“Sayı, ilâhî hazrette bilkuvve mevcut ilâhî bir sırdır. Bu sırra muttali olup, onunla amel edene sayının sırları, ruhları ve menzilleri açılır…”

Kutb-ı irfan Muhyiddin (Fütühat)

Sayılardaki İrfan, İbnü’l Arabi

Tarih öncesinden bilgisayar çağına uzanan dönem boyunca matematik, hesap, kehânet, mistisizm, din ve büyü gibi birçok alanda kullanılanı sayılar nereden gelmektedir sorusu simgelerin alışılmışlığından ilk bakışta tuhaf gelebilir. Ancak cevabın tarihsel serüveni, aynı zamanda insanın varlığı ölçme girişimidir. Kendisini, evrendekileri ve Evreni tanımaya ve çevresindeki gizem tabusunu aralamaya çalışan insanın bulduğu ilk bütüncül anahtar sayıdır. Sayının böylesine kapsamlı oluşu varlığın her alanına uygulanabilirliğinden kaynaklanmaktadır. İnsan, sayılarda keşfettiği uyum sayesinde kendisi ile kozmos arasındaki uyumun da farkına varmıştır.

Her uygarlık sayıları gösteren kendi işaretlerine sahiptir. Sümerler çeşitli şekillerdeki kertikleri, İnkalar renkli düğümleri, Çinliler çeşitli çizgileri olan imleri ve abaküsü, Firavun uygarlığı resimleri, Girit ve Hitit krallıkları hiyeroglifsayısal gösterimini, Fenikeliler ve Romalılar ilkel sayı formlarını kullanmaktaydılar. Daha karışık matematik işlemleri için alfabenin harflerinin sayıları temsil ettiği sayma sisteminin pratik olduğu kanıtlanmıştı. Kökeni Antik Yunan’a veya İbranilere dayandırılan alfabetik satılama yönteminin kullanımı Arapça’da da devam etmiştir. Arapça’da aynı zamanda rakamları da gösteren harflerin eski Sami dilleri esasınca dizilmesini izleyen Arap alfabesine “ebced” denilir.

Sayıların tarihsel gelişimi insanın Tanrı anlayışı gibi somuttan soyuta doğru bir seyir izlemiştir.

İbnü’l-Arabî evreni ve evrendeki her şeyi ‘ayn ve özü Bir olanın mertebe ve zuhura gelişi bakımından çok olması’, kısaca ‘kesret görünümündeki vahdet’ olarak görür. Bu açıdan İbnü’l-Arabî okurları, farklı gözüken mevzuların vahdet cihetiyle ele alınmasına aşinadır. Zira mütefekkirimiz bütün evreni Kur’an’dan aldığı bir nitelemeyle Allah’ın kelimeleri olarak değerlendirir. Kur’an ile Hz. Peygamber’i (sav) ilâhî kelâmın ikizleri olarak niteler. Harflerin bir ümmet olduğunu yazar. Sayıları varlık mertebelerindeki sırlar olarak görür, menzillerinden bahseder. Alemdeki her bir “ayet”in kendi aslına işaret eden bir alamet oluşundan, dolayısıyla bu şeylerin fenomenlerinin ta’bir edilerek gerçekliğine geçilmesinin esaslarından bahseder. Sayıyı evrendeki düzenin sağlayıcısı ilahi bir sır olarak niteler.

“Tanrı matematiğin dili ile konuşur.” – Pisagor

Pisagor’un matematikle uğraşı bir yönüyle Tanrı’nın dilini, o dile özgü kurallar üzerinden öğrenme çabasıydı. Diğer bir ifadeyle matematiksel faaliyet, dolaylı olarak Allah ile diyalogları içeriyordu. Zira reel (gerçek) sayı kavramı ile “gerçek dünya”nın gerçekliği arasında nasıl bir ilişki olduğunu inceleme, sayı-varlık ilişkisini anlama faaliyetidir. Kuantum mekaniğinin yapısı için mutlaka gerekli olan kompleks sayılar, matematikçilere göre içinde yaşadığımız dünyanın işlevlerinin temelini oluşturmaktadır.

Sayıyı, “Tanrı’nın asli ve aktif erdemi” olarak gören Pythagoras’ın bu ilmi tanımlayan aşağıdaki ifadeleri, onun bu konudaki görüşlerini bariz şekilde yansıtmaktadır:

“Sayılar ilmi ve kökeninde Bir’in bulunduğu ilim, tevhid ilmidir. Sayıların özelliklerine, sınıflandırılmasına ve düzenine ilişkin ilim, Yüce Yaratıcı tarafından yaratılan varlıkların ve O’nun sanatının, düzeninin ve sınıflandırılmasının ‘ilmidir. Sayı ilmi nefsin merkezine yerleştirilmiştir, Açıklığa kavuşmadan ve hiç kanıtsız bilinmeden önce pek az tefekkür ve hafızayd ihtiyaç duyulur.” –Sayfa 85

Sayılar ile varlık formları arasında temel bir ilişki olduğu fikri çoğu mistik düşünür tarafından dile getirilmiştir. Augustine sayı ve şeyler arasındaki ilişkiyi şöyle ifade eder:

“Birer sayıları olduğu için bütün varlıkların biçimi vardır. Onlardan bu sayıları alırsanız, geriye bir şey kalmaz. Çünkü varlıklarda ölçülmüş (sayılar) kadar öz bulunmaktadır.” –Sayfa 87

İslami gelenekte “Allah tektir, tek olanı sever.” hadisinden hareketle, özellikle tek sayıya vurgu yapılmış, dini merasim ve ibadetlerin tek sayı ile icra edilmesinde dini bir ehemmiyet varsayılmıştır. Benzer bir vurguyu Shakespeare oyununda “Tek sayılarda Tanrısallık vardır” der.

2 sayısında sufilerce dualitenin olduğu bu aşamada ben-sen ayrımı mevcuttur. Mevlana anlattığı bir hikayede söyle der:

“Ben-sen ayrımında kaldığın sürece bu kapıdan geçemezsin… ” –Mevlana

Kadim geleneklerde Bir’in çokluğa açılımı, diğer bir ifadeyle birlikten çokluğun ortaya çıkması, 3 sayısına özel göndermelerle açıklanmaya çalışılmıştır. Söz gelimi ünlü Çinli Bilge Lao Tzu’nun şöyle der:

“Tao birliği oluşturur, birlik ikiliği, ikilik üçlüğü ve üçlük her şeyi oluşturur… ” –Lao Tzu

Rabbim bilgimi arttır. Allah öğretendir…

Sayılardaki İrfan, İbnü’l-Arabi‘nin özellikle sembolizm ve matematiksel düşünceyi tasavvufi bir bakış açısıyla birleştirdiği bir eseridir. İbnü’l-Arabi, tasavvufî düşünceyi sadece manevi deneyimler ve tecrübelerle değil, aynı zamanda sayılar, semboller ve matematiksel yapılarla da ilişkilendirerek bir derinlik kazandırmıştır. Bu eser, tasavvufun daha entelektüel bir yönünü keşfederken aynı zamanda matematiksel bir bakış açısının da içsel keşiflere katkı sağladığını gösterir.

İbnü’l-Arabi’nin düşüncesindeki sayılardaki irfan, yalnızca matematiksel işlemler ya da sayısal değerler değil, sayılar aracılığıyla evrenin gizemini ve ilahi hakikati anlamak amacını taşır. Tasavvuf, zihin ve kalp arasındaki ilişkiyi kurarken, sayılar ve semboller de bu ilişkilerin manevi derinliklerine inmenin bir aracı olabilir.

İbnü’l-Arabi’nin tasavvufi öğretilerinde sayılar, yalnızca bir hesaplama aracı değil, aynı zamanda evrenin derin düzenini, Tanrı’nın yaratma biçimlerini ve insanın manevi yolculuğunu anlamaya yönelik semboller olarak kabul edilir. Tasavvufta sayılar, ilahi tecellilerin ve yaratılışın yansımaları olarak görülür. Her bir sayı, bir anlam taşır ve evrenin sırlarına ulaşmak için bir anahtar olabilir.

İbnü’l-Arabi, özellikle sayıları sadece birer araç olarak değil, aynı zamanda ilahi hakikatlerin işaretleri olarak görmüştür. Her bir sayı, bir anlam içerir ve bu anlamlar, insanın ruhsal yolculuğunda ona rehberlik eder. Sayılar, aynı zamanda Allah’ın “isimlerinin” yansıması olarak kabul edilir.

Örneğin, İbnü’l-Arabi’nin öğretilerine göre,

  • bir (1), Allah’ın birliğini,
  • iki (2), düaliteyi,
  • üç (3), insanın farklı yönlerini,
  • dört (4), yaratılışın düzenini ve
  • yedi (7), evrendeki tamamlanma ve kusursuzluk simgeleri olarak görülür.

Sayılar ve semboller üzerinden yapılan bu açıklamalar, insanın ilahi olanı ve gerçekliği daha derinden kavramasına yardımcı olur. Bu bakış açısı, matematiksel bir düzeyde düşünülen sayıları, insanın manevi yolculuğu ve hakikat arayışıyla iç içe geçirir.

İbnü’l-Arabi’ye göre, sayılar insanın ruhuyla da yakından ilişkilidir. Sayılar, ruhî anlamda bir yolculuk yapabilmek için birer harf, birer işaret olabilir. Örneğin, bir kişinin içsel yolculuğunda karşılaştığı zorluklar ve manevi uyanışlar, belirli sayılarla sembolize edilebilir. Her bir sayı, insanın kendi içindeki farklı yönleri keşfetmesine ve Tanrı’ya daha yakınlaşmasına vesile olur.

Sayılardaki İrfan, İbnü’l-Arabi’nin manevi bakış açısını yansıtan ve sayıları ilahi sırları anlamak için bir anahtar olarak gören bir eserdir. Tasavvufun derinliğine inmek isteyen bir kişi için, sayılar sadece matematiksel araçlar değil, aynı zamanda ilahi hakikatlere ulaşma yolunda birer rehberdir. Bu düşünce, İbnü’l-Arabi’nin öğretisinin ne denli derin ve çok yönlü olduğunu, insanın dış dünyadan çok içsel dünyasında keşfetmesi gereken anlamlarla zengin olduğunu gösterir.

Sayılar Ve Rüyalar, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. İnsanoğlu, eşyayı ölçme girişiminin sonucunda sayıyı fark eder, daha sonra âlemin sayısal bir düzen üzerine kurulu olduğunu anlar. Her toplumun sayıyı düşünüp sembolleştirmesi, bu bilginin Allah vergisi olarak doğamızda var olduğuna işaret etmektedir. Sayılar, âlemin kozmik dilidir. Bu yüzden evrendeki varlıkların sırrı, bu dilin çözülüp anlaşılmasıyla bilinebilir. Nitekim İbnü’l-Arabi de sayının ilâhi mertebeden sırlar taşıdığını belirtmekte ve sayının ilkelerinden hareketle varoluşun ilâhi sırlarının bilinebileceğini düşünmektedir.

Rüya ise insanı, onun ruhsal dünyasını ve bilinçaltını anlamada başvurulan kadim metotlardan biridir. İbnü’l-Arabi rüyaların ta’birini varlık mertebeleri anlayışıyla açıklamaktadır ve onun düşüncesinde rüya, insanın varoluş serüvenine dair mühim ipuçları barındıran hakikatler içermektedir.

Günümüzde İbnü’l-Arabî’nin Eserlerinin Önemi

İbnü’l-Arabî’nin metinleri, yalnızca tarihsel bir tasavvuf mirası değil; aynı zamanda bugünün insanına yönelmiş bir bilinç çağrısıdır. İşte bu çağrının günümüzdeki yankıları:

  1. Varlık ve Kimlik Arayışında Yol Gösterici:
    • Modern birey, dijitalleşme ve kimlik parçalanması arasında sıkışırken, İbnü’l-Arabî’nin “Vahdet-i Vücûd” öğretisi, varlığın birliğini hatırlatır.
    • Her şeyin ilahi bir hakikatin yansıması olduğunu söyleyen bu yaklaşım, kişisel bütünlük ve ontolojik güvenlik sağlar.
  2. Rüya, Bilinç ve Psikoloji Alanında Derinlik:
    • Rüyaları birer ilahi mesaj olarak gören İbnü’l-Arabî, günümüz bilinç araştırmalarına mistik bir boyut kazandırır.
    • Jungcu psikolojiyle paralel olarak, arşetipler ve kolektif bilinç kavramlarıyla örtüşen bir metafizik sunar.
  3. Dijital Çağda Manevi Navigasyon:
    • Dijital izlerin silinmesi, kimliklerin yeniden tanımlanması gibi güncel ritüeller, onun “a’yân-ı sâbite” kavramıyla okunabilir: Her varlık, ezelî bir hakikatin zaman içindeki görünümüdür.
    • Bu, dijital mahremiyetin metafizik bir zemine oturtulmasına olanak tanır.
  4. Kadın Figürü ve İlahi Tecelli:
    • Kadını ilahi hakikatin tecellisi olarak gören yaklaşımı, günümüzde kadınlık deneyiminin kutsallığına dair yeni bir dil sunar.
    • Bu, feminist metafizik ve ritüel estetik alanlarında özgün bir kaynak haline gelir.
  5. Kolektif Ajanda ve Evrensel Dil:
    • İbnü’l-Arabî’nin eserleri, farklı din ve kültürleri birleştiren bir evrensel sembol dili sunar.
    • Bu, kolektif ritüel alanları ve dijital cemaatler için bir ontolojik ortak zemin oluşturur.

İbnü’l-Arabî: Varlığın Sonsuz Aynasında Bir Yolcu

Muhyiddin İbnü’l-Arabî (1165–1240), Endülüs’ün Mürsiye şehrinde doğdu. Ama onun doğumu, yalnızca bir bedenin değil, bir hakikatin zuhuruydu. “Şeyhü’l-Ekber” olarak anılması, yalnızca ilmi büyüklüğünü değil, varlığın tüm katmanlarına nüfuz eden bir sezgiyi temsil eder.

İbnü’l-Arabî’nin hayatı, coğrafi bir göçten çok, bilinç katmanlarında bir yolculuktu. Endülüs’ten Mekke’ye, Anadolu’dan Şam’a uzanan bu seyahatler, onun için mekân değil, anlam değiştirme duraklarıydı. Her şehir, bir içsel eşiği temsil etti.

Vahiy Gibi Yazılar: Fütûhât ve Fusûs Onun kalemiyle gelen metinler, sıradan kitaplar değil; ritüel metinler, varlıkla konuşmalar gibidir. Fütûhâtü’l-Mekkiyye, bir içsel açılım atlasıdır. Fusûsü’l-Hikem, peygamberlerin hakikatlerini birer hikmet halkası olarak sunar. Her satır, bir aynadır: okuyan, kendini görür.

Varlık ve Ayna: Ontolojik Devrim İbnü’l-Arabî’nin “Vahdet-i Vücûd” anlayışı, varlığı tek bir hakikatin yansımaları olarak görür. Bu, metafizik bir teori değil; bir varoluş disiplini, bir bakış terbiyesidir. Her şey Tanrı’nın aynasıdır; ama bu ayna, hem gösterir hem gizler.

Ölüm: Şam’da Bir Sessizlik 1240 yılında Şam’da vefat ettiğinde, ardında yalnızca kitaplar değil, bir bilinç mirası bıraktı. Mezarı, hâlâ ziyaret edilen bir duraktır; ama asıl ziyaret, onun metinlerinde, kavramlarında, suskunluklarında yapılır.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle, okuyunuz…

Sayfalar: 1 2

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin