“Psikoloji nedir? Psikolojinin, insanın olası evriminin ilkeleri, yasaları ve gerçeklerinin incelenmesi olması gerekir…”

— G.I.Gurdjieff

Merhaba

Tıbbi Onkologum tarafından raporlanan Calcimax- D3 1000 mg 880 IU arayışıyla güne başladım… Önce, Semra Hanımı aradım. Mevzuat ve ilaç tavsiyesi konusunda güvendiğim dost bir eczacıdır. Semra Hanım, eczane deposunu bilgisayar ekranından kontrol etti. İlacın kendisini ya da muadilini bulabilmenin şu an için zor göründüğünü söyledi. Sonuç elimdeki D3 magnezyum etken maddeli ilacı içmeye devam etmem gerekiyordu.

Telefon görüşmesinden sonra akışta kalarak spor ayakkabılarım ve ben yürüyüşe çıktık. Rüzgar eşliğinde yaşamın içinden geçerken gökyüzündeki gri bulutların karamsarlığını gördüm. Karamsar bulutlar yağmurun habercisi olsalar da yürümeye devam ettim. Çarşı başında sol köşedeki bankanın hemen yanındaki dükkandan içeri girdim. Duble çifte kavrulmuş lokum aldım. Türk kahvesinin yanında vereceği keyfi düşünerek dükkandan ayrıldım.

Çeşme Kalesine birkaç adım kala 180 km hızla yere çakıldım bir anda. Yüzükoyun düşmüştüm yola. Güçlü bir el tüm gayretiyle savurmuştu sanki. Yola döşenmiş taşların her bir sivri ucu derime batıyordu. İçimden önce gülmek geldi. Gülmeye hazırlanırken bir ses duydum. Ses iç sesim Olric’e ait değildi. Sesin geldiği yöne kafamı kaldırıp bakmaya çalıştım. Birkaç nefes ötede füme bir araç duruyordu. Biraz daha yukarı bakınca aracın açılan camından bir adam “Bir şeye ihtiyacınız var mı?” diye sordu.

İçimden “Orta şekerli türk kahvesi” dedim. Lokumda var yanımda… Lakin pozisyon kahve içmek için uygun değildi. Gerçek bir yana yıllardır yer çekimine maruz kalan biri olarak hızla kalkmasını öğrenmiştim. Hemen ayağa kalktım. “Ben hallederim, teşekkür ederim” dedim. Acaba yıllar içinde bu cümleyi kaç kez söylemiştim!

Olay mahallinden ayrılarak birkaç adım yürüdüm. İki kadın yanıma yaklaşarak “Yardıma ihtiyacınız var mı?” diye sordu. Nazik davranışlarından dolayı teşekkür ettim. Biraz ilerledim bir kadın daha yanıma yaklaşarak destek olmak istedi. Yol boyunca teşekkür ederek ilerledim.

Kalenin tam önünde ellerime ve ayaklarıma bakıp hasar tespiti yaptım. Derim soyulmuş ve hasar gören yerler çoktan morarmıştı bile. Ardından tam karşımda duran limana baktım. Kimse geminin limana nasıl geldiğini umursamıyor öyle değil mi?

Karşıdan karşıya geçerek maviye teslim oldum. Çay içme kararımla Teras Kafe’ye yöneldim. Tek boş sandalye yoktu! Anlayacağınız sandalyeler kapılmıştı. Boş yer bulabilmek için etrafa bir süre bakındım. Evet, nihayet ileride gördüğüm yere merdivenleri tırmanarak ulaşabildim. Terasta çayımı içerken bir süre yaşamı ve ağrımı dinledim. Çay terapisiyle kitap okurken derinden ağrı başladı. Beni yoklayan ağrının şiddetiyle kale taksi durağından bir taksiye binmek için ayağa kalktım.

Acil bölümünden hastaneye giriş yaptım. Danışmadaki görevliler bilgilerimi sisteme girdi. Ardından bekleme koltuğunda yerimi aldım. Yıllardır kullandığım “kanser ilacının” yan etkisini düşündüm bunlardan biri kemiklerin çabuk kırılması. Düşüncelerimi bölen sesin anonsuyla odaya yürüdüm. Üniformalı kadının karşısındaki sandalyeye oturdum. Kadın hikayemi dinledi. “Siz sağlık çalışanı mısın?” diye sordu. “On yıldır sağlık derslerine çalışan iyi bir öğrenciyim” dedim. Ölçülen tansiyon 138/60 ateşim ise 38 dereceyi gösteriyordu. Hemşire “Doktor sizi görecek” dedi.

Bekleme koltuğuna gelmeden adım yeniden anons edildi. Doktor ekrandan okuduğu bilgilerle sorular sordu. “Röntgen çekelim” dedi. Röntgen bölümü bir kat aşağıdaydı. Yavaş adımlarla bir kat aşağı indim. Sıram geldiğinde röntgenler çekildi. Bir üst kata çıkıp doktora bilgi verdim. Dizde bir şey yoktu. Doktor “Elde çatlak var” dedi. Benim ise bildiğim tek çatlak toplumsal çatlaktı. Varoluşçuların bahsettiği temel sorun…

Doktorun odasına girmeden önce Narin’in haberi büyük puntolarla tv ekranında dönüyordu. Ölümüyle ilgili devlet yetkililerinin verdiği demeçleri izlerken şu sorular aklıma takılmıştı. Oturduğunuz koltuklar işinizi layıkıyla yapmanız için değil mi? Gerçeğe herkesten daha hızlı ulaşmanız gerekmiyor mu? Yılda 100.000’den fazla çocuğun kayıp olduğu bilgisi var. Ayda yaklaşık 10.000 kayıp çocuk eder. Narine kadar bu kayıp vakalarla ilgili ne gibi çalışmalar yaptınız? Nice Narin’ler yok oldu… Halen de oluyor… Çocuklarımızın verdiği bu farkındalık mesajlarını duyanınız var mı? Etrafınıza bir bakın sessiz kaldığınız göz yumduğunuz daha neler var?

Elimin çatlağına gelecek olursak tomografi çekilmesi gerekiyordu. Tomografi cihazı arızaya girmişti. Teknikere “Beklerim” dedim. Kahve içmeye kafeteryaya çıktım. Kahveyi yapacak kadın çalışan yoktu. Yetkiliye “beklerim” dedim. Benim hayatımın son on yılı beklemekle geçti. Hastane koridorlarında kendi canımla birlikte yaşamla ölüm arasında mücadele eden birçok cana şahit oldum. Türkiye’nin dört bir yanında şifa bulmaya gelen insanlarımız; ya onların çektiği sıkıntılar… Bugün yine acil serviste yatan hastaları, hastane koridorlarındaki insanları, inceledim. Ve neden burada bulunduğumu makro felsefe anlayışıyla bir kez daha hatırladım.

Tüm beklemelerden sonra ortopedi bölümünde 19. sırada yerimi aldım. Ortopedi Uzmanı Dr. Cihangir Türemiş’in verdiği haber sevindiriciydi. “Çatlak yok” dedi. Her zaman olduğu gibi tüm sorularımı nezaketle cevaplayarak destek olmuştu. Yine aynı nezaketle yıllardır her sürecime destek olan doktorum ortopedist onkolog Doç.Dr. Burçin Keçeci WhatsApp üzerinden destek oldu.

Okuduğunuz bu hikayenin tüm evrelerinde karşılaştığım sağlık çalışanlarına teşekkür ederim.

Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesinden çıkıp yavaş adımlarla yokuş aşağı yürüdüm. Yazılan reçeteyi almak için eczaneye girdim. Tezcan eczanesi çalışanlarıyla kim bilir kaçınca kez görüşüyorduk. Tanıdığım gülen yüzlere reçeteyi uzattım. O an aklıma Calcimax- D3 1000 mg 880 IU geldi. Hemen sordum. Eczanenin sahibi “Var” dedi. Sağlık Ocağından Aile Hekimim Dr. Süleyman Leylekoğlu’nu aradım. Raporlu ilacın reçetesini yazmasını rica ettim. Tüm ilaçlarım için ödediğim rakam ise 138 TL.

“Yora”ları okuma beceriniz varsa eğer; hedefte ilerlerken karşılaşılan söz durum ya da olaylar size bir şeyler anlatır. Hayatınızda önemli olan hedef değildir. Hedefe giderken yolda karşılaştıklarınızdır…

Sizler kafanızın içinde bir tur yazdıklarımı gözden geçirirken; tedavi merkezi odam da tırmalamaya çalışan ağrılar eşliğinde (daha büyüklerini yaşadım) en büyük şifacılardan oluşturduğum “Kitaplar Okulu”M’ dan bir eser daha “Kendini Tanı ve Keşfet“…

Gurdjieff insanların kendilerinin bilincinde olmadıklarını ve bu nedenle hayatlarını hipnotik bir “uyanık uyku” durumunda yaşadıklarını, ancak daha yüksek bir bilinç durumuna uyanmanın ve insan olarak amacımıza hizmet etmenin mümkün olduğunu öğretmiştir. Öğretisinin pratiği “Çalışma” (kendi üzerinde çalışmayı çağrıştıran) olarak bilinir.

Benim yaşadığım bu düşüş, Gurdjieff’in eserinde bahsettiği ‘uyanık uyku’ halinden uyanışa bir örnekti.

Gurdjieff’in Gözünden Psikoloji Kavramına Bakış

Psikolojiye bazen yeni bir bilim denir ama bu oldukça yanlış. Psikoloji belki de en eski bilimdir ve ne yazık ki en temel özellikleriyle unutulmuş bir bilimdir.

Psikolojinin nasıl tanımlanabileceğini anlamak için, psikolojinin modern zamanlar dışında hiçbir zaman kendi adı altında var olmadığını anlamak gerekir. Şu ya da bu nedenle, psikolojinin her zaman yanlış ya da yıkıcı eğilimlerden şüphesi vardı. Ya dini, ya siyasi ya da ahlaki ve farklı kılıklara girmek zorunda kaldı.

Binlerce yıldır psikoloji, felsefe adı altında var olmuştur. Hindistan’da, özünde psikoloji olan tüm Yoga biçimleri, altı felsefe sisteminden biri olarak tanımlanır. Sufi öğretileri; yine çoğunlukla psikolojik olan, kısmen dini ve kısmen metafizik olarak kabul edilir. Avrupa’da, hatta on dokuzuncu yüzyılın son on yıllarında, oldukça yakın zamanlarda bile, psikoloji üzerine birçok çalışma felsefe olarak adlandırıldı. Ve mantık, biliş teorisi, etik, estetik gibi felsefenin hemen hemen tüm alt bölümlerinin insan aklının veya duyularının çalışmasına atıfta bulunmasına rağmen, psikoloji felsefeden daha aşağı ve sadece alt düzeylerle ilgili olarak kabul edildi ya da insan doğasının daha önemsiz yanları olarak.

Felsefe adı altındaki varlığına paralel olarak, psikoloji şu veya bu dine bağlı olarak daha uzun süre varlığını sürdürmüştür. Bu, din ve psikolojinin hiçbir zaman bir ve aynı şey olduğu veya din ile psikoloji arasındaki bağlantı gerçeğinin kabul edildiği anlamına gelmez. Ancak bilinen hemen hemen her dinin -kesinlikle modern sahte dinleri kastetmiyorum- genellikle belirli bir uygulamayla bağlantılı şu ya da bu tür psikolojik öğreti geliştirdiğine şüphe yoktur, öyle ki din incelemesi çoğu zaman psikoloji incelemesini de içerir.

Farklı ülkelerin ve çağların Ortodoks dini literatüründe psikoloji üzerine birçok mükemmel çalışması var. Örneğin, erken Hristiyanlıkta, zamanımızda Doğu Kilisesi’nde özellikle keşişlerin eğitimi için kullanılan Philokalia genel adı altında farklı yazarların kitaplarından oluşan bir koleksiyon vardı.

Psikolojinin felsefe ve dinle bağlantılı olduğu dönemde, sanat biçiminde de var olmuştur. Şiir, Drama, Heykel, Dans, hatta Mimarlık, psikolojik bilgiyi aktarmanın araçlarıydı. Örneğin, Gotik Katedraller temel anlamlarında psikoloji üzerine çalışmalardır.

Felsefe, din ve sanattan önceki eski zamanlarda, şimdi bildiğimiz gibi, psikoloji, Mısır ve eski Yunan’dakiler gibi gizemler biçiminde var olmuştu.

Daha sonra, gizemlerin ortadan kalkmasından sonra psikoloji, Astroloji, Simya, Sihir ve daha modern: Masonluk, Okültizm ve Teozofi gibi bazen dönemin dini ile bağlantılı bazen de bağlantısız Sembolik Öğretiler şeklinde var olmuştur.

Ve burada tüm psikolojik sistemlerin ve doktrinlerin, açıkça var olan veya var olanlar ile gizli veya kılık değiştirmiş olanların iki ana kategoriye ayrılabileceğini belirtmek gerekir.

  1. İnsanı buldukları gibi ya da var olduklarını düşündükleri ya da hayal ettikleri şekilde inceleyen sistemler. Modern ‘bilimsel’ psikoloji ya da bu adla bilinenler bu kategoriye girer.
  2. İnsanı ne olduğu ya da ne göründüğü açısından değil, ne olabileceği açısından inceleyen sistemler; yani, onun olası evrimi açısından.

Bu son sistemler gerçekte orijinal sistemlerdir veya her durumda en eski sistemlerdir ve psikolojinin unutulmuş kökenini ve iniltisini yalnızca onlar açıklayabilir.

İnsanın olası evrimi açısından incelenmesinin önemini anladığımızda, sorunun ilk cevabının şu olduğunu anlayacağız: Psikolojinin, insanın olası evriminin ilkeleri, yasaları ve gerçeklerinin incelenmesi olması gerekir.

İlk büyük sorumuz şu olacak: İnsan evrimi ne anlama geliyor ve ikincisi bunun için gerekli özel koşullar var mı?

İnsanın kökeni ve önceki evrimi hakkındaki sıradan modern görüşlere gelince bunların kabul edilemeyeceğini hemen söylemeliyim. İnsanın kökeni hakkında hiçbir şey bilmediğimizi ve hiçbir bilgimiz olmadığını anlamalıyız.

İnsanın kökeni hakkında hiçbir şey bilmediğimizi ve insanın fiziksel veya zihinsel evrimine dair hiçbir kanıtımız olmadığını anlamalıyız.

Aksine tarihi insanlığı ele alırsak, yani, on veya on beş yıl boyunca insanlık, şimdiki insanlık tarafından tekrarlanamayan veya taklit edilemeyen eski anıtlar ve eserlerin kanıtlarına dayandırılabilen daha yüksek bir insan tipinin açık işaretlerini bulabiliriz.

Görünüş olarak insana benzeyen ve aynı zamanda ondan çok farklı olan tarihöncesi insan ya da yaratıklar konusunda, kemikleri bazen buzul ya da buzul öncesi dönemlerin tortularında bulunan, bu kemiklerin uzun zaman önce ölen insandan farklı bazı varlıklara ait olduğu oldukça olası bir görüşü kabul edebiliriz.

İnsan önceki evrimini reddederek, insanın gelecekteki mekanik evrimi olasılığını da reddetmeliyiz, yani evrim, kalıtım ve seçilim yasalarına göre ve insanın bilinçli çabaları ve olası evrimini anlaması olmaksızın kendi kendine gerçekleşir.

Temel düşüncemiz, bildiğimiz şekliyle insanın tamamlanmış bir varlık olmadığıdır; tabiatın onu ancak belli bir noktaya kadar geliştirdiğini ve sonra onu ya kendi çaba ve yöntemleriyle daha da gelişmesi, ya doğduğu gibi yaşayıp, ölmesi ya da yozlaşması ve gelişme kapasitesini kaybetmesi için terk etmesidir.

Bu durumda insanın evrimi, genellikle gelişmemiş olan be kendi kendine gelişemeyen belirli içsel niteliklerin ve özelliklerin gelişmesi anlamına gelecektir.

Tecrübe ve gözlemler, bu gelişmenin ancak belirli koşullarda, insanın kendisinin belirli türden çabalarıyla ve daha önce benzer çalışmalara başlamış ve belirli bir gelişme derecesine ulaşmış olanların yeterli yardımı ile mümkün olduğunu veya en azından belli bir yöntem bilgisi.

Çaba olmadan evrimin imkânsız olduğu fikriyle başlamalıyız; yardım olmadan da imkânsızdır. Bundan sonra, gelişme yolunda insanın farklı bir varlık olması gerektiğini anlamalıyız ve insanın hangi anlamda ve hangi yönde farklı bir varlık olması gerektiğini öğrenip anlamalıyız; yani, farklı bir varlığın ne anlama geldiğini anlamalıyız.

O zaman tüm insanların gelişemeyeceği ve farklı varlıklar olamayacağını anlamalıyız. Evrim, kişisel çabalar meselesidir ve insanlığın kütlesi ile ilgili olarak, evrim nadir bir istisnadır. Garip gelebilir, ancak bunun sadece nadir değil, giderek daha nadir hale geldiğini anlamalıyız.

Gelişme ne demek? Ve insanın farklı bir varlık olabileceği ne anlama geliyor? Ya da başka bir deyişle insanda nasıl bir değişim mümkündür ve bu değişim nasıl ve ne zaman başlar?

Değişimin, insanın kendisine atfettiği, ancak gerçekte sahip olmadığı güç ve kapasitelerle başlayacağı daha önce söylenmişti,

Bu, yalnızca insanın kendisiyle ilgili bazı şeyleri bilebileceğini anladı. Bilinç sorununa uygulandığında, şu anda bilincinin var olup olmadığını yalnızca insanın kendisinin bilebileceği anlamına gelir. Bu, insanda bilincin varlığının dışsal eylemlerinin gözlemlenmesiyle kanıtlanamayacağı anlamına gelir. Dediğim gibi, bu gerçek uzun zaman önce tespit edildi, ancak önemi hiçbir zaman tam olarak anlaşılmadı çünkü her zaman bilincin zihinsel süreç veya zihin etkinliği olarak anlaşılmasıyla bağlantılıydı. İnsan, bu idrak anına kadar şuurlu olmadığını idrak ediyorsa ve sonra bu idraki unutuyorsa -hatta hatırlıyorsa- bu şuur değildir. Bu sadece güçlü bir farkındalığın hatırasıdır.

Şimdi tüm modern psikoloji ekollerinin gözden kaçırdığı bir başka gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum.

İnsandaki bilincin, ne anlama gelirse gelsin, asla aynı durumda kalmadığı gerçeğidir. Ya oradadır ya da değildir. Bilincin en yüksek anları hafıza yaratır. Diğer anlar insan sadece hatırlamaz. Bu, insanda her şeyden çok, sürekli bilinç ya da sürekli farkındalık yanılsamasını üretir.

Modern psikoloji okullarından bazıları, bilinci tamamen reddeder, hatta böyle bir terimin gerekliliğini bile reddeder, ancak bu sadece bir yanlış anlama savurganlığıdır. Diğer okullar -eğer bu adla anılabilirlerse- bilinç durumları hakkında konuşurlar -yani düşünceler, duygular, hareket eden dürtüler ve duyumlar. Bu, bilincin psişik işlevlerle karıştırılması şeklindeki temel hataya dayanmaktadır.

Gerçekte modern düşünce çoğu durumda hâlâ eski formülasyona, yani bilincin dereceleri olmadığına dayanır. Genel, zımnen de olsa, bu fikrin kabulü, daha sonraki birçok keşifle çelişmesine rağmen, bilinç varyasyonlarının birçok olası gözlemini durdurdu.

bilincin oldukça görünür ve gözlemlenebilir dereceleri

Gerçek şu ki, bilincin oldukça görünür ve gözlemlenebilir dereceleri vardır, kesinlikle kendi içinde görülebilir ve gözlemlenebilir.

  1. Süre var: Kişinin ne kadar süredir bilinçli olduğu.
  2. Görünme sıklığı: kişinin ne sıklıkla bilinçli hale geldiği.
  3. Kapsam ve nüfuz: kişinin bilinçli olduğu, insanın büyümesiyle çok fazla değişebilen şey.

Sadece ilk ikisini alırsak, bilincin olası evrimi fikrini anlayabileceğiz. Bu fikir, örneğin Philokalia yazarları gibi eski psikoloji okulları tarafından çok iyi bilinen, ancak son iki veya üç yüzyılın Avrupa felsefesi ve psikolojisi tarafından tamamen gözden kaçırılan en önemli gerçekle bağlantılıdır.

Bu, bilincin özel çaba ve özel çalışma ile sürekli ve kontrol edilebilir hale getirilebileceği gerçeğidir.

İnsanın dört bilinç durumu

Genel tanım için, insanın dört bilinç durumu olasılığı vardır. Bunlar :

  1. Uyku
  2. Uyanıklık Hali
    • İnsan aslında sadece iki halde yaşar. Hayatının bir kısmı uykuda, diğer kısmı ise “uyanıklık hali” denen şeyde geçer, ancak gerçekte uyanıklık hali uykudan çok az farklıdır.
  3. Nesnel Bilinç
    • Sıradan yaşamda insan, “nesnel bilinç” hakkında bir şey bilmez ve bu yönde hiçbir deney yapılamaz.
  4. Özbilinç
    • İnsanın kendisine atfettiği üçüncü durum ya da “öz bilinç” yani, ona sahip olduğuna inanır, ancak gerçekte çok nadir parlamalarda kendisinin bilincine varabilir ve o zaman bile muhtemelen onu tanımaz çünkü ona gerçekten sahip olsaydı bunun ne anlama geleceğini bilemez.

Sıradan hafızamız veya hafıza anlatımızla ilgili olarak, bunun böyle olduğunun farkında olmasak da, aslında sadece bilinç anlarını hatırlarız.

Şu büyük soru ortaya çıkıyor: Bu anlık bilinç anlarına hâkim olmak, onları daha sık uyandırmak ve daha uzun süre tutmak, hatta onları kalıcı kılmak mümkün müdür? Başka bir deyişle, bilinçli olmak mümkün müdür?

Bu en önemli noktadır ve bu noktanın bir teori olarak bile istisnasız tüm modern psikoloji ekolleri tarafından tamamen gözden kaçırıldığı çalışmamızın en başında anlaşılmalıdır.

Çünkü doğru yöntemlerle ve doğru çabalarla insan, bilincin kontrolünü ele geçirebilir ve içerdiği her şeyle kendisinin bilincine varabilir. Ve şu anki durumumuzda ne anlama geldiğini hayal bile etmiyoruz.

Ancak bu nokta anlaşıldıktan sonra ciddi bir psikoloji incelemesi mümkün hale gelir.

Bu çalışma, içimizdeki bilincin önündeki engellerin araştırılmasıyla başlamalıdır, çünkü bilinç ancak bu engellerin en azından bir kısmı ortadan kaldırıldığında büyümeye başlayabilir.

En Büyük derslerden “Kendini Bilmek”

İlerleyen derslerde, en büyüğü kendimizi bilmememiz ve kendimizi en azından bir dereceye kadar bildiğimize ve gerçekte bilmediğimiz halde kendimizden emin olabileceğimize dair yanlış inancımız olan bu engellerden bahsedeceğiz.

En ufak şeyde bile kendimizden emin olamayız.

Artık psikolojinin gerçekten kendi kendine çalışma anlamına geldiğini anlamalıyız. Bu, psikolojinin ikinci tanımıdır.

Astronomi çalışıldığı gibi psikoloji kendinden ayrı çalışılamaz.

Ve aynı zamanda, herhangi bir yeni ve karmaşık makineyi incelediği gibi, kendini de incelemelidir. Bu makinenin parçalarını, başlıca işlevlerini, doğru çalışmanın koşullarını, yanlış çalışmanın nedenlerini ve makineyi inceleyebilir. Özel bir dil kullanmadan tarif edilmesi zor olan diğer birçok şeyi bilmek gerekir ki bunları da bilmek gerekir.

İnsan makinesinin yedi farklı İşlevi

  1. Düşünme (veya zeka)
  2. Duygu (veya duygular)
  3. İçgüdüsel işlev (organizmanın tüm içsel çalışmaları)
  4. Hareket etme işlevi (organizmanın tüm dış işleri, uzayda hareket vb.)
  5. Cinsiyet (tüm tezahürlerinde erkek ve dişi olmak üzere iki ilkenin işlevi)

Bunların yanı sıra, günlük dilde adını bilmediğimiz ve yalnızca yüksek bilinç durumlarında ortaya çıkan iki Kavşak daha vardır:

  1. Özbilinç durumunda ortaya çıkan yüksek duygusal Kavşak
  2. Nesnel bilinç durumunda ortaya çıkan daha yüksek zihinsel işlev.

Bu bilinç hallerinde olmadığımız için, bu işlevleri inceleyemez veya onlarla deney yapamayız ve onlar hakkında ancak onları edinmiş veya deneyimlemiş olanlardan dolaylı olarak öğreniriz.

Psikoloji, gerçek insanı bilmeden, yapay bir insanı incelemek zorundadır. Açıktır ki, insan gibi kendisinde neyin gerçek neyin hayali olduğunu bilmeyen bir varlığı incelemek kolay olamaz. Öyleyse psikoloji, insandaki gerçek ve hayali arasındaki bir ayrımla başlamalıdır.

İnsanı bir bütün olarak incelemek imkansızdır çünkü insan iki parçaya bölünmüştür. Bazı durumlarda neredeyse tamamı gerçek olabilen bir parça ve bazı durumlarda neredeyse tamamen hayali olabilen diğer parça. Sıradan insanların çoğunda bu iki kısım birbirine karışmıştır ve her ikisi de orada olmalarına ve her ikisinin de kendi özel anlam ve etkilerine sahip olmalarına rağmen kolayca ayırt edilemezler.

Bu İki kısma “öz” ve “kişilik” adı verilir

  • Öz, insanda doğan şeydir.
  • Kişilik kazanılan şeydir.
  • Öz, kendisine ait olandır.
  • Kişilik, kendisine ait olmayan şeydir.
  • Öz, kişilik kadar kolay kaybedilemez, değiştirilemez veya yaralanamaz.
  • Kişilik, koşulların değişmesiyle neredeyse tamamen değiştirilebilir veya kolayca yaralanabilir.
  • Öz kişiliğe sahip olmalıdır ve o zaman kişilik oldukça faydalı olabilir.
  • Ama eğer kişilik öze hükmediyorsa, bu pek çok türden yanlış sonuçlar doğurur.

Özün ve kişiliğin yanlış göreceli konumları, insanın mevcut uyumsuz durumunu belirler. Ve bu uyumsuz durumdan çıkmanın tek yolu “Kendini Bilmek”tir…

Kendini Bilmek “Parçalarımızı Gözden Geçirmek”

Kendimizi Bilmenin, özelliklerimizi, arzularımızı, zevklerimizi, kapasitelerimizi ve niyetlerimizi bilmek anlamına geldiğini düşünüyoruz, oysa gerçekte kendimizi makineler olarak bilmek, yani kişinin makinesinin yapısını, parçalarını, farklı parçaların işlevleri, çalışmalarını yöneten koşullar vb. Kendi makinemizi incelemeliyiz. Çalışmanın yolu kendini gözlemlemedir.

Gözlemin teknik yönünü anlamalıyız. Farklı bilinç durumlarını, uykumuz hakkında ve içimizdeki birçok ben hakkında hatırlamanın gerekli olduğunu bilmeliyiz.

İnsanın geliştirilmesi gereken İki yönü

İnsanın olası gelişiminin incelenmesiyle ilgili olarak çok önemli bir nokta belirlenmeli. İnsanın geliştirilmesi gereken iki yönü vardır; yani aynı anda ilerlemesi gereken iki olası gelişme çizgisi vardır. İnsanın bu iki yönü ya da olası gelişimin iki çizgisi:

  1. Bilgi
  2. Varlık

Bilginin ve özellikle kendini bilmenin gelişmesi gereklidir, çünkü insanın mevcut durumunun en karakteristik özeliklerinden biri kendini bilmemesidir.

Anlama, bilgi ve varlık arasındaki aritmetik ortalama ile karşılaştırılabilir. Bilginin ve varlığın eşzamanlı büyümesinin gerekliliğini gösterir. Sadece birinin büyümesi ve diğerinin azalması aritmetik değiştirmeyecektir.

Dış çemberdeki insanlar birbirlerini anlamadıklarını anlarlarsa ve anlama ihtiyacı hissederlerse, iç çembere girmeye çalışmalıdırlar, çünkü insanlar arasında anlayış ancak orada mümkündür.

“Diğer insanları ancak kendinizi anladığınız kadar ve yalnızca kendi benliğiniz düzeyinde anlayabilirsiniz.”

Yazarın Notu:

Kendini Tanı ve Keşfet, adlı bu eserde daha çok Ouspensky’nin sesini duydum. Bu nedenle Ouspensky‘e ait İnsanın Olası Dönüşüm Psikolojisi ve “Şuur” Gerçeğin Araştırılması adlı eserlerini okumanız daha kapsamlı olacaktır.

Kendi üzerinizde yapacağınız tüm çalışmalarınızın kendini hatırlama ile bağlantılı olduğunu ve bu olmadan başarılı bir şekilde ilerleyemeyeceğinizi anlayacaksınız. Ve kendini hatırlama, kısmi uyanış ya da uyanışın başlangıcıdır. Doğal olarak- ve bu açık olmalı- uykuda hiçbir iş görülmez.

O halde bir okulu oluşturan nedir?

P.D.Ouspensky şunları söylüyor: “Mucizevi arayışında. Okul, birinin bir şeyler öğrenebileceği, yani okuldan bir yerdir. Modern dil okulları, müzik okulları, tıp okulları vb. olabilir. Ama benim kastettiğim okul türü sadece öğrenmek için değil, farklılaşmak için de… Bahsettiğim bir okul sadece bilgi vermekle, aynı zamanda varlığın değişmesine de yardım etmelidir: o olmadan sadece sıradan bir okul olurdu. Bilgi gereklidir, ancak bilgi ancak daha önce aynı yoldan geçenlerden geçebilir.”

“Fikirler farklı şekilde yazılabilir. Bilenlerin izahı olmadan veya varlık şekillerinde yazılabilirler. İncillerin alın farklı şifrelerde yazılmıştır. Onları deşifre etmek için anahtarı bilmek gerekir. Aksi takdirde, tarihsel olarak şüpheli ve birçok yanlış etki yaratan sadece bir hikaye olurdu. Birçok anahtar ancak varlık değişikliği ile elde edilebilir; bunlar sadece bilgi meselesi olamaz. Varlık değişimi, daha yüksek merkezlerle bağlantı anlamına gelir. Daha yüksek merkezler, sıradan merkezlerin anlayamadığı birçok şeyi anlayabilir.”

Duygusal merkez, gelişimimiz için bizdeki en önemli merkezdir. İnsanın ancak duygu merkezi ile anlayabileceği pek çok şey vardır. Entelektüel merkez çok sınırlıdır, bizi çok uzağa götüremez. Gelecek duygu merkezine aittir.

Ancak olumsuz duyguların gerçekten duygusal merkezde olmadığı anlaşılmalıdır. Yapay bir merkez tarafından kontrol ediliyorlar ve onlardan kurtulmak için tek şansımız bu. Merkezleri yapay değil de gerçek olsaydı, onlardan kurtulma şansları olmazdı, çünkü bu onların yararlı oldukları ya da bir şekilde yararlı olabileceği anlamına gelirdi. Yapay, merkez makinenin uzun süre yanlış çalışmasıyla oluşturulur.

Hiçbirimiz duygu merkezini doğru kullanmıyor muyuz?

Olumlu duygular tamamen farklı bir şeydir, daha yüksek duygusal merkeze aittirler. Uykuda olduğumuz sürece duygularımız güvenilir değildir. Ama daha az uykuya geçersek ve daha fazla kontrol elde edersek, giderek daha güvenilir hale geleceklerdir.

Kendini Tanı ve Keşfet, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Bu eser, modern çağın hızla gelişen teknolojik ve maddi dünyasında insanın içsel yolculuğunu hatırlatması açısından büyük bir değer taşıyor. Gurdjieff’in öğretileri, insanın “uyanık uyku” halinde yaşadığını ve ancak bilinçli çaba ile daha yüksek bir farkındalık düzeyine ulaşabileceğini vurguluyor.

Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?

  • Bilinç ve Farkındalık: İnsanların çoğu günlük yaşamda otomatik davranışlarla hareket ediyor. Gurdjieff, gerçek özgürlüğün ancak bilinçli farkındalıkla mümkün olduğunu söyler. Bu, günümüzde “mindfulness” ve “farkındalık” akımlarının temelini hatırlatıyor.
  • Kendini Bilme: Eser, öz (doğuştan gelen nitelikler) ile kişilik (sonradan kazanılan özellikler) arasındaki ayrımı yapar. Modern dünyada kimlik karmaşası yaşayan bireyler için bu ayrım, içsel dengeyi bulmada yol gösterici olabilir.
  • Psikolojiye Katkısı: Gurdjieff, psikolojiyi insanın olası evriminin incelenmesi olarak tanımlar. Bugün psikoloji çoğunlukla davranış ve zihinsel süreçlere odaklanırken, Gurdjieff’in yaklaşımı insanın potansiyel dönüşümünü merkeze alır. Bu, kişisel gelişim ve terapi alanında hâlâ ilham verici bir bakış açısıdır.
  • Toplumsal Çatlaklara Yanıt: Eserde, bireyin kendini bilmemesinin toplumsal uyumsuzluklara yol açtığı vurgulanır. Günümüzde artan sosyal sorunlar, kutuplaşmalar ve kimlik krizleri karşısında “kendini bilmek” bir çözüm anahtarı olarak öne çıkar.
  • Bilgi ve Varlık Dengesi: Gurdjieff, sadece bilgi biriktirmenin yeterli olmadığını, varlığın da gelişmesi gerektiğini söyler. Bu, günümüzde bilgiye erişimin kolaylaştığı ama içsel olgunluğun geri kaldığı bir dönemde kritik bir uyarıdır.

Kendini Tanı ve Keşfet” günümüzde bireylere daha bilinçli yaşama, özünü keşfetme ve içsel dönüşüm için çaba gösterme çağrısı yapıyor. Teknolojik ilerlemelerle dış dünyamız büyürken, Gurdjieff’in öğretileri bize iç dünyamızın da aynı ölçüde keşfedilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Gurdjieff

George Ivanovich Gurdjieff, 1866–1877 yılları arasında (kesin tarih bilinmiyor) Rus İmparatorluğu’nun Ermenistan bölgesinde, Alexandropol’de doğdu. Greko-Ermeni bir aileden geliyordu. Babası bir aşık (ozan) olarak sözlü gelenekleri aktarıyordu; bu, Gurdjieff’in erken yaşta kültürel çeşitlilikle tanışmasını sağladı.

Arayış ve Seyahatler

  • Gençlik: Küçük yaşlardan itibaren “hakikatin peşinde” bir grup ile Orta Asya, Orta Doğu ve Mısır’a seyahat etti. Bu yolculuklar sırasında farklı dinler, ezoterik öğretiler ve mistik geleneklerle tanıştı.
  • Esoterik Sistem: Bir manastırda karşılaştığı gizemli öğreti, onun düşüncelerini şekillendirdi. Bu öğretiyi kendi gözlemleriyle harmanlayarak “İnsanın gerçek varlığını geliştirme” fikrine ulaştı.

Öğretmenlik ve “Dördüncü Yol”

  • Paris ve Avrupa: 1920’lerde Paris’e yerleşti. Burada “İnsanın Uyanışı” üzerine çalışmalarını sürdürdü.
  • Dördüncü Yol: Gurdjieff’in en önemli katkısı, “Dördüncü Yol” adını verdiği öğretidir. Bu yol, keşişlerin, yogilerin ve fakirlerin yollarını birleştirerek günlük yaşam içinde bilinçli çalışmayı öne çıkarır.
  • Öğrencileri: P.D. Ouspensky, Thomas de Hartmann, Maurice Nicoll gibi önemli isimler onun öğrencileri oldu.

Sanat ve Müzik

  • Besteci: Gurdjieff, Thomas de Hartmann ile birlikte mistik müzikler besteledi. Bu eserler, içsel çalışmayı destekleyen bir araç olarak görülür.
  • Hareketler: “Gurdjieff Movements” adıyla bilinen ritmik danslar ve hareketler, öğrencilerin beden, zihin ve duygularını uyumlu hale getirmeyi amaçlar.

Son Yıllar ve Miras

  • Ölüm: 29 Ekim 1949’da Fransa’nın Neuilly-sur-Seine kentinde hayatını kaybetti.
  • Miras: Gurdjieff’in öğretileri bugün hâlâ “kendini gözlem”, “hatırlama” ve “dördüncü yol” çalışmalarıyla dünya çapında uygulanıyor. Onun biyografisi, bireyin içsel yolculuğunun toplumsal dönüşümün temeli olduğunu hatırlatır.

Gurdjieff’in hayatı, “hakikati arayan bir yolcunun” hikâyesidir. Onun biyografisi, sadece tarihsel bir anlatı değil, aynı zamanda günümüz insanına bir davettir: kendini gözlemle, içgörü kazan ve bilinçli bir yaşam sür.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin