Merhaba,
Oğuz Atay, o zamansız sitemiyle fısıldar Olric’in kulağına: “Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli…”
Bugüne kadar nitelikli bir okur olarak, kitapların mutfağına ve “sahaf” dünyasının işleyişine dair derin bir tecrübem yoktu. Ancak o dünyaya yakından baktığımda, rafların ve sayfaların arkasındaki gerçekle yüzleştiğimde kendime sorduğum ilk büyük soru şu oldu: Biz gerçekten kitapların ruhundan anlıyor muyuz?
Her nitelikli okur, aslında kendi yaşam haritasından oluşan bir kütüphane dokuyor. Bir insanın yıllar boyu emek vererek, adeta kendi benliğini ilmek ilmek dokuyarak kurduğu bir kütüphane, sadece kâğıt ve mürekkepten ibaret değildir. O kütüphane; uykusuz gecelerin, kurulan hayallerin, altı çizilen satırların ve kazanılan bir kimliğin somutlaşmış halidir. Bu yüzden bir okurun benlik kütüphanesinin bendeki karşılığı, her türlü dünyevi ölçünün ötesinde, paha biçilemez bir değerdedir.
Geçtiğimiz günlerde bu kutsal emanetleri doğru ellere ulaştırma çabasıyla bazı adımlar attım. Karşılaştığım yaklaşımlar arasında samimi olanlar, iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışanlar vardı; bunu inkar edemem. Fakat hissettiğim şey şuydu: Sistem, kitabın barındırdığı o derin ruhu görmekten çok uzaktı. Kitaplar, hak ettikleri o asil değerle değil; alelade birer nesne gibi karşılanıyordu.
Bu perspektiften bakılacak olursa; her okurdan alınan kitabın değeri gerçekten eşit olabilir mi?
Elbette olamaz. Çünkü mevcut sistemin, kitapların içinde saklı olan o “yaşam haritasını” ölçecek bir terazisi yok. Onlar kapağın üzerindeki barkoda fiyat biçerken, nitelikli bir okur sayfaların arasına gizlenmiş yıllara ve emeğe değer biçiyor.
Tam da bu noktada, Zygmunt Bauman‘ın o sarsıcı uyarısı çınlıyor zihnimde. Muhtemelen modern çağın o benliksiz yaşamının kapıları aralanıyor önümüzde. Çünkü her şeyin akışkanlaştığı, kalıcı olan ne varsa eritildiği bu düzende; nesneler gibi duygular ve emekler de “kullan-at” birer metaya dönüştürülmek isteniyor.
Nitekim bu süreçte edindiğim deneyim, bana daha önce hiç sahip olmadığım sarsıcı bir perspektif kazandırdı. Ne yazık ki bazıları için kitaplar, sadece üst üste konulacak, görseli çekilip teklif verilecek birer nesneye dönüşmüş. Oysa asıl sahaf, zamanın ve hafızanın koruyucusudur; kitabın barkoduna değil, sayfalarındaki yaşanmışlığın ruhuna değer verir. Karşımdaki manzara ise sahaflıktan uzak, sadece eski kitapların soğuk ticaretiydi.
Şimdi önümde duran bu eşiği nasıl geçeceğimi, bu manevi değeri hırpalamadan nasıl bir çare bulacağımı düşünüyorum. Çünkü biliyorum ki kitapların bir ruhu vardır ve onlar, sadece rafları dolduran nesneler değil, doğru ellere emanet edilmesi gereken canlı hafızalardır.
Tüm sevgimle,
Yasemin

