Yaşamın anlamı ve insanın yazgısı üzerine kurgulamada bulunan filozoflar, doğanın bizi bu konuda bilgilendirmek için bizzat zahmete girdiğini yeterince fark etmedi. Doğa, bize açık seçik bir işaretle amacımıza ulaşıldığına dair uyarır. Bu işaret neşedir. Sevinçtir diyorum, zevk demiyorum…
— Henri Bergson
Merhaba
Manevi Enerji, 1901’le 1913 yılları arasında çeşitli konferanslardan ve yayınlanmış makalelerle oluşmaktadır. Manevi Enerji başlığıyla Murat Batmankaya tarafından çevirisi yapılıp Türk okurunun karşısına çıkan bu eserin ilk çevirisi Bergson ve Manevi Kudrete Dair Birkaç Konferans adıyla Mustafa Şekip Tunç tarafından yapılmış ve 1934 yılında basılmıştır.
Eserin önsözünde de belirtildiği gibi felsefe ve psikoloji konusunda ortaya konulmuş olan sorunlar ele alınmakta, ele alınan sorunlar en sonunda manevî enerji sorununa vardığı için esere böyle bir ad verildiği ifade edilmektedir. 1919 yılında yayınlanmış olan Manevî Enerji’nin ilk makalesi “Bilinç ve Hayat” başlığını taşımaktadır. Bu yazı, 29 Mayıs 1911 ‘de Birmingham Üniversitesinde verilmiş olan bir konferanstır. Bu makalede üzerinde durulan konular zihin, bilinç, dikkat, ruh ve beden, bilinç-beyin, madde-hayat gibi konular ve düalitelerdir. Bilinç, ilkin hafıza anlamında kullanılır ve geçmişin şimdi içinde barınması ve korunması olarak tanımlanır. Bilincin beyne bağlı olduğu iddiasını eleştiren Bergson, bilincin aynı zamanda seçim demek olduğunu, karar vermek gibi bir rolü bulunduğunu, bundan dolayı da hayata dikkat kesilme organı olduğunu düşünür. Manevî Enerji’nin ikinci yazısı olan “Ruh ve Cisim”, 28 Nisan 1912’de Foi et Vie’de verilmiş olan bir konferanstır. Madde ve Hafıza adlı eserde de değinildiği gibi ruh ile cisim veya beden arasındaki ilişkide beden, madde kanunlarına tâbi olarak bir mekânda bulunmakla beraber bizde, otomatizmin ötesine geçen, madde kanunlarını ve mekânı aşan bir taraf vardır. İşte bu, ruhtur. Deney, ruh veya bilinç hayatının beden-cisim hayatına bağlı olduğunu gösterir ama bundan, tıpkı çiviye asılı elbise örneğinde olduğu gibi ruh veya bilincin beden olduğu sonucu çıkmaz.
Kitabın diğer makaleleri de aynı şekilde psikoloji ve felsefe konularıyla ilgilidir. 1913 ‘te Londra’da Society for Psychial Research’ta verilmiş olan “Yaşayanların Hayaletleri” ve Psişik Araştırma” adlı konferans, 1901 ‘de Genel Psikoloji Enstitüsü’nde verilmiş olan ve düş görmenin doğuşunu, gerçek hayatla ilişkisini araştırdığı “Düş” adlı konferans, 1908 ‘de Revue sophique’de yayınlanmış olan ve “Düş” adlı konferansta üzerinde durduğu sorunu incelemeye devam ettiği kavrayış, hatıra, hayal, hafıza gibi kavramları incelediği ‘Şimdiki Zamanın Hatırası ve Aldatıcı Tanıma” adlı makale ile kitap devam eder. Kitabın altıncı makalesi, 1902’de Revue Psichologique’de yayınlanmış olan “Zihinsel Çaba”dır. Bu makalede, daha önceki yazılarında ve konuşmalarında ele aldığı dikkat sorununu tekrar ele alır ve sorunu çağdaş psikolojinin ortaya koyduğundan farklı bir şekilde değerlendirir. Zihinsel çaba olarak gördüğü; yorumlamak, anlamak, dikkat etmek gibi hususlardır. Eserin son yazısı, 1904 ‘de Cenevre Felsefe Kongresi’nde sunulmuş ve Revue de Metaphysique et Morale’de yayınlanmış olan “Beyin ve Düşünce: Bir Felsefi Yanılsama” adlı bildiridir.
Manevî Enerji’deki yazıları tamamlar mahiyette olan ve hatta Manevî Enerji’nin âdeta ikinci cildi diyebileceğimiz Düşünce ve Devingen, 1903 ile 1930 yılları arasında yayınlanmış makale ve konferanslardan oluşmaktadır, Bu eserdeki yazılarda sezgi açıklanmakta, zaman ve süre kavramları üzerinde durulmaktadır. Bergson felsefesine bir giriş niteliğinde olan “Metafiziğe Giriş” adlı makale, kitabın en önemli makalesidir.
Ülkemizde 20. yüzyılın en çok okunan filozoflarından birisi Bergson olmuştur. İmparatorluğun son dönemlerinden Cumhuriyetin başlarına kadar geçen süre içerisinde toplumsal ve siyasî koşullardan kaynaklanan nedenlerle Bergson felsefesinin ruh ve zihniyetini benimsemiş olan pek çok düşünürümüz ortaya çıkmıştır. Bilhassa Dergâh çevresinde toplanan bu düşünürlerimiz, Bergson felsefesini tanımak ve tanıtmak amacıyla onun eserlerinden çeviriler yapmışlar ve bu felsefe üzerine yazılar yazmışlardır. Baltacıoğlu, M. Şekip Tunç, Mehmet Emin Erişirgil, Ziya Somar, Yahya Kemal gibi pek çok yazarımız hem yaygın pozitivist tutuma karşı oluş hem de yeni kurulmakta olan toplumsal yapıya bir ideal ve ahlâk kazandırmak, bunun için de mevcut durumu anlamak gibi nedenlerden ötürü Bergson felsefesine ilgi duymuş kişilerdir.
Bergson’un yedi makalesinin çevirisi olan Manevî Enerji adlı bu kitap ile filozofun tekrar Türk okuyucusu ile karşılaşması, ülkemizdeki felsefe çalışmaları adına son derece sevindiricidir. Bergson ‘un kullandığı dilin cazibesi, Murat Batmankaya’nın kullandığı güzel Türkçe ile okuyucuyu kendisine daha da çekecektir. Bu özverili çeviriyi Şule Yayınları’nın değerlendirmesi ve okuyucuya ulaştırması, ülkemizdeki felsefe kültürüne de önemli bir katkı sağlayacaktır.
Bilimin akılcı ve katı gerçekliğine karşı 19. yüzyılın sonlarından itibaren Bergson, sezgiyi öne sürdü ve bu konu üzerinde çalıştı. Akılla maddi varlıkların kavramlaştırılabileceğini, buna mukabil sezgiyle varlıkların özünün kavranabileceğini belirtti. Yaşadığı dönemin yükselen anlayışı olan Materyalizm ve Pozitivizme karşılık sezgiyi öne sürerek kavramlaştırmış ve Sezgicilik’in (Entüisyonizm) kurucusu olmuştur. 1901’le 1913 yılları arasında çeşitli konferans ve makalelerle insanın eylemlerine, zihinsel çabasına, düşlerine eğiliyor Bergson. Doğa ve varlık gibi yalnız bilimle açıklanamayacak olan şeylerin üzerine sezgiyle gidiyor ve düşle gerçeklik arasındaki bağ, somut nesnelerle soyut varlıklar arasındaki ilişki gibi konulara değiniyor. Bilimi reddetmeyen ancak maddi olmayan varlıkların açıklanmasında yeterli görmeyen Bergson, matematiksel açıklamaların ötesine sezgiyle geçip yeniden açıklamaya çalışıyor. Deneyim, rüya, ruh, bellek, bilinç, madde, hatıra gibi kavramlara ilişkin görüşler Manevi Enerji’de.
Manevi Enerji, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Henri Bergson’un Manevi Enerji adlı eseri, çağımızın ruhsal ve düşünsel karmaşasında adeta bir pusula işlevi görüyor. Bu kitap, Bergson’un çeşitli konferans ve makalelerinden derlenmiş olup, onun bilinç, ruh, sezgi ve zaman gibi temel kavramlara dair görüşlerini sade ama derinlikli bir dille sunar. Günümüz için önemi birkaç başlıkta öne çıkıyor:
- Ruhun ve bilincin yeniden keşfi: Modern bilim çoğunlukla zihni nörolojik süreçlere indirgerken, Bergson bilinç ve ruhu indirgenemez bir gerçeklik olarak ele alır. Bu yaklaşım, insanın içsel dünyasını anlamada hâlâ geçerli ve güçlü bir alternatif sunar.
- Sezgiye dayalı bilgi anlayışı: Manevi Enerji, Bergson’un sezgiyi aklın ötesinde bir bilgi kaynağı olarak görmesinin somut örneklerini içerir. Bu, özellikle yapay zekâ çağında insan sezgisinin özgünlüğünü ve değerini yeniden hatırlatır.
- Rüya, hafıza ve bilinç üzerine düşünceler: Kitapta yer alan rüya ve hafıza analizleri, günümüz psikolojisi ve nörobilimiyle diyalog kurabilecek niteliktedir. Rüyaların yalnızca rastgele imgeler değil, bilinçle süreklilik içinde olan deneyimler olduğunu savunur.
- Maneviyat ve bilim arasında köprü: Bergson, bilimsel açıklamaları reddetmeden, onların ötesine geçerek ruhsal deneyimi anlamaya çalışır. Bu, günümüzde hem bilimsel hem manevi arayışlar içinde olan bireyler için çok değerli bir yaklaşım sunar
Henri Bergson : Zamanın İçinde Akan Filozof
Zaman ölçülmez… yaşanır.” Henri Bergson için zaman, bir saat kadranında akmaktan çok, bir bilincin içinde titreşen derin bir deneyimdi. 1859’da Paris’te doğan Bergson, yalnızca Fransız felsefesinin değil, 20. yüzyıl düşüncesinin de akışını değiştiren bir sezgi ustasıydı.
Matematiğe olan yeteneği onu genç yaşta fen bilimlerine yönlendirse de, gerçek tutkusu düşüncenin iç ritmine kulak vermekteydi. 1889’da yayımladığı ilk büyük eseri “Zaman ve Özgür İrade” ile, bilinç akışının mekanik saatlere sığmayacak kadar karmaşık ve yaratıcı olduğunu ortaya koydu. Ona göre gerçek zaman—yani süre (durée)—yalnızca sezgiyle hissedilebilirdi.
Bergson’un yaşamı da bu içsel süreyi takip eder gibiydi: Üniversite kürsülerinde öğretmenlik yaptı, yazılarıyla yalnızca akademiyi değil, edebiyat dünyasını da etkiledi. 1907’de çıkan “Yaratıcı Evrim”, Darwin’in çizdiği evrim modeline yepyeni bir ruh üfledi. Evrim artık sadece biyolojik bir gelişim değil, hayatın kendini aşma arzusu haline gelmişti.
1911 yılında İstanbul’a yaptığı ziyaret, onun Doğu düşüncesine olan ilgisinin bir yansımasıydı. Bergson Doğu ile Batı’yı yalnızca coğrafi olarak değil, zihinsel olarak da birbirine yaklaştırmak istiyordu.
1927’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında, insanlar şunu daha net anladı: Felsefe de bir anlatı biçimiydi—kelimelerle düşünceye can vermekti.
Hayatının son yıllarında sessizleşti belki, ama felsefesi hâlâ ses veriyor: Zamanın ritmi, bilincin katmanları, sezginin bilgeliği… Hepsi Bergson’da bir araya geldi. O, düşünceyi yürüyüşe çıkaran, sessizliği çözümleyen bir filozoftu.
Henri Bergson’un Başlıca Eserleri:
- Zaman ve Özgür İrade (1889) Essai sur les données immédiates de la conscience Bilinçteki zaman deneyimini ve özgür irade kavramını ele alır. Mekanik zaman ile yaşanan zaman arasındaki farkı vurgular.
- Madde ve Bellek (1896) Matière et Mémoire Zihin ve beden ilişkisini inceler. Hafızanın yalnızca biyolojik değil, bilinçsel bir süreklilik olduğunu savunur.
- Yaratıcı Evrim (1907) L’Évolution créatrice Evrimi mekanik bir süreçten ziyade yaratıcı bir güç olarak yorumlar. “Élan vital” (yaşam hamlesi) kavramını ortaya koyar.
- Gülme: Komik Olanın Anlamı Üzerine Deneme (1900) Le Rire Mizahın toplumsal işlevini ve insan doğasındaki yeri üzerine felsefi bir çözümleme sunar.
- İki Kaynaklı Ahlak ve Din (1932) Les Deux Sources de la morale et de la religion Ahlakın ve dinin iki temel kaynağını—toplumsal zorunluluk ve mistik sezgi—ayrıştırır.
- Düşünce ve Hareket (1934) La Pensée et le mouvant Felsefi yöntem, sezgi ve bilimin sınırları üzerine denemeler içerir.
Bu eserler, Bergson’un sezgiye dayalı felsefesini ve “süre” (durée) kavramını merkeze alarak, modern düşünceye hem edebi hem de metafizik bir derinlik kazandırmıştır.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın