Mutluluğunuzun önündeki engellerin neler olduğunu göreceksiniz. İçinizdeki sıradan insanı kabul etmeniz için mantıklı sebepler bulacaksınız. Başkalarının ne söylediğine bakmadan kendiniz olmanın yollarını keşfedeceksiniz…

—Alfred Adler

Merhaba,

Büyük filozof William James bir bilimin gerçek bir bilim olabilmesi için doğrudan yaşamla bağlantılı olması gerektiğini söyler. Bunun yanı sıra, yaşamla doğrudan bağa sahip bir bilimde teori ve pratiğin birbirinden ayrılmasının neredeyse imkânsız olduğu da söylenebilir. Yaşam bilimi doğrudan hayattaki hareketliliği model olarak aldığından yaşam bilimi olmuştur. Bu değerlendirmeler bireysel psikoloji bilimi için de büyük oranda geçerlidir. Bireysel psikoloji bireyin yaşamını bir bütün olarak görmeye çalışırken, her bir tepkiyi, eylemi, dürtüyü bireyin hayata yönelik tutumunun eklemli bir parçası olarak görür. Böyle bir bilimin uygulamada izlemesi gereken yolu belirlerken, bir yandan bilgi birikimimizin yardımıyla tutum ve davranışlarımızı düzeltebiliriz. Dolayısıyla bireysel psikoloji iki açıdan kehanet özelliği taşır: Ne olacağını tahmin etmekle kalmaz; Yunus Peygamber gibi olacağı öngörülen şeyin olmaması için ne yapılması gerektiğini de söyler.

Bireysel psikoloji bilimi kendisini gelişme, mücadele etme, başarma ve hatta belli alanlardaki başarısızlıkları telafi etmek için başka alanlarda başarılı olmaya çalışmakla ifade eden gizemli ve yaratıcı yaşam gücünü anlama çabasından doğmuştur. Bu güç düşünsel bir hedefe yöneliktir; kendisini belli bir amaç doğrultusunda mücadele ederek ifade eder ve bu mücadelede tüm bedensel ve ruhsal devinimler işbirliği içindedir.

Alfred Adler, yaşam bilgeliğini kavram olarak burada tamamen asıl anlamında, yani yaşamı olabildiğince rahat ve mutlu bir biçimde sürdürme sanatı olarak ele alıyor. Bu sanatın kılavuzuna mutlu olmanın öğretisi denebilir: Buna göre bu kavram, mutlu bir şekilde var olmanın yönteminin gösterilmesidir.

Adler’e göre, her insanın kendince seçtiği ve erişmek için çabaladığı idealleri, onun bugünkü davranışlarını etkiler ve o insana özgü ruhsal süreçlerin oluşmasına yol açar. Yaşam biçimi çok küçük yaşlarda belirir. Dört, beş yaşlarından sonra yaşanılan her şey, o yaşa kadar edinilmiş kalıplara göre meydana gelir. İnsanların davranışları, duyguları, algıları ve tutumları çok küçük yaşlarda oluşur ve böylece geleceklerini şekillendirir.

Mutlu Olmak Bir Sanattır: Adler’in Yaşama Rehberi

Adler, Yaşama Sanatı adlı eserinde, insanın mutluluğunu tesadüflere ya da dışsal koşullara bırakmaması gerektiğini savunur. Mutluluğu bir “beceri”, daha doğrusu bir yaşam disiplini olarak ele alır. Ona göre insan, küçük yaşlarda edindiği düşünce ve davranış kalıplarıyla hayata bir yön verir. Bu yön değiştirilebilir. Bireysel psikoloji, insana kendi yaşamını yeniden yapılandırma olanağı sunar. Dolayısıyla bu kitap, yalnızca bir ruhsal analiz değil, aynı zamanda bir yaşam önerisidir. Okur, bu sayfalarda yalnızca kendini tanımaz; aynı zamanda kendi olmanın onarıcı gücünü de fark eder.

Eserin Günümüz İçin Önemi: Yaşamla Temas Eden Bir Psikoloji

Adler’in Yaşama Sanatı, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan bir yaşam felsefesi ve psikolojik anlayışı temsil eder. Modern insanın en büyük sorunlarından biri olan “kendini tanımama”, “başkalarının beklentilerine göre yaşama” ve “sürekli bir başarı arayışında tükenme” hâli, bu kitapta doğrudan ele alınır.

Kendini İfade Etmenin Gücü: Toplumla Uyum ve Saygınlık Arayışı

Adler’in İnsanı Tanıma Sanatı ve Yaşama Sanatı adlı eserleriyle tanıştığımda, sadece psikolojik bir kuramla değil, aynı zamanda insanın iç dünyasına ve topluma karşı konumlanışıyla ilgili güçlü bir aynayla karşılaşmış oldum. Özellikle şu cümle beni derinden etkiledi:

İçinizdeki sıradan insanı kabul etmeniz için mantıklı sebepler bulacaksınız…

Bu düşünceyle karşılaştığımda, iş hayatımda ve özel ilişkilerimde uzun süredir hissettiğim ama adını koyamadığım bir şeyin karşılığı olduğunu fark ettim. Toplumun başarı ve ‘özel olma’ beklentilerine o kadar alışmıştım ki, kendi sıradan yanlarımı görmezden gelmeyi öğrenmiştim. Oysa Adler, sıradanlığın bir eksiklik değil, insan olmanın doğası olduğunu söylüyordu. Bu farkındalık benim için dönüştürücü oldu.

İş yerimde ya da sosyal çevremde, zamanla kendimi daha net ve içten bir şekilde ifade etmeye başladım. Daha önce yalnızca onay görmek için konuşan, dikkat çekmek için ‘fazla’ olan biri gibi hissederken, artık ne düşündüğümü ve ne hissettiğimi söyleyebilen birine dönüşüyordum. Bu değişim, Adler’in üzerinde önemle durduğu “toplumla uyum” kavramıyla doğrudan bağlantılıydı.

Adler’e göre birey ancak kendini ifade edebildiğinde, başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilir. Ve bu ifade biçimi yalnızca kelimelerle değil, davranışlarla, seçimlerle ve hatta sessizlikle de mümkündür. Ben de bu farkındalığımla, hem kendime hem de çevreme karşı daha açık, daha dürüst ve daha dengeli bir tutum geliştirdim.

Adler’in felsefesi bana, başarıya ulaşmanın ya da beğenilmenin ötesinde, kendim olmanın değerini gösterdi. O andan sonra mesele artık “nasıl görünmeliyim” değil, “kimim ve neye hizmet ediyorum” sorularına dönüştü.

Yaşama Sanatı, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Çağdaş psikolojinin en önemli isimlerinden biri olan Adler, kurucusu olduğu “bireysel psikoloji“nin temel ilkelerini açık seçik dile getirdiği bu kitabında yaşamın amacı, aşağılık kompleksi, üstünlük eğilimi, yaşam üslubu, sağduyu eksikliği gibi neredeyse adıyla özdeş kavramları irdeliyor; çocukların okul eğitimi, evlilik, özgürlük, toplumsal koşullardan kaynaklanan erkek ve kadın farklılığını somut örneklerle inceliyor. “Adler’in psikolojik sistemi, psikoloji tarihinde ilk defa, bugün ‘toplumbilim’ diye tanımladığımız yöne dönük bir sistem olarak ortaya çıkmıştır.”-Gardner Murphy- “Demokrasi, eşitlik, davranışlar ve işbirliği kavramları Freud’un yazılarında hiç ele alınmamıştır. Buna karşılık Adler, ahlaken geçerli ya da ‘zihnen sağlıklı’ insan ilişkileri konusundaki fikirlerini rahatlıkla ortaya sermiş biridir. Bunlar büyük ölçüde ‘toplumsal ilgi’ ve işbirliği eğilimiyle karakterize edilmektedir. Adler değerlerin rolü konusunda zamanından çok daha ileridir. Bu yüzyılın başında, cinsel davranışları incelemek bile büyük kabahat sayılıyordu. Ahlaki davranışların bilimsel incelemesini yapmak ise tümüyle olanak dışıydı.” -Thomas Szasz-

Alfred Adler Hayatı ve Kariyeri

Alfred Adler: Bireyi Toplum İçinde Anlamaya Çalışan Bir Psikoloji Öncüsü

Alfred Adler (1870–1937), bireysel psikolojinin kurucusu ve modern psikoterapinin öncülerinden biridir. Viyana’da doğan Adler, tıp eğitimi aldıktan sonra önce göz hastalıkları üzerine uzmanlaştı; ardından genel tıp pratiğine yöneldi. Ancak insan ruhunun derinliklerine duyduğu ilgi, onu hızla psikolojiye çekti.

Başlangıçta Sigmund Freud’un kurduğu psikanaliz okulunun önemli bir üyesiydi. Fakat çok geçmeden Freud’la yolları ayrıldı. Çünkü Adler, insan davranışlarını yalnızca bilinçdışı dürtülerle açıklamakla yetinmiyor; sosyal çevrenin, bireyin hedeflerinin ve yaşam tarzının da en az o kadar önemli olduğunu savunuyordu.

Adler’in en önemli katkıları şunlardır:

  • Bireysel Psikoloji: İnsan davranışlarını, bireyin geliştirdiği yaşam tarzı ve toplumla kurduğu ilişkiler üzerinden anlamaya çalışan bir yaklaşımdır.
  • Aşağılık Kompleksi ve Üstünlük Çabası: Adler’e göre her birey bir eksiklik hissiyle doğar; yaşam, bu eksikliği telafi etme çabasıdır. Bu çaba yapıcı da olabilir, nevrotik de.
  • Topluluk Duygusu (Gemeinschaftsgefühl): Sağlıklı bir birey olmanın ölçütü, toplumla kurulan yapıcı ve işbirlikçi ilişkilerde gizlidir.
  • Çocuk Gelişimi Üzerine Görüşler: Adler, eğitimin ve aile ortamının çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerini ilk vurgulayan psikologlardandır.

Adler’in düşünceleri, sadece terapötik bir çerçeve sunmakla kalmaz; aynı zamanda eğitimden aile ilişkilerine, liderlikten kişisel gelişime kadar birçok alana ışık tutar.

1930’lu yıllarda, özellikle Avrupa’da yükselen totaliter rejimlerin bireyi silikleştiren yapısına karşı, Adler’in “birey olarak var olma ama topluma katkı sunma” fikri, insani ve özgürleştirici bir karşı duruş niteliğindeydi.

1937 yılında, bir konferans için gittiği İskoçya’da aniden hayatını kaybetti. Ancak ardında, sadece bir kuram değil, insanı anlamaya yönelik derin bir saygı ve umut dolu bir bakış bıraktı.

Adler’in Bu Ayrılığı Günümüze Etkisi

Adler’in Freud’un düşüncelerini takip etmeyişi, aslında onu kendi psikolojik yaklaşımını oluşturma yolunda daha yaratıcı ve yenilikçi kıldı. Adler, birey psikolojisini çok daha holistik bir biçimde ele alırken, insanın toplumsal bağlarını, amaçlarını ve yaşam tarzını önemli birer faktör olarak ekledi. Bu yüzden günümüz psikolojisinde, özellikle pozitif psikoloji, narratif terapi ve varoluşçu terapi gibi alanlarda Adler’in izleri rahatlıkla görülebilir.

Adler’in toplumsal bağ ve aidiyet duygusu konusundaki vurgusu, özellikle çağımızda yalnızlık ve izolasyon sorunlarıyla mücadele eden bireyler için hâlâ oldukça geçerli ve etkili bir yaklaşımdır.

Adler ve Jung, Freud’un Etkisini Aşmaya Çalıştılar

Freud’un bilinçdışı ve cinsel dürtülerle açıklanan insan doğası anlayışını her iki psikolog da yetersiz bulmuş, ve insanı daha bütünsel, toplumsal ve kişisel bir perspektiften anlamaya çalışmışlardır. Freud’un teorisi daha çok bireyin içsel çatışmalarına odaklanırken, Adler ve Jung insanın hem içsel hem de dışsal dünyasıyla bir bütünlük içinde ele alınması gerektiğini savundular.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin