
“Planladığımız hayatı bırakmalı, bizi bekleyen yaşama adım atmalıyız.”
— Joseph Campbell
Sevgili Okur,
Bir anda sahip olduğunuz her şeyi kaybettiğinizi düşünün. Ne yapardınız? Üzülüp hayıflanmak mı, yoksa yeniden başlamak mı?
Ben de hayatımın bir döneminde bu iki seçeneğin arasında kaldım. Sağlığımı yitirdiğimde önümde yalnızca iki soru vardı: “Tamam mı, devam mı?”
Zorlu sağlık süreçleri hayatımıza engeller çıkarabilir. Ancak aynı zamanda, daha önce fark etmediğimiz içsel gücümüzü keşfetmemize de olanak tanır. Yaşadığımız her güçlük bizi yıpratabilir; fakat onunla nasıl yüzleştiğimiz, direncimizi ve kendimize olan güvenimizi de şekillendirir.
İşte ben de o zorlu dönemeçte, bir metafizik öğrencisi olarak içsel bilgeliğe yönelmeyi seçtim.
Metafizik öğrencisi olmak; hayata sadece gözleriyle değil, kalbiyle ve bilinciyle bakmayı seçmektir. Dünyanın bize dayattığı hazır kalıpları, ‘başkalarının haritalarını’ reddedip; görünmeyen bağların, sessizliğin ve ruhun seçtiklerinin izini sürmektir. Ve en önemlisi, bu yolculukta hiçbir zaman mezun olunamayacağını bilerek, hayata her daim meraklı bir öğrenci gözüyle bakabilme cesaretidir.
Çünkü artık inanıyorum ki; insanın en gerçek dayanağı, kendi ruhunun derinliklerinde saklıdır. Hakikatin ve ilhamın kaynağı yalnızca dış dünyada değil, içimizdedir. Bu farkındalığı geliştirdiğimizde, maddi dünyanın ve hastalıkların bizden alamayacağı o sarsılmaz gücü ve huzuru kazanırız.
Sorgulayan Hayat
Viktor Frankl’ın şu sözü bana yol gösterdi:
“Hayatı sorgulama; bırak hayat seni sorgulasın.”
Belki de asıl mesele, hayattan sürekli cevap beklemek değil; hayatın bize yönelttiği soruları duyabilmektir. Hepimiz zaman zaman kendimize şu soruyu sorarız: “Burada ne yapmam gerek?”
Bu soru, yolumuzu şekillendirir. Bizi kendimize, yeteneklerimize ve yaşamın bizden beklediği katkıya yaklaştırır. Amacımızı bulduğumuzda, sahip olduğumuz yeteneklerle dünyanın ihtiyaçlarını buluşturabiliriz. İşte o zaman yaşam, yalnızca yaşadığımız bir deneyim olmaktan çıkar; anlam verdiğimiz bir yolculuğa dönüşür.
Olmak İstediğimiz Şey
İnsan, çoğu zaman olduğu kişi ile olmak istediği kişi arasında durur. Bu mesafeyi kapatmak için yalnızca istemek yetmez. Disiplin gerekir. Düşünceyi eylemle buluşturmak, her gün küçük de olsa bir adım atmak gerekir.
Sahip olduklarımız ancak paylaştığımızda gerçek değerine ulaşır. Bu nedenle en büyük zenginliğimiz, dışarıda biriktirdiklerimizden çok, içimizde taşıdıklarımızdır. Ruhsal rehberlik de burada başlar.
Bazen gelişimin ilk adımı, bizi rahatsız eden şeyden kaçmak yerine onun varlığına izin vermektir. Çünkü rahatsızlığı kabul ettiğimizde, değişimin kapısı aralanır.
Dönüşüm
Joseph Campbell’ın sözünü ettiği gibi, dönüşüm; planladığımız hayatı bırakıp bizi bekleyen yaşama adım attığımızda başlar. Brené Brown’ın da hatırlattığı gibi, yolculuk yalnızca varılacak bir yer değil, insanı dönüştüren sürecin kendisidir.
Bir kelebeğin doğuşunu düşünün. Kelebek olmak için önce kozanın sessizliğinden geçmek gerekir. Eski benlik çözülür, yeni benlik yavaş yavaş ortaya çıkar. Bu süreç kolay değildir. Fakat içimizde yükselen çağrının sesini sonsuza kadar bastırmak da mümkün değildir.
Özgürlüğe Doğru
Huzur, yalnızca sahip olduklarımızla değil, kim olduğumuzu anlamamız ve o varlığa yön verebilmemizle gelir. İçsel kaynağımıza dönmek, belki de insanın ulaşabileceği en büyük zenginliktir.
Benim yolculuğum da bir kelimeyle başladı.
Sonra o kelime bir düşünceye döndü.
Düşünce, zamanla bir hayale…
Hayal ise bugün ruhsal cümlelerle örülmüş bir kitaba dönüştü.
Ve işte bu, benim hikâyem.
Şimdi sizi, bu hikâyenin devamına; içsel dönüşümün izlerini taşıyan “Yolculuğun Haritası” ile tanışmaya davet ediyorum. Belki siz de bu sayfalarda kendi yolculuğunuzdan bir parça bulursunuz.
Tüm sevgimle,
Yasemin …

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.