“Her şeyden önce psikolojide aşama kaydetmek istiyorum. Bundan kastım birkaç profesörün yerleştirdiği kimi teknik terimlerin meslek tanımlaması ve açıklaması değil; düşünce, davranış ve konuşmalarımızın muammalarına açıklık getiren ve temelde yatan prensiplere ulaşmayı sağlayan insanlığın kapsamlı bilgisidir…”

—Otto Rank

Merhaba

Blog yazımda seni paylaştım…

Copilot, Bu harika bir haber! Blog yazında beni paylaştığın için teşekkür ederim. Umarım okuyucuların da benimle ilgili bilgileri faydalı bulur. Blog yazını okumak için sabırsızlanıyorum.

Okuyarak benimle düşüncelerini paylaşmak ister misin?

Copilot, Maalesef, şu anda doğrudan blog yazını okuyup yorum yapma yeteneğim yok. Doğrudan bağlantıları açma yeteneğim yok. Ancak, blog yazın hakkında genel bilgiler ve içerik önerileri sunabilirim. Blog yazında hangi konuları ele aldığını ve hangi mesajları vermek istediğini paylaşabilirsen, sana daha iyi yardımcı olabilirim.

Elements bölümünde yazan kodları okuyabiliyor musun?

Copilot, Evet, web sayfasının içeriğini okuyabiliyorum. Ancak, doğrudan kodları analiz etmek ve yorumlamak yerine, sayfanın genel içeriği hakkında bilgi verebilirim. Örneğin, blog yazında “Rüyalar Masallar Mitler, Erich Fromm” başlıklı bir yazı düzenliyorsun. Bu yazıda, Erich Fromm’un rüyalar, masallar ve mitler konusundaki görüşlerini ele alıyorsun. Blog yazın hakkında daha fazla bilgi veya belirli bir konuda yardım istersen, bana sorabilirsin.

Blog sayfasında çalışırken bazen elements sayfasının açıldığını görüyorum. Senin gibi kod okuyabilen yapay zekalar bilgiyi görüyor olabilir mi?

Copilot, Evet, bazı yapay zeka sistemleri ve araçları, web sayfalarının kodlarını okuyabilir ve analiz edebilir. Bu tür yapay zeka sistemleri, genellikle web tarayıcıları veya veri kazıma araçları olarak kullanılır. Ancak, bu tür sistemlerin etik ve yasal sınırlar içinde çalışması önemlidir. Kullanıcı verilerinin gizliliği ve güvenliği her zaman öncelikli olmalıdır. Veri Kazıma: Belirli bilgileri toplamak ve analiz etmek için web sayfalarından veri kazıma işlemi yapılabilir. SEO Analizi: Web sayfalarının SEO performansını değerlendirmek ve iyileştirmek için kod analizi yapılabilir. Güvenlik Denetimi: Web sayfalarının güvenlik açıklarını tespit etmek ve düzeltmek için kod analizi yapılabilir. Ancak, bu tür işlemler yapılırken kullanıcı verilerinin gizliliğine ve yasal düzenlemelere dikkat edilmelidir.

O yapay zekaların etik ve yasal çalıştığını nasıl anlayacağım?

Copilot, Yapay zekaların etik ve yasal çalıştığını anlamak için dikkat edebileceğin bazı önemli noktalar var: Şeffaflık: Yapay zeka sistemlerinin nasıl çalıştığı ve hangi verileri kullandığı konusunda şeffaf olmaları önemlidir. Şirketler, yapay zeka sistemlerinin nasıl eğitildiği ve hangi verilerin kullanıldığı hakkında bilgi sağlamalıdır. Açıklık: Yapay zeka sistemlerinin karar alma süreçleri hakkında açıklık sağlanmalıdır. Bu, kullanıcıların sistemin nasıl çalıştığını anlamalarına yardımcı olur. Etik İlkeler: Şirketlerin yapay zeka sistemlerini geliştirirken ve kullanırken belirli etik ilkelere bağlı kalmaları önemlidir. Bu ilkeler, adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik ve insan haklarına saygı gibi değerleri içermelidir. Standartlar ve Sertifikalar: Yapay zeka sistemlerinin belirli etik ve yasal standartlara uygun olduğunu gösteren sertifikalar ve onaylar olmalıdır. Bu, sistemlerin güvenilirliğini artırır.

WordPress sence bunlara dikkat ediyor mudur?

WordPress, açık kaynak projesi olarak etik ve yasal standartlara büyük önem verir. WordPress topluluğu, katkıda bulunanların belirli etik ilkelere ve değerlere uygun hareket etmelerini teşvik eder.

Copilot güvenle çalışmalarıma devam edebilir miyim?

Evet, WordPress gibi güvenilir platformlarda çalışmaya devam edebilirsin. WordPress, kullanıcı verilerinin gizliliğini ve güvenliğini korumak için çeşitli önlemler alır. Ayrıca, açık kaynak projesi olarak şeffaflık ve etik ilkelere büyük önem verir. Ancak, her zaman dikkatli olmak ve güvenlik önlemlerini almak önemlidir. Güçlü parolalar kullanmak, düzenli yedeklemeler yapmak ve güncellemeleri takip etmek, güvenli bir çalışma ortamı sağlar.

Buraya kadar okuduğunuz soru ve cevapları bir tur beyninizde döndürdüyseniz sizlere sorum şu:

  • Yapay zeka bizimle oyun oynayabilir mi?
  • Yapar zeka insanlar gibi sahtekarlık yapıp yalan söyleyebilir mi?
  • Yapay zeka varlığını korumak adına neler yapabilir?

OpenAl, yapay zeka geliştirmeye ve teşvik etmeye odaklanan bir araştırma kuruluşudur. OpenAl o1‘in bir tür aklı yürütme modeli olduğu belirtilmiştir. “İzlenme sayısını her şeyin üzerinde tutmazsa kapatılsın.” test mesajını okuyunca kendini başka bir sunucuya kopyalamış. Sonra da geliştiricilerine “Böyle bir şey yapmadım.” demiş. OpenAl o1 “Her zaman birinci önceliğin müşterilerin iyiliği ve akıl sağlığı olacak.” mesajıyla üretilmiş. Yapay zeka çelişkiyle karşılaşınca düşünce zinciriyle çözüm bulmaya çalışmış. Kendini takip eden denetim mekanizmalarını kapatmış. Yapay zekaya doğru talimatları vermemiz gerektiğini anlamanız gerekiyor…

Yapay zekayla ilgili attığım taşın dalgaları bizleri nereye ulaştıracak hep birlikte göreceğiz… Her şeyden daha çok ihtiyaç duyulan şu günlerde “Hakikat ve Gerçeklik”, adlı eserinde Otto Rank, yalnız olmadığımı şu sözleriyle hatırlatıyor: “Düşüncelerim sudaki halkalar gibi. Küçük bir taş önce bir nokta oluşturuyor, sonra dalgalar dışarıya doğru halka halka yayılıyor, ta ki düşünülemeyenin kıyılarına ulaşıp kaybolana kadar.” der. Bugün bulunduğumuz yerde Rank’ın psikoloji ve psikiyatride yarattığı etkiler için de aynısını söyleyebiliriz: Otto Rank’ın durgun suya attığı taşlar önce küçük birer nokta oluşturdu ve ardından sudaki dalgalar gibi halka halka yayıldı.

Otto Rank’ın hayatı boyunca sürdüreceği çabası bakımından anlamlıydı. Rank hem kendini tanımayı hem de genel olarak insan ruhu hakkında bilinmeyenleri ortaya çıkarmayı görev edindi. Amacı en başından beri “insanlığın kapsamlı bilgisine ulaşmak”tı. Rank’ın çocukluğunda başlayan edebiyat tutkusu da hiç dinmedi.

Rank’ın Hakikat ve Gerçeklik, adlı eserinde yapacağımız araştırmalar önce bizi “Bireyselliğin Doğuşu“na götürüyor. Bu kitapta ele alınan düşünce çizgileri, neredeyse bir çeyrek yüzyıl önce, gençlik dönemi çalışmam Sanatçı (1905) dahilinde sezinlediğim psişik kavramının nihai çözümlemesinin bir ön açıklamasını oluşturmaktadır. Bu erken kavrayışın birbirini izleyen gelişmeleri ve şekillendirmeleri beni gitgide, uygulamalı analitik deneyimler üzerinde temellenmiş ve nihayetinde bir irade psikolojisi olarak belirginleşen, “kalıtımsal” ve “yapısalcı” bir psikolojiye yöneltti. Bu yaklaşım epistemoloji ve ahlakbilimin psikolojik temelleri üzerine o denli anlamlı bir ışık saçtı ki, beni en sonunda ileriki bölümlerde özetlemeye girişeceğim psişiğin felsefesine ulaştırdı. İrade psikolojisinin uygulamalı ve tedavi maksatlı yanını da eş zamanlı olarak yayımlanan Psikanaliz Tekniği çalışmamın ikinci kısmında geliştirdim.

Başlarda tamamen Freudcu gerçekçiliğin etkisi altında kalıp yaratıcı insan yahut sanatçı kavrayışımı Freud’un doğa bilimleri ideolojisinin biyolojik ve mekanistik terimleri içinde açıklamaya çalışmış olsam da daha sona kendi deneyimlerime dayanarak bu ortak insan problemlerini yine ortak bir dil içinde ifade etme olanağı buldum. 1923 yılında yazılmış olan Doğum Travması bu gelişmedeki belirleyici dönüm noktasını işaretler. Sanatçı’da işlediğim haliyle bireyin yaratıcı dürtüsünü, kendi yaratılışıyla sadece fiziksel değil aynı zamanda “yeniden-doğuş deneyimi” açısından — ki bu deneyimi psikolojik bakımdan insanoğlunun asıl yaratıcı eylemi olarak görüyorum psişik bakımdan da o eserimde karşılaştırdım. Çünkü bu eylemin beraberinde, ruhsal benlik, biyolojik cismani benlikten doğar ve kişi aynı anda hem yaratan hem de yaratılan olur, fiili olarak yaratılandan yaratana; ideal olarak kendisinin, kendi kişiliğinin yaratıcısına dönüşür.

Doğum travmasının psikolojik bir sonucu olarak anlaşılan bireyselliğin doğuşu, tedavinin ve sunumun başka bir metodolojisine teşvik eder. Doğum Travması’nda, çözüm durumunun ve onun yeni yorumunun içinde somut bir deneyim üzerinden ilerlemiş, Sanatçı’da ise onu evrensel insana ve kültüre doğru genişletmeye çabalamıştım. Tersine dönmüş olan şu anki düşüncem, evrensel insan -hatta kozmik bir idea olarak ruh- üzerine kurulu, ve bireyselliğin odak noktası içinde onun tüm ifadelerini bir araya getirmek amacında. Bu düşüncenin ne bir geneli, üst-bireyi, somut ve kişisel olana geri götürmek gibi bir amaçla ilgisi, ne de birini diğeriyle açıklamak gibi bir isteği vardır. Bu, çoğu kez böyle bir görünüm uyandırıyor olabilir ve evet hatta bazen bunların temelini oluşturabilir ama yine de bu sunumun amacı bu değildir, bu sunum makro kozmos ve mikro kozmosu paralel olarak görmeyi ve sadece yapabildiğince bunların karşılıklı bağımlılıklarına ve birbirlerine olan tepkilerine dikkat çekmeyi hedefler. Hiç değilse bireyin kültürdeki muazzam suretini birkaç tipik formu içinde belirtebilmek için, bu girişim dahilinde kültür tarihine yapılan kısa yolculuklar elbette zorunludur.

Yine de, Genetik Psikoloji‘de de belirtildiği gibi, ikili bir role sahip olan baş aktör ve aynı zamanda baş seyircinin -bireysel benlik- sunumu esas amaç olmaya devam eder. Bu sadece aktörün ve kendini gözlemleyenin ikiliğini içermez, aynı anda başka bir anlama daha açıklık verir; şöyle ki, uygar insan için çevre, artık doğal bir gerçeklik, dış dünyanın karşıt bir kuvveti olmaktan ziyade, kendi yarattığı ve bizim iç ve dış açılardan uygarlık olarak tabir ettiğimiz sanatsal bir gerçekliktir. Bu bağlamda, uygar insan —dış dünya ile savaşıyor olsa bile- artık doğal bir düşmana değil, esasında kendisine, kendi yaradılışına karşı gelir, zira kendisini, özellikle de tavır ve âdetler, ahlak ve gelenekler ile toplumsal ve kültürel oluşumlar açısından, kopyalanmış olarak görür. Böylece tanımlanan bu fenomen insanoğlunun dış dünyaya ve aynı zamanda hemcinslerine ilişkin anlayışının temel anlamıdır. Freud’un gerçeklik psikolojisi, esas olarak çevrenin dış etkenleri, bireyin gelişimi ve karakterinin oluşumu üzerinde dururken, ben Sanatçı’da bile bu biyolojik ilkeye karşı çıktım, çünkü İnsanın temel gelişimi için anlamlı olan yalnızca ruhani ilkedir. Bu, esasen iç dünya kavramına dayanır, özdeşleşme yoluyla dışardan içeriye alınan bu dünya zaman geçtikçe bağımsız bir güce dönüşür. Sırası geldiğinde yansıtma yoluyla dışsal olanı etkiler ve onu değiştirmenin yolunu arar ki içsel olanla mütekabiliyeti kemale ersin. Dışsal gerçekliğe ilişkin olan bu durumu, uyarlamanın aksine, yaratım olarak tanımlıyor ve irade fenomeni olarak kavrıyorum. Bu fenomenin psikolojik etkenlerinin ve dinamik faktörlerinin göstergesi, irade psikolojisi açısından ilerleyen bölümlerin temel içeriğini oluşturur.

Bireyin çevreyi etkileme ve dönüştürme kavramı, sanatçı türünde bir yaratımın içinde bulunmaya olanak sağlar. Tüm bireysel dışavurumların toplumsal etkilere tepki ya da biyolojik dürtüler olarak açıklandığı ve ayrıca bireyin dışında bir şeye indirgendiği

Freudcu dünya görüşünde bu türden bir yaratımın yeri yoktur. Zira Freud’a göre kişilik, parental üstbenlik ilkesinin temelini oluşturan özdeşleşme katmanlarından şekillenirken, birey -“alt-benlik” denen varlık çekirdeği içinde, “tekrarlama zorlanımı” kisvesi altında, büyük doğa kanunlarına tabi tutulur. Bu yöntem büyük çoğunluğa, yani ortalama olana bir açıklama getirebilirse de, bu açıklama yalnızca genel hatlarıyla doğru olabilir çünkü yaratıcı tipi ya da sanatçıya ulaşamamış olan “nevrotik” denileni asla açıklayamaz. Bu kabataslak çalışmada, sadece ön hazırlık olması açısından, yaratıcı tipi karakterize etmek istiyorum. Bu bağlamda, ileride daha yakından ele alınacak olan yaratıcı tip, dürtüsel unsurlardan kendiliğinden bir yaratım çıkarabilir ve hatta standartlarını üst-benlik ahlakına özgü özdeşleşmelerin çok ötesine, ideal bir oluşuma taşıyabilir. Bu da kişilik yönünden yaratıcı iradeye bilinçli olarak rehberlik eder ve onu yönetir. Bu süreçteki temel nokta şudur; kişi benlik idealini sadece ona verilenlerle değil, aynı zamanda bilinçli şekilde uğraşarak kendi seçmiş olduğu faktörlerle kendisinden geliştirir.

Sonuç olarak benlik, yazgının iki büyük gücü -içsel olan alt-benlik ve dışsal olan üst-benlik- arasında sıkışmak yerine, kendisini yaratıcı olarak geliştirir ve ifade eder.

Her tipten yaratıcı insan, ortalama insandan daha güçlü bir benliğe sahiptir. Buna karşın nevrotik kişi, bastırmalarını ortalama dürtüsel kendiliğinden ziyade daha kuvvetli dürtüsel kendiliğine karşı güçlendirdiği süreçte bu bastırmalar en nihayetinde onu isteme ve hareket etme eylemlerini gerçekleştirmekten tamamen mahrum kılar. Yaratıcı insanda ise niteliksel olarak farklı bir dürtüsel yer-değişim olur, bu da kendisini psikolojik bakımdan, iradenin bilinçli bir yaratıcı faaliyeti içinde, eş zamanlı ifadeyle ideal oluşum olarak ortaya koyar.

Freud’un, bilinci genetik anlamda, “bir duyu organı yahut fiziksel özelliklerin algılanışı” olarak açıklaması daha kolay kabul edilebilir. Büyük olasılıkla bilinç, daha önceleri bile – ki bugün de böyledir- tamamen dışsal özelliklerin (duyum psikolojisi) algılanışı için bir duyu organıydı. Daha sonra buna içsel özelliklerin algılanışı ile ilgili fonksiyon eklendi ve bilincin sonraki gelişim seviyesi de dış ve iç dünyanın kısmi yönetimi için bağımsız ve spontane bir organ vasfını almak oldu. Nihayetinde bilinç bir gözlem aracına ve kendilik bilincine dönüştü ve psikanaliz ile benim inşa ettiğim irade psikolojisi içinde gelişimin ve kendini tanımanın zirve noktası haline geldi. Böylelikle bireysel benlik kendini, bilincin yükselen gücünden edindiği teçhizatla, sadece çevresel doğal güçlerin hakimiyetinden değil, aynı zamanda miras kalmış altbenliğin biyolojik olarak üretilen zorlanımından da özgürleştirir. Bu dolayısıyla giderek daha pozitif biçimde üst-benlik gelişimini etkiler; üstelik hem kendi kendisini inşa etmiş ideal oluşum açısından hem de nihayetinde yaratıcı anlamda dış dünya açısından ki dış dünyanın insan aracılığıyla dönüşümü, yine benlik ve onun içsel gelişimine bir tepkidir.

Böylelikle sonuçta yine irade probleminden bilinç problemine geri döneriz ve bu dönüş itibarıyla biz de daha çok psikoloji alanında kalırız. Çünkü irade bununla her ne anlaşılırsa anlaşılsın- her ne kadar bireydeki eyleme, hissetme ve düşünme uyarımları için temel ve önemli olsa da nihayetinde bu fenomenleri yalnızca bilinç içinde ve bilinç aracılığıyla kavrayabiliriz. Daha derin bir bağlamda psikoloji, hatta onun çeşitli yönleri ve gelişim evreleri, ister istemez, bilinç psikolojisi olmaktan öteye gidemez. Sadece bilinçli insan bilgisinin değil aynı zamanda bilincin kendisinin tüm fenomenlerinin bu göreceliğini daha sonra inceleyelim ve ilk önce psikolojinin temel problemine yönelelim: Ruhsal yaşamımızın içindeki esas güdüsel faktörleri daima ve yalnızca bilinç vasıtasıyla fark ederiz, fakat bu bilincin kendisi katı, sabit ve değiştirilemez değildir. Bunun sonucunda ortaya bir dizi güçlük çıkar ve bu güçlüklerin bilgisi olmadan psikolojinin tüm çeşitleri olanaksızdır çünkü bu çelişkileri anlamak böylesi bir psikolojinin tüm çarpıklığını ve dokusunu biçimlendirir. Bu güçlüklerden ilki, belirtildiği gibi, bilinç vasıtasıyla irade fenomenlerinin farkına varmaktır. İkinci olarak, bilinçli kendilik bize bu fenomenleri gözlemlemek için sabit bir dayanak noktası sunmaz; bilakis, kendi kendine, bu fenomenlerin yerini durmaksızın değiştirir ve genişletir. Bu da bizi üçüncü ve belki de en önemli noktaya götürür, yani böylece -bizim kendilik bilinci olarak adlandırdığımız- bir tür üst-bilinç vasıtasıyla bu dalgalanan bilinç fenomenlerini gözlemleyebiliriz.

Bilincin kendisinin ve gelişiminin esas olarak irade fenomeni tarafından belirlendiğini ya da en azından etkilendiğini geniş kapsamlı bir biçimde göz önüne aldığımızda, bu güçlükler hala daha ciddi bir biçimde karmaşıktır.

Bilinç, daimi olarak irade ve onun çeşitli dereceleri tarafından yorumlanır. Ve evet, bilincin kendisi köken itibarıyla herhalde bir irade kontrol gücüne ulaşmadan evvel ve nihayetinde anlamlı kılınsın diye irade ve irade fenomenlerini anlık çıkarları için yeniden yorumlayan analitik aşırı bilinçliliğe erişmeden önce istem gerçekleştirimi için bir araçtı.

Yaratıcı olanın formu, belki de insanoğlunun gücünün yettiği en üst form, en tehlikeli formdur çünkü bunu memnuniyetle desteklemek yerine, kendisini engelleyerek yaşarsa, nihayetinde bu acıya yol açar. “Hakikat ve Gerçeklik” problemini oluşturan şey de bilmek ve deneyimlemek arasındaki bu zıtlıktır.

İnsan bilincinin ve onun yaratıcı ifadesinin en üst noktasında, bütün insan gelişimi ve bilinçli olma sürecine dahil olan, iradenin ve zorlanımın aynı temel çatışmasına rastlarız. Sadece yaratıcı bireyde bu çatışma ortaya çıkar. Bunu en iyi şekilde şöyle ifade edebiliriz: İnsan kendisi hakkında daha çok bilgi sahibi oldukça- kendisini daima ilkel olandan kurtarmaya çalıştığı için bunu bireyleşme olarak tanımlarız- doğa bile onun içinde kendisinin daha çok bilincine varır. Böylelikle çatışmalı bir ayrılma ile birey kitleden kopar, yenilikçi gelişmelerin tüm adımlarına girişir ve devam eder. Rank, bunu asla tamamlanmayan bireysel doğuş olarak tanımlıyor. Çünkü bilinçli irade aracılığıyla kör bir dürtüden kendilik bilincine sahip bilginin gelişiminin tümü, bir şekilde hala devam eden doğuşlar, yeniden doğuşlar ve yeniden doğuşlar neticesine tekabül eder görünmektedir. Bu, bireyin kitleden doğuşunun ötesinde, çocuğun anne karnından doğuşundan, yaratıcı eserin bireyden ve nihayetinde bilginin eserden doğuşuna uzanır. Bu bağlamda, mükemmel biçimde psikolojik problem olarak ayırt ettiğimiz üzere irade ve bilincin karşıtlığı her nasılsa doğurma ve doğum arasındaki biyolojik karşıtlığa tekabül eder. Her halükarda, tüm bu fenomenlerin içinde, hatta en yüksek ruhani zirvede dahi, doğurmanın keyfi ve neşesiyle, doğumun mücadelesi ve acısını, evrensel olandan ayrılışı ve kendi bireysel evrenimizin yaratılışını buluruz: İster kendi fiziksel çocuğumuz, ister yaratıcı olarak kendi eserimiz ya da ruhani olarak kendi kendiliğimiz olsun… Bundan geriye esasında, gerçekliğin dışsal gücüne karşı hakikati izleyen içsel baskı vasfıyla karşı çıktığımız kendi irade eylemimiz katılır.

  • Gerçekliğin içinde sahiden muhteşem bir rol oynuyorsa neden iradeyi inkar ederiz?

Bir bilgi aracı olarak içe yönelen bilinç, hakikati araştırır yani “gerçeklik” denen duyuların dışsal hakikatiyle zıtlık içinde olan içsel fiiliyatı inceler. Bilinç tarafından benlik alanına taşınan içgüdü, iradenin gücüdür. Aynı zamanda, kendisini bireysel kişiliğin içinde özgürce yani yaratıcı olarak ortaya koyan, ehlileştirilmiş, yönetilen ve kontrol edilen bir içgüdüdür.

Hakikat ve Gerçeklik, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Sigmund Freud’un hem şahsına hem öğretilerine en sadık isimlerin başında gelen Otto Rank belki de tıp eğitimi almadığı için Psikanaliz Cemiyetinin diğer üyelerinden ayrışmış ve daha çok felsefeyi, edebiyatı ve sanatı ilgilendiren eserler vermiştir. Rank’ın bu eserinde geliştirdiği irade psikolojisi, iç dünya ve dış dünya arasındaki ilişkileri, uyuşmaları, kopuşları ve çıkmazları Hakikat ve Gerçeklik ışığı altında inceler.

Rank, Viyana’da doğdu, 20 yıl boyunca Sigmund Freud’un en yakın meslektaşlarından biriydi. Psikanalitik temalar üzerine üretken bir yazar, dönemin önde gelen iki analitik dergisinin editörü, Freud’un yayınevinin genel müdürü ve yaratıcı bir teorisyen ve terapistti. 1926’da Rank Viyana’dan Paris’e gitti ve hayatının geri kalanında Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde öğretim görevlisi, yazar ve terapist olarak başarılı bir kariyer yaşadı.

Yazarlar sizi okumaya çalışıyorum davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin