“Yaşamdaki en büyük açlık, ancak kişi kendindeki saklı kısmı meydana çıkarmaya razı olduğunda ortaya çıkacak olan sırdır…”
— Deepak Chopra
Sevgili Okur,
Kendini anlamaya başladığında, hayatın yalnızca dışarıda olup bitenlerden ibaret olmadığını fark ediyorsun. İnsanın içinde; uzun süre görmezden geldiği, bastırdığı bir dünya var. Bazen bir kayıp, bazen bir hastalık, bazen de derin bir huzursuzluk o dünyanın kapısını aralıyor.
Benim için dönüşüm de böyle başladı. Hayatımın bildiğim biçimi değiştiğinde, yanıtını ertelediğim sorular tam ortama yerleşti: “Ben kimim?”, “Ne için yaşıyorum?”
Belki de dönüşüm; insanın kendisine ait sandığı hayatın içinde, aslında kendisini ne kadar az tanıdığını fark etmesidir.
Anneye İthaf
Yaşamı ve zarif ölümüyle bana ilham veren, içimdeki gizli boyutları keşfetmemi sağlayan anneme…
Karanlığın İçinden Doğmak
Hayat bazen bir saniyede ikiye ayrılır: Önce ve sonra. Geleceğe dair bütün planlarınız anlamını yitirdiğinde, insan kendisini kaybolmuş hisseder. İçimdeki açıklayamadığım boşlukla birlikte dışarıdaki sesler azaldı, içerideki sorular çoğaldı. Bu sorular hemen cevap bulmadı. Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanı dönüştürmek için gelir.
Anlamın Peşinde
Bilgelik geleneklerinde insanın kendine yolculuğu, derin sulara yapılan bir dalışa benzetilir. Sığ sularda kalmak kolaydır ama aranan inci yüzeyde değildir. Benim için kitaplar bu derinliğe açılan kapılar oldu:
- Jung ile insanın görünen yüzünden ibaret olmadığını; gölgesini ve bilinçdışını gördüm.
- Campbell ile yaşadıklarımın kadim hikâyelerdeki yolculuklar ve yeniden doğuşlar olduğunu fark ettim.
- Frankl bana acının içinde bile bir anlam aramanın mümkün olduğunu felsefesiyle fısıldadı.
Algının Dönüşümü
Dönüşüm, yaşadıklarımızın yok olması demek değildir; onlara baktığımız yerin değişmesidir. Acıyı inkâr ederek değil onunla karşılaşarak, gölgeden kaçarak değil onu dinleyerek olgunlaşırız. En büyük dönüşüm, kendimizde görmek istemediğimiz taraflara bakabilme cesaretidir. İçsel yolculuk başladığında insan yalnızlaşabilir; çünkü artık herkesin sorduğu sorularla yetinmezsiniz. Aradığınız şey dışarıda yeni bir hayat değil, içinizde yeni bir insanla karşılaşmaktır.
Yeniden Doğmak
Dönüşümün en zor tarafı; eski benliğin yetmediği, yenisinin ise henüz doğmadığı o eşikte beklemektir. Yazmak, benim için bu eşikteki en güçlü yol arkadaşım oldu. Yazdıkça düşündüm, değiştikçe yeniden yazdım. Yazmak benim için yalnızca bir anlatım biçimi değil, bir dönüşüm aracına dönüştü.
Yazarın Notu
Yazarlığa bir günde karar vermedim. Beni buraya getiren kayıplar, sorular ve araştırmalar oldu. Koçluk yaklaşımının bana kattığı vizyonla insana potansiyelinden bakmayı öğrendim. İnsan kendisini tanıdıkça, kendi hayatının yazarı olmaya başlıyor. Spiritüel dönüşüm de tam olarak budur: Dışarıdan verilmiş kimlikleri taşımak yerine, kendi içindeki hakikate yürümek.
Anne Arketipi: Gecenin İçinden Benliğe
Jung’un düşüncesinde anne; taşıyan, dönüştüren ve yeniden doğuşa alan açan kadim bir imgedir. Annemin fiziksel kaybının ardından, o içimde başka bir biçimde yaşamaya devam etti; bir ses, bir soru, bir karakterin cümlesi olarak… İnsan sevdiği birini kaybettiğinde ilişki bitmiyor, sadece biçim değiştiriyor. Anne dışarıda kaybolurken, içeride en derin yere taşınıyor.
Balinanın Karnından Çıkmak
Campbell’ın bahsettiği “Balina’nın Karnı”, kahramanın eski dünyasından kopup belirsizliğe girdiği karanlık eşiktir. Kendi hayatımda geçtiğim o karanlığı artık sadece bir karanlık olarak görmüyorum. Çünkü bazı karanlıklar insanı yok etmek için değil, başka türlü doğurmak için vardır. Ben o karanlıkta kendimle, kitaplarla ve nihayet kendi sesimle karşılaştım.
Teşekkürler Anne…
Bana hayatı verdiğin için değil yalnızca; beni kendime götüren yolu, farkında olmadan açtığın için. Yaşamınla öğrettiğin, ölümünle derinleştirdiğin ve aydınlattığın tüm yollar için…


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.