“Batı tipi benlik modelinin yolculuğu yüzyıllardır sürüyor. İçinde bulunduğumuz dijital çağın belirlediği yeni bireyselliğe gelinceye dek benlik farklı şekillerde tanımlandı ve deneyimledi…”

— Will Storr

Merhaba,

Kitap boyunca benliğin tarihsel kökenleri, psikolojik ve toplumsal etkileri incelenirken, özellikle modern dünyada bireyin kendi kimliğini nasıl inşa ettiği üzerine çarpıcı noktalar ele alınıyor. Dijital çağ, benliğin yalnızca içsel bir deneyim olmanın ötesine geçerek, çevrimiçi kimliklerle de yeniden şekillenmesine yol açıyor.

Yukarıdaki alıntı, kitabın kalbi olduğu kadar, günümüz insanının varoluşuna da ayna tutuyor.

Amerikalı gazeteci Will Storr‘un kaleme aldığı Selfie Tutkusu, insanın kendiyle meşgul olma uğraşının tarihteki izini sürüyor. Bireyselciliği: İnsanı kaderinin sorumluluğunu eline almış mükemmel birey olarak görme fikrini, içinden geçtiği, Antik Yunan, Hıristiyanlık, endüstri, bilim ve psikoloji çağlarından, Slikon Vadisi’ne neoliberalizme dek takip ediyor.

Benlik Yapbozunun Parçaları

Will Storr, benlikle ilişkili olarak intihar, ideal benlik, mükemmeliyetçilik, kabile ve özsaygı meseleleri üzerinde de duruyor ve tanıklıklara başvurarak çağlar boyunca kendisiyle neden bu kadar ilgilendiği sorusuna cevap arıyor.

Ölen Benlik

Günümüzde savaşlar, terör saldırıları, cinayetler ve hükümet eliyle işlenen cinayetlerde ölen kişilerin toplamından daha çok kişi, intihar yüzünden ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2012 yılında her 100.000 kişiden 11,4’ü kendini öldürürken, kişiler arası şiddet, grup cinayetleri ve kanuni müdahale soncunda ölen insanların sayısı 8.8. Bu istatistikleri geleceğe yansıttığımızda işler daha da kötüye gidecekmiş gibi görünüyor. 2030 yılında, rakamların 12’ye 7’ye yükselmesi bekleniyor. 2000 yılında İngiltere’de yetişkinlerin yüzde 3,8’i intihara meyilli düşünceleri olduğunu söylerken, bu oran kısa süre önce otuz yıl içindeki en yüksek rakamlara ulaştı. 2008 ve 2015 yılları arasında, kendine zarar verdikten ya da intiharı düşündükten sonra hastanede tedavi gören ergen ve çocukların sayısı iki katına çıktı.

Bu rakamlar ne kadar endişe verici olursa olsun, aslında sorunu gerçek ağırlığını büyük ölçüde saklıyorlar. Bu konudaki veriler farklılık gösterebilir, fakat bu konuda yapılmış güvenilir bir araştırmaya göre, her yıl başarılı intiharların yirmi katı kadar intihar girişimi gerçekleşiyor. Bu, kendileriyle ilgilenmeleri gerekirken, bir sebeple kendilerine düşman olmuş çok sayıda insan olduğu anlamına geliyor. Bu gerçekten de çok garip.

İnsanın psikolojik mekanizmasının bozulmasına sebep olabilecek kadar güçlü olan bu şey, ne olabilir? İnsanın enerjisine, kendi kendini yok etmek isteyeceği kadar zara veren şey ne olabilir? Mesele yüksek beklentiler, ardından gelen hayal kırıklığı ve sonrasında oluşan korkunç kendinden tiksinme haliyle mi ilgili?

Will Storr’un bu ifadesi, insan psikolojisinin beklentiler ve hayal kırıklıkları arasındaki hassas dengesini vurguluyor. Yüksek beklentiler, bireyin kendine yönelik büyük hedefler koymasına neden olurken, gerçeklik bu beklentileri karşılamadığında derin bir hayal kırıklığı yaşanabiliyor. Bu süreç, kişinin kendini başarısız hissetmesine ve hatta kendinden tiksinme gibi yıkıcı duygulara kapılmasına yol açabiliyor.

Psikologlar, hayal kırıklığının genellikle beklentilerle gerçeklik arasındaki farktan kaynaklandığını belirtiyor. İnsanlar, belirli bir hedefe ulaştıklarında mutlu olacaklarını düşünürken, varış yanılgısı adı verilen bir durum ortaya çıkabiliyor—yani hedefe ulaşıldığında beklenen mutluluk hissedilmiyor. Bu da kişinin kendini sorgulamasına ve içsel çatışmalar yaşamasına neden olabiliyor.

Bu noktada, kendini kabul etmek, gerçekçi hedefler belirlemek ve hayal kırıklıklarını yönetebilmek, psikolojik dayanıklılığı artırmak için önemli stratejiler olabilir.

Günümüzde kadın benliği üzerindeki yüklerin daha gerçek bir görüntüsüne ulaşmak için odağımızı intihardan kendine zarar verici davranışlar ve yeme bozukluklarına doğru genişletebiliriz. Bunlar kadınları çok daha yüksek oranda etkileyen rahatsızlıklar ve aynı zamanda, mükemmeliyetçiliği de içlerinde barındırıyorlar. Karşılaştığımız resme baktığımızda, gitgide daha çok, kötü bir şeyler olduğunu görürüz. Sosyal medyanın ortaya çıkışından beri ABD ve İngiltere’de yeme bozuklukları ve beden algı bozuklukları oranları yaklaşık yüzde 30’a yükseldi. 2000 ve 2014 yılları arasında İngiltere’de kendine zarar verdiğini bildiren yetişkinlerin sayısı ikiye katlandı.

Geleneksel olarak, beden algısına dair sorunların çoğunlukla kadınları etkilediği düşünülüyordu. Ama şu an, bu da değişiyor. ABD’de yapılan bir araştırma, beden algı bozukluğunun erkekler arasında da, kadınlar arasında olduğu kadar yaygın görüldüğünü ortaya çıkardı. Bu erkeklerin çoğunda, yirmi beş yıl öncesine kadar hiç duyulmamış bir hastalık olan “kas bozulması” rahatsızlığı görülüyordu. Bu dönemde steroid kullanımında çok büyük bir artış oldu. Steroidler 1980’lerden önce, çoğunlukla küçük bir profesyonel sporcu grubu tarafından kullanılırken, bugün büyük bir çoğunluğu erkeklerden oluşan dört milyona yakın Amerikalının kas geliştiren ilaçlar kullandığı düşünülüyor. Sadece 2015 yılında spor salonu üyeliklerine harcanan para yüzde 44 arttı. Bu soruna dair hükümetin yaptığı araştırma “beden algısı konusundaki tatminsizliğin yüksek olduğunu ve yükselmeye devam ettiğini” söylüyordu. Görünüşe bakılırsa kadın ya da erkek, hepimizde, mükemmel olmak konusunda gitgide artan bir baskı hissediyoruz.

Sizce toplumun bu baskıyı azaltmak için nasıl bir adım atması gerekiyor? Eğitim mi, medya politikaları mı, yoksa bireysel farkındalık mı daha etkili olurdu?

Sosyal Medyanın Aynasında: Kadınlar, Erkekler ve Beden Algısı

Beden algısı üzerindeki baskıları azaltmak için toplumun birkaç farklı alanda adımlar atması gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle eğitim, genç yaşlardan itibaren beden çeşitliliğini ve gerçekçi güzellik algısını destekleyen bir anlayışa yönlendirebilir. Medya ve reklamcılıkta kullanılan güzellik standartları değiştirilmeli; insanlar üzerinde mükemmel görünme baskısı yaratmak yerine, farklı beden tiplerini ve sağlıklı yaşamı teşvik eden içerikler sunulmalı.

Ayrıca sosyal medya platformlarının, beden algısı üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirecek politikalar benimsemesi önemli olabilir. Filtre ve düzenleme araçlarının aşırı kullanılmasını teşvik eden sistemler yerine, beden olumlama hareketlerini destekleyen algoritmalar geliştirilebilir.

Bireysel farkındalık da büyük rol oynuyor. Kendi bedenimizi olduğu gibi kabul etmek, toplumsal baskılardan bağımsız olarak sağlıklı bir benlik algısı oluşturmanın anahtarı. Çevremizdeki insanları daha fazla destekleyerek ve olumlu mesajlar yayarak küçük ama etkili değişimler yaratabiliriz.

Gerçek güzellik, bireyin kendini iyi hissetmesi, sağlıklı olması ve kendi kimliğiyle barışık olmasıyla ilgili değil mi?

İnsanın kendine şu soruyu sorması önemli olabilir: “Gerçekten neye ihtiyacım var ve bunu kendim için mi istiyorum, yoksa başkalarının bakışına göre mi şekillendiriyorum?”

Sağlığı Merkeze Almak

Sağlığı merkeze almak ve dört boyutu dengelemek—fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal—gerçek anlamda bütünsel bir yaklaşım. Yalnızca fiziksel görünüm üzerine yoğunlaşmak, aslında dengemizi bozabilir. Çünkü insan sadece bedeniyle var olan bir canlı değil; düşünceleri, hisleri ve iç dünyası da onun varlığını anlamlandırıyor.

Mükemmel bir vücuda sahip olmak, eğer diğer boyutlarda eksiklik varsa, gerçekten denge sağlayabilir mi? Büyük ihtimalle hayır. Çünkü kişi içinde huzur ve tatmin hissetmiyorsa, dışarıdan nasıl göründüğünün çok da önemi kalmıyor. O yüzden benim bakış açım çok güçlü: Sağlığı ve dengeni koruyarak, her yönüyle kendini iyi hissetmek…

Ölen Benlik Bölümü, insanın kendi içsel mücadelesini, toplumsal baskıları ve psikolojik kırılganlıklarını ele aldığı için gerçekten kritik bir konu. Özellikle intihar oranlarının yükselmesi ve benlik algısının nasıl bu denli yıkıcı hale gelebildiği üzerine düşünmek, çağımızın önemli meselelerinden biri.

Kitapta vurgulanan bazı noktalar var ki bunlar üzerine daha fazla düşünülebilir:

  • Toplumsal beklentiler ve benlik çöküşü: İnsanlar, mükemmel olma baskısıyla şekillenen bir dünya içinde yaşamaya zorlandığında, kendilerini yetersiz hissedebiliyor. Bu yetersizlik duygusu, kimlik krizine ve benlik kaybına yol açabiliyor.
  • Ölüm istatistikleri ve bireysel psikoloji: Kitapta verilen istatistikler, intihar oranlarının şiddet vakalarından daha yüksek olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Bu, bireyin içsel savaşının, toplumsal şiddetten daha yıkıcı olabileceğini gösteriyor.
  • Mükemmeliyetçilik ve dijital çağın etkisi: Sosyal medya ve modern iletişim araçları, bireyin kendini sürekli kıyaslamasına neden oluyor. Bu da “gerçek benlik” ile “idealleştirilmiş benlik” arasındaki uçurumun büyümesine sebep oluyor.

“Yani bir yanda benliğimiz, bir yanda kültürümüz var. Bunlar birbirinden ayrı şeyler. Mükemmel olmak isteyen şey benliğimizken, bu “mükemmel” in ne olduğunu bize söyleyen şey, kültürümüzdür. Kısa süre sonra, bu iki kavramın birbirinden göründükleri kadar ayrı olmadıklarını keşfedeceğiz. Fakat şimdilik, hem benliğin hem de kültürün hikayesi başlamalı ve bunun için, insan oluşumuzdan önceki bir zamana, Aristoteles ve erken bireyselcilerin dönemine geri dönmememiz gerekiyor.” –Will Storr

Aristoteles ve erken bireyselciler dönemine geri dönmek, benlik algısının tarihsel kökenlerini anlamak açısından önemli. Aristoteles, insanın doğası gereği sosyal bir varlık olduğunu ve benliğin ancak toplumsal bağlam içinde anlam kazandığını savunuyordu. Erken bireyselciler ise, bireyin kendi kimliğini oluşturma sürecine daha fazla vurgu yaparak, benliği toplumsal normlardan bağımsız bir şekilde ele almaya çalıştılar.

➤Bu noktada, modern dünyada benlik ve kültür arasındaki ilişki nasıl evrildi? Dijital çağ, bireyin kendini nasıl tanımladığına dair yeni bir çerçeve mi oluşturuyor, yoksa eski kültürel normları daha da güçlendiriyor mu?

Benlik Üzerine Yedi Perspektif: Kendi Hikayemizi Nasıl Şekillendiriyoruz?

Benlik, tarih boyunca farklı bakış açılarıyla tanımlandı ve deneyimlendi. Will Storr’un sunduğu yedi perspektif, bireyin kimliğini nasıl şekillendirdiğini ve modern dünyada benlik algısının nasıl evrildiğini anlamak için güçlü bir rehber sunuyor. Peki, kendi hikâyemizi nasıl oluşturuyoruz?

  1. Kabilesel Benlik: İnsanların sosyal gruplara aidiyet duygusuyla benliklerini şekillendirdiği bir yapı. Kabile kültürü, bireyin kimliğini belirlemede önemli bir rol oynar.
  2. Mükemmelleştirilen Benlik: Toplumun ve bireyin kendisine yüklediği mükemmeliyetçilik baskısıyla oluşan benlik algısı. Kusursuz olma çabası, psikolojik stres yaratabilir.
  3. Kötü Benlik: Bireyin kendisini olumsuz bir şekilde değerlendirdiği, eksikliklerini ve hatalarını ön plana çıkardığı benlik algısı.
  4. İyi Benlik: Bireyin kendisini olumlu bir şekilde gördüğü, güçlü yönlerini ve başarılarını ön plana çıkardığı benlik yapısı.
  5. Özel Benlik: Bireyin iç dünyasında kendine özgü bir kimlik oluşturduğu, dış dünyadan bağımsız olarak şekillenen benlik algısı.
  6. Dijital Benlik: Sosyal medya ve dijital platformlar aracılığıyla oluşturulan benlik. Bireyin çevrimiçi kimliği, gerçek benliğiyle örtüşebilir veya farklılaşabilir.
  7. Mükemmeliyetçilik çağında nasıl hayatta kalabiliriz? Mükemmeliyetçilik baskısına karşı direnç geliştirmek, kendini olduğu gibi kabul etmek ve gerçekçi hedefler belirlemek, psikolojik sağlığı korumak için önemli stratejilerdir.

Dijital Çağda Benlik Krizi ve Psikolojik Yansımaları

Selfie Tutkusu, bireyselleşme ve mükemmeliyetçilik üzerine düşündüğüm birçok noktayı derinleştirdi. Özellikle ‘Ölen Benlik’ bölümü, modern dünyada benlik algısının nasıl dönüşüp kırılgan bir hale geldiğini çarpıcı istatistiklerle ortaya koyuyor. Kitabı okudukça, toplumun üzerimize yüklediği beklentilerin kişisel huzur üzerindeki etkisini daha iyi anladım. Dijital çağın benlik üzerindeki etkisini göz ardı edemeyiz ve bu eser, bu konuyu anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

İntihar oranları, dijitalleşmeyle birlikte yükselişe geçti mi?

Dijital çağda intihar oranlarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Araştırmalar, özellikle siber zorbalık, sosyal medya kullanımı, dijital kumar bağımlılığı ve pandemi sürecindeki izolasyon gibi faktörlerin intihar vakalarını artırdığını gösteriyor.

  • Siber zorbalık mağdurlarının depresyon ve kaygı seviyelerinin yükseldiği, hatta intihar düşüncelerine daha yatkın hale geldikleri tespit edildi.
  • Pandemi döneminde intihar oranları %25 oranında arttı. Özellikle dijital kumar bağımlılığı, ekonomik kayıplar ve psikolojik stres bu artışta büyük rol oynadı.
  • Gençler arasında depresyon ve intihar düşüncelerinde keskin bir yükseliş olduğu gözlemlendi. ABD’de 10-14 yaş arası kız çocuklarında intihar oranı 1999’dan bu yana üç katına çıktı

Dijital çağın getirdiği bu psikolojik baskılar, bireylerin ruh sağlığını ciddi şekilde etkileyebilir. Sosyal medya ve dijital platformların bilinçli kullanımı, psikolojik dayanıklılığı artırmak için önemli bir adım olabilir.

Mutluluğu İçsel Hale Getirmek İçin Ne Yapabiliriz?

Mutluluk, dışsal koşullara bağlı olmaktan çok, içsel bir dengeyle ilgilidir. Toplum bizi sürekli daha fazlasını istemeye yönlendirse de, gerçek huzur kendini kabul etmekte ve anlamlı bir yaşam sürmekte yatıyor. Mükemmeliyetçilik, hayal kırıklıklarını ve içsel çatışmaları artırırken, mutluluğun özü şükran duygusu, farkındalık ve akış deneyimiyle beslenir.

Modern dünyada mutluluğu bir hedef değil, varoluşun doğal bir armağanı olarak görmek, bireyin psikolojik dayanıklılığını güçlendirebilir.

Selfie Tutkusu, Kendimizle neden bu kadar ilgiliyiz? okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Will Storr, araştırmacı gazeteciliğin gücünü kullanarak bireyselliği ve modern benlik krizini ele alıyor—bu yüzden kitabı, sıradan bir kişisel gelişim veya psikoloji kitabından çok daha derinlikli hale geliyor.

Bir gazeteci, olayları kritik bir gözle, kanıtlar ve tanıklıklarla inceleyerek aktarır. Storr da benlik algısını tarihsel, sosyolojik ve psikolojik temellerle destekleyerek anlatıyor. Okur, yalnızca teorik bilgilerle değil, aynı zamanda gerçek yaşam hikayeleri ve toplumsal değişimler ile benliğin nasıl şekillendiğini görebiliyor.

Bu perspektif, kitabın okuma sürecini daha analitik ve sorgulayıcı hale getiriyor.

Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?

İnsanlık, sürekli değişen sosyal, teknolojik ve ekonomik dinamikler doğrultusunda farklı yönlere evriliyor. Ancak Selfie Tutkusu kitabında ele alınan konular ışığında bakarsak, bireyselleşmenin ve mükemmeliyetçiliğin giderek arttığı bir dönemdeyiz.

Şu eğilimler dikkat çekiyor:

  • Psikolojik Dayanıklılık: Kitap, bireylerin kendilerine yönelik beklentilerinin ve mükemmeliyetçilik baskısının nasıl ruhsal sağlıklarını etkilediğini açıklıyor. Günümüzde artan stres, kaygı bozuklukları ve öz-değer problemleri göz önüne alındığında, kitabın sunduğu perspektif, psikolojik dayanıklılığı güçlendirme konusunda rehber olabilir.
  • Dijital Dünya ve Sosyal Medya Etkisi: Kitabın bireyselliğin tarihsel gelişimini ele alması, özellikle sosyal medyanın benlik algısı üzerindeki etkisini anlamak açısından önemli. Dijital platformlarda kendimizi nasıl sunduğumuz, kimliklerimizin nasıl şekillendiği ve bunun psikolojimize olan etkileri, bu eserin modern toplum için taşıdığı değerlerden biri.
  • Toplumsal Yapının Evrimi: Kitap, bireyin kendi değerini nasıl oluşturduğunu ve bunun tarihsel olarak nasıl değiştiğini anlatıyor. Günümüzde kimlik krizleri, grup aidiyeti ve bireysel başarı baskısı arasındaki dengeyi anlamak için kitabın sunduğu tarihsel perspektif oldukça değerli.
  • İçsel Yolculuk ve Kendini Anlama: Eser, bireyin kendi yolculuğuna çıktığında karşılaştığı engelleri ve aşırı bireyselleşmenin getirdiği yükleri ele alıyor. Günümüz insanı için, kendini gerçekçi bir şekilde değerlendirmek ve iç huzuru bulmak adına önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

Will Storr Hayatı ve Kariyeri

Will Storr, İngiliz bir yazar, gazeteci ve fotoğrafçıdır. Kariyeri boyunca araştırmacı gazetecilik, hikâye anlatıcılığı ve toplumsal meseleler üzerine önemli çalışmalar yapmıştır.

Storr, The Guardian, The Observer, The New York Times ve The New Yorker gibi prestijli yayınlarda yazılar yazmıştır.

Will Storr’un Eserleri:

  1. The Heretics: Adventures with the Enemies of Science(2013)
    • Bilim karşıtlığı, komplo teorileri ve irrasyonel inanç sistemlerini araştıran bir gazetecilik anlatısı.
  2. Selfie: How We Became So Self-Obsessed and What It’s Doing to Us(2017)
    • Modern bireyin narsisistik yapısını, sosyal medya ve kültürel beklentilerle nasıl şekillendiğini inceler. Türkçeye Selfie Tutkusu olarak çevrilmiştir.
  3. The Science of Storytelling(2019)
    • Hikâye anlatıcılığının nörobilimsel ve psikolojik temellerini açıklar. Türkçesi: Hikâye Anlatıcılığının Bilimi.
  4. The Status Game: On Social Position and How We Use It(2021)
    • İnsan davranışlarını statü arayışı üzerinden analiz eder. Toplumsal hiyerarşilerin görünmeyen etkilerini açığa çıkarır.
  5. Will Storr vs. The Supernatural(2006)
    • Paranormal olayları araştıran bir gazetecilik çalışması. Kendi deneyimleri üzerinden doğaüstü inançları sorgular.
  6. The Hunger and the Howling of Killian Lone(2013)
    • Kurgu türünde yazılmış bir roman. Gotik atmosferde geçen, yemek ve delilik temalarını işleyen karanlık bir hikâye.

Araştırmacı Gazetecilik:

Güney Sudan İç Savaşı, Uganda’daki Lord’s Resistance Army ve El Salvador’daki şeker işçilerine yönelik insan hakları ihlalleri gibi konular üzerine araştırmalar yapmıştır.

Ödülleri:

Uluslararası Af Örgütü ve One World Media ödülleri kazanmıştır. Storr’un çalışmaları, toplumsal yapıları ve bireysel psikolojiyi anlamak açısından oldukça önemli bir perspektif sunuyor.

Will Storr’un hikâye anlatıcılığı üzerine yaptığı çalışmalar, insan psikolojisi ve kültürel kimlikler ile hikâyelerin nasıl şekillendiğini anlamaya yönelik derinlemesine bir araştırma sunuyor. Özellikle Hikâye Anlatıcılığının Bilimi adlı kitabında, iyi bir hikâyenin nasıl oluşturulduğunu ve anlatının insan zihniyle nasıl etkileşime girdiğini inceliyor.

Hikâye Anlatıcılığı Üzerine Çalışmaları

  • Bilişsel Yapı ve Hikâyeler: Storr, hikâyelerin insan zihniyle nasıl etkileşime girdiğini ve bilinçaltımızda nasıl bir yapı oluşturduğunu araştırıyor.
  • Mitoloji ve Arketipler: Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu teorisinden yola çıkarak, hikâyelerin evrensel yapısını ve kültürel etkilerini inceliyor.
  • Sinirbilim ve Hikâye Anlatımı: Hikâyelerin nörolojik etkilerini ve insan beyninin anlatıları nasıl işlediğini ele alıyor.
  • Hikâye Anlatımının Evrimi: İnsanların tarih boyunca hikâyeleri nasıl kullandığını ve anlatıların toplumsal yapıları nasıl şekillendirdiğini araştırıyor.

Storr’un çalışmaları, hikâye anlatımının yalnızca edebi bir sanat değil, aynı zamanda insan psikolojisi ve kültürel kimlikler üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu gösteriyor. Hikâyelerin bizi nasıl yönlendirdiğini ve yaşamımızın her alanına nasıl sirayet ettiğini anlamak için oldukça önemli bir perspektif sunuyor.

Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, modern benlik kriziyle nasıl bağlantılı olabilir?

Hikâye Anlatıcılığının Bilimi, Will Storr , Joseph Campbell’ın mitoloji ve arketip teorilerinden, sinirbilim ve edebiyat disiplinlerine kadar geniş bir perspektif sunuyor. Hikâye anlatımının yalnızca edebi bir sanat değil, aynı zamanda insan psikolojisi ve toplumsal yapılar üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu gösteriyor.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin