“Her eylemin bir sonucu olduğunu varsaydığımızda kaderimiz, her gün verdiğimiz binlerce karardan her birinin meyvesine dönüşür…”

 —Héctor García

Merhaba,

Bu düşünce, yaşamın rastlantılardan değil, bilinçli seçimlerden örüldüğünü hatırlatır bize. Günlük alışkanlıklarımız, içsel niyetlerimiz ve verdiğimiz küçük kararlar, zamanla büyük dönüşümlere yol açar. Hint bilgeliği de tam olarak bunu söyler: Karma yasası, kaderin yazıldığı mürekkep gibidir. İşte bu yüzden, Namaste sadece bir selam değil; bilinçli bir yaşamın, farkındalıkla atılan her adımın simgesidir. Bu kitap, bireyin kendi içsel rehberliğini keşfetmesi için bir çağrı niteliğinde. Çünkü gerçek mutluluk, dışarıda değil; her gün verdiğimiz kararların içinde gizlidir

Namaste: Mutluluğa Kendini Geliştirmeye ve Başarıya Giden Yol adlı kitapta Héctor García ve Francesc Miralles’in Hint mistisizmiyle harmanladığı kadim bilgeliğin merkezinde yer alıyor. Kitap, içsel dönüşüm yolculuğuna çıkmak isteyen herkes için bir rehber niteliğinde. Gelin, bu sorulara kitapta sunulan yaklaşımlarla birlikte cevap arayalım:

  1. Acıyı geride bırakıp tam bir varoluşla yaşamaya nasıl başlanır?
    • Meditasyon ve nefes teknikleri: Zihni geçmişin yüklerinden arındırmak için önerilen en temel araçlar.
    • Tantra ve Ayurveda uygulamaları: Bedeni ve zihni dengeye getirerek acının kökenine inmek ve onu dönüştürmek mümkün.
    • Şefkatli farkındalık: Kendine karşı nazik olmayı öğrenmek, acıyı bastırmak yerine onunla barışmayı sağlar
  2. İçimizde uyuyan tüm yaratıcı potansiyeli uyandırmak için hangi yollara sahibiz?
    • Mantra çalışmaları: Sesin titreşimiyle bilinçaltını yeniden yapılandırmak.
    • Ritüeller ve semboller: Günlük yaşamda anlam yaratmak ve yaratıcı enerjiyi çağırmak.
    • Doğayla uyum: Hint felsefesinde doğa ile uyum, yaratıcı gücün serbest kalması için temel bir ilkedir.
  3. Karma yasasının günlük yaşamımızda lehimize çalışmasını sağlayabilir miyiz?
    • Niyetin gücü: Her eylemin ardındaki niyet, karmanın yönünü belirler.
    • Hizmet ve paylaşım: Başkalarına yardım etmek, olumlu karmayı artırır.
    • Kendi sorumluluğunu almak: Karma, kader değil; bilinçli seçimlerle şekillenen bir süreçtir
  4. Kendimizi stres, kaygı ve korkudan kurtarmak için en iyi teknikler nelerdir?
    • Pranayama (nefes kontrolü): Sinir sistemini yatıştırır, zihni berraklaştırır.
    • Yoga ve hareket meditasyonu: Bedeni esnetirken zihni sakinleştirir.
    • Ayurvedik yaşam tarzı: Beslenme, uyku ve günlük ritimlerle stresin köküne inilir
  5. Ömrümüzün sonuna kadar mutlak enerjiyle yaşayabilmek için bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuza nasıl bakabiliriz?
    • Zihinsel temizlik: Günlük meditasyon ve olumlamalarla negatif düşünceleri arındırmak.
    • Bedensel denge: Ayurveda’ya göre kişiye özel beslenme ve yaşam tarzı önerileri.
    • Ruhsal bağlantı: Namaste’nin özü olan içsel kutsallıkla bağ kurmak, yaşam enerjisini sürekli kılmak

“Namaste” İle Başlayan Yolculuğum

2012–2013 yıllarında, “kendi kendine öğrenen ve bağımsız çalışan” bir kimlik olarak yoga yapmaya başladım. Bu yolculukta rehberim kitaplar oldu. Her sayfada yeni bir bilgiyle karşılaştım; her uygulamada bedenimle birlikte ruhum da esnedi. Yoga, sadece fiziksel bir pratik değil, aynı zamanda içsel bir keşifti benim için.

İşte o zaman öğrendim Namaste’nin gerçek anlamını. Sadece bir selamlaşma değil, bir ruhun diğerine duyduğu derin saygının ifadesiydi. “Ruhum, ruhuna şükran duyar.” “İçindeki Tanrı ışığını görüyorum.”

Bu sözler, bana insan olmanın özünü hatırlattı. Her karşılaşmada, her bakışta, her nefeste… Namaste, bir yaşam biçimine dönüştü. O günden beri, yoga benim için sadece bir egzersiz değil; ruhumun kendini hatırlama biçimi oldu.

Zorlukların İçinden Doğan Dönüşüm

Yaşadığım en zorlu günlerde, hayatımın dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirmeme vesile olan bu egzersizler, bana sadece bir nefes değil; yeni bir yön, yeni bir benlik kazandırdı. Her hareket, her duruş, her nefes alışımda biraz daha kendime döndüm. Egzersizler, sadece bedenimi değil, ruhumu da esnetti.

Bu süreçte edindiğim yeni alışkanlıklar, eski benliğimin sınırlarını aşmamı sağladı. Artık her sabah, içsel sessizliğime bir adım daha yaklaşmak için nefes alış verişlerime özen gösteriyorum. Çünkü biliyorum ki, dönüşüm dışarıda değil; içimde başlıyor.

Mutluluğa giden yolda “şimdinin gücü”nde yatar… Geçmişin gölgeleri ve geleceğin belirsizlikleri arasında savrulurken, çoğu zaman en kıymetli olanı gözden kaçırırız: şu anı. Oysa hayat, ne dün yaşanandır ne de yarın yaşanacak olan. Hayat, tam da bu anda nefes aldığımız, hissettiğimiz, fark ettiğimiz şeydir. Şimdiye kök salmak, mutluluğun en sade ve en güçlü anahtarıdır.

Namaste…

“Atman” İnsanın ve Her Hangi Bir Varlığın Saf Özü

Namaste “namas” (Sanskritçede tapmak, takdir etmek, saygı göstermek, hürmet etmek anlamına gelir) ile ikinci şahıs zamiri “sen”in yönelme eki almış halinin (sana, size) birleşiminden oluşur.

Bu kavramı daha iyi anlamak için hayatın ruhu veya ilkesi olan atman kavramından başlamalıyız. Hinduizme göre atman, insanın ve her hangi bir canlı varlığın saf özüdür. Dolayısıyla namaste‘yle selam vererek bir başkasına saygı gösterdiğimizde atman‘larımızın denkliğini veya hepimizin eşit olduğunu kabul ettiğimizi ima ederiz.

“İçimdeki kutsal, senin içindeki kutsalı tanıyor ve onurlandırıyor.” — Holly Oxhandler

Namaste‘nin Tarihi

Namaste selamlama hareketinin dört bin yıldan fazla süredir kullanıldığına dair tarihsel kanıtlar vardır. MÖ 3000 ila MÖ 4000 arasındaki bir döneme ait, elleri göğüs kafesinin önünde birleştirilmiş, terrakotta insan figürleri bulunmuştur. Bu hareket anjali mudra (dua pozisyonu) olarak bilinir ve Japoncada gassho, olarak adlandırılır. Diğer Doğu ülkelerinde de karşılıkları bulunmaktadır.

“Başkalarının duygularının farkına varabilmek için önce kendinizinkini tanımanız gerekir. Kendi içinizdekini görmeden başkalarındaki kutsalı göremezsiniz.”

Sıfırıncı Dersi Anlamak: “Mutluluğun Temeli: Öz-Bakım ve Bağ Kurma Sanatı”

Bertrand Russel‘ın da Mutluluk Sanatı‘nda belirttiği gibi, kişiyi mutluluğu elde etmeye götüren bütün ruhani yolların temelinde öz-bakım vardır. Dolu dolu ve başarılı bir yaşam sürmek, iyi insan ilişkileri geliştirmeye, dostluk ve sevgiye dayalı bağlar kurmaya bağlıdır. Ancak o zaman başkalarıyla samimi olabilirsiniz. Kendinizle ve başkalarıyla olan bu bağlantı, mutluluğa giden en büyük yoldur…

Hindistan’ın Küresel Liderlik Vizyonu

Kitapta doğrudan siyasi bir analiz yapılmasa da, Hindistan’ın binlerce yıllık spiritüel ve kültürel birikiminin modern dünyaya rehberlik edebileceği fikri işleniyor. Özellikle şu noktalar dikkat çekiyor:

  • Ayurveda, Yoga, Tantra ve Mantra gibi uygulamalar, sadece bireysel huzur değil, toplumsal denge için de evrensel araçlar olarak sunuluyor.
  • Hindistan’ın manevi liderlik potansiyeli, Batı’nın materyalist yaklaşımlarına alternatif bir yaşam biçimi olarak öne çıkarılıyor.
  • Kitap, Hindistan’ı Doğu maneviyatının beşiği olarak tanımlıyor ve bu kültürün dünyaya “mutluluk ve kendini gerçekleştirme” yolunda eşsiz bir katkı sunduğunu vurguluyor.

Bu yaklaşım, Hindistan’ın sadece ekonomik ya da askeri bir güç değil; aynı zamanda ruhsal ve kültürel bir lider olarak yeniden sahneye çıkabileceği fikrini destekliyor. Yazarlar, Hint mistisizmini evrensel bir dil haline getirerek, küresel dönüşümün merkezine yerleştiriyorlar.

Uyanışın Coğrafyası: Hint Yarımadası

Viktor Hugo‘nun XIX. yüzyılda dediği gibi:

“Yeryüzünde zamanı gelmiş bir fikri durdurabilecek hiçbir güç yoktur… Bırakın tüm dünya bunu yükse sesle ve net olarak duysun. Şimdi Hindistan tamamen uyanık…”  — Viktor Hugo

Viktor Hugo‘nun bu alıntısı Hindistan’ın kadim bilgeliğiyle yeniden doğuşuna bağlayarak evrensel bir mesaj haline getiriyor. Ve şimdi, bu fikir kadim topraklardan yükseliyor. Bırakın tüm dünya bunu yüksek sesle ve net olarak duysun: Hindistan tamamen uyanık…

Dünyanın büyük bölümünde hayat, hayatta kalma sınırının biraz üzerindeyken, Hint yarımadasında bilinç çokta uyanmıştı.

Doğu’nun Işığı: Hindistan ve Batı’nın Kadim Buluşması

MÖ 327 yılında Büyük İskender, Pencap bölgesine ulaşarak Hindistan’a adım attığında, bu olay Batı dünyası için büyük bir keşif gibi görünüyordu. Ancak Hindistan ile Batı arasındaki ilişki, çoğu insanın sandığından çok daha eski ve köklüdür. Persler aracılığıyla Hint kültürü zaten Mezopotamya’ya ve Akdeniz’e ulaşmıştı. Vedik düşünce, astronomi, matematik ve felsefe gibi alanlarda Batı’ya ilham vermişti.

İskender’in seferi, yalnızca askeri bir girişim değil; aynı zamanda kültürel bir karşılaşmaydı. Yunan sanatı ile Budist sanatın etkileşimi, Helenistik dönemin ruhunu şekillendirdi. Bu karşılaşma, Doğu’nun bilgeliğinin Batı’ya taşınmasında önemli bir dönüm noktası oldu.

Binlerce yıldır Hindistan, yalnızca bir coğrafya değil; bir ışık kaynağı oldu. Yoga, meditasyon, karma ve dharma gibi kavramlar, bugün bile dünyanın dört bir yanında insanlara rehberlik ediyor. Bu kadim ışık, zamanın ötesinden süzülerek gezegenin ruhuna dokunmaya devam ediyor.

Bugünün Dünyası İçin 5 Öğretmen ve 5 Fikir

Bugün hala geçerli olan bazı öğretmenler ve fikirler arasında kısa bir yolculuk yapacağız:

  1. Yaşayan her şeyin bir ruhu vardır.
    • Doğa ile bağ kurmak, yaşamın kutsallığını fark etmektir.
  2. Ağrı kaçınılmazdır ama acı çekmek tercihe bağlıdır.
    • Bilinçli farkındalıkla acıyı dönüştürmek mümkündür.
  3. Yolu bilirsen hedefi de bilirsin çünkü hedef sonda değildir; her an her adımda hedef oradadır; o şimdinin bilincindedir.
    • Hedef, bir varış noktası değil; her adımda varoluşun kendisidir.
  4. Büyük bir amaç, sıradışı bir projeden ilham aldığınızda tüm düşünceleriniz bağlarını koparır: Zihniniz sınırlarını aşar, bilinciniz her yöne doğru genişler ve kendiniz yeni, harika ve mükemmel bir dünyada bulursunuz. Gizli güçleriniz, yetileriniz ve yetenekleriniz hayat bulur; hayal ettiğinizden çok daha büyük bir insan olduğunuzu keşfedersiniz.
    • Bilinç genişler, potansiyel açığa çıkar, insan kendini aşar.
  5. Efsanevi misk geyiği kendisinden gelen kokunun kaynağını bulmak için dünyayı dolaşır.
    • Aradığımız şey dışarıda değil; içimizde saklıdır.

Bu öğretmenlerin her biri, bugün kişisel gelişimin temeli olan bilinçle ilgili soruları öngördükleri için geleceğe açılan kapıdır.

“Kendine inanmadan Tanrı’ya inanamazsın…” — Usta Swami Vivenkananda

O cümleyi söyleyebilmek için kim bilir kaç gece sessizliğe sığınmış, kaç kez kendi karanlığıyla yüzleşmiştir. Himalayalar’ın dinginliğinde, şehirlerin karmaşasında, öğrencilerle yaptığı sohbetlerde… Her adım, her soru, her suskunluk belki de o cümleyi şekillendirmiştir. Bu tür sözler, yıllarca süren bir arayışın meyvesi gibidir. Basit görünür ama derinliği insanın ruhunda yankı bulur. Tıpkı benim bu cümleyi fark etmem gibi—bir içsel sezgiyle, bir duygusal bağla.

Doğu’nun İki Yüzü: Hint ve Japon Kültürlerinin Ortak Bilgeliği

  1. Her şeyin bir ruhu olduğuna inanmak – Hint kültüründe Atman (ruh) kavramı, Japon kültüründe ise animizm ve Shinto inancı, canlı-cansız her varlığın kutsal bir özü olduğuna işaret eder.
  2. Doğayla derin bağ – Himalayalar’dan Fuji Dağı’na kadar doğa, hem kutsal hem öğretici bir varlık olarak görülür. Tapınaklar genellikle doğayla iç içe konumlandırılır.
  3. Ritüel ve sadelik – Hint kültüründe puja (ibadet), Japon kültüründe çay seremonisi gibi ritüeller, farkındalık ve içsel huzur için bir araçtır. Her ikisi de sadelikte derinliği bulur.
  4. Sessizlik ve içe dönüş – Meditasyon, yoga ve zazen gibi uygulamalar, zihni susturup özle buluşmayı amaçlar. Sessizlik, her iki kültürde de bir bilgelik biçimidir.
  5. Saygı ve tevazu – Yaşlılara, öğretmenlere ve doğaya duyulan saygı, hem Hint hem Japon toplumlarında temel bir erdemdir. Eğilerek selam vermek ya da Namaste demek, bu tevazunun ifadesidir.

Felsefi Yakınlıklar

  • Karma ve etik davranış: Hint felsefesinde karma yasası, Japon kültüründe ise giri (sorumluluk) ve on (minnet) gibi kavramlar, bireyin eylemlerinin toplumsal ve ruhsal etkilerini vurgular.
  • Geçicilik bilinci: Japonya’da mono no aware (şeylerin geçiciliğinin farkındalığı), Hindistan’da ise maya (dünyanın illüzyon olduğu) kavramı, yaşamın geçici doğasına işaret eder.

Bu benzerlikler, iki kültürün de bireyi sadece dışsal başarıya değil, içsel dengeye ve ruhsal gelişime yönlendirdiğini gösteriyor.

Köklere Yolculuk: Hint mi Japon mu Daha Eski?

Hint kültürü, MÖ 2600–1900 yılları arasında gelişen İndus Vadisi Uygarlığı ile başlar. Bu uygarlık, şehir planlaması, kanal sistemleri ve yazılı belgeleriyle oldukça gelişmişti. Ardından gelen Vedik Dönem, Hinduizm’in temellerini atmıştır.

Japon kültürü, Jōmon dönemi ile MÖ 14.000 gibi çok erken bir tarihte başlasa da, bu dönem daha çok avcı-toplayıcı yaşam tarzı ve çömlekçilikle tanımlanır. Yazılı belgeler ve merkezi devlet yapısı Heian Dönemi (MS 794–1185) ile belirginleşmiştir.

Her iki kültür de eşsizdir ve farklı alanlarda insanlık tarihine katkı sunmuştur. Ancak şehirleşme, yazılı kültür ve felsefi sistemler açısından Hint kültürü daha erken gelişmiştir. Japonya ise doğayla uyum, estetik ve ritüel sadelik açısından derinleşmiş bir kültürdür.

Öğretmenler, Akıl Hocaları ve Gurular: “Kutsal Koçum: Kitapların Sessiz Rehberliği”

Evet, hepimiz hayatımızın bir noktasında bir rehbere ihtiyaç duyarız. Ben ona “Kutsal Koçum” diyorum. Her zaman yanımdaydı. Sessizdi ama yol göstericiydi. Onun rehberliğinde, birçok üstbiliş sahibi duayenle tanıştım. Her biri, içimdeki sorulara birer yankı oldu. Kelimelerin ötesinde bir bilgelik taşıyorlardı. Kendi kendine öğrenen kimliğimle, bu eserlerden çok şey öğrendim.

Kısacası, öğrendiğim her şeyi kitaplara borçluyum… Onlar benim öğretmenim, yol arkadaşım, aynamdı. Her sayfa, bir adım daha yaklaştırdı beni kendime. Ve şimdi biliyorum ki, en kutsal rehberlik, insanın kendi iç sesinden gelir—ama o sesin yankısı kitaplarda saklıdır.

Kendimizi beslerken, aslında bizi besleyen şeyin Dünya’dan ve evrenden gelen enerji olduğunu fark etmeliyiz. Bu, Tanrı’nın bir armağanıdır. Peki, “şimdiki an”da yaşayan biri neden bu armağanları kabul etmesin ki?

Bilinçli ve sağlıklı beslenmek, bize enerji verirken fiziksel ve zihinsel esenlik sağlayarak mutluluğa giden yolun önemli bir parçasını oluşturur.

Namaste, Mutluluğa Kendini Gerçekleştirmeye ve Başarıya Giden Yol, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Namaste: Mutluluğa Kendini Gerçekleştirmeye ve Başarıya Giden Yol günümüz dünyasında adeta bir manevi pusula niteliğinde. Héctor García ve Francesc Miralles’in bu eseri, modern yaşamın hızına, stresine ve yönsüzlüğüne karşı Hindistan’ın kadim bilgeliğinden ilham alarak bir içsel yol haritası sunuyor.

Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?

  • Ruhsal merkezlenme ihtiyacına yanıt: Günümüz insanı, dışsal başarıyı ararken içsel huzuru kaybedebiliyor. Kitap, başarıyı sadece dışsal değil, ruhsal bir bütünlükle tanımlıyor.
  • Stres ve kaygıya karşı kadim teknikler: Nefes çalışmaları, mantralar, meditasyonlar ve Ayurveda gibi uygulamalarla zihinsel dinginlik sağlıyor.
  • Doğu maneviyatına açılan bir kapı: Batı’nın bireysel gelişim arayışını, Hindistan’ın binlerce yıllık kültürel mirasıyla buluşturuyor.
  • Kendini gerçekleştirme yolculuğuna rehberlik: Kitap, potansiyelini keşfetmek isteyen okura hem pratik hem felsefi bir yön sunuyor.
  • “Namaste” kavramının içsel anlamı: Sadece bir selamlaşma değil, kişinin içindeki kutsallığı tanıma ve selamlama pratiği olarak ele alınıyor.

“Namaste, içimizdeki kutsallığı selamlamaktır. Bu selam, hem kendimize hem hayata duyduğumuz saygının ifadesidir.” — Namaste

Bu eser, yalnızca kişisel gelişim değil; manevi uyanış için de bir çağrı niteliğinde.

Héctor García — Sessizliğin Kodlarını Çözen Yazar

1981 yılında İspanya’nın Akdeniz kıyısındaki Calpe kasabasında doğan Héctor García, bir bilgisayar mühendisi olarak başladığı kariyerini Japonya’da ruhsal bir keşfe dönüştürdü. 2004 yılında Tokyo’ya yerleşerek hem teknoloji dünyasında çalıştı hem de Japon kültürüne dair gözlemlerini blogunda paylaşmaya başladı. Bu blog, zamanla milyonlara ulaşan bir içsel yolculuğa dönüştü.

García’nın yazıları, Japonların uzun ve mutlu yaşam sırlarını anlatan Ikigai kitabıyla uluslararası çapta ses getirdi. Ardından gelen Ichigo Ichie ile, anın kutsallığını ve farkındalık pratiğini evrensel bir dile dönüştürdü. Yazılarında hem Zen sadeliği hem de Batı analitiği bir arada bulunur. Japonya’nın kadim öğretilerini modern yaşamla buluşturan bir köprü gibidir.

“Her an bir daha yaşanmayacak. O hâlde onu kutsal bir karşılaşma gibi yaşa.” — Héctor García

Héctor García & Francesc Miralles — Japon Felsefesinin İki Batılı Yolcusu

İspanyol kökenli bu iki yazar, farklı disiplinlerden gelip Japon yaşam sanatlarında birleşmiş iki ruhsal gezgin gibi. García, teknoloji dünyasında kariyerine başladığı Japonya’da felsefi derinliği keşfederken; Miralles, Avrupa edebiyatının içsel sorgulayıcı tınısını Doğu bilgeliğiyle harmanladı.

Birlikte kaleme aldıkları eserler:

  • Ikigai: Yaşam amacının peşine düşenlere bir pusula.
  • Ikigai Uygulama Rehberi: Bu felsefeyi gündelik hayata taşıyan pratik adımlar.
  • Shinrin Yoku: Doğayla kurulan içsel bağın nefesini taşıyan orman banyosu anlatısı.
  • Ichigo Ichie: Anın kutsallığına bir davet, farkındalıkla yaşamanın Japon sanatı.

Bu eserler, Batı’nın arayışını Doğu’nun kadim sadeliğiyle buluşturarak, küresel okura yeni bir yaşam felsefesi sundu.

“Biz bu kitapları sadece bilgi vermek için değil; okurun içsel yolculuğuna sessizce eşlik etmek için yazdık.” — García & Miralles

Francesc Miralles — Kelimelerle Meditasyon Yapan Ruh

1968 yılında Barselona’da doğan Francesc Miralles, Alman Dili ve Edebiyatı mezunu bir yazar, müzisyen ve çevirmen. Gençlik yıllarında Franz Kafka ve Hermann Hesse’ye duyduğu hayranlık, onu edebiyatın derinliklerine çekti. Yayınevlerinde editörlük yaptıktan sonra roman yazmaya başladı ve kısa sürede çok satanlar listelerine girdi.

Miralles’in kalemi, hem melankolik hem aydınlatıcı bir tını taşır. Kişisel gelişim, spiritüel rehberlik ve içsel dönüşüm temalarında yazdığı eserler, okura hem bilgi hem sezgi sunar. Ikigai, Wabi Sabi, Shinrin Yoku ve Ichigo Ichie gibi kitaplarıyla Japon felsefesini Batı’ya taşıyan en etkili seslerden biri oldu.

“Hayat, kaçırdığımız anların toplamı mı, yoksa gerçekten yaşadığımız anların bir bütünü mü?” — Francesc Miralles

Bu iki yazar, birlikte yazdıkları eserlerde doğu bilgeliğiyle batı sezgisini harmanlayarak, okura hem zihinsel hem ruhsal bir yolculuk sunuyor.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin