“Umut, mucizelerin atmosferidir…”

— Edwin Louis Cole

Merhaba

Dr.Frank J.Kislow, Kuantumla İyileşmenin Sırrı adlı eserinde “Kim olduğunuzu biliyor musunuz? İçinize saf bir gerçeklikle bakıp kendinizi görebiliyor, ruhsal ihtiyaçlarınızı karşılıyor ve besliyor musunuz?” diye soruyordu…

“İçsel Barışı” sizlerde benim gibi gerçekleştirmek, ruhunuzu iyileştirmek, çevrenize huzur ve dinginlik verip zihinsel mutluluğun sizi sarmasını istiyorsanız doğru bir paylaşımın içinde olduğunuzu söylemeliyim.

Kuantumla İyileşmenin Sırrı’nın 2. Bölümde şu soru yer alıyordu:

  • Nasıl Mutlu Olunur?

“Binlerce mum tek mumla yakılabilir ve bu mumun hayatı kısalmaz. Mutluluk paylaşılarak asla azalmaz. ” –Buddha

On insana ‘anda yaşama’nın ne olduğunu sorsanız on farklı cevap alırsınız. Havadan konuşulduğu gibi herkes bu konu hakkında bir şey söyler ama hiçbiri bu konuda bir şey yapıyormuş gibi görünmez. Belki de nedeni, çoğumuzun ‘anda yaşama’nın ne anlama geldiğinden emin olmamamız ya da bize sunabileceklerini bilmememizdir.

İlk bakışta ‘şimdi’yi tanımlamak kolay iş gibi görünür ama hiç de öyle değildir. “Şimdi şimdidir” diyebilir ve burada bırakabilirsiniz. Akıllı biri de olabilirsiniz. “Şimdi nedir” sorusunun altındaki yüzeyi biraz araştırdığınızda bile bilim insanlarının ve filozofların aklını karıştırmak için hazır bekleyen, arapsaçına dönmüş, akıllı ama yenilmeyen kurtlar ortaya çıkıyor. Aslında anın farkındalığı ve ortaya çıktığı söylenen aldatıcı içsel huzur, bu eski İnsanların gözlerinde Öz farkındalığın ilk kıvılcımını yaktığından beri insanoğlunu şaşkına çeviriyor.

Bedenimiz/zihnimiz, beklenmeyen kötü havalardan, komşu kabilelerle küçük çatışmalardan korunmaya çalışmak ya da kılıç dişli kaplan tarafından parçalanmamak için uzun bir ağacın tepesine tırmanmak gibi kısa süreli stresler içinde evrim geçirmiştir. Prehistorik avcı toplayıcı topluluklar hayatta kalmak için gerekli ihtiyaçlarını karşılamak için haftada sadece üç ya da dört gün çalışırdı. Klan üyeleriyle amaçsız sosyalleşmeler ve stres dolu olaylar arasında sıkışıp kalan bu topluluklar etrafta tembelce gezinmekle, saatlerce bulutları izlemekle zaman geçirirdi.

Modern insanların yaşamlarını tanımlamak için bir sözcük seçmemiz gerekse bu kesinlikle ‘telaşlı’ olurdu. Kayıt altına alınan tarihin hangi döneminde böylesine bitip tükenmez bir temponun içinde olduk? Gerçekten de kendimizi çıldırma noktasına getirdik. Altmış-yetmiş sene, sinirlerimizin, kemiklerimizin ve beyinlerimizin modern hayatın üzerimize bombaladığı artmış aktivite ve strese uyum sağlaması için yeterli bir süre değildir. Yüzyıllar boyunca yavaş bir evrim geçiren bedenimizin/zihnimizin 21. yüzyılın yaşam tarzının şiddetli saldırısına kendisini hazırlaması gerekirdi. Ancak onlar, daha huzurlu ve derin düşüncelere dalan bir varoluş biçimi için yaratılmışlardır.

En eski atalarımızın doğuştan getirdikleri derin düşüncelere dalan doğası hâlâ bizimle; genetik olarak bütün hücrelerimizde yazılı ve tekrar keşfedilmeyi sabırla bekliyor. Bu her zaman var olan ama güçsüz ses, gürültüsü sürekli yükselen modern deliliğe karşı direniyor. Bir dakikanızı ayırıp onu dinlerseniz sessizce şöyle diyecektir, “Yavaşla ve keyif al. Bırak dünya birkaç dakika yanından geçsin.” Bu ses duyulabilir. Geçmişimizde yankılanmadan ya da hayali geleceğimizin umutlarına, korkularına yansımadan, şu anda duyulabilir. Bu da bizi şimdiye getirir.

İç dünyamızda sükuneti sağlarken dış dünyada aktif olabiliriz…

Kuantum Fiziğinin İki Yüzü

Kuantum fiziği bize hayatın iki yüzünün olduğunu söylüyor.

  1. Şekil ve enerji alanı.
  2. Her şeyin kaynağı olan hiçbir şey.

Veda ve Upanishadlar: “Hiçlik”

Elbette buna ilk defa dikkati çeken kuantum fiziği değildir. Veda ve Upanishadlar, Taoist ve Budist yazılı kaynaklar ve Hristiyan doktrini gibi ruhani metinlerin hepsi yaratılıştan önce var olan boşluğa atıfta bulunur. Peki bu kadar önemli olan ne? Bu, Hiçliğin boş olmadığı sonucunu doğurur. Şimdi dikkatinizi benden ayırmayın çünkü işlerin ilginçleştiği yerdeyiz. Yaratılmış her şey -yıldız tozu, anti madde, uğur böcekleri ve rüyalar- formun ve enerjinin göreli dünyasında vardır. Form alanını çevreleyen ve iç içe geçen şey ‘Hiçlik’tir. Hiçlik bizim kozmik varlığımızı, şeylerin sonsuz çeşitliliğiyle doldurmak için bütün yapı taşlarına sahiptir, ama Hiçlik yine de form halini almamıştır.

Hiçliğin var olduğunu nasıl biliyoruz?

Azizler ve bilim adamları benzer şekilde bize onun orada olduğunu söylemişlerdir. Einstein tarafından düşünsel oğlu olarak nitelendirilen kuantum mekaniği teorisyeni David Bohm, hiçliği ‘saklı düzen’ olarak tanımlamıştır. İncil’in Yaratılış bölümünün ilk iki cümlesi şöyle der, “Başlangıçta yerin şekli yoktu ve boştu. Hiçliğin yankısı 3.000 sene önce Taittiriya Upanishad’ın ilk satırında da duyuluyordu.” Başlangıçta yer yoktu.

Ancak Hiçlik öylece orada duramazdı; yaratım işiyle meşguldü. İlk etkinliği düşünmekti. İlk düşüncesi kendisiyle ilgiliydi. Düşünecek başka ne vardı ki? Bu ilk düşünce, ‘Benlik Bilinci’ni yarattı; sizin ‘ben’ diye bildiğiniz o sonsuz özü. Daha sonra Hiçlik, yaratabileceği tüm saf şeyleri düşündü. Bu, Hiçlik bir şey haline geldiğinde oldu. Yaratılış bölümü daha ileri giderek şöyle der, “Ve Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Ve Tanrı ‘Işık olsun’ diye buyurdu ve ışık oldu.” Taittiriya Upanişad da bizi bilgilendiriyor, “Varlık, yokluktan doğdu. Benlik, Varlık’ın kendisinden doğdu. Bu nedenle adı, Kendini yaratan’dır.” Gördüğünüz gibi her şeyi yaratan ‘Hiçlik’ fikri uzunca bir süredir etrafımızdadır. Bunun da bir nedeni vardır.

Hiçlik fikrini, Hiçlik deneyimi ile birlikte göz önünde bulundurduğunuzda bizim üzerimizde en gözle görülür etkisini yaratır; acı çekmeyi ortadan kaldırır. Bu doğru. Hiçlik acı çekmeyi, sefaleti ve kederi yok eder; Her canlının uyumsuzluğunu dengeler, bedene ve zihne canlılık kazandırır. Her hastalığa ve insanoğlunun her deliliğine yönelmiş sihirli bir mermi gibidir. Bunu öylesine çaba göstermeden yapar ki mücadele ve gerginliği ortadan kaldırır. Tek beden bir kıyafetin herkesin üzerine olması gibidir. Bu nedenle ego, yeni bir ilişki ya da yeni bir araba ile kendini gerçekleştirme ihtiyacında olduğunda Hiçlik’i beraberinde getirse iyi olur yoksa istenmeyen bir şeyle, acı çekmeyle sona erecektir.

Çılgınca Değil Mi?

Kendimizi bütünleşmiş hissetmek için etrafımıza daha fazla sağlık, arkadaşlar vs. toplamamız gerektiğini düşünürüz. Ancak hepimizin bildiği gibi kazanabildiğimiz hiçbir şey yoktur, bunları kaybedebiliriz. Hepimiz, bir zamanlar hayatları olduğunu düşündükleri servetlerini ve arkadaşlarını kaybetmiş insanları biliriz. Acı çekmeye neden olan şey kaybetmek değil, aksine kaybetme korkusu ve kaybettiklerinin dönüşünü hasretle beklemektir. Nesneler ve insanlar sorun değildir. Zihnin bunlara bağımlılığı ıstıraba neden olur. Zihin nesnelere bağlanır çünkü hiçliğin değerini bilmez. Hiçlik yanınızdaysa kaybedecek hiçbir şeyiniz yoktur.

Hiçlik acı çekmeyi, sefaleti ve kederi yok eder. Her canlının uyumsuzluğunu dengeler, bedene ve zihne canlılık kazandırır. Her hastalığa ve insanoğlunun her deliliğine yönelmiş sihirli bir mermi gibidir. Bunu öylesine çaba göstermeden yapar ki mücadele ve gerginliği ortadan kaldırır.

Huzur nedir?

Eğer buna, az ya da çok, zihinsel aktivitenin bir ifadesi olarak bakıyorsak huzurun daha az aktiviteyi gösterdiğini söyleyebiliriz. Kendinizi huzurlu hissettiğinizde zihniniz sakindir. Öyleyse, gittikçe azalan zihinsel aktivite gittikçe artan huzuru ifade eder. Eğer böyleyse, o halde hiç aktivitenin olmamasının mutlak huzuru işaret ettiği söylenebilir…

Gerçek huzur, sakin bir zihinde karşılığını bulur…

Black Elk “… dünyanın merkezi hiçbir yerdir.” der…

  • Zihninizin ötesinde neyin yattığını hiç merak ettiniz mi?
  • Düşüncelerinizin kaynağından yararlanabilseydiniz seks yaşamınızı, sağlığınızı, sevmeyi ve kaygıdan uzak yaşama becerinizi gerçekleştirebilir miydiniz?

Düşüncelerinizin nereden geliyor ve bu bilginin günlük yaşantınız üzerinde olası etkisi ne olurdu? Birkaç dakikanızı bu sorular üzerine düşünmeye ve bunların bizi nereye yönlendireceğine odaklanın.

Düşüncelerinizin kaynağını ortaya çıkarmanın kişisel ilişkileriniz, parasal başarılarınız, fiziksel-duygusal anlamda fit olmanız, hatta aşk hayatınız üzerinde kesin ve çok kuvvetli şekilde olumlu etkisi vardır. Bu sadece enerji/ madde bağının gevşemesi ve ötesinde ne olduğunu deneyimleme meselesidir. Her şey enerji formudur…

  • Neden Sokrates “Kendini Bil!” dedi… Benliğimiz’le samimi olsak başımıza gelebilecek olası faydalar nelerdir?

Ego odaklı zihnimiz ya da saf farkındalık, düşünceyi yaratmıyorsa o halde kim ya da ne yaratıyor? Bu bizim Benliğimiz’dir. Benliğimiz tüm yaratımlarda tektir. Her iki dünyada da ayağı vardır; mutlak saf farkındalık denizi ve yaratılmış kozmosun çoklu ifadeleri.

Dışarıya yönelmiş bilinç ego kaynaklıdır. Benzer düşünce ve eylemlerin hakimiyetini eline alır. Hiç yorulması yoktur ve nadiren memnun olur…

Dışarıdaki dünya sorun değildir. Sorunlarınız sorun değildir. Saf farkındalığın farkına varamamaktır…

  • Kendi farkındalığınızı nasıl sağlayacağınızı keşfettikten sonra dünyanız nasıl bir yer olacak?
  • Siz nasıl değişeceksiniz?

Galiba çok şaşıracaksınız.

Hayatın kendine ait bir zihni olduğunu ve size düşen pek bir şey olmadığını fark ettiğinizde rahatlayabilirsiniz.

  • Benlik Farkındalığı’nı kazandıktan sonra nasıl hissedilir?

Aslında, yaratımın sessiz gözcüsü olduktan sonra daha fazla “insan” olacaksınız. Bedeniniz/zihniniz daha önceki aynı yasalarla sınırlı olacak. Her şeyi, daha önce hissettiğiniz gibi hissedecek ama bu duyguları ortaya koymadan, kontrolünüz ötesinde hayatın doğal bir ifadesi olarak kabul edeceksiniz.

Yazarın Notu:

Kuantumla İyileşmenin Sırrı’nın iki kapağı arasında, Dr. Kinslow, bize, hepimizin sahip olduğu iyileştirme gücünü, basit farkındalık tekniğini öğretiyor. Kuantum Uyumlaşması; hızlı, kanıtlanmış, derinlikli, bedeni ve zihni iyileştiren bir süreçtir. Kolayca öğrenilen ve hemen etki eden Kuantum Uyumlaşması, hem uzmanlar hem de bu alanda uzman olmayanlar için etkili bir araçtır.

Son birkaç yılda, devrimsel nitelikteki kişisel gelişim metotları, pek çok kişiyi yeni bir dünya görüşüne ikna etti. Bu alandaki en yeni gelişme, yazarın Kuantum Uyumlaşması diye adlandırıp geliştirdiği, iyileşme ve iyileştirme sürecidir. Süreç, hafif bir dokunuşla işliyor, anında ve kendiliğinden, derin tedavinin gerçekleşebileceği atmosferi yaratıyor. Bu müthiş kişisel gelişim yöntemini kullanmak çok kolay ve uygulamak için birikim sahibi olmak gerekmiyor; herkes bu yöntemi uygulayabilir! Ve en şaşırtıcısı, sadece tedavi gören kişi derin ve dinlendirici bir biçimde iyileşmiyor, yöntemi uygulayan kişi de anında ve sürekli bir zindeliğe kavuşuyor. Bir deneyin, Kuantumla İyileşme‘nin gücü karşısında şaşkına döneceksiniz!

Kuantumla Yaşamanın Sırrı, iki kısma ayrılmıştır. Ardından ekler ve sözlük bölümleri gelmektedir.

  • Ek A’da Kuantum Uyumlaşması Nirengi Tekniği’nin temelleri anlatılmaktadır.
  • Ek B, dünyamn dört bir yanından bana gönderilmiş en sık sorulan soruları içeriyor. Bu sorular, günlük yaşamınıza KU’yu yerleştirdikten sonra gerçek bir anlam kazanacaktır.
  • Ek C ise otobiyografiktir ve KU’nun nasıl geliştirildiğinin hikâyesini anlatır. Bu hikâye, okuyucunun deneyimini bir şekilde zenginleştirmeseydi normalde kendimden bahsetmezdim. Çok defa KU’yu nasıl geliştirdiğim bana sorulmuştur. Bu nedenle Ek C’de bu soru cevaplanıyor.

Kuantumla Yaşamanın Sırrı, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. “Kuantumla Yaşamanın Sırrı” (The Secret of Living Quantum) Frank J. Kinslow’un kaleminden çıkan ve günümüzde içsel huzur, farkındalık ve iyileşme arayışında olanlar için güçlü bir rehber haline gelen bir eser.

Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?

  1. Zihinsel sessizlik ve farkındalık pratiği
    • Kinslow, zihnin sürekli düşünce üretme halinden çıkıp “düşünceler arasındaki boşluk”ta huzur bulabileceğimizi savunur.
    • Modern yaşamın hızında, bu sessizlik pratiği bir tür nörolojik detoks ve ruhsal merkezlenme aracıdır.
  2. Kuantum farkındalık ile iyileşme
    • Kitap, kuantum fiziğinden esinlenerek, kişinin içsel enerjisini dengelemesiyle fiziksel ve duygusal iyileşmenin mümkün olduğunu anlatır.
    • Bu yaklaşım, geleneksel tıbbın ötesine geçerek enerji beden kavramını gündelik yaşamla buluşturur.
  3. “Ben kimim?” sorusuna kuantum yanıt
    • Kinslow, kimlik arayışını düşünceyle değil, sessizlikle çözmeye davet eder.
    • Bu, günümüzde kimlik krizleri, yönsüzlük ve içsel boşluk yaşayan bireyler için derin bir dönüşüm kapısıdır.
  4. Giriş Kapısı Tekniği
    • Kitapta yer alan “Giriş Kapısı” tekniği, kişinin farkındalık alanına geçişini kolaylaştıran bir yöntemdir.
    • Meditasyon, enerji çalışmaları ve ritüel uygulamalarıyla uyumlu bir araç olarak kullanılır

Frank J. Kinslow: Sessizliğin Bilgesi

Frank J. Kinslow, kuantum farkındalık alanında bir öncü, bir öğretmen ve bir içsel rehberdir. Amerika’da doğan Kinslow, yaşamının ilk dönemlerinde geleneksel tıp eğitimi aldı ve kiropraktik hekim olarak çalıştı. Ancak onun asıl yolculuğu, bir kişisel krizle başladı—tıpkı Satürn dönüşü gibi bir eşikte.

Bilimden Sessizliğe

Kinslow, yıllar boyunca kuantum fiziği, doğu mistisizmi ve bilinç araştırmaları üzerine çalıştı. Bu disiplinleri birleştirerek, “Eufeeling” adını verdiği bir farkındalık hali keşfetti: düşünceler arasındaki boşlukta beliren saf huzur. Bu keşif, onun hem kişisel hem kolektif bir dönüşüm başlatmasına neden oldu.

Eserleri ve Öğretisi

2007’den itibaren yazmaya ve öğretmeye başladı. Bugüne kadar 9 kitap yazdı, bunlardan ikisi uluslararası çok satanlar arasına girdi:

  • Kuantumla Yaşamanın Sırrı
  • Kuantumla İyileşmenin Sırrı
  • Eufeeling!
  • The Kinslow System

Kinslow’un öğretisi, karmaşık teorileri sade bir dille anlatmasıyla tanınır. Onun için kuantum farkındalık, sadece bir bilimsel kavram değil—yaşayan bir deneyimdir.

Felsefesi

  • Sessizlik, iyileşmenin başlangıcıdır.
  • Düşünceler arasındaki boşluk, gerçek benliğin kapısıdır.
  • Neşe, dışarıda değil—içimizdedir.
  • Hayat, kontrol etmek değil—bırakmakla güzelleşir.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin