“Tanrı’nın insana ait kötülüğün sorumluluğundan münezzeh olması için insanlık şeytani kötülüğü özgürce seçme kabiliyetine sahip olmalıdır. Fakat insanlar şeytani, saf anlamda kötü olmayı özgürce seçebiliyorsa Şeytan ve iblisler lüzumsuz kalır…”
— Phillip Cole
Merhaba
Kötülük hakkında bir kitap bu. Daha doğrusu insanın kötülüğü hakkında ve temel sorusu, seküler bir kötülük anlayışının mümkün olup olmadığı, daha aşina olduğumuz doğaüstü ve şeytani alanların yokluğunda bu fikrin insanlık hali hakkında bize bir şey söyleyip söyleyemeyeceği, insanların yapıp ettikleri hakkında herhangi bir şey açıklayıp açıklayamayacağıdır. İnsanın kötülüğünü anlamaya çalışırken, bizatihi kötülüğün mevcut olup olmadığını sormaktadır; çok ciddiye aldığım olası cevaplardan biri ise mevcut olmadığıdır. Bunun mevcut olmayabilecek bir şey hakkında yazılmış bir kitap olması elbette kafa karıştırıcıdır. Belki bunun kötülük fikri hakkında yazılmış bir kitap olduğunu söylemek daha doğru olur çünkü bu fikir binlerce yıldır şüphesiz mevcut. Kitap, bir fikrin tarihi veya tutarlılığıyla ilgili bir incelemeden ibaret olmamakla birlikte, işin bu yanı da okuyacaklarınızın önemli bir yönü. Ele aldığı başlıca konu, dünyada kötülüğün varlığına ilişkin metafizik problemdir. Kötülük fikri ve bu fikrin tarihi işin en karmaşık tarafı olabilir, fakat en derin en acil yanıt bekleyen boyut aslında bu metafizik boyuttur; özellikle de “uygar” dünyamızın içinde bulunduğu bu sıkıntılı günlerde.
ABD Liderliği Ve Askeri Saldırı
ABD liderliği “şer ekseni” tespit ederek iki bağımsız ulus devlete, Afganistan ve İrak’a askeri saldırılarda bulunmuş, söz konusu ekseni yok etmek adına hükümetlerini devirmiştir. Suriye, İran, Küba. Her gün korkunç şekilde tırmanan küresel “terörle savaşta” artık ciddi şekilde yer alan ortaklarından destek görmüştür. Ancak ABD liderliği, dünyanın iyi ve kötü arasında bölündüğü yeni bir küresel düzen anlayışı getirdi; uluslararası ilişkiler teorisyenleri birkaç yıl öncesine kadar bunun mümkün olabileceğini düşünemezdi.
Şeytan Ayrıntıda Gizli
Bazı görüntüler mide bulandırıcıydı. Bu nasıl mümkün olabilmişti? Böyle travmatik bir olay sonucunda ABD yaptığına inandığı şeyi yeniden değerlendirmek zorunda kaldı. Bundan büyük utanç duyduklarını ifade ettiler. Kötülüğün dışarıdaki dünyada olduğu kadar içeride de bulunabileceği fark edildi. Kötülük korkulacak bir şeydir ve tarih boyunca, göreceğimiz üzere, en yoğun kötülüğü temsil ettiği düşünülen düşman içerideki düşmandır; Tıpkı bizim gibi görünen bizim gibi konuşan ve bizim gibi olan düşman. Bu, Şeytanın geleneksel kisvelerinden biridir; en tehlikeli hali yılan veya iblis olarak göründüğü hali değil, sıradan bir kimse olarak aramızda dolaştığı halidir.
Şeytan ayrıntıda gizli…Şeytanın ayrıntısını daha yakından inceledikçe varlığını daha fazla hissettim; Doğaüstü değil, politik varlığını. Bu kitabın yaptığı şey, bir anlamda Şeytanın politik felsefesidir. Şüphesiz varlığını daha somut biçimde hissedenler de oldu.
İnsanın Kötülüğü
Ancak bu kitap, en başta insanın kötülüğü hakkındadır ve temel sorusu, doğaüstü güçler bağlamı haricinde kullanabileceğimiz seküler bir kötülük anlayışının mümkün olup olmadığıdır. Saf veya mutlak kötülük bunlardan biridir. Kötü olmanın anlamına dair en sarsıcı anlayış budur. İnsanların, insana dair kabul edilebilir bir amaca ulaşmak adına başkalarına korkunç şeyler yapmaları bir noktaya kadar anlayabiliriz, örneğin iktidar hırsı, zenginlik, popülerlik veya sıklıkla toplumun ve hatta insanlığın genel menfaati gibi; ancak bu “saf olmayan” bir kötülüktür; kötü sonuçlar gayri ahlaki veya en azından dünyevi niyetlerle ya da hatta belki iyi niyetlerle karışmıştır. Fakat saf kötülük, sadece sonuçların kötülüğünü değil, niyetlerin de kötülüğünü içerir: Başkalarının acı çekmesini ve mahvını sırf ıstırap ve mahvetme hatırına istemektir. Bu neredeyse anlaşılmazdır, öyle ki pek çok düşünür insanların böyle bir kapasitesi olmadığını savunmuştur. İnsan aktörler sadece saf olmayan anlamda kötü olabilirler, saf kötülük ise (şayet varsa) doğaüstüne aittir. Dolayısıyla, doğaüstünü reddedersek saf kötülüğün gerçekliğini de reddetmek durumundayız gibi görünüyor. Ancak asıl soru, aksini gösteren tüm kahredici tarihsel kanıtlara rağmen insanların saf kötülük kapasitesine sahip olmadıklarının doğru olup olmadığıdır. Kötü görünen bu eylemlerin pek çoğunun öfke veya cehaletten hatta yanılgıya düşen ümitten kaynaklandığını anlayabiliriz ancak bazıları ağza alınamaz ve akla sığmaz eylemler olarak öne çıkar. Böyle bir kötülük varsa mesele onu anlaşılabilir kılmaktır ve bunu yapmanın bir yolu, Şeytan figürünü incelemekten geçer. Çünkü bu saf veya mutlak kötülüğün bir diğer yaygın tarifi şeytaniliğidir. Batı düşüncesinde şeytani kötülüğün Şeytan ile tarihsel ve kavramsal bağlantısı barizdir; şeytani kötülüğün insanların yapıp ettiklerini açıklayabilmesinin bir yolu ise Şeytanın kendi amaçlarına ulaşmak için onlar aracılığıyla eylemde bulunduğu iddiasıdır. Seküler perspektiften bakıldığında, bu açıklama işlevsizdir. Ancak Şeytanın özellikleri yine de incelemeye değer çünkü şeytani kötülük insani bir olanaksa, bu durum her ne kadar Şeytanın veya herhangi bir başka şeytani gücün varlığını zorunlu kılmasa da, insanların onun gibi olabileceğini ima eder. Şeytan, sapkın bir anlamda rol modelidir. Dolayısıyla bu soruşturma baştan sona seküler olmasına rağmen Şeytan merkezi bir figürdür.
Kötü ve Faillik Boyutu
Kötü” beraberinde başka bir boyut, faillik boyutunu getirir. Bu kavramın belirli faillik türleri için bir tür açıklama olduğu varsayılır. Fakat burada da soracağım soru şu olur: Bu nasıl bir açıklamadır? Tarif edilen tam olarak nedir ve bu tarif herhangi bir şeyin açıklaması olarak nasıl işlev görür?
İnsanların nasıl varlıklar olduğuna dair açıklama sunan felsefe geleneğine karşıt olsa da alternatif bir yanıt da vardır. Bu geleneğe göre, insanlar başkalarına korkunç şeyler yapma kabiliyetine sahiptir ancak şeytani bir anlamda değildir, yani başkalarına korkunç şeyler yapmak uğruna değildir. Biraz önce, şeytani olup başkalarının mahvını sırf bu uğurda gerçekleştirmek isteyen mutlak kötü niyet olarak saf kötülük anlayışı ile başkalarının zararını güç, zenginlik, yoldaşlık veya kolektif iyilik adına isteyen, saf olmayan kötülük anlayışı arasında ayrım yapmıştık. Asıl mesele motivasyondur. Geleneğe göre insanlar sadece bu düşük seviyeli, insana özgü kötülüğe kabildir; insanın özgürlüğü sınırlıdır ve burada nihai sınırına ulaşır. Başkalarının mahvını sırf mahvetme uğruna gözeten insan figürü kurgusal ve mitolojik bir figürdür, gerçeklikte yoktur.
Metafizik olanaklara göre “kötülük” sözcüğü bizim dünyaya karşı tavrımızla ilgili bir şey değil, fiili dünyanın tasvirinin bir parçası olmalıdır. Ve asıl önemli olan da, kötülüğün tarif ettiği bu parçanın insan failliği olmasıdır. Dolayısıyla önümüzdeki muamma, insanın failliğiyle ilgili herhangi bir şeyi nasıl açıkladığıdır.
Bu kitap, insanlığın sınırlarına yönelik bir incelemedir; insan olmanın ne olduğunun yanı sıra ne olmadığı hakkında bir çalışmadır. Kitaptaki argümanların çoğuna konu olan insanlar, “normal” insanların düşünülemez, konuşulamaz bulduğu şeyleri yapmıştır; insanlık sınırını aşarak insanlık dışına geçmiştir.
Bu kişiler başkalarına yaptıkları korkunç şeyleri delilikten, zorunluluktan veya hata nedeniyle yapmazlar; özgürce, rasyonel ve bilinçli olarak bunları yapmayı seçerler. Felsefe geleneğine göre böyle bir seçim imkansız olsa da bunun mümkün olduğuna dair kanıtlar her gün çıkıyor.
Gerçekliğini reddetmeyi istesek de şeytani kötülük insanın temel kapasitelerinden biri olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Pocock şöyle der:
“Kötülük eyleminin kendisi, insan adaletinin dışındadır.” – Pocock
Daimon Fikri
Örneğin, antik Yunan düşüncesinde Tanrı ve insanlık arasında bir kuvvet veya enerji olan “daimon” fikrini buluruz. Bunlar arada bulunan yaratıklardır, insan ile tanrısal olanın karışımıdır ve hem yararı hem zararı dokunabilen çiftkutuplu varlıklardır. Tanrısal güçlerin ve insani duyguların karışımı olmaları onları son derece tehlikeli hale getirse de hiçbiri katışıksız iyi veya kötü değildir. Modern kurmacada ortaya çıkan canavar ise başka bir şeydir zira burada, dikkatli olduğumuz takdirde faydalı amaçlarla kullanabileceğimiz kuvvetli ve öngörülemez bir güçten ziyade, en derin ıstırabı çektirerek bizi mahvetmekten başka bir şey istemeyen saf kötülük söz konusudur. Bu kötülüğe çoğu zaman son anda, muazzam çabalarla ve büyük bedeller ödenerek direnç gösterilebilir; korkunç olay örgüleri olan Gotik masallarda ise hiç direnç gösterilemez. Antik görüşün bir başka yönü ise “daimon’ların” daha tanrısal güçlerin aracıları olmaları, örneğin tanrılar katı ile yeryüzü arasında mesaj getirip götürebilmeleridir. Modern canavarlar bize mesaj vermez, bağımsız birer faildirler, bizim mahvımızdan başka bir şeyle uğraşmazlar. Bir mesaj taşıyorsa şayet bu mesaj metafor şeklini alır.
- Canavarca kötülük anlayışının ikna gücünü azaltan problem, neden bazı insanların diğerlerinden radikal biçimde farklılık gösteren bir doğaya sahip olduklarıdır: Nasıl insanlık dışı varlıklar haline gelirler?
- Psikolojik anlayışın ısrar ettiği gibi kötülük kavramını toptan terk edersek insanlık anlayışımızda büyük bir gedik açılmış olur mu?
- Nihayetinde kötülük kavramının bulunmadığı bir dünya görüşü bizim için anlamlı olabilir mi?
- İnsanların başkalarına karşı son derece vahşi ve zalim davranışlarda bulunduğu örnekler kötülük diye bir şeyin var olduğunu kanıtlamıyor mu?
Olanaklar
- Kendi ruhsallığımızı inceleyerek neden bu kadar korktuğumuzu keşfetmeye çalışmaktır.
- Kötülük kavramını insanın baskıcı tarafını düzenleyen disipline edici söylem olarak anlamaktır; bu anlayış Michel Foucault‘nun çalışmalarına dayanır.
- Kötülüğü mitoloji arka planında anlamaktır…
Eserin Anlayışı Ve Bölümleri
Bu kitap, saf ve psikolojik anlayışlar arasında bir tartışmadan ibaret değildir, aynı zamanda canavarlık anlayışının durmadan gündeme gelerek alan üzerinde hâkimiyet kurma şekillerini de kaydeder.
1. Bölüm: Kötülüğün Tanımı ve Mitin Doğuşu
- Cole, kötülüğün felsefi ve kültürel tanımlarını inceler.
- Kötü” olanın genellikle “öteki” olarak konumlandırıldığını gösterir.
- Mitin doğuşu, kötülüğü bireyin dışına atarak onu tanımlanamaz ve mutlak hale getirir.
Bu bölümde Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramına da göndermeler vardır.
2. Bölüm: Kötülüğün Temsili ve Siyasi Kullanımı
- Kötülük imgeleri nasıl yaratılır?
- Medya, siyaset ve din gibi alanlarda kötülük nasıl araçsallaştırılır?
- Cole, özellikle Nazi Almanyası, savaş söylemleri ve modern propaganda örnekleri üzerinden kötülüğün temsiline odaklanır.
Bu bölümde kötülüğün “görsel ve anlatısal” olarak nasıl şekillendiği sorgulanır.
3. Bölüm: Kötülükle Yüzleşme ve Mitin Çözülmesi
- Kötülüğü dışsallaştırmak yerine onunla etik bir yüzleşme önerilir.
- Cole, bireyin kendi içindeki karanlıkla karşılaşmasını savunur.
- Kötülükle yüzleşmek, onu anlamak ve dönüştürmek için bir çağrıdır.
4. Bölüm: Kötülüğün Tarihsel Temsilleri – Cadılar ve Vampirler
- Cadı Mahkemeleri (16–17. yüzyıl) Avrupa ve Kuzey Amerika’da binlerce kadının “cadı” ilan edilerek işkenceye uğraması, kötülüğün kadın bedeniyle özdeşleştirilmesinin tarihsel örneğidir. Bu süreçte kötülük, doğaüstü ve kadınsı bir tehdit olarak kodlanır.
- Vampir Salgını (18. yüzyıl, Doğu Avrupa) Mezarlarından çıkan hortlaklar, halkın korkularını somutlaştırır. Vampir figürü, hem ölüm korkusunu hem de “dönüşen beden” fikrini taşır. Bu korku, dini otoriteye itaati pekiştirmek için kullanılır.
- Canavarca Kötülük Miti Cole’un vurguladığı gibi, bu mit sadece bireyleri korkutmakla kalmaz—aynı zamanda onları itaat etmeye, dışlamaya, ve kendi içsel sorgulamalarından uzaklaşmaya yönlendirir. Cadılar ve vampirler, kötülüğün dışsallaştırılmış imgeleridir; gerçek etik yüzleşmeyi engelleyen sembollerdir.
5. Bölüm : Korkunun Psikanalitik ve Kurgusal Temsilleri
Şu soruyu soruyoruz:
- Neden korkuyoruz?
- Dini veya siyasi makamların korkularımızı ve güvensizliklerimizi bu kadar etkili sömürmesine olanak sağlayan nedir?
Sigmund Freud ve Julia Kristeva‘nın sunduğu türden psikanalitik açıklamalara bakacak ve onlara kötülüğün film, televizyon ve edebiyattaki kurgusal varlığı üzerinden yaklaşacağız. Kötücül canavarlardan, çoğu zaman başka bir dünyadan gelen istilacılardan duyulan korku burada bir kez daha tekrarlayan bir tema olarak geri döner.
Psikanalitik Yaklaşımlar:
- Sigmund Freud: Korkunun bastırılmış arzularla ilişkisini kurar. “Tekinsizlik” (das Unheimliche) kavramıyla, tanıdık olanın bir anda yabancılaşmasını açıklar. Kötülük, bastırılanın geri dönüşü olabilir.
- Julia Kristeva: “Abject” kavramıyla, bireyin sınırlarını tehdit eden şeyin korkutuculuğunu anlatır. Kötülük, bedenin ve kimliğin sınırlarını ihlal eden bir dışlama alanıdır.
Kurmacada süreğen imgelerden biri şerir çocuktur zira çocuklar kendi masumiyetlerinde özellikle korkutucudur
6. Bölüm : Gerçek Dünyada Şeytanlaştırılan Çocuklar
Çocukların gerçek dünyada şeytanlaştırılmasını inceleyecek, James Bulger‘ın katilleri örneğine ve hem kültürel hem hukuki anlamda gördükleri muameleye bakacağız.
James Bulger Vakası:
- 1993’te İngiltere’de iki 10 yaşındaki çocuğun, 2 yaşındaki James Bulger’ı öldürmesi büyük bir toplumsal travmaya yol açtı.
- Medya ve kamuoyu, bu çocukları “canavar”, “şeytan”, “doğuştan kötü” gibi imgelerle tanımladı.
- Cole, bu örnek üzerinden çocukların nasıl kültürel ve hukuki olarak dışlandığını, “kötülük”le özdeşleştirildiğini inceliyor.
Kültürel ve Hukuki Muamele:
- Bu çocuklar, yaşlarına rağmen yetişkin gibi yargılandı.
- Toplum, çocukluk kavramını askıya alarak onları “ahlaki tehdit” olarak konumlandırdı.
- Cole, bu durumun kötülük mitinin nasıl gerçek hayatta işlediğini gösterdiğini savunur.
Psikolojik ve Sosyolojik Katmanlar:
- Kötülük artık sadece kurmaca değil—toplumsal bir dışlama mekanizması.
- Çocukların şeytanlaştırılması, toplumun kendi karanlığıyla yüzleşmekten kaçışıdır.
- Bu bölüm, “masumiyetin ihlali” üzerinden etik bir sorgulama başlatır.
7.Bölüm: Kötü Karakterler Var mıdır?
“Karakter” fikrini ve “kötü” karakterlerden söz etmenin anlamlı olup olmadığını incelemek için felsefi argümana geri dönüyor. Kötülüğü bir kişilik özelliği olarak tanımlamanın ne kadar anlamlı olduğunu sorgular. “Kötü karakter” söyleminin, bireyleri sabitleyen ve dönüşüm ihtimalini dışlayan bir mit olduğunu öne sürer.
Anlatıdaki Kötülük:
- Edebiyat, sinema ve mitolojide “kötü karakter” figürü sıkça kullanılır.
- Bu figürler, karmaşık insan davranışlarını basitleştirir.
- Cole, bu tür temsillerin etik düşünceyi daralttığını savunur:“Kötülüğü bir karaktere sabitlemek, onu anlamaktan çok, dışlamaya hizmet eder.”
Birey ve Sorumluluk:
- Kötülüğü bir karakter özelliği olarak görmek, bireyin eylemlerini “doğuştan gelen” bir doğaya bağlar.
- Bu da etik sorumluluğu ortadan kaldırır: “O zaten kötüydü.”
- Cole, bunun yerine eylemlere, bağlama ve dönüşüm potansiyeline odaklanmayı önerir.
Kötülük fikrinin insan davranışını anlama, eleştirme veya ıslah etmedeki yararına kuşkuyla yaklaşan Phillip Cole, kötülüğü dini veya ahlaki değil mitolojik bir kavram olarak düşünmeyi öneriyor. Kitabı Mukaddes’teki Şeytan’dan popüler film ve romanlardaki “şeytani” karakterlere, cadı mahkemelerinden 18. yüzyılın “vampir salgınına” kadar çok çeşitli felsefi, tarihi ve edebi temayı ele alan yazar, metafizik kötülük problemiyle uğraşırken bir yandan da kötülüğün politik felsefesini yapmayı amaçlıyor. Kötülük Miti çok yönlü ve katmanlı bir kitap: Tarih boyunca en büyük kötülük timsalinin “içimizdeki düşman” olduğunu, en çok, bizim gibi görünüp konuşanların tekinsizliğinden korktuğumuzu savunan Cole, bu özel korku türünün politik toplulukların kimlik inşasında oynadığı merkezi rolü tartışıyor. Şeytanlaştırmanın, günümüzün moda tabiriyle “ötekileştirmenin” politik bir taktik olarak kullanımını sorgulamayı da ihmal etmiyor.
Yazarın Notu:
Sitenin istatistiksel verilerini incelediğimde e-mail yoluyla ulaşan gönderilerin en büyük yüzde okuru ABD’den. Azerbaycan ve Kanada’dan okurları da ayrıca belirtmeliyim. Üzücü olan ülkemizin okur oranı oldukça düşük. Kendi ruhsallığımızı inceleyerek nedenlerini bulmalıyız.
Kötülük Miti, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Phillip Cole’un bu eseri, sadece akademik bir sorgulama değil—ahlaki, politik ve ruhsal bir eşik.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Kötülüğün sıradanlaşması: Günümüzde şiddet, dışlama, nefret söylemi gibi kötülük biçimleri medya ve gündelik dilde normalleşiyor. Cole, bu sıradanlaşmayı sorguluyor.
- Mitin çözülmesi: Kötülüğü “öteki”ne yükleyen mitler, toplumları kendi sorumluluğundan uzaklaştırıyor. Eser, bu mitleri açığa çıkararak bireyin yüzleşmesini çağırıyor.
- Ahlaki sorumluluk: Günümüz bireyi, dijital dünyada bile kötülüğe tanık oluyor. Cole, “tanıklık” ve “eylemsizlik” arasındaki çizgiyi sorgulatıyor.
- Ruhsal dönüşüm çağrısı: Senin yazılarınla da örtüşen biçimde, eser kötülüğü dışsallaştırmak yerine içsel bir dönüşümle ele almayı öneriyor.
Phillip Cole
Phillip Cole, İngiltere merkezli bir siyaset felsefecisi ve etik düşünürüdür. University of the West of England (UWE Bristol)’da Uluslararası İlişkiler ve Siyaset bölümünde kıdemli okutman olarak görev yapar. Akademik kariyerinin merkezinde, dışlama, göç, insan hakları ve kötülük gibi kavramların felsefi çözümlemesi yer alır.
Düşünce Alanları:
- Kötülük Miti (The Myth of Evil) adlı eseriyle, kötülüğün kültürel, politik ve felsefi temsillerini sorgular.
- “Kötü olan hep başkasıdır” mitini çözerek, bireyin kendi karanlığıyla yüzleşmesini önerir.
- Göç ve dışlanma üzerine yazdığı Philosophies of Exclusion adlı kitabı, 2000 yılında North American Society for Social Philosophy tarafından yılın en iyi siyaset felsefesi kitabı seçilmiştir.
Akademik Yolculuğu:
- Cole’un çalışmaları, sadece akademik değil—etik bir çağrı niteliğindedir.
- Debating the Ethics of Immigration (Oxford University Press, 2011) adlı kitabın eş yazarıdır.
- Uluslararası etik, zorla yer değiştirme, iklim göçü gibi konularda derinlemesine analizler sunar.
Düşünsel Etkisi:
Phillip Cole’un felsefesi, dışsal imgeleri değil—içsel dönüşüm alanlarını çağırır. “Kötülük” onun için bir dışlama aracı değil, bir yüzleşme davetidir. Bu yüzden onun metinleri, sadece okunmaz—yaşanır.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın