“Hayat çözülmesi gereken bir problem değil, deneyimlenmesi gereken bir gizemdir.”
— Gabriel Marcel
Merhaba,
John Kaag, evliliğinde ve kariyerinde yolunu kaybetmiş genç bir filozofken New Hampshire’ın iç bölgelerinde, ünlü Harvard filozofu William Ernest Hocking’e ait West Wind malikânesine denk gelir. Hocking, felsefenin dev isimlerinin sonuncusudur. Amerikan felsefesi ve psikolojisinin kurucusu William James’in akımına aittir. Kaag, William James’e karşı büyük bir yakınlık hissetmektedir. Bu inanılmaz kitap, James’in “Hayat yaşamaya değer mi?” sorusuna cevap aramaktadır.
Kaag’ın Hocking kütüphanesinde keşfettiği kitaplar küf tutmuştur. Fakat Kaag bu kitapların önemini fark edince onları kurtarmaya karar verir. West Wind kütüphanesinde Whitman’ın el yazmaları ve Frost’un notları dışında Hobbes, Descartes ve Kant’a ait birinci baskılar da bulunmaktadır. Kaag bu paha biçilmez ciltleri okumaya başlayınca çıktığı yolculuk onu felsefenin hayatla dolu prensiplerini –kendine yetebilme, pragmatizm ve yücelik– keşfetmesini sağlar ve zeki, genç bir Kantçı ile Hocking kitaplarını restore eder.
“Yüzyıllar boyu filozoflar ve dini düşünürler, on ikinci yüzyıldaki Haham Maimodines’ten on yedinci yüzyıl düşünürü İngiliz Locke’a kadar, sakin bir kafayla hayatın sayılamayacak kadar fazla nedenden dolayı yaşamaya değer olduğu söylenmiştir. On üçüncü yüzyılda Dominik rahibi Thomas Aquinas her şeyin-ister amip ister insan olsunlar- zeki bir varlık tarafından belirlenen doğal bir yaşam döngüsü olduğunu söylemişti. Tanrı’nın yarattığı hiçbir yaratık bunu bozamazdı. Beş yüz yıl sonraysa Kant’ın deyişiyle, “İntihar, Tanrı yasakladığı için berbat değildir; tam tersine, Tanrı intiharı berbat olduğu için yasaklamıştır.” — Varlığın Gizemi, John Kaag
William James bu berbatlığı en azından yirmili yaşlarının başından beri düşünüyordu. 1871 ‘de, yirmi dokuz yaşında dibine vurmuştu. 2008 yılında Holden’ın dışındaki donmuş toprakta oturduğum sırada ona katılmak zorunda hissettim, yirmi dokuz yılım olabildiğince kötü geçmişti. Houghton’dâ bulduğum çizim defterlerinden birinde James’in kırmızı pastelle yapılmış bir otoportresi vardı; genç bir adam oturmuş, masaya kapanmıştı. Çizimin üzerinde şu yazıyordu: BURADA BEN VE KEDER OTURUYOR. Kendisinden önce gelen filozofların dayanmak için ortaya koyduğu nedenlerin çoğu James’i sıkıntıdan öldürüyordu. Ona göre bunlar klişe özdeyişler olmaktan ileri gitmiyordu, depresyonun ve krizin özelliklerinden haberleri yoktu. Yine de bu argümanların sayısız mutlu hayat için varlıksal bir çapa görevi gördüğünü biliyordu. Holden Şapeli‘nde verdiği konuşmada, Harvard Genç Hıristiyan Erkekler Birliği‘nden gelen dinleyicilerinin genellikle “sağduyu” dediğimiz şeyle dolup taştığını fark etti. Bu psikolojik ve ahlaki durum Aquinas ve Kant’ın argümanlarını doğruluyordu.
Harvard Genç Hıristiyan Erkekler Birliği, 1886 yılında dini bir topluluk olarak kurulmuştu. James‘in dinleyicilerinin çoğu İncil’in Tanrı’nın sözleri olduğuna, İsa’nın Kurtarıcı ve Mesih olduğuna inanıyordu. Bu dindar adamlar için hayatın değerini sorgulama konusu derslerden çok önce bitmişti. İnsan hayatının değerini inkâr etmek kâfirlikti ve bu inkârın en nihai formu —intihar— akıl almayacak bir günahtı. Fakat James, insan hayatının değeri hakkındaki bu empati dolu ve evrensel görüşün kendi hayatlarının değerinden emin olmayan ve sayıları gittikçe artan bir insan grubunun deneyimlerini görmezden geldiğini düşünüyordu.
O sırada Amerikan psikoloji ve felsefesinin babası olarak ünlenmiş olan James kendi deyimiyle “hasta ruhlu” insanlardan biriydi. Benim ruhum da ergenlikten itibaren dayanıksız olmaya başlamıştı ve o yağmurlu bahar aylarında durumu daha da kötüleşmişti. James, dindar insanların sıklıkla gözden geçirdiği bir şeyin farkındaydı: Birçok insan için hayatın değeri olduğuna inanmak sürekli tekrarlanması gereken bir uğraştı. 1870’li yıllarda aşırı doz kloral hidrat almıştı ve kardeşi Henry’ye bunu “sadece eğlence” için yaptığını, morga gitmeden ölüme ne kadar yaklaşabileceğini görmek istediğini yazmıştı. James bu merakında yalnız değildi. On yıl sonra meslektaşı Edmund Gurney, Psişik Araştırma Derneği’nin kurucusu bu yaşam ve ölüm deneyini fazla ileri götürmüş, ölümcül dozda kloroform almıştı. James, Gurney’nin ölümü hakkında kardeşine şöyle yazmıştı: ‘”Bu ölüm geride kalanların tuhaf bir şekilde önemsiz ve gelip geçici görünmesine neden oluyor, sanki her şey diğer tarafta daha çok ve daha önemli gibi.” Diğer taraf. Yani: hayır. Hayat yaşamaya değmezdi.
Anlaşılan hayır cevabı Holden Şapeli gibi bir yerde verilmeye çok uygundu. On sekizinci yüzyılın ortalarında dini törenler bu binadan çıkarılmıştı, bundan sonra yüzyıl boyunca yeni oluşan Harvard Tıp Okulu için kimya laboratuvarı ve sınıf görevini görmüştü, kadavralar burada incelenmişti.
James, “Bitmek bilmeyen zorluklarla karşılaştığımızda,” demişti Holden’daki dinleyicilerine, “insanları seven bir Tanrı’nın eski, sıcak fikrine değil, ne seven ne de nefret eden, her şeyi anlamsızca ortak bir sona doğru sürükleyen korkunç bir güce inanma eğilimindeyiz.“
“Bu” diye devam etmiş. “Hayatı eşsiz, korkunç bir kabus olarak gören bir bakış açısıdır ve tuhaf ya da zehirliliği birleşmesi mümkün olmayan iki şeyi, birleştirmeye çalışmamızdan doğmaktadır.” Hayatın hem rasyonel hem de anlamlı olduğu umuduna sarılırız, bir yandan da bunların doğru olmadığını anlayabiliriz. Büyük beklentilerle yaşarız.
James, “Hayat yaşamaya değer mi?” sorusuna verilebilecek en dürüst cevabı verdi: “Belki” dedi.
“Hepsi” diye açıkladı James, “karaciğere bağlı.” Diyaframın altına sıkıştırılmış kırmızımsı kahverengi renkte, ağırlığı bir kilogram kadar olan bu organ bir zamanlar kanın kaynağı, bu yüzden de hayatın temeli sayılmaktaydı.
Anlamı sürekli olarak tehdit eden bir dünyada anlam yaratmak iradelerimize kalmıştır…
Kitap üç bölümden oluşuyor
- Cehennem : Karanlık Bir Ormanda, Bir Kütüphanede West Wind’ı Bulmak, Hastalıktan Mahvolmuş Kalabalıklar, Sahtekarlık ve Kendi Ayakları Üzerinde Durabilmek, Walden ve Donmuş Göller
- Araf : Kurtuluş Görevi, Kutsal Delilik, Dağda, İnanç İsteği, Evrimsel Aşk
- Kurtuluş : Sadakat Felsefesi, Merdivende, Tavan Arasındaki Kadınlar, Bir Anka Kuşu Tanıdım, East Wind, Varlığın Gizemi
Varlığın Gizemi, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Kaag, felsefeyi yalnızca akademik bir disiplin değil, kişisel bir yolculuk olarak işliyor. Varlığın Gizemi, hem bir entelektüel keşif hem de bir yaşam hikâyesi: felsefi metinler, kişisel deneyimlerle örülüyor. Okur, yalnızca düşünürlerin fikirleriyle değil, Kaag’ın kendi kırılma noktalarıyla da yüzleşiyor.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Kitap, modern insanın kaybolmuşluk hissine felsefi bir yanıt arıyor.
- Özellikle özgür irade, anlam arayışı ve varoluşun değeri gibi sorular, günümüzün ekolojik ve teknolojik krizleriyle birlikte daha da yakıcı hale geliyor.
- Kaag’ın yaklaşımı, felsefeyi soyut bir tartışma olmaktan çıkarıp, yaşamı yeniden kurma pratiği haline getiriyor.
Varlığın Gizemi, John Kaag’ın kişisel krizlerinden doğan, William James ve Amerikan pragmatizmiyle beslenen, varoluşun anlamını sorgulayan bir felsefi yolculuktur.
John Kaag
John Kaag, çağdaş Amerikan felsefesini kişisel deneyim, edebiyat ve yaşam öyküsüyle harmanlayan özgün bir filozoftur. 1979’da Pennsylvania’da doğan Kaag, yalnızca akademik bir düşünür değil, aynı zamanda felsefeyi gündelik hayatın kırılma anlarında yeniden kuran bir yazar olarak öne çıkar.
Erken Yaşam ve Eğitim:
- Doğum: 27 Eylül 1979, Reading, Pennsylvania, ABD.
- Eğitim: 2003’te Pennsylvania State University’de yüksek lisansını, 2007’de University of Oregon’da felsefe doktorasını tamamladı.
- Araştırma: Harvard Üniversitesi ve American Academy of Arts and Sciences’ta doktora sonrası çalışmalar yaptı.
Akademik Kariyer:
- Görev: University of Massachusetts Lowell’de Felsefe Bölümü Başkanı ve profesör.
- Uzmanlık Alanları: Amerikan felsefesi, özellikle pragmatizm, William James, Emerson ve Thoreau; ayrıca varoluşçuluk ve düşünce tarihi.
- Araştırma Merkezleri: Santa Fe Institute’te 2019–2021 arasında Miller Scholar; halen aynı kurumda dış profesör.
Eserleri ve Yazarlığı: Kaag, felsefeyi yalnızca akademik bir disiplin değil, kişisel bir yolculuk olarak da ele alır. Kitapları bu yaklaşımı yansıtır:
- American Philosophy: A Love Story (2016) → Amerikan pragmatizmini kişisel bir aşk hikâyesiyle iç içe anlatır.
- Hiking with Nietzsche (2018) → İsviçre Alpleri’nde Nietzsche ile yürüyüş deneyimini felsefi bir iç hesaplaşmaya dönüştürür.
- Sick Souls, Healthy Minds: How William James Can Save Your Life (2020) → William James’in düşüncelerini modern yaşamın krizlerine uygular.
- Henry at Work: Thoreau on Making a Living (2023, co-author) → Thoreau’nun “çalışma” kavramını günümüz iş kültürüyle ilişkilendirir.
Ayrıca yazıları The New York Times, The Wall Street Journal, The Paris Review ve Harper’s Magazine gibi önemli yayınlarda yer almıştır.
Felsefi Katkısı:
- Felsefeyi yaşamsallaştırma: Kaag, felsefeyi soyut bir akademik uğraş olmaktan çıkarıp, bireyin kendi hayatını dönüştürme aracı olarak sunar.
- Köprü kurma: Amerikan pragmatizmini Avrupa varoluşçuluğuyla buluşturur.
- Kişisel anlatı: Kitaplarında kendi yaşamını, krizlerini ve dönüşümlerini felsefi düşünceyle örer.
Özgünlük: John Kaag’ın biyografisini özgün kılan şey, onun yalnızca bir akademisyen değil, felsefeyi bir yaşam pratiği olarak gören bir yazar olmasıdır. Onun eserlerinde felsefe, kütüphanelerde değil, dağ yürüyüşlerinde, aşk ilişkilerinde, kayıplarda ve yeniden doğuşlarda yankılanır.
John Kaag, Amerikan felsefesini kişisel deneyimle harmanlayan, felsefeyi hem akademik hem de varoluşsal bir yolculuk olarak yaşayan çağdaş bir filozoftur.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın