Kelebek Bahçesi

“Bir felsefe gerçek değerini hayatta ve içimizde doğrulandığında gösterir. Felsefe bir deneyim ve farkındalığa dönüştüğünde anlam kazanır. Ancak o zaman Üstat insanlık aracılığıyla bilinçli bir ifade bulur…”

Klairi Lykiardopoulou

Merhaba

  • Ne dersiniz, sizce Üstat insan mıdır?

Üstat kavramından sizlerde Klairi Lykiardopoulou gibi bir mit yaratmış olabilirsiniz. “Üstat” insandaki bilinçtir… Bu açığa çıkana kadar rehbere ihtiyacımız vardır. Bir Üstat bunu onun için sağlar… Hepimiz gibi bir insandır, sadece farklı bir entelektüel duruşu vardır. Hepsi bu…

Yaşam Koçum Sokrates ve Kieegard’ın eserlerinden öğrendiğim bu derin bilgiden sonra Klairi Lykiardopoulou’un “Üstat” adlı eserinde kendi tecrübelerinden yeniden öğreniyoruz.

Klairi Lykiardopoulou şöyle yazıyor: Bir gün Üstat, yaşam bir oyundur dediğinde tam da bunu hissettim. Ve sonra kendisine patlayarak dedim ki: “Bu bahsettiğiniz oyun nedir? Dünya harabe olmaya doğru gidiyor, bir şeylere ulaşmak için insanlar yıllarca işkenceye katlanmak zorundalar ve acı çekiyorlar ve siz buna oyun mu diyorsunuz? Hadi be oradan, bunu kabul edemem!”

Benim anlamayacağımı fark ettiği için fazla ısrar etmedi ve ben de bir süre sonra sakinleştim. Fakat her zaman bu kadar sakin olamadım ve bu görünen ve görünmeyen ve durmadan konuşan Üstat’a muhalif oldum.

Tartışmalı soruyu hiç sormadığım halde Üstat kendiliğinden bu soruyu cevaplamaya başladı ve bunu yıllarca sürdürdü. Duyduğum ilk cevap “Üstat’ın vicdan ve bilgi olduğu”idi. Bunu sevdim ve böylelikle içimde vicdanın sesini aramaya başladım; bu bana iyiye ve doğruya doğru kılavuzluk edecekti.

Bir Üstat uzmanlık bilgisine sahip, doğaüstü güçleri olan, kendini özel gören biri değildir. Aksine o, kendi bireysel varlığında bütün varlıkların tek ve bir olan doğasını yani gerçek varlığı kabul etmiş kişidir. Bilincinde doğayla bir olandır ve yaptığı tek şey birlikten söz etmek, homojen olmayı öğretmek ve öğrencilerini, onları mutlak olana götürmek için gerekli entelektüel gelişmeye teşvik etmektir. Özne olarak üçüncü şahıs kullanılması bundandır; kullandığı kelimeleri kendi kelimeleri olarak görmez, bu sözler varlığa, bir bilince aittir ve Üstat aracılığıyla tezahür eder. Her olayda, herkeste ve her şeyde aynı şeyi görür, farlı yüzleri olan sınırsız “Bir”i.

Bir Üstat, Üstatların yardımıyla insandaki genişleyen bilinçtir. Bu aynı zamanda öğrencileri, kendi yaşam biçimini ve eylemelerini genişletmeye götürür. Ötekiyle bir olduğunu düşünmeli, ötekiyle kendiyle ilgilenir gibi ilgilenmeli, onların genişletilmiş bir ontolojik benlik olduğunu düşünmelidir. İnsanlığa verdiği hizmetle öğrenci, öğretiyi sağlam bir şekilde içselleştirir- ve içindeki Üstat-bilinçle gerekli birlik için ilerler ve sürekli artan bir dinamizmle pratikte ve hayatta kendini ifade eder.

Klairi Lykiardopoulou sözlerine şöyle devam ediyordu: Hatırlıyorum, ilk tanıştığımızda ona dedim ki, “Peki nereden bileyim senin bana anlattıklarının doğru olduğunu? Belki göründüğün gibi değilsin, belki tam tersisin, belki kötü bir insansın veya kurnaz ve hilekârsın. Neden sana güveneyim?

Bütün bu söylediklerimle onu utandıracağımı ve bana söyleyeceği bir şey olmadığını düşündüm. Fakat onun cevabı beni şaşırttı ve bir daha asla aynı İtirazı tekrarlayacak kadar saf olmadım. O bana büyük bir ciddiyetle şunları söylemişti: “Hayır, bilmiyorsun. Ne söylediklerimin doğru olduğunu ne de nasıl bir insan olduğumu biliyorsun. Ama senin kendine ait bir benliğin var ve o biliyor. Hakikati kendi içinde ara ve söylediklerimiz teyit edilirse sadece o zaman kabul et.”

Anlama, özümseme ve kavramları kabullenme, bir sürü itiraz ve kontrolden sonra gelir. Üstat’ı her insanda, her sohbette, zihinde ve her şeyin ötesinde kendi içinde kabul sağlanır. Meditasyonda öze odaklanmanın artmasıyla soruları kendine yöneltmeyi ve cevapları kendi içinden almayı öğrenirsin. Kendini muazzam bir varoluşa bırakıp, gevşeyip, zihnini gelebilecek fikirlere açmayı seversin. Derinlerde gömülü bilinmeyen açığa çıkmaya hazırlanır. Yıllar alan uzun ve zor çalışma sonucu -otonom bir birey olmaya başlarsın.

Anlık bir aydınlanma insanın ilerlemesi için gerekli olgunluğa sahip olduğu anlamına gelmez. O şüphesiz, bilince çıkan beklenmedik birçok uyarandan yalnızca biridir. Bu insana bildiği, gördüğü ve deneyimlediği her şeyin ötesinde bilinmeyen, arayıp bulması gereken bir sürü faktör olduğunu gösterir.

Otonomi basitçe kendine yetme durumu, kendimizin kendi Üstatları olduğunu fark ettiğimiz noktaya ulaştığımızda gelen bütünlüktür. Meditasyon aracılığıyla içimizdeki Üstat’a başvurmadığınız müddetçe buna ulaşamayız. Bütün zihinsel konseptler meditasyon için, daha derin ve özsel süreçler için hazırlıktır. Gelecekte eğitimciler kendi iç gelişmelerine bilinçli olarak yönelebilmeleri için uygun eğitimi alabilirlerse, genç nesiller de insanlığın farklı sorunlarını çözebilecek doğrultuda ilerleyecektir. Bu sorunlar bilincin olgunlaşmamasından kaynaklanmaktadır.

İnsan bir çocuktur ve hep öyle kalacaktır çünkü bu onun doğası. Fakat o sadece çocuk değil, olgun ve bilge bir yaşlı, bütünüyle entegre olmuş bir kişidir. Buradaki soru; kimin, içindeki çocuksu yanı güvenle yönetecek ve olgun yanını ortaya çıkaracak olduğu. Ancak doğasındaki bu diğer yönü bulmayı isteyen kişi, kendi içindeki olgunlaşmayan benliği öğrenmek isteyen öğrencinin Üstat’ı olabilir. Olgunluk ve olgun olmamak birlikte var oluyor, soru ve cevap aynı şekilde içimizde, biz her ikisiyiz, Asırlardır aldığımız eğitimi unutmayalım: Hakikati bulmak istiyorsan içinde ara.

Sokrat’ın öğretisindeki “içindeki şeytan” başka ne anlama gelebilir? Tam da bu işte; cehaletin içindeki bilginin varlığı…

Belki de hepimizin bir bütüne ait olduğu sonucu çok basit gibi görünebilir. Böyle bir dersin alınması için uğranılan zarar fazlaymış gibi gelebilir.

  • Tabi ki hepimiz insanlığın üyesi olduğumuzu biliyoruz fakat kaç kişi bunu deneyimliyor, farkında ve bu kadar bariz olan hakikati pratiğe uyguluyor?

Düzenli olarak bunu uygulayanların sayısının düşük olduğunu ve bazı kişilerin de nadiren uyguladıklarını söyleyebilirim… Egonuz diğer egolarla koordine değil. Bir gezegenimiz var ve biz doğu ve batı diye ayırıyoruz. İnsanlar, ülkeler, zengin ve fakir diye ayırıyoruz. Bir erkek ve kadın çift olmaya çalışıyor fakat bu, onların ayrı olmasından dolayı çatışmaya yol açıyor. Hakikat bir fakat doktrinlere dönüştürüp kişisel arzularımız ve kavrayabileceğimiz ölçülerle uyguluyoruz.

  • Tüm bunları öğrendikten sonra görünenden çıkıp öze geleceğiz. Fakat böyle bir değişim nasıl meydana gelir?

Bilgi, çatışma, parçalanma, sorunlar ve zorluklarla gelir. Bütün bunlar acımasız, sert öğretmenler gibi gelip bizi altlarında ezerler ta ki bir gün şu soruyu sorana kadar:

  • Acaba ben mi bir şeyi yanlış yapıyorum?

İnsan diğer egolarla birlikte bütündeki yerini kabul ettiğinde realitede ne olduğunu görür…

Yargılamayın ki yargılanmayasınız… Herkesle ilgili sadece pozitif konuşun, bu onlara yapabileceğiniz en büyük yardımdır.

Klairi Lykiardopoulou sözlerine şöyle devam ediyor: Üstat’la girdiğim tartışmalarda en yakıcı konulardan biri “Üstat’ın nüfuz etmesi” idi. Bu kavramı benden daha iyi anlayan öğrenciler mevcuttu çünkü ne zaman bir şeyi kabul etmem gerekse şiddetle isyan ediyordum. Bilginin ve bilincin tezahürü ya da farklı kelimelerle anlatacak olursam bilginin her yere nüfuz etmiş olmasını, formunun ve bedeninin olmadığını ve harfi harfine görünmez olduğunu kabul edemiyordum. Genel olarak fiziksel olmayan ve formsuz, görünmez olan şey bana tamamen mantıksız geliyordu ve reddetmek istiyordum. Üstat’ın yanlış olduğunu ve bize anlattıklarının fantezi ve kasıtlı olduğunu ispatlamak istiyordum. Benim direnişimle karşılaştığındaki gülümsemesini hatırlıyorum, bu gülümseme beni daha çok öfkelendiriyordu, sanki nöbet geçiren çocuğuyla eğlenen bir baba gibiydi. Gülümsemesinin ardından benimle ilgili, sabırla yaptığı analizler de gelecekti.

Bu kavramın bilincime nüfuz etmeye başlaması için aylar geçti, belki de bir yıldan fazla bir zaman. Bu süreç içerisinde hem Üstat’la hem de kendimle bir sürü savaşa girdim. Zaman zaman hakikat bana gösterildiyse de her seferinde reddettim, Bilgeliğin gelişebilmesi için onu muhakeme edebilecek bir insan beyni ve ifade edecek bir dilin gerektiğini ve aynı zamanda başka bir şey olabileceğini de kabul etmek hiç kolay değil. Ve bunun başka bir şeyin formu olmadığı söyleniyor size. Yani bir hiç ya da hiçliğe yakın bir durum.

  • Hiçlik nasıl bilgelik olabilir?
  • Ve bunu kabul etsek bile bu bize nasıl kanıtlanabilir?

Bu noktayı Üstat söyle açıklar; formu olmayan bilgelik doğada olaylar ve sayısız sembollerle farklı formlar alır. Bunu görmeyi ve çözümlemeyi öğrendiğimizde, bilgelik bize kendini gösterir. Bu mantıkla sembollerin gizli anlamlarını fark edebilmek için sembollerle ilgili eğitime başladık, Üstat hiçbir sembolü diğerinden yalıtılmış bir şekilde görmememiz gerektiğini söyledi. Aksi takdirde kuru bir maddeden başka bir şey vermezdi bize.

Sembolleri sürekli o anda olanlarla, spesifik olaylar ve yapılan sohbetle bağlandırmamız gerekiyor. Her ses, her renk ve her sayı bir semboldür. Her nesne hatta bir hareket bile bir şeyi sembolize eder. Bedenin duruşu, rüzgarın esmesi, yağmurun yağması, hepsi bir fikri içinde gizler.

Tesadüf gibi görünen her şey “Doğadaki Bilgelik”tir…

Doğa yasalarını araştırdığımızda, yeni bütünlerin oluşması için sentez ve antitezin benzer fonksiyonu olduğunu görüyoruz Gündüz ve gece 24 saatlik bir zamandan oluşuyor bunun 365’i bir yıl yapar. Ve bu bir yıl Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü sayısız çemberden sadece biri. Fakat Güneş ebedi değil, teorilerden birine göre bütün Güneş sistemleri bir gün sona erecek.

Bütün bunlar neye işaret ediyor? Çok olanın sonunda bire asimile olması ve her şeyin nihai sentez birliğine. Sentez öğretisi içinde barındırdığı çözünmelere ve son derece küçük parçalar aracılığıyla oluşmasına rağmen diyebiliriz ki; bütünün kendi içindeki tek amacı insanın varlıkla birliği.

  • Bütün insanlık farkında olmasa da sentez için çalışıyor. Bir birlik olarak işlevini yerine getirmek için uğraşmıyorsa organizasyonların, toplulukların, birliklerin kurulma amacı nedir?
  • Devletleri’n, dinlerin ve politik partilerin ortaklaşa çalışmaları sentez değil de nedir?

Dünyada hâkim olan kaos ve bireylerin dirençlerine rağmen, yeni akımlar ortaya çıkıyor. Bu ortaya çıkışlar insanın, kişisel ihtiyaçlarını aşıp yeni fikirlerle ve ona uygun aksiyonlarla genişleme arzusudur.

İnsanlar New Age’den bahsediyorlar, astrologlar birkaç sene önce başlayan kova burcunun döneminden bahsediyorlar. Yeni fikirlerin iç içe geçtiği sentez dönemi. Dışımızda olan bütün olayların uyumluluğu birliğin içindeki akımların senteziyle kendini gösterir. Tüm insanlığın panhuman (bütün insanlığı kapsayan) bilincini fethetmeye doğru ilerliyoruz ve bunda ne kadar çok başarı elde edilirse, gruplar ve onların her alanda birlikte çalışmaları -politik, hükümetler arası, ekonomik, dini ve benzeri- o kadar çok sempatiyle karşılanacaktır.

Biz hepimiz birlikte öğrenenleriz. Günümüzdeki zorluklardan geçerek gelecekteki daha iyi yaşamı kurabiliriz, yeni dönemi…

İnsan dinamik olmalı ve yaşamın güçlerini, enerjilerini yönlendirmeli. Aksın merkezinde istikrarlı durmak, hayatın dümenini elinde tutmaktır. İnsan ruhunun aradığı şey rüyasına semboller olarak yansıtılır, bu her zaman bireyin ruhunun durumuyla ilişkilidir. Aradığınız her neyse cevap rüyada gelir.

Klairi Lykiardopoulou sözlerine şöyle devam ediyor: Bir gün yine bir sürü şey birikmişken öğrenciliğin artık bana göre olmadığına karar verdim çünkü bana hiçbir faydası yoktu. Ve Üstat’a dedim ki, “Bırakıyorum, vazgeçiyorum, her şeyi terk ediyorum!” Bana ciddi bir şekilde bakmaya başladı fakat alaycı gülümsemesini görebiliyordum: “Peki nereye gideceksin?” “Gidiyorum. Bitti artık. Bu öğretiyi kaldıramıyorum. Beni delirtecek!” Sonra, gidersem ne olacağını ve belki de yeniden düşünmek gerektiğini konuştuk fakat kararımda net olduğum için Üstat’ “Çok iyi. Git!” dedi. Vedalaştım ve mümkün olduğu kadar sessizce ayrıldım oradan.

Bu karar iki gün sürdü. Üçüncü gün geri döndüm ve bir daha asla öğrenciliği bırakmadım. Yalnız bırakıldığım için hayatın her durumda zor olduğunu gördüm, bunu daha önceki deneyimlerimden de biliyordum. Madem ki hayat zor öyleyse neden bir yolu takip etmeyeyim. Hem de bana daha önce defalarca kanıtlanmış bir yol! Böylelikle her sorun aracılığıyla ders almaya karar verdim. Nerede yanlış yaptığımı, benim payıma düşenin ne olduğunu analiz etmeliydim. Yaklaşımımı değiştirip hayatın sancılı durumlarıyla kavga etmeyi bırakıp onunla bir olmalıyım. Sorunların çözümlerini başka türlü üretemeyiz. Asıl olan kendimi, başkalarını ve gelen her şeyi olduğu gibi kabul etmek ve olaylara karşı gelmek değil onlardan öğrenmek. Sorumlulukları, oflayıp puflamadan, onları terk etmeden, haksızlığa uğramış gibi hissetmeden omuzlamak. Hayatı her an Üstat’ım yaptım ve bir daha kararımı değiştirmedim.

  • İnsan istediği seçimi yapabilir. İnsan ifade etmek istediğini, üzerine çalışacağı konuları ve eylemlerini kendi seçer.
  • Meditasyon yaşamdır, şifadır, keşiftir. İnsanı canlandırır, bilinci genişletir, her şeyle bir olmayı sağlar. Meditasyon esenlik ve aydınlanmadır.
  • Çekim arzudur ve iğrenmekte reddetmektir. Bu iki karşıt güç hem insanı boğar hem de insan aracılığıyla ifade edilmek istedir. Bu iki şeyin gücü o kadar büyük ki bazen biri bazen diğeri insan zihnine girer, hükmeder ve onun rehberi haline gelir.
  • Dengeyle ilgili meditasyonda derinleştikçe, rüzgarın gücüne bağlı olarak dalgaların da güçlendiği. Çünkü duyguları, duygusal alanın sürekli dalgalanmasını sembolize eder. Rüzgar ise düşünceleri, zihindeki spesifik fikirleri sembolize eder. İnsanın düşünceleri duygularını etkiler ve tökezler, tıpkı rüzgarın dalgaya neden olması gibi. Duyguları yönetebilmek ve düşünceleri ayrıştırabilmek için karşıt bir güç kullanıp denge sağlanmalı.
  • Güç sadece bir şeyi yok etmek, bağırmak ya da yeni istikametler değildir. Aynı zamanda inanılmaz sabır, bazı durumların ihtiyaç olduğu kadar sürdürülebilmesi, hoşgörü ve insanın ihtiyaçlarıyla ilgili derin bir kavrayıştır.
  • Astral insanda tatmin edilmemiş, gerçekleştirilmemiş ve dolayısıyla çözülmemiş arzuları temsil eder. İnsanda “tatmin edilmemiş” olan arzuların tümüdür.
  • Yıllar geçtikçe, içsel farkındalık kavramı geliştikçe ve pratiğe uygulandıkça öğrencilerin Üstat’la ilişkisi değişiyor ve konularla ilgili tamamen farklı bir akış kendini göstermeye başlıyor. Bu spiritüelliğin gelişmesi ve bir sürü insana yayılmasının birleştiği nokta.
  • Her olumsuz düşünce bireysel egonun direncinden kaynaklanır, sınırlı insan bilincinden. Fakat sınırlı bilinç tek bireysel olan şey değildir, fikrin olmaması, güç enerji vs. de bireyseldir. Bütün bunlar varlık içindeki alanlardır. Dolayısıyla bütün olumsuz fikirler ontolojik alanda ifade edildiği için bu fikirlere kanal olan kişiler tarafından dışsallaştırılır. Ve onlar kanal olurlar çünkü ruhları buna eğilimlidir, bunun karşıtı olan olumlu fikirlere kanal olmuyorlar.
  • Varlığının sadece bir beden olmadığını unutuyor; o bir psişe ve ruh.
  • Fakat insan bedendeki ruhun farkına varmazsa ve bedenin de kutsal olduğunu göremezse kurtulması mümkün değil. Her iki cinsiyetinde rolü yüce. Çünkü kadın ve erkek karşıt güçlerin, birbiriyle birleşmesi ve kaynaşması gereken forma dökülmüş ifadeleridir. İnsan ancak bu ve yaşam tecrübesi bilince çıktığında Tanrı’yla bir olmaya ulaşacaktır.

Üstat için var olan tek şey varlıktır, Tanrı’dır. Öyleyse neden korksun? Kaybedeceği bir şey yok çünkü sahip olduğu bir şey yok…

Üstat, okumayanlara tavsiye okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Yaşam devasa bir nehir; durmaksızın akıyor ve sürekli değişim halinde. Olaylardan, insanlardan, durumlardan, düşüncelerden, duygulardan ve fikirlerden oluşan bir akış bu. Onun içinde bazen kayboluyoruz bazen de korkudan takılıp kalıyoruz. Peki hayatın akışıyla, başka insanlarla ve de iyi olabilmenin sonsuz potansiyeliyle ahenk içinde birleşebilmemizin sırrı nedir? Asırlardır sorulan bu sorunun cevabını Üstat veriyor: Doğuştan içimizde bulunan fakat farkında olmadığımız kendi potansiyellerimiz.

O zaman gelsin farkındalık soruları:

  • İnsanlar, böyle bir öğrenme deneyimine sizce ne kadar hazırlar?
  • Bu kadar gerginken, sabahtan akşama kadar dert yanarken, sinirleri bitmişken ya da fiziksel olarak hastayken neden ilgi duysunlar?
  • Sokrates’in bahsettiği “mutlak” a erişmeyi ne kadar umursuyorlar?

Olumsuz akımların hükmettiği bu dünyada gördüğünüz gibi spiritüelliğin gelişmesi için büyük bir ihtiyaç var….

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin