“Unutmayalım ki modern zamanların her yeni kuşağı imajlarla ve onların çeşitlenen, birbirlerini yutan veya birbirinin yerini alan türleriyle gitgide daha haşır neşir. Gitgide daha az okuyor, daha çok seyrediyoruz…

—Ulus Baker

Merhaba

Ulus Baker From Opinions to Images: Towards a Sociology of Affeets başlığıyla doktora tezi olarak sunduğu başyapıtında (Kanaatlerden İmajlara: Duygular Sosyolojisine Doğru, Birikim Yayınları, 2010) insan bilimlerinin, sosyal bilimlerin köklü, felsefi bir eleştirisiyle ‘birlikte yeni bir sosyal bilim, insan bilimi yapma önerisinde bulunuyordu, Tezinin ilk bölümünde “kanı”nın ne idüğünü, neliğini, ikinci bölümünde affect’in (duygulanım, etkilenim) neliğini, son bölümde de imgenin neliğini tartışıyordu. Sanat ve Arzu seminer dizisi de doktorasına giden yoldaki en önemli uğrak. Burada 17. yüzyıldan başlayıp Kant’la devam eden modern özneleşme süreçlerini Deleuze’ün kılavuzluğunda, eleştirel kuramın yardımıyla ele alıyor, sonra resmin, özellikle de filmin imge üretme, anlam üretme düzenekleri üzerinde duruyor; araştırmanın baştan sona yönetici fikri ise affect.

İmdi seminerde adı geçen düşünürlerin belli başlı her düşüncesi, düşüncelerinin eklemlenmesi, esasen Deleuze’ün Spinoza, Leibniz, Kant üzerine derslerinde bulunur; Duns Scotus, Spinoza derslerinde, Descartes ise Kant derslerinde. Bu olağanüstü derslerin hepsi de daha sonra Ulus Baker çevirmiştir. Bu derslerin kayıtları Fransızca ya da başka bir dilde kitaplaşmadı, yani bu derslerin kitaplaşmış biçimi yalnızca Türkçede bulunuyor.

Ulus Baker’in Sanat ve Arzu semineri 9 dersten oluşuyor:

  1. Ders “Bakış açısı” nedir?
  2. Ders Düşüncenin “kurtarılması”
  3. Ders Bakış açısı ve görelilik
  4. Ders Freud ve Lacan’da eksiklik olarak arzu
  5. Spinoza, Simmel ve Vertov’u birlikte düşünmek
  6. Kant’ın eleştiri felsefesi ve üç eleştirisi
  7. Ders 17. yüzyılın sonsuzluk ve çoğulluk anlayışları
  8. Ders Spinoza’da potestas [iktidar] ile potentia agendi [eyleme kudreti]
  9. Plotinus’un ışık metafiziği

Ulus Baker giriş dersinde şöyle der: “Arzu” ya da desire ya da “istek , hangisini kullanırsanız, bunun başlığın içerisine girmesinin nedeni, arzusuz hiçbir şey yapılamayacağı hakikatinden. Özellikle beşeri —ya da hayvani veya bitkisel bile diyebilirim— arzu gerçekten yaşamın temel unsuru, elemanı gibi, neredeyse özü gibi görünüyor. Kuşkusuz sanatsal üretim de, bilimsel üretim de, felsefi üretim de bunun dışında asla düşünülemez; şu anda buraya gelişiniz, dersi zorunlu alanlar da dahil olmak üzere o da arzudan bağımsız düşünülemez. Başlığı böyle açıklayabilirim size. Bu süreç içerisinde yalnızca sanattan bahsedecek değiliz elbette. Ağırlıkla felsefi? tarihsel, sosyolojik bir konuşma gidecek, yani konunun değişik alanlarında dolaşacağız.

Seminerlerde derinleşmeyi dileyen elbette benim gibi Deleuze’ün bu derslerine başvurur, ille de Ulus Baker’in doktorasına başvurur. Ancak sıcağı sıcağına sinema izleğini sürdürmek isteyebilecekler, Ulus Baker’in 2007 yılında verdiği “Görsel Düşünce” semineriyle devam edebilir (Beyin ekran kitabının 70. parçası olarak yayınlanmıştır). İlk defa bu kitapla Ulus Baker okuyacaklara ise, ek olarak çevirisiyle körotonomedya sitesinde yayınlanmış olan Deleuze’ün “Yaratma Eylemi Nedir?” konuşması önerilir.

Yaratma Eylemi Nedir?

17 Mart 1987’de FEMIS’te bir konferans verir. FEMIS, açılımı “École nationale supérieure des métiers de l’image et du son” olan, sinema sanatları üzerine eğitim veren oldukça köklü ve önemli bir sinema okuludur. Burada dinleyicilere “Sinemada Fikir Sahibi Olmak” başlığını taşıyan bir konuşma gerçekleştirir.

Gilles Deleuze konuşmasına söyle başlıyor: “Ben de, kendi hesabıma bir soru sormak isterdim sizlere. Sizlere ama kendime de. Bu şu türden bir soru olurdu. Siz, sinemada ne yapıyorsunuz ve ben, işin aslında, felsefe yaparken, ya da yapmayı umarken, gerçekten ne yapıyorum?”

Sanat ve Arzu seminerlerin kitaplaşması, Sanat-Hayat dizisinin editörü Ali Artun’un ısrarı sayesinde gerçekleşmiştir; dizinin editör yardımcısı Elçin Gen de titizlikle metni okumuş, dizine son halini vermiştir. Sizler de benim gibi birincil olana yani “okuma kültürü”ne önem verenlerdenseniz derinlikte kaybolmadan resmin tümünü görebilirsiniz.

Ayrıca yazarı, yazar yapan okuma kültüdür. Bir yazar sahaf olarak da kayda geçilebilir. Kitaplar en yakın dost olmakla birlikte beynin en büyük hazineleridir. Bilgisine baş vurduğum Gilles Deleuze ve konu edilen diğer filozofların eserlerini Blog’daki kütüphanem de bulabilirsiniz.

Sanat ve Arzu, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Sanat ve Arzu, sosyal bilimler eleştirisi ile yeni bir sosyal bilim önerisini birlikte geliştiren Ulus Baker’in ODTÜ Görsel-İşitsel Sistemler Araştırma ve Üretim Merkezi’nde 1998 yılında verdiği seminer dizisinin kitaplaştırılmış hali. Ulus Baker 17. Yüzyıldan başlayıp Kant’la devam eden temel modern özneleşme süreçlerini Deleuze’ün kılavuzluğunda ele alıyor. Spinoza, Descartes, Leibniz, Kant felsefelerine hep sanatla bağıntısını da gözeterek, bunlardan bir estetik çıkartılabilir mi diye bakıyor. Sonra, resimde 19. yüzyıl sonunda başlayan dönüşümleri ele alıyor; imge üretimi bakımından sinemaya eğiliyor; sinemanın anlam üretme tarzlarına odaklanıyor. Sanat ve Arzu seminerini baştan sona kat eden affect (duygulanım) kavramı aracılığıyla, resim ve film dünyalarına, esinlendirici örneklerle dolu bir keşif gezisi bizi bekliyor.

Bilirsiniz düşünceler insanların elinden çok kolay çıkar, kullanıma açık nesnelerdir, bedavadırlar her şeyden önce. Satılan düşünceyle bakış açısı falan oluşturulamaz. Düşüncenin pazarlandığını da hepimiz biliyoruz. Artık günümüzde reklamcılar ‘konsept’ yaratıyorlar, Deleuze’ün söylediği gibi. Onların elinden bunu nasıl alacağız, mesele o. Bir sanatçı sanat eserini reklam olmaktan nasıl çıkaracaktır? Ya da gazete köşe yazısı düzeyinde yürütülen bazı etik ve politik tartışmaların elinden siyaset alanları nasıl kurtarılacak ve nasıl yeniden inşa edilecektir? Ya da düşüncenin kurtarılması nasıl yeniden inşa edilecektir bu ortamın içerisinde?

Ulus Baker Kapak: Dziga Vertov, “On Birinci Yıl” filminden…

Ulus Baker (14 Temmuz 1960 – 12 Temmuz 2007) Türk sosyolog, filozof, yazar, çevirmen ve öğretim üyesi olarak tanınan Baker, sadece akademik alanda değil, aynı zamanda entelektüel dünyada da önemli bir iz bırakmış bir isimdir. Kıbrıslı Türk bir ailenin çocuğu olarak Leningrad’da doğan Baker, hayatı boyunca siyasi teori, kitle iletişim araçları ve sinema gibi farklı alanlarda önemli çalışmalar yapmış, yazıları ve düşünceleriyle birçok insanı etkilemiştir.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin