Merhaba,
Alaçatı’nın kalp atışını duymak için çıktığım yol, beni 14.’sü düzenlenen Alaçatı Ot Festivali’yle buluşturdu. Alaçatı, 2010 yılından beri Çeşme Belediyesi tarafından organize edilen ot festivaline ev sahipliği yapıyor. Yalnızca otların değil; tarihin, mutfağın, sanatın ve insanın kendisiyle olan bağının kutlandığı özel bir zamana dönüşüyor bu yolculuk…
4 gün süren organizasyon; söyleşiler, atölye çalışmaları, yarışmalar, sergiler ve konserlerle “festival” kelimesinin hakkını sonuna kadar veriyor. Festivalin teması bu yıl: “Toprak, Zaman ve Tat.” Tadılan her yemek, topraktan gelen bir hikâyeyi, zamana yayılan bir emeği ve tatla buluşan bir kültürü anlatıyor aslında.
Alaçatı’nın rengarenk sokaklarını daha da hareketlendiren, ziyaretçilerine hem yararlı bilgiler sunan hem keyif dolu vakitler yaşatan hem de onları Türkiye gastronomisinin önde gelen isimleriyle bir araya getiren Alaçatı Ot Festivali, her yıl binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor.
Türkiye’nin Ot Cenneti Alaçatı
Temamızın ilk durağı olan “toprak,” Ege’nin ve tabii ki Alaçatı’nın verimli topraklarının sunduğu eşsiz bitkiler, otlar ve zengin tarımsal ürün çeşitliliğini ifade eder. Sadece Alaçatı topraklarında yetişebilen endemik türlere de ev sahipliği yapan yeryüzü cenneti Alaçatı, tam anlamıyla bir hazine sandığı.
Doğanın Kalbinden Sofralara: Yılın Otu Kaya Koruğu
Her yıl bir “ot” öne çıkarılır bu festivalde. Bu yılki konuğumuz kaya koruğu… Sarp kayalıklardan, rüzgârlı kıyılardan sofralara uzanan yolculuğuyla bu bitki, direncin, uyumun ve sadeliğin simgesi. Tıpkı Ege insanı gibi. Ne fazla, ne eksik. Sadece özüyle var…
Kaya koruğu, tıpkı Ege insanı gibi doğayla derin bir uyum içindedir. Zorlu iklim koşullarına dayanıklılığı, bölgedeki doğa ile kurulan güçlü bağları ve yerel halkın özlemlerini simgeler. Doğada yetişmesi ve arkasındaki doğal anlam, Ege’nin sakin, derin ve özlü kültürünü yansıtır.

Tarihten Gelen Tarifler
Temamızın ikinci durağı olan “zaman,” yüzyıllar boyunca şekillenen Ege mutfak kültürünü, nesilden nesile aktarılan tarifleri, gelenekleri ve otların sezonluk döngüsünün mutfakla olan ilişkisini ifade eder. Burada, gastronomi üzerinden tarihin ve yerel belleğin izleri sürülür. Gastronomik Tarih Panelleri: Ege otlarının mitolojiden Osmanlı mutfağına ve günümüz modern gastronomisine uzanan hikâyesi. Tarihten Gelen Tarifler: Geleneksel yemeklerin geçmişten bugüne nasıl evrildiğini gösteren atölyeler.
Temamızın son durağı olan “tat,” Ege ve Alaçatı’nın benzersiz otlarından yapılan yemeklerin, hem yerel kimliğin hem de uluslararası gastronomik mirasın bir parçası olarak taşıdığı lezzet profilini ifade eder. Tat, bu kültürel mirasın duyusal bir boyutta hissedilmesini sağlar. Tat Atölyeleri: Farklı otların tat profilleri, aromatik özellikleri ve gastronomideki kullanımları üzerine interaktif tadım seansları. Şeflerden İlham: Alaçatı mutfağından ünlü şeflerin modern gastronomide Ege otlarını nasıl kullandığını anlatan tartışmalar.
Şeflerin Sofrasında Anılar
Bugün, Şefler Meydanı’nda Şevketi Bostan ile hazırlanan yaratıcı tabaklar katılımcılarla buluştu. Şef Burakhan Akçe ve Şef Emrah Köksal Zengin’in sunumlarıyla yalnızca bir yemek değil, bir hafıza servisi yapıldı adeta. Otların kokusu, öykülerin içine sinmişti.
Söyleşiler, Edebiyat ve Sessizce Büyüyen Bilgelik
Festivalin bir diğer durağı Köstem Otel’de gerçekleşen söyleşilerdi. “Kompostun Önemi: Toprak ve Bitki Sağlığına Etkisi” başlıklı sohbetle başlayan gün, ilerleyen saatlerde Ece Er Aydın’ın “Zeytinyağının Duyusal Analizi” sunumuyla devam etti.
Zeytinyağının kalitesini değerlendirmek için kullanılan bilimsel bir yöntem olan duyusal analiz üzerine odaklanmaktadır. Bu analiz, zeytinyağının organoleptik özelliklerini—yani koku, tat ve dokunma duyularıyla algılanan karakteristiklerini—ölçmek, analiz etmek ve yorumlamak için kullanılır. Uzman tadımcılar tarafından gerçekleştirilen bu analiz, zeytinyağının kalitesini belirlemek için önemlidir.
Ece Er Aydın, zeytinyağı konusunda derinlemesine bilgiye sahip bir uzmandır. İtalya’da ONAOO (Organizzazione Nazionale Assaggiatori Olio di Oliva) okulunda iki yıl süren duyusal zeytinyağı eğitimini tamamlayarak, dünya çapında geçerliliği olan ONAOO International Registry’de kayıtlı bir zeytinyağı tadımcısı olmuştur. Ayrıca, Olizzi markasının kurucusudur ve zeytinyağlarını meyvemsilik, acılık ve yakıcılık değerleri göz önünde bulundurularak sınıflandırmakta ve bu bilgileri tüketicilerle paylaşmaktadır.
Bu sunum, katılımcılara zeytinyağının kalitesini nasıl değerlendirebileceklerini, hangi özelliklerin iyi bir zeytinyağını tanımladığını ve bu bilgileri nasıl kullanabileceklerini öğretmeyi amaçlamaktadır. Zeytinyağı üreticileri, gastronomi profesyonelleri ve zeytinyağına ilgi duyan herkes için değerli bilgiler sunmaktadır.
Ve edebiyat…
Çamlıkuyu Meydanı, bugün Buket Uzuner’i ağırladı. Sokaklara kitap kokusu yayıldı… Sözcükler taş duvarlara çarpıp yankılandı. Herkes biraz yavaşladı, biraz daha dikkatli baktı ellerindeki kitaba. Buket Uzuner, doğayı, insanı ve kültürü eserlerinde incelikle işleyen özel bir kalem.
Buket Uzuner’in “Ah Bir Kedi Olsam” adlı kitabı, yazarın derin bir gözlem gücüne ve hayal dünyasına sahip olduğunu bir kez daha kanıtlayan, hayvan sevgisini ve insan psikolojisini ustaca harmanlayan bir eserdir. Kitap, insanın içsel yolculuğuna dair dokunaklı ve anlamlı bir anlatım sunarken, bir kedinin gözünden hayatı keşfetme deneyimini de okurlara sunuyor. Buket Uzuner, bu eserinde insan ve hayvan arasındaki ilişkiyi incelerken, kedinin özgür ve bağımsız doğasını, onun dünyaya bakışını ve bu bakışın insanları nasıl etkileyebileceğini sorguluyor. Ah Bir Kedi Olsam, bir kedinin bakış açısıyla insanlık halleri üzerine felsefi bir çözümleme sunuyor ve okurları insan ve hayvan arasındaki derin bağları anlamaya davet ediyor. Kitap, aynı zamanda insanın yalnızlık, sevgi, aidiyet gibi temel duygularını keşfe çıkarak, onları kedinin bakış açısıyla yeniden değerlendiriyor. Buket Uzuner’in kendine has dil ve anlatım tarzı, bu kitabında da karşımıza çıkıyor ve her yaştan okurun içine işleyen bir dil oluşturuyor.
Bu kitabın festivalde sunulması, katılımcılara sadece edebiyatla değil, aynı zamanda doğa ve hayvan sevgisiyle buluşan bir deneyim sundu. Bu deneyim, yazarı ve eserini daha yakından tanıma fırsatı yaratırken, aynı zamanda katılımcılara daha derin bir içsel yolculuğa çıkma imkânı sundu.
Nasuh Mahruki, Alaçatı Amfi Tiyatro’da doğa ve insan üzerine derin bir sohbet için katılımcılarla buluştu. Nasuh Mahruki yalnızca bir dağcı değil, aynı zamanda bir yazardır. Tırmanış deneyimlerini ve kişisel keşiflerini kaleme aldığı eserleriyle edebiyat dünyasında da kendine sağlam bir yer edinmiştir. Yeryüzü Güncesi adlı eserinde, yazmanın da tırmanmak kadar doğal bir eylem olduğunu ifade eder. Bu kitap, zirvelere, coğrafyalara, kültürlere, insana ve yaşama dair yazılarla doludur. Kendi objektifinden çektiği fotoğraflar ve okuyucularına yazdığı içten mektuplarla zenginleşmiştir. Bir Hayalin Peşinde adlı eserinde ise, Yedi Zirveler Batı Yarıküre ve Antarktika’ya yaptığı tırmanışları ve bu süreçte yaşadığı içsel yolculuğu detaylı bir şekilde anlatır. Kitap, başarı, tutku, kararlılık ve inançla dolu bir serüveni gözler önüne serer. Kendi Everest’inize Tırmanın adlı kitabı, kişisel gelişim odaklı bir eserdir. Mahruki, bu kitapta yaşamın her anında yaptığımız seçimlerin önemine dikkat çeker ve okuyucularına kendi potansiyellerini keşfetmeleri için 64 gerçekçi öneri sunar. Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi adlı eserinde ise, İstanbul’dan motosikletle yola çıkarak Katmandu’ya yaptığı yolculuğu ve bu süreçte gerçekleştirdiği tırmanışları anlatır. Kitap, farklı kültürleri, coğrafyaları ve insanları tanıma arzusuyla dolu bir keşif hikayesidir.
Buket Uzuner ve Nasuh Mahruki’nin katıldığı Edebiyat Buluşmaları etkinliği, Alaçatı Ot Festivali’nin en dikkat çeken anlarından biriydi. Her iki isim de eserleriyle katılımcılara ilham verdi ve edebiyatın gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu etkinlik, sadece edebiyatseverler için değil, aynı zamanda doğa ve keşif tutkunları için de unutulmaz bir deneyim sundu. Nasuh Mahruki’nin dağcılık ve yazarlık arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu ve Buket Uzuner’in eserlerinde doğa ile insan ilişkisini nasıl işlediğini keşfetmek, katılımcılara derin bir anlam kattı.
Bir Rastlantı Değil: Mutluluğun Kazanılması
Festivalin kalabalığı içinde göz kırpan bir bilgelik… Farabi’nin düşüncelerine giden yol, Alaçatı’nın taş sokaklarından geçti. Festivalin kalabalığı, doğanın kokusu ve otların sergisi arasında Farabi’nin “Mutluluğun Kazanılması” gibi bir kitapla karşılaşmak, adeta gürültüde duyulan içsel bir fısıltı gibi. Şöyle diyordu:
Mutluluk bir başka şeyin gerçekleştirilmesi için bir araç olarak istenmeyen bizzat kendisinin peşinden koşulan en yüksek iyidir…
Mutluluğun tanımı belki de bu satırlarda değil, bu ânın içinde saklıydı. Bir bibliyofil olarak böyle bir esere denk gelmem hiç tesadüf değildi. Farabi’nin mutluluğu sadece bireysel bir tatmin değil, akıl, erdem ve toplumla uyumlu bir yaşam üzerinden tanımlaması, bugünün dünyasında hâlâ taptaze. Kütüphanemde sadece bir kitap olarak değil, düşünsel bir yol arkadaşı olarak yer bulacağı kesin.

Sanatın Renkleri, Müziğin Yankısı
Sanat Sokağı’nda yerel sanatçılar el emeğiyle ortaya koydukları eserlerini sergilerken, çocuklar resim atölyelerinde renklerle tanıştı. Alaçatı’nın her sokağı bir açık hava galerisiydi sanki.
Akşam saatlerinde Alaçatı Pazar Yeri, güçlü bir ses için hazırlandı: Sertab Erener. Hazırlıkları izlerken yaşamın sesleri gitarla birleşti. Sanat sadece izlenmedi; yaşandı. Sokakta, meydanda, müziğin ritminde…
Sesiyle Yaşayanlar: Hissedilenlere Dair
Bu festival, doğayı, sofrayı, kalbi ve sanatı birleştiren yapısıyla, teyzemi anmak için en doğru yerdi. O özel sesi, bugünün ruhunda yankılandı. Ruhu şad, sesi daim olsun.. İyi ki doğdun teyzem… Birçok yaşama hem sesinle hem de sevginle dokundun…
Alaçatı Ot Festivali, yalnızca bir etkinlik değil; bir hatırlayış, bir şükran… Toprağa, zamana, emeğe, paylaşıma duyulan bir minnet. Bugünün telaşından sıyrılıp geçmişle geleceğin aynı sofrada buluştuğu, sanatla yoğrulmuş bir an.
Ve en çok da şu gerçeği hatırlatıyor: Doğayla kurduğumuz bağ, yalnızca yaşamak için değil; anlamak, hissetmek ve birlikte üretmek için var…



Yorum bırakın