Beden kalbin ülkesidir. Bu ülkede kalbin birçok askeri vardır. Kalp ahiret için yaratılmıştır. Allah’ı tanımak ise onun yarattıklarını bilmekten geçer. İnsanın bâtınında olan sıfatların genel hayvanlara, bazısı yırtıcı hayvanlara, bazısı şeytanlara ve meleklere ait olan sıfatlardır. İnsan bunların hangisinden olduğunun farkına varmalıdır. Çünkü insan bunları bilmezse doğru yolu bulamaz. Bu saydığımız sıfatların her birinin gıdası farklıdır. Hayvanın gıdası yemek, uyumak ve çiftleşmektir. Yırtıcı hayvanların gıdası mutluluğu da parçalamak, saldırmak ve öldürmektir. Şeytanların gıdası ise aldatmak, hile ve kötülük yapmaktır. Meleklerin gıdası ise Allah’ın cemalini müşahede etmektir. Hırs, hayvan ve yırtıcı hayvan sıfatları melekliğe çıkan yol değildir. Eğer sen aslında melek cevheri isen Allah’ı tanımaya uğraş ve kendini o cemali müşahede edecek hale getir. Kendini öfke ve şehvetin elinden kurtar ve bu hayvan sıfatlarının sende niçin yaratıldığını anlamaya çalış.

— İmam-ı Gazali

Merhaba

Düşünce tarihinde Gazâlî kadar adından söz ettiren çok az düşünür bulunmaktadır. O, bu ününü, geniş halk kitleleri üzerinde derin etkiler bırakan tasavvufi eserlerinin yanı sıra, büyük ölçüde Meşşaî felsefeye yönelttiği eleştirilere borçludur. Gazâlî’nin iddiasına göre, vahyin merkezde olduğu geleneksel İslâm anlayışı ile uyuşmayan düşünceler ileri süren grupların başında, Metafizikçiler (İlahiyyun) gelmektedir.

Gazâlî, Meşşaîlerin dinin temel önermelerini salt akılla temellendirme iddialarının yersiz olduğunu ortaya koymak için büyük gayret göstermektedir. O, öncelikle bu filozofların düşüncelerine “en az onlar kadar” vakıf olmaya çalışmakta ve bunu başardığını göstermek üzere yazmaktadır. Ardından filozofları eleştirirken kullanacağı metodolojiyi göstermek amacıyla Mi’yaru’l-üm adlı eseri kaleme almaktadır. Bu çalışmayı kaleme aldıktan sonra Fârâbî ve İbn Sînâ’nın rasyonalist teolojisini çürütmek üzere Tehafütü’lfelasiye’yi telif etmektedir. Malum olduğu üzere, bu eserde 20 Mesele bulunmaktadır. Gazâlî, bu eserde filozofların üç konuda küfre düştüklerini iddia etmektedir. Onun iddiasına göre, filozoflar Allah’ın küllileri bilip, cüz’ileri bilmediğini, âlemin ezelî olduğunu ve cismanî haşrın gerçekleşemeyeceğini savunmaktadırlar. Gazâlî, söz konusu iddiaların dinin açık hükümleriyle uyuşmadığını ve tevilinin de mümkün olmadığını ileri sürmektedir.

Gazâlî’nin rasyonel teolojiyle hesaplaşmak üzere kaleme aldığı Tahafüt’te, meşhur Üç Mesele’den sonra, en çok tartışmaya konu olan 17. Mesele’dir.

17. Mesele’de tabii alanda nedensellik meselesi ve mucizelerin imkanı ele alınmaktadır. Daha ilk çağlarda, özellikle Aristoteles felsefesinde önemli bir yer işgal eden nedensellik problemi İslam dünyasında filozoflarla kelamcıları karşı karşıya getirmiş ve Gazali’nin tartıştığı önemli meselelerden biri olarak ortaya çıkmıştır. Düşünce tarihinin ilk dönemlerinden itibaren evrendeki düzenin değişmez bir yasalılığa tabi olduğu düşüncesi büyük ölçüde kabul görüyordu. Ancak teistik dinlerin tanrı tasavvuru onlar için söz konusu olmadığından, Tanrı-alem ilişkisi söz konusu olduğunda onların bu anlayışı bir sorun yaratmamaktaydı. Bu düşünce Peripatetik felsefe ve Yeni Platoncular üzerinden Orta Çağa taşınınca bazı felsefi ve teolojik tartışmaların çıkması kaçınılmazdı ve nitekim öyle de oldu.

Gazâlî, Aristotelesçi kuvve ve fiil anlayışını ve Yeni Platoncu sudur anlayışını esas alan filozofların varlık ve oluş anlayışlarının İslâm’la uyuşmadığını ileri sürmektedir. Bu anlayışın Tanrı’nın kadir-i mutlak olduğu anlayışı ile bağdaşmadığını ve ölülerin diriltilmesi gibi olağanüstü nitelik taşıyan mucizeleri imkânsız addettiğini iddia etmektedir.

Gazâlî, nedensellik ile ilgili tartışmasına öncelikle sebep ile sonuç arasındaki ilişkiyi incelemekle başlamakta ve tabiatta sebep olarak düşünülen şey ile sonuç olarak düşünülen şey arasındaki ilişkinin zorunlu değil, olumsal olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre, onlardan birinin kabulü, ötekinin kabulünü; birinin inkârı da ötekinin reddini gerektirmemektedir. Ayrıca, onlardan birinin varlığı ötekinin varlığını, birinin yokluğu da ötekinin yokluğunu zorunlu kılmamaktadır. Bizim sebep ile etki arasındaki ilişkiyi zorunlu görmemiz alışkanlıktan öte bir şey değildir.

Şüphesiz onun bu düşünceleri başta, Meşşaî ekolun temsilcileri olmak üzere pek çok kesimden eleştirilere muhatap oldu. İbn Rüşd, böyle bir anlayışın bilimlerin en önemli dayanağını yok edeceğini iddia etti. Ancak Gazâlî’nin nedenselliğe dair söyledikleri Tehafüt’te söylenenlerle sınırlı değildi. O değişik eserlerinde dolaylı olarak da olsa konuyu ele alıyor ve sebep ile sonuç arasındaki ilişkinin varlığını bir anlamda kabul ediyor görünüyordu. Ancak bu eserlerde bile kendisinin bu görüşlerinin Mu’tezile’nin tevlid anlayışı ile karıştırılma ihtimaline karşı okuyucusunu uyarmaktadır. Dolayısıyla Gazâlî’nin sebep ile sonuç arasında ilişkinin zorunluluğunu inkâr ettiğine dair kendi metinlerinde açık ifadeler bulunmaktadır. Ancak, o, bilimlerin temelini yıkacak bir sofist gibi de görünmemektedir; zira, âlemde bir nizam ve intizamın olduğunu kabul etmekte ve bunu Tanrı’nın varlığı için bir delil olarak da ileri sürmektedir. Hiç şüphesiz bu durum günümüz Gazâlî araştırmacılarının da dikkatini çekmektedir. Dolayısıyla tartışma İbn Rüşd’ün bıraktığı yerden günümüze kadar devam etmiş ve halen de devam etmektedir.

Günümüz Gazâlî araştırmacıları onun nedenselliğe dair görüşlerini ele alırken iki ayrı uca savrulmuş gözükmektedirler. Özellikle Tehafüt’ten yola çıkarak onun nedenselliği bütünüyle reddettiğini iddia eden büyük bir çoğunluk bulunmaktadır. Buna karşın, hem 17. Mesele’nin son taraflarından, hem de el-İktisad ve el-Maksad’ın bazı pasajlarına dayanarak onun bir tür nedenselliği kabul ettiğini ileri süren, Oliver Leaman’ın “revizyonist” olarak nitelediği, düşünürler bulunmaktadır. Bunların dışında kalan bazı düşünürler ise Gazâlî’nin mantıksal zorunluluğu kabul ettiğini ancak ontolojik zorunluluğu reddettiğini iddia etmek suretiyle uzlaşmacı bir tavır ortaya koymaktadırlar.

Yaşar “Türkmen, Batı’da bu konuda önemli çalışmaların yapılmış olmasına karşın, kendi dilimizde bu çalışmaların yetersiz olduğunu gördüğümüzden, Gazâlî’nin nedensellik anlayışına dair yapılan bu tartışmaların Türkçeye aktarılmasının faydalı olacağı kanaatine vardık” diyor.

Gayret bizden, başarı Allah’tan.

  • Gazali’nin sebeplilik teorisini ileri sürmesindeki maksadı nedir? Tanının İlk Sebep ve sebepleri yürürlükte tutucu olduğu sebep-etki zincirinin tesisi ile Gazali şunu iddia etmektedir:
  1. Tanrı kadir-i mutlak ve bir tektir, bu yüzden o tek başına iradesiyle yaratır ve sebep-etki zincirini sürdürür.
  2. Tanrı kaprisiyle değil, hikmetiyle iş yapar.
  3. Neticede dünya hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür, çünkü her olay veya şeyin bir sebebi vardır ve eşya sabit bir plana göre meydana gelir veya değişir.
  4. İnsan fiilini seçmek zorundadır, fakat onun seçimi de hakikatte zorunludur. 2 ve 3 felsefi görüşü temsil etmesine karşın ,1 ve 4 dini görüşü temsil etmektedir.

Gazali’nin dini felsefesinin ana temalarından biri, yaratıcının tüm insan yaşamının odak noktası olduğu ve dünyevi işleri doğrudan etkilediği inancıydı. Eserleri David Hume, Dante, Aziz Thomas Aquinas ve Yahudi teolog Moses Ben Maimon da dahil olmak üzere Hıristiyan, İbrani ve Batılı akademisyenler ve filozoflar tarafından yaygın olarak okunduğu ve incelendiği için etkisi İslam dünyasının ötesine uzandı. Gazali’nin kayda değer katkılarından biri, 12. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İslami eğitimin temelini atan eğitim reformudur. Eserleri aynı zamanda İslam matematiği ve astronomisinin gelişiminde de önemli bir rol oynamış, At-Tusi gibi alimler büyük ölçüde onun yazılarına dayanmışlardır.

Gazali ve Nedensellik, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. İmam-ı Gazali’nin nedensellik anlayışı, günümüzde hâlâ felsefi ve bilimsel tartışmalarda önemli bir yer tutmaktadır. Gazali, Tehafütü’l-Felasife adlı eserinde, sebep-sonuç ilişkilerinin zorunlu olmadığını, bunun sadece bir alışkanlık olduğunu savunmuştur.

Bu görüş, özellikle modern bilim ve epistemoloji açısından şu noktalarda önemlidir: Bilimsel düşünce ve nedensellik – Gazali’nin nedensellik eleştirisi, David Hume gibi modern filozofların çalışmalarına ilham vermiştir. Teolojik ve metafizik tartışmalar – Gazali, Tanrı’nın mutlak iradesini vurgulayarak, olayların sadece fiziksel nedenlerle değil, ilahi irade ile gerçekleştiğini savunmuştur. Felsefi sorgulamalar – Günümüzde, bilgi ve hakikat arayışında nedenselliğin rolü üzerine yapılan tartışmalar, Gazali’nin görüşleriyle bağlantılıdır.

Gazali’nin bu yaklaşımı, bilimsel determinizm ve özgür irade gibi konularla ilişkilendirilebilir.

İmam-ı Gazali Hayatı ve Kariyeri

İmam-ı Gazali, 1058 yılında Horasan’ın Tûs şehrinde doğmuş, İslam dünyasının en önemli düşünürlerinden biridir2. Fıkıh, kelam, tasavvuf ve felsefe alanlarında derinlemesine çalışmalar yapmış, özellikle Batınilik ve Yunan felsefesine karşı eleştirileriyle tanınmıştır.

Gazali, Nişabur Nizamiye Medresesi’nde eğitim aldıktan sonra, Büyük Selçuklu veziri Nizâmülmülk tarafından Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’ne baş müderris olarak atanmıştır. Ancak bir süre sonra manevi bir kriz yaşayarak görevinden ayrılmış, Şam ve Mekke’de inzivaya çekilmiş ve tasavvufa yönelmiştir.

Gazali’nin en önemli eserlerinden bazıları şunlardır: İhya-u Ulumiddin – İslam ahlakı ve tasavvuf üzerine kapsamlı bir eser. El-Munkız min ed-Dalal – Felsefi sorgulamalar ve kendi manevi yolculuğunu anlatan bir kitap. Tehafütü’l-Felasife – Aristotelesçi ve Farabi-İbn Sina ekolüne karşı eleştiriler içeren bir eser.

Gazali, 1111 yılında Tûs’da vefat etmiştir ve fikirleri günümüzde hâlâ büyük bir etkiye sahiptir.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin