Tecrübenin Yolları Cilt 2
“Ego içeriden dışarıya doğru hareket eder. Uykudayken insanın içi, dışından ayrılır. Bu süre sırasında gün içinde gerek duyduğumuz güçleri toplarız. Deneyimlerimiz yetenek ve bilgeliğe dönüşür. Sevgi, deneyimin öz çıkarımı olarak gelişir. Fiziksel ve eterik bedenlerimizin şeklini değiştiremeyiz. Gelişim, özellikle ruha kısıtlanmıştır. Hareketler ve fizyoloji uzun bir süre içinde düşünceyle değişir. Bu, tekrarlanan dünya yaşamları prensibine götürür. Ruh ve daha önceki dönemlerin ruhsal özellikleri bizim şu andaki deneyimlerimizi belirler.”
— Rudolf Steiner
Bu ikinci ciltte, Rudolf Steiner’in ruh bilimi üzerine verdiği dersler aracılığıyla, insanın içsel yolculuğunun farklı yönlerini, dilin, duanın, sanatın ve vicdanın ruhsal gelişimdeki rolünü keşfetmeye davet ediliyoruz.”
- Ders “Ruh Bilimi ve Dil” 20 Ocak 1910: İnsanların önemi, onuru ve doğası dil ile bağlantılıdır.
- Dil, düşünceleri, hisleri ve istek dürtülerini diğer insanlara iletir ve onlar ile bizim aramızda bir bağ yaratır. Ulusal karakter de burada ifade edilir. Dilin kökeni, egonun doğumundan önceye dayanır. Ruhsal varlıklar konuşma organlarını şekillendirir ve insan vücudunu konuşmanın gelişebileceği şekle sokar.
- Astral, eterik ve fiziksel bedenin güçleri dilde aktiftir. Fiziksel bedenin araçlarıyla dışsal imgelerimizi taklit ederiz. Eterik beden bu imgede sembolik olarak işler. Astral bedenin içsel tecrübeleri sesi dönüştürür. Son olarak ego, varlığını dile yansıtır.
- Çince’ de atomik bir element vardır. Semitik dillerde sembolizm ve Hint-Alman dillerinde ise benliğin tecrübesi vardır. Ruh Bilimi dildeki tarzın üzerinde verimli bir etkiye sahiptir. Dil, ruhun duyular ötesi görüsünü ölçülü hale getirebilir.
- Ders “Gülmek ve Ağlamak” 3 Şubat 1910, Berlin: Gün içinde deneyimler, ego ve dünyanın geri kalanı arasında bir bütünlük oluşturmak ister.
- Ego, eylemlerini fiziksel bedene yüzün renginin kaçması ve kızarması olarak yansıtır.
- İnsanın etrafında gerçekleşen olayları dönüştürerek edindiği bir gülümseme astral bedeninin bir uzantısı olarak belirir. Astral bedenden geri çekilen şeyler de ego astral bedeni bastırır ve gözyaşları akar.
- Hayvanlar yalnızca uluyup homurdanabilirler. Ağlarken içeri çekilen nefes daha kısadır ve dışarı verilen nefes daha uzundur. Gülerken ise tam tersi olur.
- Yehova insanlara nefesi vermiştir ve böylece egoyu yaratmıştır. Ağlamak ve gülmek, egonun güçlerini eğiten araçlara sahiptir. Trajedi egoyu güçlendirir. Komedi egoyu özgürleştirir.
- Ders “Mistizim Nedir?” 10 Şubat 1910, Berlin: Mistisizm, Usta Eckhart ile başlar ve Angelus Silesius ile zirvesine ulaşır.
- Mistik, kendi içinde dünyanın kutsal zeminini, İsa’nın yaşamının ve ölümünün gerçekleşmesini, içsel bir uyanışı arar.
- Dış dünyanın perdesini kaldıran diğer yol ise dış olguların zenginliğine götürür.
- İçsel yol bütünlüğe dair bir deneyime götürür; ikinci yol ise çeşitliliğin deneyimine.
- Mistik kişinin deneyimleri ulusal karakteri ve geçmiş tecrübeleriyle etkilenir. Mistik bilgi, dünyaya dair genel bir bilgiye çok kolay bir şekilde dönüşmez.
- Ruh biliminin bilgisi Hayal gücüne, İlhama ve İçgüdüye götürür. Gül Haçın Tasavvuruna. Ruhsal-bilimsel bilgi hem mistisizmin hem de tekçil bakış açısının dezavantajlarından kaçınır.
- Ders “Duanın Doğası” 17 Şubat 1910, Berlin : Dua mistik tasavvurun ve daha öncül safhasıdır.
- Ruhta da iki akış bulunur;
- Gelecek
- Geçmiş
- Bizler geçmişimizin, yaptıklarımızın, hislerimizin ve düşüncelerimizin izlerini içimizde taşırız. İçimizde bizi ruhsal ve kutsal egoya götüren bir kutsallık uyanmalı. Aynı şekilde ruhun da gelecekte daha zengin bir içeriğe sahip olacağını hissederiz. Geçmişe bakmak, Tanrı’ya adanmışlığa götüren bir hürmet uyandırır. Gelecekteki olaylara dair güç, alçakgönüllülük ve ruhun huzurunu verir.
- Dua, egoyu geliştiren güçler iç ısıtan ve aydınlatan bir etkisi vardır. Duada kendimizi buluruz. Eğer yüce ego, daha aşağı olan egoyla çatışma içindeyse dua, karanlık bir gecenin ardından söken şafak gibidir.
- Dua bilgelik verebilir, hisleri derinleştirebilir ve iradeyi güçlendirebilir. Tanrı’nın Duası’nın yedi emri, dünyanın tüm bilgeliğini kucaklar. Bu aynı zamanda meditasyon ve konsantrasyonun da öznesi olabilir.
- Duanın etkisi yıllar içinde yaşamın gidişatını değiştirebilir.
- Toplu duada daha da yoğunlaşmış bir ruhsal güç vardır.
- Sanatta ağıtlar bir dua gibi işler ve katedral de taşlarla ifade bulmuş bir dua gibidir.
- Dua, ebediyet ruhu hazırlar.
- Ruhta da iki akış bulunur;
- Ders “Hastalık ve İyileşme” 3 Mart 1910, Berlin : İnsanlarda fiziksel bedeni dışarıdan gözlemleriz ve astral bedeni de içeriden gözlemleriz. Eterik beden bu ikisinin arasındadır.
- Ego içeriden dışarıya doğru hareket eder. Uykudayken insanın içi, dışından ayrılır. Bu süre sırasında gün içinde gerek duyduğumuz güçleri toplarız. Deneyimlerimiz yetenek ve bilgeliğe dönüşür.
- Sevgi, deneyimin öz çıkarımı olarak gelişir.
- Fiziksel ve eterik bedenlerimizin şeklini değiştiremeyiz. Gelişim, özellikle ruha kısıtlanmıştır.
- Hareketler ve fizyoloji uzun bir süre içinde düşünceyle değişir. Bu, tekrarlanan dünya yaşamları prensibine götürür. Ruh ve daha önceki dönemlerin ruhsal özellikleri bizim şu andaki deneyimlerimizi belirler.
- İnsanlar ölümden sonra bir sonraki fiziksel ve eterik bedenleri için bir arketip şekillendirirler.
- Şu andaki deneyimlerimizin meyvelerini gelecekteki bedenimize aktarabiliriz.
- Sınırlarımızı aşmak hastalıkların kökeninde yatar.
- Mantık, dışardaki olaylarla uyumsuz bir ilişki içine girebilir. Mantıkta deneyimin olgunlaşması eksiktir.
- İnsanın dış yönü ya dışsal araçlarla ya da insanı kendi dışsal yönünü güçlendirecek seviyeye gelecek kadar kuvvetlendirerek sağlığına yeniden kavuşabilir.
- Ölümün gerçekleşmesi durumunda insanın içi ve dışı arasındaki uyum yeniden oluşturulamaz. İyileşmek bir görevdir. Ancak ölüm de bir hastalığın sonunda gerçekleşirse faydalıdır.
- Ders “Pozitif ve Negatif İnsan” 10 Mart 1910, Berlin: Pozitif bir insan dış imgelerden etkilenmez. Negatif bir insan ise dış imgelere hemen boyun eğer.
- Pozitif insan katı olabilir ve negatif bir insan da bütünsel bir değişim yaşayabilir.
- Pozitif bir insan sanatsal değerlere karşı tamamen duyarsız kalabilir, negatif bir insan ise kendisini kaosun hakim olduğu imgelere verebilir.
- Negatif özellikler, daha ileri bir gelişmeyi mümkün kılabilmek için ruhta asimile edilmelidir.
- Negatif insan da tehlikeli elementleri aynı şekilde asimile edebilir.
- İnsan ‘kitlesel ruhla teslim olduğunda başka bir varlık haline gelir.
- Ruhun öğrencisi kendisini yeni imgelere açabilmelidir. Özel beslenme şekilleri beden doğasından kaynaklanan yükleri azaltabilir. Ancak insan yalnızca iyiye değil, kötüye de açık hale gelir.
- Ruhsal egzersizler, ruh bilimi çalışmalarına eşlik etmelidir.
- Ruh, sağlıklı bir yargıda bulunamadığı zaman negatif hale gelir.
- Ruhsal bilim pozitif olanı pekiştirir. İnsan, pozitif bir ruh halinden negatif bir ruh haline ancak daha yüce bir seviyede pozitif olmak için geçer. Trajedi negatif hissi karşılar ve onu pozitif bir hisse dönüştürür.
- Ders ” Hata ve Akıl Hastalığı” 28 Nisan 1910, Berlin: Bilgi, ancak belli sınırlar içinde mümkündür.
- Normal ruhsal yaşam, anormal bir yaşam dönüşebilir.
- Sezgin, entelektüel ve bilinç ruhu, ruhun bölümleridir. Sezgin ruh ve Sezgin beden, entelektüel ruh ve eterik beden, bilinç ruhu ve fiziksel beden birbiriyle ilişkilidir. Eğer Sezgin beden bağımsız bir hale gelirse otomatik olarak imgeler belirmeye başlayacaktır.
- Rahatsızlıklar, insanlar yalnızca kendi mantıklarını kullanıp gerçekleri göz önüne almadıklarına entelektüel ruhta ortaya çıkar. Bu nedenle yanlışların yasalarıyla hareket eder.
- Gerçek benlik ile miras edinilmiş özellikler arasında bir ayrım yapılmalıdır.
- Bilinç ruhunun rahatsızlıkları megalomanya ve paranoyadır.
- Güçlü bir ruh yaşamı, hasta bir varlıkta baskın hale gelebilir.
- Yanlış bir tür fiziksel egzersiz bedeni güçlendirip ruhu güçsüz bırakabilir.
- Ruhsal araştırma insanı yorgunluktan bitap düşürmez.
- Yanlış eğitim şizofreni ve bunama gibi rahatsızlıklara yol açar.
- Ruh bilimi hasta olan bedensel doğanın şifasıdır.
- Ders “İnsan Vicdanı” 5 Mayıs 1910, Berlin : Sanat, insan onurunun var olması için gerekli bir elementtir.
- İnsanların ciddi ve onurlu bir şekilde dikkatlerini verdiği bir seviyeye yükseltilmesi gerekir.
- Vicdan, Tanrı’nın insan ruhunun içindeki sesidir. İnsanın bağrında kutsal bir şey olarak ortaya çıkar. İnsanın ne yapması ve ne yapmaması gerektiği hakkında içten bir şekilde konuşur.
- Fichte insanın ebedi temel çekirdeğine işaret eder. Sokrates henüz bu bilgiye sahip değildir. Erdem’in öğretilecek bir şey olduğunu düşünür.
- Ego, ruhun güçlerinin odak noktasıdır. Bir zamanlar daha yüce bir ego bizim bedenlerimiz üzerinde çalışıyordu, insan kendisini ruhsal dünyanın bir parçası olarak görüyordu. Bir insan kötü bir şey yaptığında, bunun utancını hayali bir görüyle görebiliyordu. İyi ve kötü eylemlerin görüsü içsel yaşamına işliyordu. İlk önce evrensel düzeni nasıl bozacağını görmüş oluyordu. Ardından evrensel ruh, kendisini insanın içsel yaşamında güçlü bir şekilde gösteriyordu.
- Aeschylus’un içinde Erinyeler hala görünür. Euripides ile vicdan ortaya çıkar. İsa ile insan, Kutsal olan ile kendi içsel varlığı arasındaki bağlantıyı anlamayı öğrenir.
- Ders “Sanatın Görevi” 12 Mayıs 1910, Berlin: Goethe için sanatın en yüce eserleri, aynı zamanda doğanın en yüce eserleridir. “Gereklilik vardır, Tanrı vardır.”
- Aynı şekilde Richard Wagner da insanlığa sanat eserleri aracılığıyla varoluşun temelleriyle ilgili bir şey vermek ister.
- Örneğin Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisi yazarken, bu seslerin başka bir dünyadan gelen bir vahiy gibi bir şeyi, yalnızca rasyonel veya mantıksal terimlerle kavrayabileceğimiz herhangi bir şey den oldukça farklı bir şeyi ilettiğini söylüyor.
- Sanat yoluyla ifade edilen bu şeyler hakkında en azından bir şey kesin olarak söylenebilir. Ruh üzerinde ikna edici bir güçle hareket ederler ve yalnızca rasyonel veya mantıksal tüm düşüncelerin güçsüz olduğu gerçeğine dair bir inançla duygularımıza nüfuz eder.
- Buraya başka bir şey daha ekleyebiliriz. Ruh bilim açısından büyük sanat eseriyle tanıştığımızda, onların insanın hakikat arayışına ilişkin kendi vahiylerini ilettiklerini hissederiz ve ruh bilim insanı da bu mesaja içsel olarak ilişkili olduğunu hisseder.
- Gerçekten de onun bugün insanların gönülsüzce kabul ettiği sözde manevi vahiylerin çoğuna, olduğundan daha yakın hissettiğini söylemek abartı olmaz.
- Sanatın başlangıcının ilk kez insanlarda şiir kılığında göründüğü haliyle izini sürmek istiyorsak, o zaman sıradan fikirlere göre gerçekten çok geriye gitmemiz gerekir.
Homeros, ilham perilerini harekete geçirir. Ve ilk Homeros şiiri İlyada şöyle başlar:
“Anlat, Ah İlham Perisi, Aşil’in öfkesini anlat…” —Homeros
Ve ikinci Homeros şiiri Odysseia da şöyle başlar:
“Anlat, Ah İlham Perisi, yolculuğa çıkmış o adamı…” —Homeros
Bir zamanlar mitolojik olaylar insanlık için bir gerçeklikti. İnsan, ruhsal güçlerin kendi varlığına girip çıktığını, kendi içinde düşünceler, hisler ve iradeye bağlı dürtüler uyandırdığını hisseder. Homeros’ta şiirsel hayalgücü, antik duru görünün yerini alır. Ego, İtalya ve Sicilya’da güçlü bir şekilde gelişmiştir. Doğu’da gelişmiş olan imge, resimdir; Batı’da gelişen ise methiyelerdir. Yunanistan’da bu ikisi bir araya gelmiştir. Epik ortaya çıkar. Tiyatronun kökeni Aeschylus’a dayanır. Ego, methiyelerde ve Orfik dindarların ilahilerinde ortaya çıkar. Bu, Aeschylus’tan Dante’ye olan gelişimdir. Plato, bilgeliği sezgisel ruhla bağdaştırır. Dişi kurt, aslan ve vaşak ruhun bölümlerinin gölge taraflarıdır. Shakespeare’ın figürlerinde artık kutsal özellikler yoktur. Goethe’nin Faust’u temelinde her insanı yansıtır. Ego, kendisini kutsal dünyaya yükseltir. Şiir ebedi alanlara yükselir. Sanat yeniden ruhsal dünyaya girer. Goethe için gerçek ve güzellik, kutsal idea’nın ortaya çıkmasıdır. Goethe’nin şunu söylediğinde bunu ne kadar derinden hissettiğini anlarız:
“Güzellik, Doğanın o olmasaydı sonsuza kadar gizli kalacak yasalarının bir tezahürüdür…” —Goethe
Sanat, ebedi olanın verdiği mesaj ile geçici olanı dönüştürmek üzere göreve çağırılır…
Ruhun Değişimleri, Tecrübenin Yolları, Cilt 1-Cilt 2 okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.
Bu kitapta, ruhun üç bölümleri ruhu ve Ego’yu nasıl geliştireceğimize dair bir öngörü edineceğiz.
- Sezgin Ruh düşünceyle pek meşgul olmadan yaşar. Asıl rolü dış dünyadan imgeler edinmek ve bunları içselleştirmektir. Aynı zamanda dış imgelerden gelen keyif ve acı, neşe ve keder gibi hislerin de aracıdır. Tüm insani hisler, tutkular, içgüdüler ve arzular Sezgin Ruh’tadır. İnsan bu evreden daha yüce evrelere ilerlemiştir; düşüncesi Sezgin Ruh’un içine işlemiştir ve hisleri de düşüncelerle doludur.
- Entelektüel Ruh‘ta derinliklerden gelen belirsiz hisler yoktur, daha ziyade düşüncenin içsel ışığıyla yavaş yavaş oluşan hisler vardır. Aynı zamanda insan Ego’sunun kademe kademe ortaya çıktığı yerde Entelektüel Ruh’tur; Burası gerçek “Benlik”e gidebilecek ve onun arınmasını, temizlenmesini ve ruhun içindeki özellikleri iyileştirmeyi sağlayabilecek ana merkezidir böylece hislerimizin, düşüncelerimizin ve dürtülerimizin efendisi haline gelebiliriz.
- Bilinç Ruh: Ego’nun iki yönü vardır. Bunun gelişmesinin bir olasılığı insanın kendi içsel merkezini daha da güçlendirmek için çaba harcamasından geçer; böylece giderek daha da güçlenen bir etki yayılarak tüm çevresini ve etrafındaki hayatı aydınlatır.
- Ruhun çevresindeki dünya için değerini anlamak ve aynı zamanda bağımsızlığını güçlendirmek; bu, Ego gelişiminin bir yönüdür. Bunun tam tersi egoizmdir.
- Fazla güçsüz olan bir benlik dünyanın akışına kapılıp gidecektir. Ama eğer bir insan keyiflerini ve arzularını, düşüncesini ve kuluçkaya yatmasını, içinde yer alan her şeyi korumak istiyorsa, Ego’su sertleşecek ve benlik arayışı ile egoizme yenik düşecektir.
- Ruh anlayışının batıl inançlardan arınmış bir halde ele alınmasıyla ruh ve dünya arasındaki benzerliklere, ruh ve dünyanın birbirinden nasıl etkilendiğine, duru görü denen ruhsal dünyayı görme yetisini dış dünyanın elementlerini kullanarak nasıl edinebileceğimize dair sağlıklı bir anlayış edineceğiz.
Rudolf Steiner Hayatı ve Kariyeri
Düşünceyle Yoğrulan Bir Hayat: Steiner’in Akademik Başlangıcı: Rudolf Steiner, insanlık tarihinin en kritik dönemlerinde yaptıkları ile insanlığın gelişmesine katkı sunanlar arasında en ön saflarda yer alan şahsiyetlerden biridir.
Işığın Peşinde: Kralyeviç’ten Weimar’a: 25 Şubat 1861’de, bugünkü Avusturya sınırları içerisindeki Kralyeviç’te doğan, Viyana Yüksek Teknik Okulu’nda eğitim görerek, burada matematik ve sosyal bilimler dallarında uzmanlaşan Steiner, Goethe’nin doğa bilimsel yazılarının Kurschner cildini yayımlamaya davet edildiğinde, bir akademisyen olarak ün kazandı.
Goethe’nin Gölgesinde Büyüyen Ruh: 1886’da, daha yirmi beş yaşında, Goethe’nin Dünya Görüşündeki Örtük Bilgi Kuramı adlı eserini yazarak Goethe’nin düşünce biçiminin derin çağrışımlarını kapsamlı bir biçimde kavradığını gösterdi.
Bilimle Ruhun Eşiğinde: Steiner’in Erken Yılları: Dört yıl sonra, Weimar’daki “yaşayan önemli akademisyenler” grubuna katılmaya çağrıldı ve burada Goethe-Schiller Arşivleri’nde birkaç yıl bu akademisyenlerle birlikte çalıştı.
Nietzsche’nin Gölgesinde Bir Karşılaşma: Bu yıllarda Steiner, yaşlı Nietzsche’nin çevresinde toplanan gruba dahil oldu. Bu deneyimin kendisinde yarattığı derin izlenimlerinden esinlenerek, 1885 yayımlanan Nietzsche’nin Kendi Zamanına Karşı Bir Savaşçı adlı yapıtını kaleme aldı. Bu yapıt, büyük filozofun başarılarını, hem geri plandaki trajik yaşam deneyiminin hem de 19.yüzyıl ruhunun tarihsel bağlamında değerlendirir.
Steiner elliden fazla yapıtı ve geniş kapsamlı konferans faaliyetleri sayesinde, pek çok ülkede sayısı sürekli artan birçok insanla tanıştı. Sürekli bir faaliyet içinde olmak ve bu kadar hareketli bir yaşam sürdürmek için gerekli olan keskin fiziksel ve zihinsel güç, Steiner’i tek başına zamanımızın en yaratıcı ve üretken insanlarından biri olarak göstermeye yeterli olacaktır.
Çalıştığı yıllar boyunca, Steiner’in okuyucularında ya da dinleyicilerinde duygusallığa ya da mezhepçiliğe yol açmaması dikkate değer bir durumdur. Her insanın özgürlüğüne yönelik titiz özeni ve derin saygısı, ürettiği her şeyde kendini gösterir.
Kozmosun İç Sesine Yolculuk: Rudolf Steiner’ın yaşamı, sadece kronolojik bir anlatıyla değil, aynı zamanda onun düşünsel ve ruhsal dönüşüm süreçleriyle örülerek anlatıldığında çok daha etkileyici hale geliyor.
- Ruhsal Arayışla Başlayan Yolculuk (1861–1889) Avusturya’nın Kraljevic köyünde doğan Steiner, daha çocukken doğa olaylarının ardındaki görünmeyeni sorgulamaya başlamıştı. Matematik ve doğa bilimleri eğitimi almasına rağmen sezgisel bilgeliği hiçbir zaman elden bırakmadı. Bu dönemde Goethe üzerine yaptığı çalışmalar, onun düşünsel yapı taşlarını oluşturdu.
- Antroposofyanın Doğuşu (1900–1913) Theosophical Society ile ilişkisi, Steiner’ın doğu mistisizmini Batı’nın felsefi temelleriyle harmanlama çabasına dönüştü. 1902’den itibaren bu fikirleriyle Avrupa’da yoğun ilgi gördü. Ancak kısa süre sonra Antroposofya adlı kendi ruhbilimsel sistemini geliştirdi; insanın evrimsel yolculuğuna dair yepyeni bir çerçeve sundu.
- Pratik Uygulamalar: Sanat, Eğitim ve Tarım (1913–1925) Steiner yalnızca teorisyen değildi; fikirlerini pratiğe dönüştürme cesaretine sahipti. Waldorf eğitim sistemi, biyodinamik tarım, euritmi sanatı ve Goetheanum gibi yapılarla ruh-beden bütünlüğünü toplumsal hayata taşıdı.
- Sonsuzlukla Kucaklaşma 1925 yılında hayata gözlerini yumduğunda ardında sadece kitaplar değil, yaşayan bir felsefe bırakmıştı. Bugün hâlâ binlerce kişi onun rehberliğinde içsel yolculuklarına yön buluyor.
Rudolf Steiner ve Thule Cemiyeti: Tarihsel Bir Yanılgıya Dair Notlar: Son yıllarda çeşitli platformlarda Rudolf Steiner’ın Thule Cemiyeti ve Nazi ideolojisiyle ilişkilendirilmeye çalışıldığını gözlemliyoruz. Ancak bu tür yaklaşımlar, tarihsel bağlamdan uzak, yüzeysel ve çoğu zaman sansasyonel temellere dayanmaktadır. Bu metin, söz konusu yanlış yorumlara karşı bazı temel gerçekleri hatırlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.
- Rudolf Steiner’ın Dünya Görüşü: Steiner, insanın evrimsel ruhsal yolculuğunu merkeze alan, bireysel özgürlük ve evrensel kardeşlik fikrini savunan bir filozoftu. Antroposofya öğretileri, ayrımcılığın her türüne karşıdır ve Steiner, insan ruhunun kökenini etnik ya da ırksal değil, evrensel bir boyutta açıklar.
- Thule Cemiyeti’nin Niteliği: Thule, 1918’de kurulan, Aryan ırk üstünlüğü ve milliyetçi mistisizm üzerine kurulu bir örgüttür. Rudolf von Sebottendorf’un liderliğinde, okült sembollerle bezeli bu cemiyet, Nazizm’in entelektüel zeminlerinden biri hâline gelmiştir. Rudolf Steiner ise tam tersine, Nazi rejimi tarafından eleştirilmiş, kitapları yasaklanmış ve takipçileri baskıya uğramıştır.
- Tarihsel Gerçeklik ve Yanıltıcı Kurgular: Steiner’ı Thule ile özdeşleştirmek, tarihsel süreçleri çarpıtmak anlamına gelir. Her ne kadar her iki figür ezoterik bilgiye ilgi duymuş olsa da, amaçları, yöntemleri ve insan tasavvurları birbirine taban tabana zıttır.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın