“Ben mühendis miyim ki yıkılmayacak bir bina inşa edeceğim. İşi ehline bırakalım. Zaman kazanmak değerli. Niçin kuşaklardır aynı kuyunun içinde debelenip duruyoruz.”
—Kerem Özdemir
Merhaba
18 Temmuz’da, İzmir 9 Eylül Hastanesi’ndeki kontrolün ardından yürüyüşe çıkıp Agora AVM’ye uğradım. Türk kahvesi için kısa bir mola vererek anın tadını çıkarıyorum. D&R’dan aldığım “Okuduğum Kitaplar Defteri”ni çantamdan çıkarıp incelemeye başladım. Bir süre sonra cep telefonuma bildirim geldi. Kerem Özdemir başlıklı e-postayı açınca detaylar satırlara döküldü. Bilge Baykuş Yayınevi’nin hazırladığı “Mina Abis Ay” bülteni de ekte yer alıyordu.
“Ben Mina Abis Ay. Derdime yanıyorum. Yaşamı dumura uğratanları düşünüyorum tekrar ve tekrar. Aile yaşamının tekdüze tabiatını, totaliter bakış açısını, baskı altında inşa edilmiş şehirleri ve kendimi sorguluyorum. İflah olmaz vasatlıktaki inançlardan, yürek daraltıcı kurallardan, kusurlu mekânlardan ayrıldığımı hissediyorum. Ve zaman kazanmayı öğreniyorum. Çünkü mutlak yargıları ortak: hükmetmek. Sevgiyi, arzuyu, özgürlüğü, sanatı paha biçilir hâle dönüştürüp şaşırtıcı ve öngörülemez yaşamı perdelediler. Hatta güzellikle terörün kol kola gezdiği bir yapı peyda ettiler. Ve insanlık için bu durum bile sıradanlaştı. Sevgi seli ya da yoğun baskı altında, meşgul edici bir “arayışa” sürüklendi insanlık. Ve hükmedenlerin “gör” dedikleriyle yetindi. Bu tahakküme direndiğini iddia eden azınlıkların da mutlak yargıları hükmedenlerle birebir aynı. Direniş için betonlaşmak beyhude. Bu sebeple, alay ve itaat ettiğimiz kelimeleri kullanmıyorum. Çünkü uyum sağlamak için aklımızın ermediğine inanmak ve düşünmeyi başkalarına bırakmak, yetiştirdiğimiz ağaçları ateşe vermekten farksız. Üzerimdeki baskıyı kemirinceye dek düşünüyorum. Geriye kalan sadece kemik parçaları. Ve kızgınlığımın sonucu: Bende hükmedenler şinanay. Tam da böyle dalgasını taşlıyorum onların. Yeniden doğmak için ısrar ediyorum.”
Türk kahvemi hızla içip soluğu yeniden D&R’da alıyorum. Bu ikinci ziyaretim yazar ve kitap üzerine oluyor. Yetkili, “Mina Abis Ay az sayıda basıldı, sadece internetten sipariş edilebilir” diyordu. Araştırmam bitince dönüş yolunda, bültende yer alan satırları aklımdan geçiriyorum.
Ertesi Gün “Hediye Kitap Benimle”
Çeşme’de sıcak bir yaz günü… Dışarıya çıkmaya hazırlandığım sırada, MNG kargo “Kitap Yurdu” aracılığıyla bir paket getiriyor. Hediye kitabın geleceğini önceden bilsem de, konu kitap olunca heyecanlanıyorum.
Çantamda hediye kitap, yürüyüş boyunca bana eşlik ediyor. Her kelimesini merak ettiğim satırlarda yolculuğa çıkmak için sabırsızlanıyorum. Yürüyüş boyunca düşünüyorum. Bir PR çalışması söz konusu olsaydı, süreç daha kurumsal ilerlerdi. Yayınevi, ajans ya da basın ilişkileri ekibi devreye girer, kitabın neden gönderildiğini açıklar, hatta basın bülteniyle desteklerdi. Benim durumumda ise yazarın doğrudan iletişime geçmesi, bunun bir tanıtım kampanyasından çok daha kişisel bir tercih olduğunu gösteriyordu.
Bu da birkaç ihtimali düşündürüyor:
- Kendi bağ kurma isteği: Yazar, beni özel olarak seçmiş olabilir. Yazılarımı okumuş, benimle daha önce iletişim kurmuş ya da beni “kitabı anlayabilecek” biri olarak görmüş olabilir.
- Samimi paylaşım: Kitabı hediye etmesi, onun için bir “tanıtım” değil, daha çok “benim dünyamı seninle paylaşmak istiyorum” anlamına geliyor olabilir.
- Kendi yöntemini seçmesi: Yazar, kitabını tanıtmayı “işe dönüştürmeye yeltenişim benim depremim oldu” diye tanımlıyor. Bu yüzden resmi PR kanallarını değil, doğrudan bireysel iletişimi tercih etmiş olabilir.
Tüm bunlar kitabın bana ulaşmasını sıradan bir jestten çıkarıp, özel bir gönderme haline getiriyor. “Mina Abis Ay” için teşekkür ederim… “Mina Abis Ay“ın, yolu açık olsun…
Marina’da kahve molası veriyorum ve karşımda “Mina Abis Ay”. Anahtar kelimeyi bulmak için kitabın sayfalarında kaybolmaya hazırlanırken Kerem Özdemir’in şu sorusuyla karşılaşıyorum: “Mina’yı niçin ve nasıl yazdım?”
“Mina Abis Ay ile zaman kazanmanın değerini hatırlatıyorum. Fikir üretmek. Gelecek yaşamın mimarlığı. Bakış açısı. Cinsiyet. Evrenin bütünü. Deprem. Hüznü tadında yaşama veda. Fabrika ayarları. Yaratıcıya övgü. Zaaf. Argo. Metafor. Sevgi. Onun ilk cümlelerini 2014 Mayıs’ının birinci gününde yazdım. Neredeyse her gün onunla ilgilendim. Gün içinde yaklaşık on iki saat çalışıyor; kâh yazıyor kâh düşünüyor ve daha çok okuyordum. On yedi ayın sonunda altıncı defterimde kapattım romanı. Ve 2019 Mayıs’ının birinci gününde taşkın bir istençle Mina’yı yeniden yazmaya koyuldum. Birçok cümle, paragraf, sayfa defterlerimde kaldı. Çünkü Mina’yı düşündükçe abis derinliğine ulaşıyordum. Gizem, sihir, tesadüf ortadan kayboldu. Bu derinlik; beni, her şeyi bilen anlatıcı olmaktan alıkoyuyor artık. O anlatmazsa eğer kim bilebilir ki onun ne düşündüğünü? Ne düşündüğünü bilseydim, onu geleceğe taşıyacak istenci göremezdim. Bu duygu; kâğıttan bir karakterin, ne zaman gözlük kullanmaya başladığını bildiğim bir canlıya dönüşümü aslında. İlyas’ın intihar etmiş annesini görünce urganı nasıl kestiğini biliyorum; on altı Ağustos 1999 akşamı sallanan sandalyesinde “Maaile” kitabını okumaya başlamadan önce neler yaptığını, otomobil yarışından kalma teselli ikramiyesi şapkayı, rüyalarında gördüğü dört çiviyi. Bazen anlatan ses oluverdi Mina. Ve onunla dile geldikçe bilinç dışımın ulaşabileceği yerleri gördüm. Bazı bazı onu ona anlattım. Tefekküre daldığında ya da esriklik başına vurduğunda Mina’ya “sen” diye seslendim. Mina Abis Ay’ı yazarken kendimi ifade ettim, edebi bakış açımı. Hiç incinmedim. Ve “Ateş’i Uyandırmak” isimli yeni kitabımı yazmaya başladığım gün Mina’nın okunmasına karar verdim.”
“Mina Abis’i kendime yazdım ben. Onu yazarken kendimi ifade ettim, hiç incinmedim. Ve okunmasına sonra karar verdim. Esra ve Veysel Bey bir çırpıda anlayacaktır bu düşünceyi. Tam bir ay, her gün Mina Abis Ay okunsun ve düşünülsün diye kitapsever insanlara, kan bağlarıma, arkadaşlarıma ulaştım bire bir. “Mina Abis Ay basın bültenini okumanızı dilerim.” Düşünceli ve saf hâlimle okunmayı arzuladım. Ve sadece bu sebeple Özlem’in ve Esra’nın aracılığıyla iki kitapsevere ve bir arkadaşıma kitabımı hediye ettim; yazarlığımdan azade. Neden sonra kitabımı tanıtmayı işe dönüştürmeye yeltenişim benim depremim oldu.”
Yazarın Notu:
“Mina Abis Ay” → Işığın (Mina) derinlikten (Abis) yükselip ay gibi parlaması anlamına gelen, metaforik bir isim olarak okunabilir.
Eserdeki Kullanımı
- Yazar, bu isimle bireyin kendi içindeki sorgulamalarını ve toplumsal baskılara karşı duruşunu temsil ediyor.
- Karakter, “mutlak yargılar” ve “hükmetme” kültürüne karşı bir arayış içinde. Bu nedenle isim, sıradan bir ad değil, bir felsefi duruşun sembolü.
“Mina Abis Ay” 35. bölümden başlıyordu. Diğer bölümler var mıydı belirtilmemişti, yoksa başlangıç 35 olarak mı planlanmıştı? Bu, bilinçli bir edebi tercih olarak “hikâyenin ortasından girme” tekniğini çağrıştırıyor.
Ayrıca eserde yaratılan karakterler ve isimler oldukça tanıdıktı…
- Metinsel oyun: Yazar, tanıdık isimleri kullanarak okurda “acaba bu benimle ilgili mi?” hissi uyandırmayı amaçlamış olabilir. Bu, edebiyatta sıkça kullanılan bir yöntemdir.
Ayrıca sadece bir isim olan karakterin diyalogunun olmaması düşündürücü. Hiç diyalog verilmemesi, birkaç farklı şekilde yorumlanabilir:
- Eksik bırakma tekniği: Bazı yazarlar, okurun dikkatini çekmek için karakterleri eksik bırakır. Diyalogsuz bir karakter, okurda “neden konuşmuyor?” sorusunu uyandırır ve bu da eserin gizemini artırır.
- Sembolik kullanım: İsim sadece bir işaret, bir hatırlatma ya da bir atmosfer yaratmak için konmuş olabilir. Diyalog verilmemesi, karakterin “sessiz tanık” rolünde olduğunu düşündürebilir.
- Yazarın mesafesi: Belki de yazar, bir göndermede bulunmak istemiş ama doğrudan temsil eden bir karakter yaratmayı tercih etmemiştir. Bu yüzden karakteri pasif bırakmış olabilir.
Yorum ürettiğim bu satırlarda belirtmek gerekirse; sembol dilinde “tek doğru” yoktur; önemli olan benim şu ana kadar yakaladığım çağrışımlar olduğunu söylemeliyim. Kitabı hemen okuduktan sonra iade ettiğimi belirtmeliyim.
Mina Abis Ay, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Eskişehirli yazar Kerem Özdemir’in yeni romanı Mina Abis Ay, Bilge Baykuş Yayınevi tarafından yayımlandı.. Çok konuşulacak roman küçük bir şehirde yaşayan şehir plancısı Mina’nın ilginç hikayesini anlatıyor… Mina Abis Ay, küçük bir şehirde yaşayan başarılı bir şehir plancısıdır. Annesinin ölümünden sonra kötü bir seçim yapar. Bu tercih, sözünü ettiği ateşin kıvılcımıdır. Zaman ayarlı sezgilerinin ıskalamayacağını söyleyen ve kendine verdiği cezayı sonlandırmak için yol alan Mina’nın hikâyesidir bu kitap.
Kerem Özdemir
1983 yılında Eskişehir’de doğdu. Eğitim hayatının tamamı Eskişehir’de geçen Özdemir, 2006’da Anadolu Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 2019 yılına kadar inşaat sektöründe çalışan Özdemir, 2019 yılından bu yana tüm zamanını yazarlığa ayırdığını belirtiyor. Çocukluğundan itibaren yazarlığa ilgili duyan Özdemir’in gazete ve dergilerde kaleme aldığı yazılarının yanı sıra, “Anahtar Kelimeler” adlı bir kitabı daha bulunuyor.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın