yoksa güç mü doğruyu?
- Sadık olmak nedir?
İnsanı insan yapan hedefleri ve amaçlarıdır… Haritada nerede olduğunu bilen kişi, gideceği yere karar verebilir… Kısa bir süre önce Kelebek Bahçesi Blog’a abone olanları tek tek inceledim. Seçmiş olduğunuz pakete göre “WordPress” bu konuda istatistik sunuyor. Bazı aboneler aktif olmadığı için sildim. Mail kutularınızı meşgul etmek istemedim. Bazı abonelerin geçen yıllar içinde kaydı silinmişti bile… Aktif olan abonelere gönderiler ulaşacaktır. Bilginiz olsun istedim.
Kelebek Bahçesi Blog’da geliştiricilerin, yanlış düşünceleri düzelten, alternatif düşünmeyi öğreten kitapları var. Aktif okur, gün içinde “arşiv taraması” yaptığında görüntüleme verisi oluşuyor. Arşiv tarama verilerine bakarak; uyum sağlamayan sayfaları gözden geçirmiş oluyorum. Çünkü; blog tasarımı değişince bazı sayfalar değişime uyum sağlamıyor. Sayfayı okumayı etkileyen şeyler oluşuyor. Düşünmeyi öğreten kitaplarda, iletilmesi gereken ya da eksik kalmış bir farkındalık sözü varsa düzenlemeleri yaparak yazının “güncel” kalmasını sağlıyorum. Kütüphanem kitaplardan oluşan bir bahçedir… Kelebek Bahçesi’ni ziyaret eden; aklın rehber olduğu günümüzde kalbe bir yolculuk yapmak isteyen; “okuyan liderlere”, teşekkür ederim.
Psikoterapilerin birer “zihin eğitimi” olduğu bilimsel yaklaşımdır…
Rollo May Psikolojisinde Din ve Kişilik, Rollo May’ın eserlerinden ve hakkında yapılan araştırmalardan elde edilmiştir. Çalışmada önce May’in biyografisi incelenmiş, daha sonra eserlerinden ve hakkında yapılan çalışmalardan din ve kişiliğe dair veriler toplanmıştır. Toplanan verilerden araştırmanın problemleriyle ilişkili olanlardan önemli bulunanlar başlıklar halinde tasnif edilmiştir. Bu araştırmanın amacı ise: Rollo May, varoluşçu bir psikolog olarak bilinmesinin yanında dini geleneklerin etkili olduğu bir çevrede yetişmiş, teoloji alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamış ve bir süre kilisede din adamı olarak görev yapmıştır. Onun hem psikolojik hem de din konusunda yetkin olması yaklaşımlarını din ve psikoloji ilişkileri bakımından önemli kılmaktadır.
Her bilim dalının kurulup gelişmesinde önemli roller oynamış ve kaleme aldıkları metinlerle daha sonraki bilimsel çalışmalara ilham kaynağı olmuş önemli bilim insanları bulunmaktadır. Konuya psikoloji bilimi açısından bakıldığında hepsinin adını zikretmek bu araştırmanın sınırlarını aşmakla birlikte W. Wundt, W. James, G. W. Allport, S. Freud, A. Adler, C. G. Jung, O. Rank, K. Homey, E. H. Erikson, M. Klein, H. Kohut, H. S. Sullivan, I. Pavlov, J. B. Watson, B. E Skinner, G. Kelly, A. Bandura, H. Eysenck, E. Frommı C. Rogers, A. Maslow, R. McCrea, P. T. Costa, W. Frankl, R. May, J. Bowlby ve M. Seligman önemli psikologlar olarak sayılabilir.
Önemli psikologların geliştirdikleri kuramlar ve ürettikleri kavramlardan esinlenen araştırmacıların yaptıkları çalışmalar psikolojide büyük bir birikim oluşturmuştur. Wundt’un yapısalcı, James’in işlevci, Freud’un psikanaltik, Jung’un analitik, Adler’in bireysel, Erikson’un psikososyal, Sullivan’ın kişilerarası, Pavlov’un klasik koşullanma, Skinner’in edimsel koşullanma, Horney’in nevrotik, Klein’in nesne ilişkileri, KelIy’in kişisel yapılar, Eysenck’in biyolojik temelli faktör analitik ayırıcı özellik, Bandura’nın sosyal bilişsel, Allport ve Cattel’in temsil ettikleri ayırıcı özellik, McCrea ve Costa’nın beş faktör, Rogers’ın birey merkezli, Maslow’un kendini gerçekleştirme, Bowlby’nin bağlanma kuramları, Seligmanın pozitif psikoloji, Frankl ve May’in varoluşçu yaklaşımları psikolojiye hayat vermiştir.
Bu psikologların katkıları aynı zamanda psikolojinin alt dallarına yansımış ve onların kurulup gelişmesini hızlandırmıştır. Din psikolojisi açısından bakıldığında, S. Freud’un baba kompleksi, obsesif nevroz ve yanılsama kavramları (Freud, 1984. Freud, 2016; Köse, 2011), Jung’un kolektif bilinçdışı ve self arketipi kavramları (Jung, 1997), Adler’in insanın gelişimi için Tanrı fikrinin gerekli olduğunu ileri sürmesi (May, 1939; Ferahı 2014), O. Rank’ın insandaki özgür iradeyi Âdem kıssasıyla ilişkilendirmesi (May, 1939), James’in din ve mizaç arasında ilişki kurması (James, 1985), Allpor’un iç ve dış güdümlü dini yönelim yaklaşımı (Allport, 2004), Fromm’un otoriter ve humaniter din yaklaşımı (Fromm, 1991), Klein’in nesne ilişkileri ve Bowlby’nin bağlanma kuramının insanın Tanrı’yla ilişkilerini anlama ve yorumlamada kullanılması (Klein, 2008; Klein 2015; Rizzuto, 1979; Hayta, 2010; Hayta, 2016), Maslow’un doruk deneyimlerle dindarlık arasında bağ kurması (Maslow, 1994), Frankl (Ayten, 2015; Forsyty, 2017) ve May’in anlam arayışında metafiziğe vurgu yapmaları (May, 1939; May, 1940) alana canlılık katmıştır. Olaya tersinden bakıp adı geçen psikologların katkılarını bir anlığına yok saymak onların din psikolojisi açısından ne kadar önemli olduklarını anlamaya yetecektir.
Kişilik psikolojisi açısından bakıldığında ise Freud’un bilinçdışı, bilinçöncesi ve bilinci kapsayan topografik modeliyle id, ego, süperego kavramlarından oluşan yapısal modeli ve tutkuIu, narsist, tutucu kişilik modelleri; Jung’un dört arketip içe ve dışa dönük kişilik modelleri; Adler’in aşağılık duygusu, sosyal ilgi, yaşam stili, erkeksi protesto kavramları yanında baskın, alıcı, kaçıngan ve sosyal yetkin kişilik modelleri; Rank’ın doğum sarsıntısı ve rahim özlemi kavramları yanında ortalama, nevrotik ve artist (sanatçı) kişilik modelleri; Horney’in ideal benlik, nevrotik gurur, nevrotik eğilim, nevrotik talepler, öz-nefret ve öz-yıkım kavramlarını içeren nevrotik kişilik kuramı; Sullivan, tek tip önemesi, yaşantı modları ve kişileştirme kavramlarını kapsayan kişilerarası kişilik kuramı; Pavlov’un koşullu uyarıcı, koşullu tepki, genelleme, ayırt etme ve sönme kavramlarını içeren klasik koşullanma; Skinnerin pekiştirme, biçimlendirme ve pekiştirme tarifeleri kavramlarını içine alan edimsel koşullanma, Erikson’un sekiz aşamadan oluşan psikososyal kuramı; Klein’in nesne ilişkileri kuramında vurguladığı şükran ve haset kavramları; Kohut’un kendilik kuramı, Kelly’nin kişiliğe bilişsel yaklaşımı, Bandura’nın çevre ve bireyin bilişsel yapısını dikkate alan sosyal bilişsel kişilik kuramı; Eysenck’in biyolojik temelli faktör analitik ayırıcı özellik kuramıyla kişiliğin biyolojik yönüne vurgu yapması; Fromm’un özgürlük, kök bilinci, kendini aşma kavramları yanında alıcı, sömürücü, istifçi, pazarlamacı ve üretken kişilik modelleri; Rogers’ın benlik organizmik değer verme ve kendini gerçekleştirme kavramlarını içeren birey merkezli yaklaşımı; Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini kapsayan kendini gerçekleştirme kuramı ve kendini gerçekleştirmiş ve gerçekleştirememiş kişilik modelleri; Allport’un işlevsel otonomi ve proprium kavramlarının yer aldığı ayırıcı özellikler kuramıyla olgunlaşmış ve olgunlaşmamış kişilik modelleri; Bowlby’nin anne-çocuk ilişkilerindeki üç bağlanma sitili üzerine kurulu güvenli, kaygılı ve kaçınmalı kişilik modellerinden oluşan bağlanma kuramı; McCrea ve Costa’nın merkezi bileşenler ve periferik bileşenler kavramlarıyla kişiliği dışadönüklük, nevrotizm, deneyime açıklık, uyumluluk ve öz-disiplin olarak beş boyutlu olarak ele aldıkları beş faktör kuramları kişilik araştırmalarına kaynak olmuştur
Görüldüğü gibi psikologların bazıları yalnızca kişilikle ilgili kuram ve kavramlar geliştirirken bazıları hem kişilik hem de din konusunda psikolojik kuramlar ve kavramlar geliştirmişlerdir. İkinci guruba giren psikologlar din ve kişilik konusundaki yaklaşımlarıyla din psikolojisinin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. Bu psikologlar ise kendi içlerinde dine olumsuz yaklaşanlar, olumlu yaklaşanlar, dini olumlu ve olumsuz olarak ikiye ayıranlar olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır.
Freud’un olumsuz görüşlerine karşı çıkıp dinin kişiliği olumlu etkilediği yönündeki yaklaşımın temsilcisi C. G. Jung olmuştur. Fakat onun etkisi Freud’un estirdiği olumsuz rüzgâra karşı fazla etkili olmamıştır. İlk dönem yaşanan çatışmalar zaman içerisinde etkisini önemli derecede kaybetmiş daha sonraki dönemlerde bazı psikologlar dinin kişiliği olumlu ve olumsuz etkileyeceğini savunan görüşler ileri sürmeye başlamışlardır. Gelinen noktada üçüncü guruba giren psikologların görüşleri daha çok kabul görmüştür.
Gerek dine yönelik gerekse kişiliğe dair kuramlar açısından Rollo May’in değerlendirip onun psikoloji tarihi açısından önemine bakıldığında herhangi bir kuram geliştirmeyip din ve kişiliği daha çok anlamaya ve açıklamaya yönelik bir yöntem izlediği görülmektedir. May, varoluşçu bir psikolog olarak kuram geliştirmekten uzak durmuş ve geliştirilen kuramları yetersiz bulmuştur. May’in pozitivist bilimsel yaklaşımlar dışında farklı bakış açıları geliştirmenin mümkün olduğunu göstermesi, kuramların yetersizliklerine ve olumsuzluklarına dikkat çekip kuramsız olarak da insanın anlaşılabileceğini vurgulaması önem arz etmektedir.
Din psikolojisi açısından bakıldığında May, psikolojik yaklaşımlarının merkezine Tanrıyı koyan teist bir psikologdur. Tanrı fikrini insani bir olgu olarak gören hümanistleri ve kökenlerini ilkel dönemlerdeki baba katline bağlayan, bireyin hayatında ise çocukluk dönemi baba çocuk ilişkisinin gelişmiş hali olarak değerlendiren Freud’u eleştirirken, Tanrı’yı self arketipiyle ilişkilendiren Jung’un yaklaşımını Tanrı’nın aşkınlığı açısından yetersiz bulmakta, ateizmi kişilik gelişimi ve ruh sağlığı bakımından sakıncalı görmektedir (May, 1939; May, 1940).
May, Tanrı’yı insanın gelişimi için ön koşul olarak ileri sürmektedir. Dini sağlıklı ve sağlıksız olarak ikiye ayırıp sağlıklı dini kişilik gelişimi için gerekli görmekte, insanı anlamada ve insan doğasında var olduğunu savunduğu fenomenlerin analizinde dini bilgi kaynağı olarak kullanmaktadır (May, 1939; May, 1940). Fakat kaynak olarak Ahd-i Atik, İncil ve Eski Yunan dinlerini kullanması onun yaklaşımlarında bazı olumsuzluklara neden olmaktadır.
May’in din psikolojisi bakımından en önemli özelliği teorideki din ve psikolojiyi uzlaştırmaya dönük görüşlerinin nasıl hayata geçirileceğinin pratiklerini kendi psikoterapi çalışmalarında göstermiş olmasıdır. Ona göre din bir anlam arayışı olup, psikolojinin görevi bu arayışta yaşanan olumsuzlukları giderip insanın tekrar anlam arayışına yönelmesine yardımcı olmaktır. May’i dine yaklaşım konusunda bazı psikologların görüşlerinden yararlanmakla birlikte katılmadığı konularda onları eleştirmekten geri durmamıştır. Örneğin Freud’un yaklaşımlarını ayırt etmeksizin tüm dinlere yönelik olması bakımından eleştirirken sağlıksız dinin tespiti açısından önemli bulmakta ve bu konuda Freud’un zamanla daha iyi anlaşılacağını savunmaktadır (May,1939;May, 1940).
Kişilik psikolojisi açısından bakıldığında May, tüm kişilik kuramlarını ve kişiliğe yönelik bilimsel yöntemleri yetersiz bulup eleştirmektedir. Kişiliği genelleyen sınırlandıran, formüllere indirgeyen ve statik olarak ele alan yaklaşımları kişiliği anlamaktan uzak bulmaktadır. Genel bakış açısıyla tüm insanlar için birkaç kişilik modeli sunan kuramları, herkesin diğer insanlardan farklı kendine özgü bir kişiliğe sahip olması ve kişiliğin dinamik yapısına bağlı olarak sürekli gelişmesi ve gerçekleşmesi nedeniyle yetersiz bulmaktadır. Ona göre, kişilik bireye özgü olup sürekli gelişen dinamik bir yapıya sahip olması nedeniyle birkaç faktöre indirgenerek formüle edilemez.
May, kişiliği daha çok varoluşun boyutları ve dinle ilişkilendirip insanın yapısında olduğunu düşündüğü fenomenlerin analizini yaparak anlamaya çalışmaktadır. Varoluşun boyutlarıyla dinin gerçekleştirmek istediği amaçların örtüştüğünü belirten May, varoluşu onaylamakla dini özdeşleştirmektedir. Sağlıklı kişilik için dinî anlam yüklediği varoluşun boyutlarının uyumlu bir bütün olarak hayata geçirilmesini şart koşmaktadır (May, 1939; May, 1940; May, 1953).
May’in eserleri incelendiğinde bazı özellikler dikkat çekmektedir. Bunların başında sade ve anlaşılır bir dil kullanmasına karşılık benzer görüşlerini sıklıkla tekrar etmesi gelmektedir. Bunun bir nedeni kişiliği dinle ilişkilendirip, kişilik konusunda önemli bulduğu fenomenlerin analizinde dinden yararlanırken; diğer taraftan dindarlığı kişilikle ilişkilendirip açıklamaya çalışmasıdır. Bu durumda benzer görüşler iç içe girmektedir. Bir diğer neden ise, May’in psikolojik yaklaşımlarında anahtar kavramların bulunması ve bu kavramları birbirleriyle ilişkilendirerek neredeyse tüm yaklaşımlarında kullanmasıdır. Örneğin onun düşünce sisteminde merkezi konuma sahip özgürlük kavramını ele aldığı benlik bilinci, sorumluluk, kişilik, Tanrı tasavvuru, kader, sağlıklı din ve dindarlık vb. bütün konularla ilişkilendirmektedir. Bu durum May’in benzer görüşleri sıklıkla tekrarladığı izlenimi vermektedir. Onun tarzı doğal olarak araştırmaya yansıdığı için okuyucunun kitabın farklı yerlerinde benzer görüşlerle karşılaşması kaçınılmaz olmaktadır.
May’in eserlerinde dikkate değer bir diğer özellik felsefe, sanat, edebiyat, din ve mitolojiye sıklıkla atıflarda bulunmasıdır. May, kendisini bilim insanı olmaktan çok düşünür-terapist olarak gördüğünü belirtir. Tüm eserleri okunup dikkatlice incelendiğinde May’in bazı psikologların ürettiği kavramları farklı ve yeni anlamlar yükleyerek kullandığı anlaşılmaktadır.
May’in din ve kişilik konusunda yaklaşımlarını incelediğimiz bu eserde aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır:
- May, hangi kaynaklardan yararlanmıştır?
- May, dine nasıl yaklaşmaktadır?
- May, insanı anlamak için dinden nasıl yararlanmıştır?
- May’in Tanrı ve Tanrı tasavvuruna yaklaşımı nasıldır?
- May, sağlıklı din ve sağlıksız dini ayırmak için hangi kriterleri koymuştur?
- May’e göre sağlıklı ve sağlıksız dindarlık arasındaki farklar nelerdir?
- May, psikoterapi ve din arasında nasıl bir ilişki kurmaktadır?
- May, din konusunda Freud’a hangi konularda katılıp hangi noktalarda eleştirmektedir?
- May, din konusunda Jung’a hangi konularda katılıp hangi noktalarda eleştirmektedir?
- May, din ve kişilik arasında nasıl bir ilişki kurmaktadır?
- May, kişiliği kaça ayırmaktadır?
- May, sağlıklı bir kişilik için neleri şart koşmaktadır?
- May’in insanda ontolojik olarak bulunduğunu ileri sürdüğü ve kişilik açısından önemli bulduğu fenomenler nelerdir?
- May’e göre ontolojik olarak fenomenlere karşı tutumu nasıl olmalıdır?
- May, insanda ontolojik olarak bulunduğunu ileri sürdüğü fenomenlerin analizinde dinden nasıl yararlanmıştır?
Rollo May Psikolojisinde Din ve Kişilik, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Rollo May, dünya çapında geniş bir okuyucu kitlesine sahip popüler bir psikolog olmasına karşılık dini yönü ve dine yaklaşımı çeşitli nedenlerden dolayı yeterince bilinmemektedir. Dindar bir ailede büyümüş ve teoloji alanında yüksek lisans eğitimi almış olan May, bir süre kilisede görev yapmıştır. Kilise çevrelerinin psikolojiye karşı olumsuz yaklaşımlarından rahatsız olması üzerine görevinden ayrılıp psikolojiye yoğunlaşmış fakat dine olan ilgisini sürdürmüştür. Rollo May, dini sağlıklı ve sağlıksız olarak ikiye ayırıp, sağlıklı dini insan için gerekli görmüştür. Psikolojik yaklaşımlarında merkezi konuma sahip özgürlük, benlik bilinci, sorumluluk, suçluluk, sevgi gibi olguları Hz. Âdem Kıssasıyla ilişkilendirerek analiz etmiş ve bunların başlangıcı olarak cennetten çıkışı göstermiştir. İnsanın gelişimi açısından Tanrı’yı ön koşul olarak kabul etmiştir. İnsanın temel motivasyonunun Tanrı’ya benzemek olduğunu ileri sürmüş ve Tanrı tasavvuruyla ruh sağlığı arasında ilişki kurmuştur. Ona göre, psikoterapi Tanrı’nın modern yargı aracı olma görevini üstlenmiştir. Çünkü psikoterapi Tanrı karşısındaki insanın ruh sağlığını yitirip gerçekleri göremediği yönünde mazeret uydurmasını ortadan kaldırmıştır. Özer Çetin, bu eserde Rollo May’ın psikoloji yaklaşımı ve din ile olan ilişkisini vukufiyetle ortaya koymuş, konuya ilgi duyanlar için literatüre önemli bir katkı sağlamıştır.
May, 1930 yılında mitolojiye duyduğu özel ilgi nedeniyle görev yeri olarak Selanik’i tercih etmiş ve 21 yaşında Selanik Anadolu Koleji’nde İngilizce öğretmeni olarak göreve başlamıştır. Okulun sömestri tatile girdiği dönemlerde Avrupa gezileri gerçekleştirmiş, Polonya, Avusturya, Türkiye, Bulgaristan yanında Mısır’ı gezgin bir ressam olarak dolaşmış, Avusturya seyahati sırasında Alfred Adler’le tanışmış ve ondan etkilenmiştir. Daha sonra Viyana’da Adler ziyaretlerini sıklaştıran May, Selanik’te öğretmenlik mesleğini sürdürürken yazları Adler’in dağda düzenlediği yaza kurslarına katılmanın yanında, resim çizmeye devam etmiş, sanat ve dine yoğunlaşıp bu iki alan arasında ilişki kurmaya başlamıştır. Ona göre din sanata aşırı gururlu olmayı tavsiye ederken, sanat dine dogmaların yoruma açık olması gerektiğini telkin etmektedir. May, hayatı boyu sanata ilgi duymuş, sanatın hayatı derinleştirdiğini ve güzelleştirdiğini savunmuştur. Çizdiği resimlerden bazılarını My My Quest for Beauty adlı esrelerinde yayınlanmıştır.
May, Selanikte yaşadığı iç çatışmalar, farklı bir kültürel ortama uyum sağlama yaşadığı zorluklarla ve aşırı çalışma temposuyla kendisini gereğinden fazla zorlamasının verdiği rahatsızlıkların ektisiyle ağır bir bunalıma girmiştir. May, yaşadığı bunalım sonrası hayatını yeniden gözden geçirip yaşam tarzını değiştirmiş, kendisine yeni hedefler koymuş ve daha çok resim çizmeye başlamıştır.
Amerika’ya dönen May, dine olan ilgisi nedeniyle ünlü hümanist psikolog Carl Rogers’ın mezun olduğu ve alanında şöhret sahibi olan Union Theology Fakültesi’ne yüksek lisans eğitimi için kayıt yaptırmıştır. Burada tanıştığı ünlü teolog ve felsefeci Paul Tillich’in May üzerinde önemli etkileri olmuştur. Paul Tillich ile hoca öğrenci ilişkisi mezuniyeti sonrası dostluğa dönüşmüş, 30 yıl süren dostlukları her ikisinin başarılarına katkı sağlamıştır.
Rollo May, 1938 yılında yüksek lisans programından mezun olmuştur. William Alanson White Psikiyatri Enstitüsü’nde psikanaliz ve psikoloji eğitimi alan Rollo May, City College of New York’ta erkek öğrencilere danışmanlık yaparak geçimini sağlamıştır. William Alanson White Psikiyatri Enstitüsü’nün kurucularından olan Harry Stack Sullivan’dan danışma teknikleri, Erich Fromm’dan ise hümanist psikoloji konusunda dersler almıştır. 1946 yılında kendi danışma ofisini açan Rollo May, 1948 yılında William Alanson White Psikiyatri Enstitüsü’nün üyesi olmuştur. 1949 yılında doktora eğitimini sürdüğü Colombia Üniversite’nda Kaygının Anlamı başlıklı tezini başarıyla savunup klinik psikoloji doktoru olarak mezun olmuştur. Doktora eğitimi aşamasında yoğun çalışma temposu ve sağlığını ihmal etmesi nedeniyle sağlık sorunları yaşamaya başlayan May, 1954 yılında tüberküloza yakalanmış ve 3 yıl boyunca sağlığına kavuşmak için bu hastalıkla mücadele etmiştir.
Hastalığı süresince araştırmalarından uzaklaşmayan May, ölümün soğuk nefesini hissettiği bu dönemde Freud ve Danimarkalı teolog-filozof Soren Kiergaard’ın yazdıklarını okuyarak kaygı üzerine odaklanmıştır. Freud’u beğenmekle birlikte kaygıya insanın var olma çabası olarak yaklaşan Soren Kiergaar’ın görüşlerinden etkilenmiştir. Daha öncesi hocası Paul Tillich racılığıyla varoluşçu felsefeyi tanıyan May, rahatsızlığı süresince yaşadığı tecrübeler sonucu varoluşçu psikolojiye ilgi duymaya başlamıştır.
Amerika’da varoluşçu psikoloji ve terapinin temsilcisi kabul edilen May, 22 Ekim 1994 yılında ölmüştür.
Rollo May, yaşamı boyunca yaptığı çeşitli çalışmalarından dolayı çok sayıda ödüller almıştır. Aşk ve İrade adlı eserinin en çok satan kitap olduğu 1970 yılında Ralph Waldo Emerson ödülünü almıştır.
1971yılında, bilimsel çalışmalarından ve klinik psikolojiye katkılarından dolayı Amerikan Psikoloji Derneği klinik psikoloji ödülünü kazanmıştır.
1972 yılında, New York Klinik Psikoloji topluluğu May’e Güç ve Masumiyet adlı eserinde yaptığı çözümlemelerden dolayı, Dr. Martin Luther King. Jr Ödülünü vermiştir.
1987 yılında, yaşamı boyunca psikoloji bilimine olan katkılarından dolayı Amerikan Psikoloji Derneğince Altın Madalya ödülü verilmiştir.
May, ölümü sonrası geride bıraktığı çalışmalarından dolayı Amerikan psikoloji geleneğinde William James’ten sonra en büyük ikinci psikolog olarak kabul edilmiştir.
Yazarlar sizi okumaya çalışıyorum davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın