“Güzellik, hakikat ve iyi yaşam deneyimleri de genellikle zamansal kapsamda daha sınırlı olsa bile, dünyaya bağlanmanın çeşitli yollarındandır.”
— Todd May
Merhaba,
Öyle ya da böyle, ahlaki akıl yürütmenin ölümsüz varlıklar üzerindeki teorik etkisine dair felsefi bir metin yazan kimse var mıydı? Olumlu cevap pek olası görünmüyordu. Ama görünüşe göre biri yazmıştı: Todd May adında bir filozof. Bu konuda kapsamlı bir kitap yazmıştı.
Kitabın adı oldukça yalındı: Ölüm. Kitabı okumak beni Todd’la doğrudan konuşmaya yöneltti…
Todd May’in “Ölüm” adlı kitabı, insanlığın varoluşunu sorgulayan en radikal felsefi eşiklerden biridir. Bu metin, yalnızca ölümün bireysel anlamını değil—insan türünün devam edip etmemesi gerektiği sorusunu da gündeme getirir. May, bu soruyu ne kasvetle ne kolaycılıkla ele alır; onun yaklaşımı, ahlaki akıl yürütmenin sınırlarını ve ölümlülüğün etik yükünü açığa çıkarır.
“Biz yani, varolmalı mıyız?” sorusundan daha büyük pek fazla soru yoktur. “Evet, varolmalıyız.” cevabını vermek kolaycılık gibi görünüyor ve gezegen üzerindeki inkar edilemez korkunç etkimizi görmezden geliyor. “Hayır, varolmamalıyız” cevabı ise biraz kasvetli, Cevap ne olursa olsun, yanlış ellerde böyle bir soruyu sadece düşünmek bile tatsız olabilir. — Michael Schur
Varolma/ma/nın Felsefesi, günümüzde insanlığın kendi varlığını sorgulaması için bir felsefi eşik sunar. İklim krizinden hayvan haklarına, yapay zekâdan anlam arayışına kadar, çağımızın en yakıcı sorularını tek bir masada buluşturur: İnsanlığın devamı gerçekten gerekli mi, yoksa dünyayı yoksullaştırıyor muyuz?
En büyük soruları sorun. Yanıtları ortaya çıkarın. Bunu sıcak, düşünceli ve insani bir şekilde yapın. Filozofun işi budur… Todd May kitap boyunca bizlere felsefi danışmanlık yapıyor..
Varolma/ma/nın Felsefesi” Kitabının Dört Ana Bölümü
Kitabın dört ana bölümü şu temalar etrafında şekillenir:
1. Rahatsız Edici Bir Soru
İklim krizi. Nükleer silahlar. Bunu yapan biziz. İnsanlığın ta kendisi. Başka bir tür bize karşı ayaklanıp gezegeni yok etmemizi emretmedi. Bütün bunları biz yaptık. Orta da koca bir suç var, suçlu da biziz.
Eğer gezegendeki hayvanlar, çevrelerinin yok oluşundan ve nükleer bir yıkım ihtimalinden endişe duyarak bizi yargılamak için bir kongre düzenleyebilselerdi, takdir edersiniz ki durumumuz pek de iyi olmazdı. Muhtemelen bir çoğuna reva gördüğümüz yok oluşa onlar da bizi mahkum ederlerdi.
Trajik özdeşlik: Kral Lear ya da Oidipus gibi biz de kendi sonumuzun nedeni olacağız.
İnsan varoluşunun en uç noktasında, kim ve nerede olduğumuz ve nereye doğru gidebilip ya da gidemeyeceğimiz -ya da gitmemiz gerekip gerekmediği- hakkındaki düşüncelerimizi aydınlatabilecek bir dizi soruşturma.
Büyük Ahlaki Soru : Zaten soyumuz tükenecekse, neden yok olup olmayacağımız sorusuyla ilgilenelim? Bu soruyu neden gündeme getirelim?
Bu ifade, gelecekteki kaçınılmaz sona işaret eder. Ama May burada soruyu şimdi sormanın gerekliliğini vurgular.
Yok olmamızın daha iyi olacağını düşünmek için en azından bir neden bile varsa, bunu hafifletmek için bir şey olabilir mi? Bu cümle, insanlığın gezegene verdiği zararlar bağlamında bir etik muhasebe çağrısıdır. Bir tek neden bile varsa, bu düşünceyi hafife alamayız.
Gezegendeki süregiden varoluşumuzu gerekçelendirmek için daha fazlasını yapabilir miyiz? Bu, kitabın ilerleyen bölümlerine geçiştir: Yalnızca “devam etmeli miyiz?” değil—“nasıl devam etmeliyiz?” sorusu burada doğar.
Bu sorunun ağırlığı, ahlak felsefesinin en temel teorilerinden biri olan faydacılıkla birlikte yeniden düşünülmelidir.
Faydacılık, insanlığın süregiden varlığını toplam iyilik ya da yüksek değerler üzerinden gerekçelendirmeye çalışır. Faydacılık, on sekizinci yüzyıl düşünürü Jeremy Bentham‘ın felsefi çalışmalarından kaynaklanır ve on dokuzuncu yüzyılda John Stuart Mill tarafından takip edilmiştir.
- Jeremy Bentham’ın fikri, ahlaki açıdan doğru olan eylemin en fazla hazza neden olan eylem olduğu yönündeydi. Bentham‘a göre yegane refah hazdı ve bir yaşamın tüm iyi veçheleri bu ölçekle açıklanabilirdi.
- John Stuart Mill, mühim olanın acı ve haz olduğu fikrinde Bentham‘a katılsa da ayrıcalığı insana ve hatta insanın bir alt kümesine geri döndüren bir ayrıntı eklemiştir. Mill daha yüksek ve daha düşük olmak üzere iki tür haz olduğu kanaatindeydi.
Bu sorunun ağırlığı yalnızca var olup olmamaya değil, nasıl var olacağımıza da uzanıyor; işte şimdi ikinci bölümde bu yolculuğun kapısını aralıyoruz.
2. İnsanlığın Nesi Bu Kadar İyi?
Büyük Soru: İnsanlığın devamı gerçekten gerekli mi, eğer kendi armağanını bile fark etmiyorsa?
May, bu soruyu yanıtlamak için mutluluğu bir ölçüt olarak ele alıyor. Eğer insanlık dünyaya daha çok acı bırakıyorsa, varlığımızın gerekçesi zayıflıyor.
David Benatar’a göre: Istırap çekmenin kaçınılmazlığı, eğer öleceğimiz olgusundan başka bir nedenden kaynaklanmıyorsa, varoluşumuz sırasında yaşadığımız her türlü hazzı veya mutluluğu geçersiz kılar.
Benatar’a şunu sorabiliriz: “Eğer ıstırap ve ölümün kaçınılmazlığı yaşamı değersiz kılıyorsa, o zaman neden çoğu insan yaşamlarına bu denli bağlı?”
Benatar’a göre bu durum psikolojik ilkeyle ilgilidir.
- Pollyanna İlkesi→ insanların kendi yaşamlarının niteliği konusunda, hak ettiğinden çok daha iyimser oldukları düşüncesi. Olumlu deneyimleri olumsuz olanlardan daha fazla hatırlarız, geleceğin muhtemelen olacağından daha iyi olacağını düşünürüz.
- Uyarlanabilir tercihler→ insanların tercihlerini içinde bulundukları koşullara göre düzenledikleri duruma da işaret etmektedir.
Bir İyilik Türü olarak “Anlamlılık” : May, anlamlılığı, evrende bizim keşfetmemizi bekleyen kozmik bir “yaşamın anlamı” fikrine ihtiyaç duyulmayan bir deneyim olarak yorumluyor. Bu, mutluluğu yalnızca haz–acı dengesiyle değil, yaşantının anlam üretme kapasitesiyle ilişkilendiriyor.
Dünyaya Mutluluk Tohumları Ekmek çoğumuz için mutsuzluk veya ıstırap üzerinde bir haz ya da mutluluk dengesi olduğunu varsayabiliriz. Bu, çoğu yaşamın genel olarak dünyaya bir ölçüde mutluluk ektiği anlamında gelir.
Büyük Soru: Dünyaya mutluluk tohumları ekmek dünyayı gerçekten daha iyi hale getirir mi?
Dünyayı daha iyi yapan şey sadece toplam mutluluk miktarı değil, onun pay edilme şekildir…
- Adalet boyutu → Eğer mutluluk sadece belli bir azınlığın elindeyse, toplam miktar artsa bile dünya daha iyi olmaz. Mutluluk, eşitlik ve adaletle paylaşıldığında gerçek değer kazanır.
- Dayanışma boyutu → Paylaşılan mutluluk, bireysel bir hazdan kolektif bir iyileşmeye dönüşür. Bu, insanlığın varoluşunu haklı çıkarabilecek en güçlü gerekçelerden biridir.
- Anlam boyutu → Todd May’in “anlamlılık” vurgusu burada yankılanıyor: mutluluk, başkalarıyla paylaşıldığında anlam kazanır. Tek başına haz, geçici ve yüzeysel kalır.
Todd May, mutluluk tartışmasını insanlığın yok olup olmaması sorusuna şöyle bağlıyor: “Eğer insanlık, dünyaya yalnızca acı bırakıyorsa, yok oluş daha anlamlı görünebilir.” Ama eğer insanlık, mutluluk ve anlam tohumlarını adilce paylaşıyorsa, o zaman varlığımızın sürmesi için güçlü bir gerekçe vardır.
- Kant’a göre : insanlar ekonomiye özgü değerler sistemi içinde özgül bir değere sahip değildir. Daha açığı, insanın değeri teraziye vurulamaz. Örnek: söz gelimi iki ya da üç kişinin yaşamını kurtarmak için bir insanın yaşamını feda edemezsiniz.
May’in vurgusu: İnsanlığın varoluşunu değerlendirirken yalnızca mutluluk ya da acı üzerinden değil, aynı zamanda ahlaki akla sahip varlıkların varlığı üzerinden düşünmek gerekir.
- Yapay Zeka çağında→ May, ahlaki akla sahip başka varlıkların ortaya çıkmasının artık yalnızca bir felsefi ihtimal değil, somut bir olasılık olduğunu söylüyor. Bu, insanlığın “tek etik özne” olma ayrıcalığını sorguluyor.
- Kant’ın katkısı→ Kant, insanı “amaçların krallığı” içinde koşulsuz değer taşıyan bir varlık olarak görürken, aynı zamanda başka akıllı varlıkların da olabileceğini kabul etmişti. Yani insan, evrendeki tek ahlaki özne olmak zorunda değil.
- May’in sorusuna dönüş→ “İnsanlığın devamı gerçekten gerekli mi?” sorusu, burada yeni bir boyut kazanıyor: İnsanlığın devamı, yalnızca kendi mutluluğu için değil, başka ahlaki varlıklarla birlikte nasıl bir dünya kuracağı için de önemlidir.
Araçsal ve Araçsal Olmayan (İçsel) Değer
- Araçsal değer→ Bir şeyin değerli olması, başka bir şeye hizmet etmesinden kaynaklanır. Örneğin para → tek başına değerli değildir, ama ihtiyaçlarımızı karşılamaya yaradığı için değerlidir.
- Araçsal olmayan (içsel) değer→Bir şeyin değerli olması, kendisi için değerli olmasından gelir. Örneğin Kant’a göre insan → hiçbir şeye araç olmadığı halde, sırf insan olduğu için koşulsuz değere sahiptir.
İyi ile İşe Yarar Arasındaki Fark
- İşe yarar (yararlılık)→ Bir şeyin pratik bir amaca hizmet etmesi. Örneğin bir bıçak → kesmek için işe yarar.
- İyi→ Daha geniş ve etik bir kategori. Bir şey, yalnızca işe yaradığı için değil, kendinde değerli olduğu için “iyi” olabilir. Örneğin dostluk → pratik bir yarar sağlamasa da “iyi”dir.
Kant’a göre insan, yalnızca “işe yaradığı” için değerli değildir. İnsan, kendinde bir amaçtır; yani değeri ölçülemez, teraziye vurulamaz. Bu yüzden bir insanı, başka insanların mutluluğu için araçsallaştırmak (örneğin birini feda edip çoğunu kurtarmak) etik değildir.
May’in Görüşü
- İnsanlığın yok oluşu→ Eğer insanlar var olmayacak olursa, güzellik, hakikat ve iyi yaşam gibi deneyimlerin de “esamesi okunmayacaktır.” Çünkü bu değerler yalnızca bilinçli varlıklar tarafından deneyimlenebilir.
- Yapay zekâ meselesi→May, bu tür deneyimlerin bir yapay zekâ programında kopyalanmasının çok daha zor olduğunu vurguluyor. Yani teknik simülasyon, gerçek deneyimin yerini tutamaz.
- Trajik kayıp→ İnsanlığın yok olması, yalnızca biyolojik bir son değil; aynı zamanda dünyadan güzellik, hakikat ve iyiliği deneyimleme olanağının silinmesi anlamına gelir. Bu, dünyanın “önemli ölçüde yoksullaşması”dır.
Güzellik, hakikat ve iyi yaşam deneyimleri de genellikle zamansal kapsamda daha sınırlı olsa bile, dünyaya bağlanmanın çeşitli yollarındandır.
İnsanlığın değerini yalnızca mutluluk ve acı üzerinden değil, paylaşılan anlam ve ahlaki özne oluşumuz üzerinden düşündüğümüzde, soru artık değişir: varlığımız sürmeli mi, yoksa nasıl sürmeli?
3. Madolyanın Öbür Yüzü
Her yıl milyonlarca hayvan korkunç koşullarda yetiştirilmekte, kısa ve sefil yaşamlar sürmekte ve çoğu zaman acı verici ve hatta zalimce şekillerde katledilmektedir.
Büyük Soru: Endüstriyel çiftliklerde hayvanların çektiği ıstırabın ayrıntıları üzerinde neden bu kadar duruluyor?
May’in Görüşü
- İnsanların mevcut durumda diğer duyarlı varlıklara çektirdikleri ıstıraplar yoluyla yarattıkları negatif değer de çetelesini tutmamız onu gelecek koşullardan soyutlamamız gerekir. Kötü olan şu ki, haddinden fazla negatif değer yaratıyoruz.
- Dünyaya kazandırdığımız mutluluğa karşı ürettiğimiz mutsuzluk; hakikat, güzellik ve iyi yaşam deneyimlerine karşı yarattığımız sefalet ve ekosistemler için oluşturduğumuz tehdit.
İnsani ve Hayvani Mutluluğun Karşılaştırılması Hakkında Bir Soru: İnsanı kurtarmak ve köpeğin kurban edilmesine seyirci kalmak için iyi bir neden ne olabilir?
- Kara hayvanları→ FAO verilerine göre her yıl yaklaşık 56 milyar tavuk, inek, koyun, keçi ve domuz kesiliyor.
- Deniz ürünleri→ Balık, midye ve diğer deniz canlıları dahil edildiğinde sayı 150 milyarı aşıyor.
- Günlük kesim→ Ortalama olarak her gün 221 milyon 600 bin hayvan yemek için öldürülüyor. Bu rakama balıklar dahil değil.
May’in Görüşü: İnsanlığın varoluşunu gerekçelendirmek için yalnızca insanı değil, diğer duyarlı varlıkları da hesaba katmak gerekir. Bu rakamlar, insanlığın yalnızca mutluluk ve anlam üretmediğini, aynı zamanda muazzam bir negatif değer de yarattığını gösteriyor.
İnsanlığın varoluşunu gerekçelendirmek için yalnızca kendi mutluluğuna değil, başka duyarlı varlıkların acısına da bakmak gerekiyor.
“Madolyanın öbür yüzü” tam da burada beliriyor. İnsanlığın armağanı yalnızca güzellik değil, aynı zamanda büyük bir ıstırap bilançosu.
Büyük Soru: Bir insanın varoluşu olağanüstü acılar pahasına sürdürülmektedir. Dünyaya yeni bir insan getirmek tüm bu ıstıraba değer mi?
Yeni bir insanı dünyaya getirmek, kaçınılmaz olarak acıyı da davet eder. Ama aynı zamanda güzellik, hakikat ve iyiliğin deneyimlenme olasılığını da açar. Bu yüzden soru, “acıya değer mi?” den çok, “acıya rağmen anlam mümkün mü?” ye dönüşür.
Ormansızlaşma: Tarım ve otlak alanlar genişletilirken, insanlık gezegenin büyük bir bölümünü ormansızlaştırmıştır.
- Mevcut hayvanlar→ Ormansızlaşma, bazı türlerin hemen yok olmasına yol açar. Ama çoğu zaman, hayatta kalanlar kısa vadede yeni koşullara uyum sağlamaya çalışır.
- Gelecekteki hayvanlar→ Asıl kayıp, henüz doğmamış olanların yaşayabileceği habitatların ortadan kalkmasıdır. Yani ormansızlaşma, yalnızca bugünü değil, gelecekteki yaşam ihtimallerini de siler.
Büyük soru: Doğa hayvanlara insanlardan daha kötü davranıyor mu?
Filozoflar Kyle Johannsen ve Catia Faria Animal Ethics in the Wild: Wild Animal Suffering and Intervention in Nature yazdığı eserde pek çok hayvanın, hatta pek çok duyarlı hayvanın bile kısa ve acı dolu yaşamları olduğuna işaret etmektedir. Hem yetişkinlerin hem de genç yavruların karşılaştığı av olma, hastalık, fiziksel yaralanma, yiyecek eksikliği ve benzeri zorlukları detaylandırmanın yanı sıra k-stratejileri ve r-stratejileri olarak adlandırılan üreme stratejileri arasında ayrım yapmaktadırlar.
- K-stratejileri → az sayıda yavruya sahip olmayı ve her birine özenle bakmayı içerir.
- R-stratejileri → yalnızca birkaçının yaşama olasılığı olan çok sayıda yavruya sahip olmayı içerir. Yaşamayanlar ise kısa ve acı dolu bir yaşam sürmekte ve açlık ya da avlanma nedeniyle ölmektedir.
Johannsen ve Faria, vahşi doğadaki toplam ıstırabın, vahşi doğadaki yaşamın toplam değerliliğinden daha fazla olduğunu savunur. Bu yüzden de vahşi doğadaki olaylara hayvanlar adına müdahale etmemiz gerektiğine inanırlar. Bunu steroidler üzerinde bir yöneticilik olarak düşünün.
May’in görüşü : Doğada bizim ellerimizle ıstırap çekenlerden çok daha fazla sayıda hayvan olduğu için, insan kaynaklı toplam ıstırabın doğadaki ıstırap karşısında cüce gibi kaldığı.
Toplam acının büyüklüğü ne olursa olsun, deontolojik bakış bize şunu hatırlatır: hak ihlali, sırf sonuçlarla ölçülemez; insanın ödevi, acıyı araçsallaştırmamaktır.
May, acının büyüklüğünü karşılaştırıyor ama sebeplerini açmıyor; oysa deontolojik bakış bize şunu hatırlatır: acının kaynağı, onun etik yükünü belirler.
May’in yaklaşımı: O, genellikle ikilemleri (örneğin sanat eserini mi, masum çocuğu mu kurtarmalıyız?) ortaya koyarken sonuçların büyüklüğünü tartışıyor. Yani hangi seçimin daha fazla değer veya daha az zarar üreteceğini karşılaştırıyor. Ancak benim fark ettiğim şey, “masum çocuğu neden ve hangi durumdan kurtarmalıyız?” gibi sebep ve bağlam açıklamasına girmiyor. Bu, onun tartışmasını daha çok sonuç odaklı hale getiriyor.
Faydacılık (utilitarizm): Bu etik yaklaşım tam da böyle çalışır. Bir eylemin doğruluğu, sonuçta ortaya çıkan toplam fayda veya zarar üzerinden ölçülür. Çocuğu kurtarmak, daha fazla mutluluk veya daha az acı üretiyorsa, faydacı bakış açısından doğru seçimdir. Sanat eserini kurtarmak ise daha az fayda sağlıyorsa yanlış seçimdir.
Deontoloji farkı: Deontolojik bakış, çocuğu kurtarmayı sonuçtan bağımsız olarak bir ödev olarak görür. “Çocuğu kurtarmak gerekir çünkü o bir insan ve hakları vardır.” Bu durumda neden ve bağlam açıklaması önemlidir.
May’in bu tür ikilemleri sonuçların karşılaştırması üzerinden tartışması, onu faydacılığa yakınlaştırıyor. Ama May’i doğrudan “faydacı” diye etiketlemek eksik olur. Çünkü bazı metinlerinde, özellikle insanlığın varoluşunu tartışırken, deontolojik ödevler ve “ahlaki özne olma” ayrıcalığını da gündeme getiriyor. Yani May, faydacılıkla deontoloji arasında bir gerilim hattında duruyor.
Kant ve Velleman’ın sevgi anlayışları, insanlığın varoluşunu yalnızca mutluluk–acı dengesiyle değil, ahlaki özne olma ve başkasını amaç olarak görme üzerinden gerekçelendirmeye imkân tanıyor; Helm’in sevgi anlayışı ise bu gerekçeyi bireyin kimliğini ve değerler sistemini şekillendiren bağlanma biçimleriyle derinleştiriyor. May’in bakış açısıyla bu sevgi, yalnızca insanlar arasında değil, hayvanlarla kurulan ilişkilerde de geçerlidir; çünkü onların acısını görmezden gelmek, sevginin ahlaki ve kimliksel bağını koparmaktır.
Sevgi, insanı amaç olarak görmenin ötesinde, hayvanların acısını da tanımakla tamamlanır.
Madolyanın öbür yüzü, acının içinden anlam filizlenebilir mi sorusunu açarken; May’in uyarısı, nüfusun değil zihniyetin dönüşmesi gerektiğini hatırlatıyor. Böylece soru yalnızca varlığın gerekçesi değil, nasıl bir yaşam sürdürmemiz gerektiğine dönüşüyor.
May’in Huxley benzeri listesi, nüfusun yalnızca sayı değil, eğitim, sağlık ve eşitlik gibi koşullarla dengelenmesi gerektiğini hatırlatıyor; böylece varoluş sorusu toplumsal bir ödev haline geliyor.
4. Bu Yolun Sonu Nereye Çıkıyor?
Üç eşikten geçtik; şimdi soru değişiyor: varlığımız sürmeli mi değil, nasıl sürmeli?
Büyük soru: Yok mu olmalıyız? Önceki bölümlerin dönemeçlerini takip ettikten sonra, hangi yöne döneceğimize karar vermek zor. Ancak bu bile başlı başına rahatsız edici olmalıdır. Ne gibi dersler çıkarabileceğimizi kendimize sorabiliriz.
Varlığımız sürmeli mi değil, nasıl sürmeli? Bu sorunun ağırlığı, yalnızca nüfusun büyüklüğünde değil, refahın paylaşımında yatıyor. Peter Singer’in 1972 tarihli ‘Kıtlık, Refah ve Ahlak’ makalesi, fazlalıklarımızı acıyı azaltmak için kullanmadığımızda ahlaki yükümlülüğü ihlal ettiğimizi hatırlatır. William MacAskill’in etkili özgecilik teoremi bu damarı pratikleştirir: kaynaklarımızı en fazla iyilik yaratacak şekilde yönlendirmek. Böylece insanlığın devamı, sayıdan çok zihniyetin ve paylaşımın biçimine bağlı hale gelir.
May’in iddiası geleceğin nüfus ağırlığını işaret ederken, Etkili Özgecilik hareketi bu tespiti etik bir ödeve dönüştürür: gelecekteki milyarlarca yaşamı bugünkü kararlarımızda hesaba katmak. Filozof Kieran Setiya ise bugünün yaşamını göz ardı etmememiz gerektiğini hatırlatarak tartışmayı dengeye kavuşturur.
Sahici bir uzun vadeci, politikaların ötesinde iki soruya yönelir: İnsanlık için uzun vadeli bir varoluş olmalı mı, ve eğer evet ise, bu varoluş neye benzemeli? Bu sorular, geleceğin yükünü ve bugünün değerini aynı anda tartışmaya çağırır.
Yazarın Notu:
Todd May, ölümsüzlük üzerine ahlaki akıl yürütmenin etkilerini tartışan nadir filozoflardan biridir. Onun Ölüm kitabı, bu metnin sorularıyla aynı yankıyı taşır: varoluşun biçimi, ölümün ve ölümsüzlüğün gölgesinde düşünülmelidir.
Varolma/ma/nın Felsefesi, varoluşun gerekçesini ararken üç eşiği açtı: mutluluk ve anlam, acı ve sevgi, gelecek ve şimdi. Todd May’in soruları, Singer’in çağrısı, MacAskill’in teoremi, Setiya’nın dengesi ve Reeves’in ekolojik uyarılarıyla yol aldım. Kitabı okurken Reeves’in ekolojik uyarılarını düşündüm; çünkü May’in etik sorularıyla birleşiyorlar. İnsanlığın yükü yalnızca kendine değil, gezegene de dairdir.
Bu kitap, insanlığın yükünü yalnızca sayı değil, zihniyet; yalnızca gelecek değil, şimdi; yalnızca insanlar değil, hayvanlar ve doğa üzerinden tartıştı. Sorular bitmedi, ama her soru bir eşik oldu…
Bu kitap içeriğini yazarken zihnim yoruldu; bu yorgunluk, düşüncenin sınırlarını zorladığımın işaretiydi. Her eşik bir bedel talep eder, ama aynı zamanda yeni bir açılımın habercisidir.
May’in yaptığı gibi, farklı filozofların seslerini aynı masada buluşturmayı denedim. Bu buluşma için May’e teşekkür borçluyuz. Ayrıca kitap içeriğini yazarken yalnızca soruları değil, kendimi de gözlemledim; nerede durduğumu görmek, yolun en sahici armağanı oldu.
Türk kahvem eşliğinde, May’in bir başka eseri Anlamlı Bir Yaşam’ın izini sürmek için yürüyüşe devam ediyorum.
Varolma/ma/nın Felsefesi, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Todd May’in Varolma/ma/nın Felsefesi günümüzde özellikle iklim krizi, kitlesel hayvan sömürüsü ve yapay zekâ çağında insanlığın rolünü sorgulayan tartışmalar için önemlidir. Kitap, insanlığın varoluşunu yalnızca mutluluk üzerinden değil, aynı zamanda yarattığı acı ve anlam üretme kapasitesi üzerinden tartarak, bugünün etik ve ekolojik krizlerine doğrudan dokunur.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- İklim Krizi ve Ormansızlaşma May’in sorusu —“İnsanlığın devamı gerçekten gerekli mi?”— günümüzde iklim felaketleri, ormansızlaşma ve türlerin yok oluşu bağlamında daha da yakıcı hale geliyor. İnsanlığın varlığı, yalnızca kendi mutluluğu değil, gezegenin geleceği açısından da tartışmalı.
- Hayvan Hakları ve Endüstriyel Çiftlikler Kitap, insanlığın yarattığı “negatif değer”e dikkat çekiyor. Bugün her yıl milyarlarca hayvanın endüstriyel çiftliklerde acı çekmesi, bu negatif değerin en görünür yüzü. May’in yaklaşımı, yalnızca insan mutluluğunu değil, diğer duyarlı varlıkların acısını da hesaba katmamız gerektiğini hatırlatıyor.
- Yapay Zekâ ve Yeni Özneler İnsanlığın tek etik özne olma ayrıcalığı, yapay zekâ ve gelişmiş teknolojilerle sorgulanıyor. May’in tartışması, gelecekte “iyi yaşam” deneyimini yalnızca insanlara mı, yoksa başka varlıklara da açmamız gerektiğini düşündürüyor.
- Mutluluk ve Anlamlılık Ayrımı Günümüzün tüketim kültürü mutluluğu çoğu zaman “işe yarar” ve “haz” ile özdeşleştiriyor. May ise mutluluğun ancak anlamla birleştiğinde insanlığın varoluşunu gerekçelendirebileceğini savunuyor. Bu, modern yaşamın yüzeyselliğine karşı güçlü bir felsefi uyarı.
Felsefi Katkısı
- Benatar’a karşı: Yaşamın acıdan ibaret olduğu görüşüne karşı, May güzellik, hakikat ve anlam deneyimlerinin dünyayı zenginleştirdiğini savunur.
- Kant’la bağ: İnsan yalnızca “işe yarar” bir varlık değil, kendinde bir amaçtır. Bu, günümüzde insanın ve doğanın araçsallaştırılmasına karşı bir etik hatırlatma.
- Negatif değer muhasebesi: İnsanlığın devamını savunmak için yalnızca olumlu değerleri değil, yarattığımız acıları da hesaba katmamız gerektiğini vurgular.
Todd May
Todd Gifford May, çağdaş felsefenin en içten ve erişilebilir seslerinden biri. Onun düşünsel üretimi, yalnızca akademik çevrelerde değil, aynı zamanda popüler kültürde de yankı buldu. Ölüm: Felsefi Bir Deneme gibi eserleriyle, insanın en temel korkularından biri olan ölüm üzerine cesurca düşünmemizi sağladı.
Erken Yaşam ve Eğitim: 1955 yılında New York’ta doğan Todd May, erken yaşlardan itibaren sorgulayıcı bir zihne sahipti. Penn State Üniversitesi’nde felsefe doktorasını tamamladıktan sonra, akademik kariyerine adım attı. Ancak onun felsefesi, yalnızca kürsülerde değil, sokakta, dizilerde ve hapishane sınıflarında da yankı buldu.
Düşünsel Yolculuk: May’in felsefesi, postyapısalcı anarşizmden varoluşçuluğa, etik ve siyaset felsefesine kadar geniş bir yelpazeye yayılır. Michel Foucault, Gilles Deleuze ve Jacques Rancière gibi düşünürlerden etkilenmiş; ancak onların karmaşık fikirlerini sadeleştirerek daha geniş kitlelere ulaştırmayı başarmıştır.
Özellikle Ölüm: Felsefi Bir Deneme adlı kitabında, ölümün yaşamı nasıl şekillendirdiğini, onunla yüzleşmenin yaşamı nasıl daha anlamlı kıldığını derinlikli ama anlaşılır bir dille anlatır.
Popüler Kültürdeki Yeri: May’in felsefesi yalnızca kitaplarda kalmadı. NBC’nin sevilen dizisi The Good Place’in felsefi danışmanı olarak, etik ve ölüm temalarını milyonlarca izleyiciye ulaştırdı. Dizideki karakterlerin ahlaki seçimleri, doğrudan May’in düşüncelerinden ilham aldı.
Toplumsal Katkı: Todd May, felsefeyi yalnızca akademik bir uğraş olarak görmez. Hapishanelerde felsefe dersleri vererek, düşünmenin özgürleştirici gücünü en karanlık yerlerde bile yaymaya çalışır. Bu yönüyle, felsefeyi bir yaşam pratiği haline getirmiştir.
Yaşamın Anlamı Üzerine: May’e göre yaşamın anlamı, büyük ideallerde değil, küçük ama anlamlı eylemlerde gizlidir. Ölümün farkındalığı, yaşamı daha dolu yaşamak için bir davettir. Onun felsefesi, trajik olanla umut vereni bir arada tutar.
Todd May’in Seçkin Eserleri: Todd May’in eserleri, çağdaş felsefenin en insani ve erişilebilir örnekleri arasında yer alır. Hem akademik hem de gündelik yaşamın içinden gelen soruları ele alarak, okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya davet eder.
- Ölüm: Felsefi Bir Deneme: Ölümün yaşam üzerindeki etkisi, ölümlülüğün anlamı ve yaşamın trajik doğası.
- Anlamlı Bir Yaşam (A Significant Life): Yaşamın anlamı nedir, bireyin özgünlüğü ve etik sorumlulukları.
- Kırılgan Bir Yaşam (A Fragile Life): İncinebilirlik, acı ve insan olmanın kırılgan doğası.
- Makul Bir Yaşam (A Decent Life): Günlük yaşamda etik kararlar, adalet ve sorumluluk.
- Şiddetsiz Direniş (Nonviolent Resistance): Gandhi, Martin Luther King gibi figürler üzerinden şiddetsiz direnişin felsefesi.
- Foucault’nun Felsefesi: Kimlik, iktidar ve özgürlük üzerine Michel Foucault’nun düşüncelerinin analizi.
- Deleuze: Bir Birey Nasıl Yaşayabilir: Gilles Deleuze’ün birey ve yaşam felsefesi üzerine yorumlar.
- Postyapısalcı Anarşizmin Siyaset Felsefesi: Anarşizm ve postyapısalcı düşüncenin kesişim noktaları.
- Varolma/ma/nın Felsefesi İnsanlığın varlığına dair etik bir sorgu.
Todd May’in kitapları, felsefeyi soyut bir alan olmaktan çıkarıp yaşamın içine yerleştiriyor. Her bir eser, okuyucunun kendi yaşamına dair daha derin sorular sormasını teşvik ediyor.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın