“Başkalarının yaşamına katkıda bulunma şeklinde en ufak bir niyet taşımaksızın kişiliğimizi bir boşluk içinde geliştirmemiz gerektiğini düşünürsek yalnızca emir vermekle yetinen antipatik biri oluruz…”
— Alfred Adler
Merhaba,
Adler’in insanı konu alan bilimler için taşıdığı önem hâlâ tartışma konusudur. Bazıları için örneğin Leibniz‘in yanında Christian Wolf gibi ikinci derecede önem taşıyan biridir. Öğrencilerden bir grup vardır ki Adler’e asla bir ‘derinlik psikoloğu’ gözüyle bakmaz; nitekim Adler de kendisinin hiçbir zaman böyle biri olduğunu söylememiştir. Bazı kimselerse Adler’in öğrencisi olmamalarına karşın, Adler’i, Freud—Adler—Jung sacayağını oluşturan psikologlardan biri sayar. Adler’in ilk gerçek varoluşçu psikolog olduğunu söylemek de yanlış olmaz, çünkü ilkin V. E. Frankl“ın “varoluşçu çözümlemesi”, Adler’in öğretisinin tutarlı bir uzantısıdır; ikincisi Adler’in ateşli bir okuyucusu olan Sartre’ın insanı, Adler’in “asabi karakterinin” genişletilip bir insan tablosuna dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Ayrıca yaşamı bir ‘plan’ olarak gören Ortega y Gasset de, yalnızca şu cümleyi yazmakla bile Adler’i İspanyolca’ya çevirmiş sayılır: “La vida no nos este impuesta, sino propuesta”. Adler’in temel düşüncelerini ustalıklı ve dâhice yansıtan bu cümlenin anlamı şöyledir: “Yaşam bize bağışlanmamış, bir yükümlülük olarak verilmiştir.” Ne var ki Adler’in ‘yaşam topluma karşı bir sorumluluk’ tezinin Ortega’da dikkate alınmadığını belirtmeden geçmemek gerekiyor. Bir ara Maximilian von Rogister’e ölümünden sonra öğretisinden geriye neler kalacağını soran Adler, ondan şu yanıtı almıştır; “Hepsi kalacak, ama sizin adınızı taşımayacak.” “Hiçbir batılı yazar yoktur ki, Adler kadar yağmalanmış olsun,” diyerek Rogister sözlerine, “Ama yine de iyidir böyle olması, çünkü Freud’un ve Jung’un öğretilerinin kafasında yol açtığı karışıklığı hafifletmeye katkıda bulunuyor.” Ancak, Rogister’in görüşünün bugün az sayıda kişi tarafından paylaşıldığını belirtmeliyiz. Ancak günümüz hatırı sayılır Alman psikologu Wolfgang Metzger de şu soruyu yöneltmektedir; “Gerçekte günümüz insanının başına musallat olan nedir, Freud hastalığı mı, (bununla Freud’un cinsel nevrozları kastedilmektedir!), yoksa Adler, hastalığı mı? (Bununla da ilk kez Adler’in tanımladığı ‘saygınlık eğilimi ve çabası’ anlatılmak istenmektedir).“
Adler, günümüz Amerikası’nda ‘ben psikolojisisi’nin ilk büyük öncüsü olarak kutlanmaktadır. Amerika’da Adler’in kitaplarının sürekli yeni baskıları yapılmakla kalmayıp sistematizasyon çalışmaları sürdürülmekte.
Alfred Adler bugün pekala yaşıyor ve bizim kendisine neler borçlu olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.
Bu kitap olabildiğince geniş bir okuyucu kitlesine bireysel psikolojinin sarsılmaz temel ilkelerini ve bunların insanı tanımadaki, değerini, insanlarla kurulan ilişkilerdeki ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklama amacını gütmektedir. Viyana’daki bir halkevinde, birkaç yüz kişilik bir dinleyici kitlesi önünde yıl boyu verilen konferanslardan doğup çıkan kitabın başlıca ödevi, toplum içindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları bireylerin hatalı davranışından yola koyularak anlamak, bu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uymalarını sağlamaktır.
Meslek yaşamında olsun, bilimsel çalışmalarda olsun içine düşülen hatalar kuşkusuz üzücü ve zararlı bir nitelik taşıyor.
Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor.
Günümüzde Adler’i Okumak: Topluma ve Kendimize Dair Bir Rehber
Alfred Adler’in İnsanı Tanıma Sanatı adlı eseri, günümüz dünyasında insan psikolojisi, toplumsal ilişkiler ve kişisel gelişim konularında hâlâ güçlü ve geçerli bir rehberdir.
1. Bireysel Psikolojiye Getirdiği Bütüncül Yaklaşım : Adler’in en büyük katkılarından biri, bireyi yalnızca içsel çatışmalarıyla değil, çevresiyle kurduğu ilişkilerle birlikte ele almasıdır. Bugün psikoterapide, koçlukta ve kişisel gelişimde yaygın olarak kullanılan “bütüncül insan” anlayışı, Adler’in bu yaklaşımına dayanır. Adler’e göre insan, bir bütün olarak ele alınmalı; amaçları, değerleri, sosyal ilişkileri ve yaşam tarzıyla birlikte değerlendirilmelidir. Bu bakış açısı, özellikle günümüzün karmaşık sosyal yapılarında bireyin anlam arayışına yanıt vermede çok değerlidir.
2. Toplumla Uyum ve “Topluluk Duygusu”nun Önemi: Adler’in merkezine aldığı “topluluk duygusu” kavramı, bireyin sadece kendine değil, topluma da karşı sorumlu olduğunu vurgular. Bugün sosyal izolasyon, bireyselcilik, yalnızlık gibi sorunlar artarken Adler’in bu fikri daha da güncellik kazanmıştır. Toplumla sağlıklı ilişkiler kurmak, hem psikolojik iyilik halini artırır hem de toplumsal dayanışmayı güçlendirir. Adler, bu bağlamda hem bireyin içsel iyileşmesine hem de daha sağlıklı bir toplumun inşasına katkıda bulunur.
3. Saygınlık Arayışı ve Değerli Hissetme: Adler, insanın doğasında var olan “saygınlık kazanma ihtiyacı”nı tanımlar. Bugün bu ihtiyaç, sosyal medyada görünürlük, başarıya endeksli yaşam biçimleri ve onay alma arzusuyla daha da görünür hale gelmiştir. Adler’in bu ihtiyacı tanımlayarak bireyin bunu nasıl sağlıklı bir şekilde yönlendirebileceğini açıklaması, özellikle genç kuşaklar için rehber niteliğindedir.
4. Yaşam Tarzı ve Bireyin Sorumluluğu: Adler, insanların davranışlarını ve yaşam tarzlarını rastgele oluşmuş şeyler olarak değil, bilinçli ya da bilinçdışı amaçlara hizmet eden seçimler olarak görür. Bugünün birey merkezli psikoloji anlayışında, kişinin kendi yaşam tarzını sorgulaması ve sorumluluk alması çok önemlidir. Bu anlamda Adler, kişiye şunu söyler gibi: “Yaşamın sana dayatılmış değil, senin tarafından yönlendirilmesi gerekir.”
5. Eğitime ve Aile İlişkilerine Katkısı: Adler’in bireysel psikoloji kuramı, eğitim bilimlerinde de yankı bulmuştur. Özellikle çocukların bireysel farklılıklarına saygı duyan, onları topluma kazandırma odaklı bir yaklaşım bugün hâlâ çağdaştır. Ebeveyn-çocuk ilişkilerinde saygı, anlayış ve yönlendirme dengesini sağlamak isteyen herkes için Adler’in görüşleri kıymetlidir.
Yazarın Notu: “Kendini İfade Etmenin Gücü” Toplumla Uyum ve Saygınlık Arayışı
“Kendi değerimi kabul ettikçe, sesim güçlendi; işte ve ilişkilerimde daha görünür, daha samimi oldum.”
İş hayatımda ve ikili ilişkilerimde, zamanla kendimi daha açık bir şekilde ifade edebilmenin verdiği gücü hissetmeye başladım. Önceleri, düşüncelerimi ve duygularımı başkalarına aktarmakta zorlanır, bu yüzden hem iş ortamında hem de kişisel hayatımda yanlış anlaşılmalar yaşardım.
Adler’in “topluluk duygusu” ve “saygınlık arayışı” üzerine düşüncelerini okuduktan sonra, insanın kendi değerini görmesi ve bunu başkalarına gösterebilmesi gerektiğini fark ettim. İçsel değerimi kabul etmeye başladıkça, kendimi ifade etme biçimim de değişti. Artık iş yerinde fikirlerimi daha özgürce paylaşıyor, projelerdeki katkılarımı görünür kılabiliyordum.
Aynı şekilde, özel ilişkilerimde de daha açık ve samimi bir iletişim kurmaya başladım. Karşımdaki insanın beni daha net anlamasını sağlamak, bağlarımızı güçlendirdi. Bu dönüşüm, hem kendime hem de topluma karşı daha değerli hissetmeme vesile oldu.
Düşünsel denemeler, yaratıcı yazarlığın en derin alanlarından biri çünkü burada amaç yalnızca bir hikâye anlatmak değil; okuyucunun zihninde yeni pencereler açmak. Adler’e yaptığım atıf da tam bu yaklaşımın örneği: kuramsal bir fikri kişisel bir anlatım üzerinden somutlaştırarak insanlara farklı bir bakış açısı sunuyorum.
İnsanı Tanıma Sanatı, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Adler’in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlamlılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler’in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca amacı, toplum içindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları bireylerin hatalı davranışlarından yola çıkarak anlamak, söz konusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uymalarını sağlamaya çalışmak.
Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve bunların insanı tanımada taşıdığı değeri, ortak yaşamdaki ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki öneminin açıklama amacı taşıyor.
Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor.
Alfred Adler Hayatı ve Kariyeri
Alfred Adler: Bireyi Toplum İçinde Anlamaya Çalışan Bir Psikoloji Öncüsü
Alfred Adler (1870–1937), bireysel psikolojinin kurucusu ve modern psikoterapinin öncülerinden biridir. Viyana’da doğan Adler, tıp eğitimi aldıktan sonra önce göz hastalıkları üzerine uzmanlaştı; ardından genel tıp pratiğine yöneldi. Ancak insan ruhunun derinliklerine duyduğu ilgi, onu hızla psikolojiye çekti.
Başlangıçta Sigmund Freud’un kurduğu psikanaliz okulunun önemli bir üyesiydi. Fakat çok geçmeden Freud’la yolları ayrıldı. Çünkü Adler, insan davranışlarını yalnızca bilinçdışı dürtülerle açıklamakla yetinmiyor; sosyal çevrenin, bireyin hedeflerinin ve yaşam tarzının da en az o kadar önemli olduğunu savunuyordu.
Adler’in en önemli katkıları şunlardır:
- Bireysel Psikoloji: İnsan davranışlarını, bireyin geliştirdiği yaşam tarzı ve toplumla kurduğu ilişkiler üzerinden anlamaya çalışan bir yaklaşımdır.
- Aşağılık Kompleksi ve Üstünlük Çabası: Adler’e göre her birey bir eksiklik hissiyle doğar; yaşam, bu eksikliği telafi etme çabasıdır. Bu çaba yapıcı da olabilir, nevrotik de.
- Topluluk Duygusu (Gemeinschaftsgefühl): Sağlıklı bir birey olmanın ölçütü, toplumla kurulan yapıcı ve işbirlikçi ilişkilerde gizlidir.
- Çocuk Gelişimi Üzerine Görüşler: Adler, eğitimin ve aile ortamının çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerini ilk vurgulayan psikologlardandır.
Adler’in düşünceleri, sadece terapötik bir çerçeve sunmakla kalmaz; aynı zamanda eğitimden aile ilişkilerine, liderlikten kişisel gelişime kadar birçok alana ışık tutar.
1930’lu yıllarda, özellikle Avrupa’da yükselen totaliter rejimlerin bireyi silikleştiren yapısına karşı, Adler’in “birey olarak var olma ama topluma katkı sunma” fikri, insani ve özgürleştirici bir karşı duruş niteliğindeydi.
1937 yılında, bir konferans için gittiği İskoçya’da aniden hayatını kaybetti. Ancak ardında, sadece bir kuram değil, insanı anlamaya yönelik derin bir saygı ve umut dolu bir bakış bıraktı.
Adler’in Bu Ayrılığı Günümüze Etkisi
Adler’in Freud’un düşüncelerini takip etmeyişi, aslında onu kendi psikolojik yaklaşımını oluşturma yolunda daha yaratıcı ve yenilikçi kıldı. Adler, birey psikolojisini çok daha holistik bir biçimde ele alırken, insanın toplumsal bağlarını, amaçlarını ve yaşam tarzını önemli birer faktör olarak ekledi. Bu yüzden günümüz psikolojisinde, özellikle pozitif psikoloji, narratif terapi ve varoluşçu terapi gibi alanlarda Adler’in izleri rahatlıkla görülebilir.
Adler’in toplumsal bağ ve aidiyet duygusu konusundaki vurgusu, özellikle çağımızda yalnızlık ve izolasyon sorunlarıyla mücadele eden bireyler için hâlâ oldukça geçerli ve etkili bir yaklaşımdır.
Adler ve Jung, Freud’un Etkisini Aşmaya Çalıştılar
Freud’un bilinçdışı ve cinsel dürtülerle açıklanan insan doğası anlayışını her iki psikolog da yetersiz bulmuş, ve insanı daha bütünsel, toplumsal ve kişisel bir perspektiften anlamaya çalışmışlardır. Freud’un teorisi daha çok bireyin içsel çatışmalarına odaklanırken, Adler ve Jung insanın hem içsel hem de dışsal dünyasıyla bir bütünlük içinde ele alınması gerektiğini savundular.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın