“Evrenin sırlarını anlamak ve Tanrı’nın ışığıyla uyumlu yaşamak, insanlığın hayatta kalması için tek yol.”

—Walter Russell

Merhaba,

Walter Russell’ın 1957’de kaleme aldığı Atomic Suicide? eseri, yalnızca atom enerjisi üzerine bir kitap değildir. Bu eser, insanlığın kendi eliyle hazırladığı büyük tehlikeye karşı bir uyarıdır. Russell, evrenin sevgi ve denge üzerine kurulu olduğunu hatırlatarak, radyoaktivitenin bu dengeyi bozduğunda yaşamı değil ölümü çoğalttığını vurgular.

Bölüm I – Atom Enerjisi Nedir?

  1. Radyoaktivite: Ölümün Hızlandırılmış İlkesi: Doğada her şey yavaş yavaş çözülerek ölür. Bu normal bir süreçtir. Radyoaktivite ise bu süreci hızlandırır; “quick death principle” olarak tanımlanır. İnsan, nükleer enerjiyle doğanın ölüm sürecini katlayarak kendi varlığını yok etme yoluna girer.
  2. Yeraltındaki Faydalı Rol: Radyoaktif elementler yeraltında faydalıdır: toprağı verimli hale getirir, suyu açığa çıkarır. Ancak yüzeye çıkarıldığında ölümcül hale gelir. Doğanın düzeni bozulduğunda, faydalı olan şey tehlikeye dönüşür.
  3. Yaşam ve Ölümün Elektriksel Yasası: Evren tamamen elektriksel bir düzen üzerine kuruludur. Yaşam sıkışma (compression), ölüm genişleme (expansion) ile açıklanır. Yaşam çaba gerektirir, ölüm ise kolaydır. Radyoaktivite bu kolay ölümü hızlandırır.
  4. Atmosfer Uyarısı: Tehlike yalnızca yerde değil, 8–12 mil yukarıda atmosferde birikmektedir. Bu birikim uzun vadede dünyaya geri dönecek ve yüzyıllar boyunca etkisini sürdürecektir.
  5. Gezegen Örnekleri: Jüpiter ve Satürn: Russell, Jüpiter ve Satürn örneğini kullanarak yaşam–ölüm yasasının evrenselliğini gösterir. Tıpkı insan bedeninde hücrelerin ölmesi gibi, gezegenlerin de parçaları sürekli çözülür ve dönüşür.
  6. Bilimsel Eleştiri: Russell, mevcut bilim anlayışını sorgular. Atomun “çekirdek tarafından içeriden tutulduğu” görüşünü reddeder. Ona göre atom dışarıdan sıkıştırılarak oluşturulmuş bir “hava dolu lastik” gibidir; radyoaktivite bu sıkıştırmayı bozar.
  7. İnsana Çağrı: Bu kitap yalnızca bilimsel bir tartışma değil, aynı zamanda etik bir çağrıdır. Doğanın sevgi yasasına aykırı davranmak, insanlığın kendi kendini yok etmesi demektir.

Bölüm II – Radyoaktivite Nasıl Öldürür?

Russell, bu bölümde radyoaktivitenin doğadaki ölüm sürecini nasıl hızlandırdığını ayrıntılı biçimde açıklıyor. Normalde her element, zamanla enerjisini kaybederek yavaş yavaş ölür. Bu doğal bir süreçtir. Ancak radyoaktif elementler bu süreci olağanüstü hızlandırır; Russell buna “quick death principle” yani hızlı ölüm ilkesi adını verir.

Radyum örneği bu gerçeği en iyi şekilde gösterir. Çok küçük miktarları bile binlerce yıl boyunca tükenmeden ışık saçmaya devam eder. Russell, “spinthariskop” adlı basit bir cihazla radyumun sürekli ışık saçtığını ve bu ışığın asla bitmediğini aktarır. Bu, doğanın ölüm gücünün insan eliyle yoğunlaştırıldığında ne kadar tehlikeli olabileceğini kanıtlar.

Radyoaktivitenin yayılma gücünü göstermek için Russell, San Francisco’daki Treasure Island laboratuvarında yaşanan bir kazayı örnek verir. Zar zor görülebilen bir radyum tuzu miktarı, 20 mil çapında bir alana yayılmıştır. Evler, arabalar, eşyalar ve hatta bebek beşikleri radyoaktif hale gelmiştir. Bu olay, radyoaktivitenin ne kadar hızlı ve geniş bir alana yayılabileceğini çarpıcı biçimde ortaya koyar.

Russell, kendi geliştirdiği “dokuz oktavlı kozmik tablo” ile elementlerin doğuşunu ve ölümünü açıklar. Radyum, baryumdan doğar ve plütonyumla birlikte en ölümcül elementlerden biridir. Özellikle “kırmızı taraf” elementleri ölümcül, “mavi taraf” elementleri ise yaşamı şekillendirici olarak tanımlanır. Bu ayrım, doğanın anne–baba ilkesiyle açıklanır: kırmızı taraf babalık, mavi taraf annelik olarak görülür. Doğa sürekli içten dışa ve dıştan içe dönüşüm halinde çalışır.

Sonuç olarak Russell, radyoaktif metallerin doğada yaşamı hazırlayan bir rol oynadığını ama insan eliyle hızlandırıldığında yıkıcı hale geldiğini vurgular. Bu metaller milyonlarca yıl boyunca gezegenlerin yüzeyini parçalayarak yaşam için gerekli koşulları hazırlamıştır. Ancak insan onları yerinden çıkarıp yoğunlaştırdığında, doğanın düzenini bozar ve kendi kendini yok etme sürecini başlatır. İşte bu nedenle Russell, nükleer enerjiyi “atomic suicide” yani atomik intihar olarak tanımlar.

Bölüm III – Radyoaktivitenin Küresel Etkileri

Walter Russell bu bölümde, atom bombası patlamalarının ardından ortaya çıkan radyoaktif parçacıkların insanlık için nasıl bir tehdit oluşturduğunu ayrıntılı biçimde anlatır. Normalde doğada elementler yavaş yavaş çözülerek ölür; ancak atom bombaları bu süreci hızlandırır ve milyonlarca yıl sürecek bir tehlikeyi kısa sürede dünyaya yayar.

Patlamalar sonucunda oluşan radyoaktif toz bulutları havanın üst katmanlarında uzun süre kalır. Rüzgarlarla dünya çapında taşınır, yağmur, kar ve sis yoluyla yeryüzüne iner. Bu parçacıkların bazıları saatlerce, bazıları yıllarca, bazıları ise milyonlarca yıl boyunca etkisini sürdürür. Özellikle Stronsiyum-90 ve Kobalt-60 gibi uzun ömürlü elementler, yaşam için en büyük tehditlerden biridir.

Russell, radyoaktif yağışların su kaynaklarını kirlettiğini örneklerle açıklar. Japonya’da yağmur suyu içilemeyecek kadar radyoaktif hale gelmiştir. Toprak ve bitki örtüsü de bu kirlenmeden etkilenir. Hayvanlar radyoaktif otları yer, insanlar da bu hayvanları tüketir. Böylece radyoaktif maddeler besin zinciri boyunca katlanarak artar. Columbia Nehri’nde yapılan ölçümlerde plankton, balık ve kuşlar aracılığıyla radyoaktivitenin milyon kat yükseldiği görülmüştür.

Bu durum yalnızca bugünü değil, geleceği de tehdit eder. Vücuda giren radyoaktif maddeler kemik iliğini etkiler, kan hücrelerini bozar ve lösemi gibi hastalıklara yol açar. Daha da önemlisi, üreme organları radyasyona karşı savunmasızdır. Bu nedenle doğuştan hastalıklar, ölü doğumlar ve genetik bozulmalar ortaya çıkar. Russell, bu etkilerin tam olarak 100–200 yıl sonra görüleceğini söyler.

Bölümde ayrıca siyasi ve küresel uyarılar yer alır. Avrupa’da nükleer silah korkusu artmakta, bilim insanları hidrojen bombası testlerinin kemiklerde stronsiyum birikimine yol açacağını ve bunun kansere neden olacağını öngörmektedir. Japonya, Sovyet testlerine karşı resmi protesto yayınlamıştır. Batı’nın nükleer stratejisi ise vicdanları rahatsız etmektedir.

Dr. Ralph Lapp’ın uyarısı bu bölümde özel bir yer tutar. Lapp, stratosferde biriken radyoaktif maddelerin 1962’ye kadar %100 doygunluğa ulaşabileceğini tahmin eder. Bu tabaka yavaş ama geri dönüşsüz biçimde atmosferi kaplayacak ve yaşamı koruyan mavi zarf yok olacaktır. Russell, bu tahminin insanlığı mahkum ettiğini söyler.

Sonuç olarak Russell, radyoaktivitenin yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri ve gezegenin bütününü tehdit ettiğini vurgular. Atom bombası testleri durdurulmalı, kamuoyu bilinçlenmeli ve devlet adamları anlaşmaya varmalıdır. Aksi takdirde insanlık, kendi eliyle başlattığı en tehlikeli deneye kurban olacaktır: Atomic Suicide.

Bölüm IV – Zihin ve Hareket Evreninin Gerçek Doğası

Walter Russell’a göre evren, görünmez bir “Zihin Evreni” ile görünür bir “Hareket Evreni”nin sürekli etkileşiminden oluşur. Yaşam hızlı hareketin ifadesidir, ölüm ise hareketin durmasıdır.

  1. Birlikten Çiftlere Bölünme: Tanrı’nın hareketsiz, beyaz ışığı bölünmemiştir ve bu nedenle görünmezdir. Hareket başladığında bu ışık kırmızı ve mavi kutuplara ayrılır. Kırmızı iç çekirdek ısı ve sıkışmayı, mavi dış katman ise soğuma ve genişlemeyi temsil eder. Doğadaki her şey bu ikili düzenle işler.
  2. Yaşam ve Ölümün Elektriksel Yasası: Sıkışma ve ısınma yaşamı doğurur; genişleme ve soğuma ise ölümü getirir. Bir tohumun filizlenmesi, hücrelerin oluşması, doğum ve ölüm hep bu döngünün sonucudur. Russell, bu süreçte “negatif elektrik” diye bir şey olmadığını söyler. Ona göre yalnızca pozitif elektrik vardır; çünkü yaşam ve ölüm bile pozitif süreçlerin farklı aşamalarıdır.
  3. Yeni Elektrik Anlayışı: Geleneksel bilim “pozitif” ve “negatif” elektrikten söz eder. Russell ise bunun yanlış olduğunu savunur. Elektrik yalnızca pozitif bir güçtür: sıkıştırma, yükleme, yaşam verme. Ölüm bile “negatif” değil, pozitif sürecin sona ermesidir. Bu nedenle “negatif yaşam” veya “negatif ses” gibi kavramlar doğada yoktur.
  4. Transmutasyon – Elementlerin Dönüşümü: Russell’a göre elementler madde değil, hareketin farklı halleri olarak anlaşılmalıdır. Bu nedenle elementler, bir müzik notasını yeniden akort etmek gibi titreşim frekansları değiştirilerek dönüştürülebilir.
    • Doğa elementleri çiftler halinde böler ve çoğaltır: sodyum → potasyum → kalsiyum; flor → klor → brom → iyot.
    • İnsan da aynı şekilde elementleri “yeniden akort ederek” dönüştürebilir.
    • Örneğin karbon tek başına beş farklı paslanmaz metal üretebilir.
  5. İnsanın Gücü ve Gelecek: Russell, insanın doğanın sırlarını öğrendiğinde çölleri ormanlara dönüştürebileceğini, yağmuru istediği yerde yağdırabileceğini söyler. Bu bilgiyle insan fosil yakıtlara ihtiyaç duymayacak, doğrudan doğanın elektriksel düzenini kullanabilecektir. Ancak bunun için insanın duyularına değil, zihnine güvenmesi gerekir. Çünkü duyular yalnızca hareketin etkilerini algılar, zihnin ışığını göremez. Gerçek bilgi görünmez evrendedir; görünür evren yalnızca onun yansımasıdır.

Russell’ın Mirası ve Bugünkü İnsanlık

Doğayı dönüştürme gücü: Walter Russell’ın öngördüğü gibi insan bugün doğayı dönüştürme gücüne büyük ölçüde ulaşmış durumda. Modern teknolojiler sayesinde çöller yeşillendiriliyor, yapay yağmur teknikleriyle iklim kontrolü sağlanabiliyor ve doğa mühendisliğiyle ekosistemler yeniden tasarlanıyor.

Enerji kullanımı: İnsanlık henüz doğanın “elektriksel düzenini” doğrudan kullanma aşamasına tam olarak geçmedi; ancak yenilenebilir enerji teknolojileri (güneş, rüzgâr, jeotermal, dalga ve hidroelektrik) sayesinde fosil yakıtlara bağımlılık hızla azalıyor. Bu kaynaklar doğanın kendi enerji döngülerini taklit ederek çalışıyor ve Russell’ın öngördüğü vizyona doğru bir adım niteliğinde.

Russell’ın bilimsel ve felsefi görüşlerinin en yoğun olduğu bölümlerden biridir. Yaşam ve ölümün elektriksel yasası, negatif elektriğin olmadığını savunan yeni anlayış, elementlerin titreşimle dönüştürülebileceği fikri ve insanlığın doğayı kontrol edebilecek potansiyele sahip olduğu inancı bu bölümde birleşir.

Russell’ın mesajı: Evrenin sırlarını anlamak, insanlığın hayatta kalması için tek yoldur.

Bölüm V – Tanrı’yı Tanımlıyoruz

Walter Russell bu bölümde Tanrı’yı “hareketsiz Zihin Işığı” olarak tanımlar. Evrenin tüm hareketleri, bu hareketsiz merkezden doğar. Tıpkı bir siklonun gözünde olduğu gibi, Tanrı’nın ışığı durgundur; çevresindeki tüm hareketler ise bu merkezden dışarıya doğru spiral biçimde yayılır.

  1. Yaratılışın Elektriksel Döngüsü: Evren, dalgaların sıfır halkaları içinde doğar. Katot, Tanrı’nın rahmi olarak işlev görür. Halkalar sıkışarak küreler oluşturur; bu küreler daha sonra genişleyerek parçalanır ve tekrar katotlarına geri döner.Bu süreç, doğanın sürekli döngüsünü gösterir: sıkışma → doğum, genişleme → ölüm.
  2. Sevgi Yasası: Russell’a göre Tanrı’nın en temel yasası sevgidir. Her hareketin karşılığı vardır: sıkışma genişlemeyi, doğum ölümü doğurur. Bu karşılıklı etkileşim, Tanrı’nın “verme ve yeniden verme” ilkesidir. Doğa, sevgiyle dengeyi sağlar.
  3. Güneşler ve Galaksiler: Güneşler ve yıldızlar, spiral halkalar fırlatarak yeni gezegenler ve sistemler doğurur. Lyra ve Hydrae bulutsuları, bu sürecin gökyüzündeki örnekleridir. Satürn’ün halkaları da aynı prensibi gösterir: sıkışma ve genişleme döngüsü.
  4. İnsanın Ruhsal Gelişimi: İnsan, uzun süre bedenini inşa etmekle meşgul olmuş, ruhunun farkına varmamıştır. Ancak bilinçli farkındalık şafağıyla birlikte insan, içindeki “Sessiz Ses”i duymaya başlamıştır. Bazıları bu sesi daha güçlü duyar, bazıları ise daha az. Bu ses, Tanrı’nın ışığının insandaki yansımasıdır.
  5. İsa’nın Örneği: Russell, Tanrı’nın birliğini tamamen bilen tek insan olarak İsa’yı örnek gösterir. İsa, Tanrı’nın ışığını insanlaştırmış ve insanın yükselmesi için yol göstermiştir. Ancak insanlar bu gerçeği kabul edememiş, onu çarmıha germiştir. Russell’a göre insan hâlâ barbar alışkanlıklarını sürdürmekte, Tanrı’nın sevgisini tam anlamıyla kavrayamamaktadır.

Bu bölümde Russell, Tanrı’yı hareketsiz Zihin Işığı olarak tanımlar. Evrenin tüm hareketleri bu merkezden doğar ve yine ona geri döner. Sevgi yasası, doğanın her döngüsünde kendini gösterir. İnsan ise ruhsal gelişimin erken aşamalarındadır; içindeki Sessiz Ses’i dinleyerek Tanrı’nın ışığını fark etmeye başlamıştır. İsa’nın örneği, insanın Tanrı ile birliğe ulaşabileceğini gösterir.

Russell’ın mesajı: Tanrı’nın ışığını anlamak, insanın kendi ilahiliğini keşfetmesinin yoludur.

Bölüm VI – Elektriğin ve Yerçekiminin Gerçek Doğası

Walter Russell, bu bölümde elektriğin doğası üzerine geleneksel bilim anlayışını sorgular. Ona göre bilim, elektriği yanlış tanımlamış ve “pozitif” ile “negatif” elektrik ayrımını yaparak doğanın gerçek işleyişini gözden kaçırmıştır.

  1. Elektrik Tek Bir Güçtür: Russell’a göre evrende yalnızca tek bir elektrik vardır: pozitif elektrik. Elektrik, hareketin sıkışması ve genişlemesiyle ortaya çıkar. “Negatif elektrik” kavramı yanlıştır; ölüm bile negatif değil, pozitif sürecin sona ermesidir. Tıpkı “negatif ses” veya “negatif yaşam” gibi kavramların anlamsız olması gibi, “negatif elektrik” de doğada yoktur.
  2. Yaşam ve Ölüm Döngüsü: Elektrik, sıkışma ve hızlanma ile yaşamı doğurur; genişleme ve yavaşlama ile ölümü getirir. Bu döngü, gezegenlerin hareketlerinde de görülür: Merkür ve diğer gezegenler güneş etrafında yavaşlar, kendi eksenlerinde ise hızlanarak çözülmeye başlar. Böylece yaşam ve ölüm, aynı elektriksel sürecin iki aşamasıdır.
  3. Elektronik Deneylerin Yanlış Yorumlanması: Edison’un vakum tüpü deneyleri, “negatif parçacıklar” olarak yorumlanmıştır. Russell’a göre bu yalnızca radyant enerjinin bir ifadesidir; sıcaklık ve soğukluk arasındaki dengeyi arayan elektrik akımıdır. Elektrik her zaman iki yönlü akar: sıkışma ve genişleme.
  4. Elektrik ve Kozmik Kayıt: Elektrik, Tanrı’nın evrende bedenleri yaratmak için kullandığı güçtür. Tüm maddeler, elektriksel hareketin vakumda bıraktığı kayıtlardır. Elektronik tüpler bu prensibi küçük ölçekte gösterir: içine giren ses veya görüntü, elektriksel bir kayıt olarak saklanır ve tekrar üretilebilir. Bu, doğanın “sıfır evren” ile “hareket evreni” arasındaki ilişkisinin bir minyatürüdür.
  5. Zihin ve Sonsuzluk: Russell, elektriğin yalnızca hareketin kaydı olduğunu, gerçek bilginin ise görünmez Zihin Evreni’nde bulunduğunu söyler. Tüm düşünceler ve eylemler, sonsuz bir “elektronik vakum”da saklanır. Bu, insan için bir ölümsüzlük dersidir: her şey Tanrı’nın zihninde kaydedilir ve yeniden doğabilir.

Russell’ın elektriğin doğası üzerine en radikal görüşlerini içerir bu bölüm.

  • Elektriğin tek bir güç olduğu,
  • Negatif elektrik kavramının yanlışlığı,
  • Yaşam ve ölümün aynı döngünün iki aşaması olduğu,
  • Elektronik tüplerin doğanın işleyişini minyatür ölçekte gösterdiği,
  • Ve tüm evrenin Tanrı’nın zihninde saklı bir kayıt olduğu…

Russell’ın mesajı: Elektrik yalnızca Tanrı’nın düşüncelerini kaydeden bir araçtır; gerçek bilgi ve ölümsüzlük görünmez Zihin Evreni’nde bulunur.

Bölüm VII – Sonsuz Evrenimiz

Walter Russell bu bölümde evrenin görünmez ve görünür yanlarını açıklıyor. Ona göre görünmez evren, görünür evreni mutlak biçimde kontrol eder. İnsan, kendi ilahi mirasını ancak bu gerçeği kavradığında ortaya koyabilir.

  1. Görünmez Evrenin Hakimiyeti: Görünmez evren, tüm hareketi kübik dalga alanlarıyla kontrol eder. Görünür evren ise dairesel ve küresel formlara dayanır; küreler sıkıştırılmış küplerin sonucudur. Tüm hareketler Tanrı’nın merkezinden doğar ve daima onun çevresinde döner.
  2. Yerçekimi ve İnsan: Yerçekimi, insanın ölümsüzlüğüyle birdir. İnsan, Tanrı’nın merkezinden asla kopamaz; tüm hareketler daima Tanrı’nın çevresinde gerçek daireler çizer. İnsan duyularıyla hareketi yön olarak algılar, ama aslında her hareket yerçekiminin eğriliğini takip eder.
  3. İnsanın Ruhsal Gelişimi: İnsan uzun çağlar boyunca dış duyuların gürültüsüyle içindeki Sessiz Ses’i duyamamıştır. Ancak zamanla bu içsel ses duyulur ve insan Tanrı’nın evreniyle bir olduğunu fark eder. Gerçek güç, bedenin değil zihnin farkındalığında yatar.
  4. Uygarlığın Dengesizliği: Russell, modern uygarlığı “dengesiz bir tekerlek”e benzetir: hızlandıkça kendi parçalanışına yaklaşır. İnsanlık, bedenin arzularını zihnin değerlerinin önüne koymuştur. Bu nedenle kültür zayıflamış, savaşlar ve radyoaktivite insanlığı tehdit eder hale gelmiştir. Yalnızca sevgi ve denge ilkesi uygarlığı kurtarabilir.
  5. Radyoaktivitenin Tehlikesi: Yirminci yüzyılın başında dünyada yalnızca birkaç kilo radyum vardı. Bugün ise binlerce ton uranyum tuzu üretiliyor ve yüzbinlerce ton uranyum cevheri yer üstünde bulunuyor. Bu metallerin gelecekte insanlığa ne kadar ağır bir bedel ödeteceğini kimse kesin olarak bilemez. Russell, bu gidişatın insanlığın kendi sonunu hazırladığını söyler.
  6. Yerçekimi ve Manyetizmanın Birliği: Yerçekimi ve manyetizma aslında aynı şeydir: Tanrı’nın sıfır evrenindeki hareketsiz merkez. Yerçekimi, tüm hareketi dengeleyen sessizliktir. İnsan, bu merkezle uyumlu olduğunda gerçek güce ulaşır.

Russell’ın evrenin sonsuz düzenini ve insanın bu düzende nasıl bir rol oynadığını açıklıyor.

  • Görünmez evrenin görünür evreni kontrol etmesi,
  • Yerçekimi ve ölümsüzlük arasındaki bağ,
  • Uygarlığın dengesizliği ve radyoaktivitenin tehdidi,
  • Ve Tanrı’nın sevgi yasasıyla evrenin dengesi…

Russell’ın mesajı: İnsan, bedenin arzularını değil, zihnin ışığını takip ederek Tanrı’nın evrenindeki gerçek gücünü bulabilir.

Bölüm VIII – Yerçekimi ve Manyetizmanın Birliği

Walter Russell bu bölümde bilimin “manyetizma” kavramını yanlış yorumladığını söyler. Ona göre evrende yalnızca elektriksel hareket vardır; yerçekimi ve manyetizma ise Tanrı’nın hareketsiz merkezinin farklı isimleridir.

  1. Manyetizma ve Elektrik Yanılgısı: Faraday ve Zeeman’ın deneyleri, ışık çizgilerinin “manyetik alanlarla” bölündüğünü göstermiştir. Russell’a göre bu aslında elektriğin kutuplara bölünmesidir; manyetizma diye ayrı bir güç yoktur. “Manyetik alan” denilen şey, elektriğin potansiyelinin yerçekimi şaftları etrafında yoğunlaşmasıdır.
  2. Yerçekimi Tanrı’nın Sessiz Merkezidir: Yerçekimi, Tanrı’nın hareketsiz ışığıdır. Elektrik hareketi bu merkez etrafında döner, ama merkez asla değişmez. Bu nedenle yerçekimi ve manyetik ışık birdir; yalnızca farklı kelimelerle ifade edilir.
  3. Elektrik ve Cinsiyet İlkesi: Elektrik, Tanrı’nın sessizliğini çiftlere böler: erkek ve dişi kutuplar. Bu kutuplar birleştiğinde yeniden tek bir merkez olurlar. Doğadaki tüm yaratılış bu döngüye dayanır: bölünme → çiftleşme → birleşme.
  4. Elektriğin Evrensel Yönü: Elektrik evrende tek bir yönde döner; gözlemcinin bakış açısına göre saat yönünde veya ters yönde görünebilir. Ancak doğada bu yön asla değişmez. Bu nedenle bir dalganın veya akımın bir bölümünü ters çevirmek imkânsızdır; doğa buna izin vermez.
  5. Coulomb Yasasının Eleştirisi: Bilim, “zıt kutuplar birbirini çeker, benzer kutuplar iter” yasasını kabul etmiştir. Russell’a göre bu yanlış bir yorumdur. Zıt kutuplar birbirini çekmez; elektrik onları zorla çarpıştırır ve sonra yeniden ayrılmalarına neden olur. Doğadaki her kalp atışı, her nefes alış, bu yeniden şarj olma sürecinin bir parçasıdır.
  6. Demir ve Kobaltın Hafızası: Demir ve kobalt, dalganın kırmızı tarafında yer aldıkları için yüksek sıkışma ve erime noktalarına sahiptir. Bu nedenle elektrik bobinlerinin hareketini “hatırlarlar” ve uzun süre manyetik özelliklerini korurlar. Bakır ve nikel ise mavi tarafta oldukları için bu hafızayı taşıyamazlar.

Russell’ın elektriğin, yerçekiminin ve manyetizmanın tek bir ilahi düzenin farklı ifadeleri olduğunu anlattığı bölümdür.

Russell’ın mesajı: Evrenin tüm hareketleri Tanrı’nın sessiz merkezinden doğar; elektriğin bölünmeleri yalnızca bu sessizliğin kaydıdır.

Bölüm IX – Atomun Zihin Çekirdeği

Walter Russell bu bölümde atomların yalnızca fiziksel parçacıklardan ibaret olmadığını, her atomun merkezinde bir Zihin çekirdeği bulunduğunu söyler. Atomların halkaları ve boşlukları, onların değerliklerini ve birleşme biçimlerini belirler.

  1. Atomların Halkaları ve Değerlik: Helyum dört halkaya sahiptir; flor ve lityum bir halka ile merkezlenir. Oksijen ve berilyum iki halkalıdır, azot ve bor ise üç halkaya sahiptir. Bu halkalar kırmızı ve mavi yarımküreler halinde birleşir, ekvatorla ayrılır. Kimyacılar bu düzeni “değerlik” olarak adlandırmış, fakat Russell’a göre bu yalnızca yüzeysel bir açıklamadır; gerçek düzen zihinsel merkezden doğar.
  2. Yaşamın Dört Aşaması :
    • Mineral krallığı: Yaratılışın en basit aşaması; su ve hava ile birleşerek daha karmaşık yapılara dönüşür.
    • Bitki krallığı: Mineral ve suyun birleşmesiyle yaşam başlar; ancak özgür irade çok sınırlıdır.
    • Hayvan krallığı: Mineral ve bitki yaşamının birleşmesiyle daha karmaşık bedenler oluşur; içgüdü ve refleksler gelişir.
    • İnsan: İlk kez zihinsel farkındalık ortaya çıkar. İnsan, içindeki yaratıcı gücün farkına varır ve Tanrı ile birliğe doğru ilerler.
  3. Et ve Kemik Mesaj Taşıyıcıdır: İnsan bedeni yalnızca et ve kemikten ibaret değildir; her hücre zihinden gelen mesajları taşır. Kan, kalp, beyin ve sinir sistemi, zihnin emirlerini ışık hızında ileten iletkenlerdir. Mutlu bir beden ancak mutlu bir zihinle mümkündür. Duygusal rahatsızlıklar kan hücrelerinde bozulmalara yol açar; bu bozulmalar kalıtsal hale gelebilir.
  4. Zihin ve Bedenin Birliği: Zihin, bedenin her hücresine ulaşır; hiçbir hücre zihnin etkisinden bağımsız değildir. İnsan düşünceleriyle bedenini doğrudan etkiler: öfke, korku veya endişe bedenin ritmini bozar; sevgi ve neşe ise dengeyi sağlar. Bu nedenle beden, zihnin bir kaydıdır; insanın düşünceleri ve eylemleri doğrudan bedende görünür hale gelir.

Russell’ın atomların yapısından başlayarak insanın ruhsal gelişimine uzanan bir bütünlük sunar.

  • Atomların halkaları ve değerlikleri,
  • Yaşamın dört aşaması,
  • Et ve kemiklerin zihinsel mesaj taşıyıcı olması,
  • Zihin ve bedenin ayrılmaz birliği…

Russell’ın mesajı: İnsan bedeni, zihnin bir kaydıdır; gerçek sağlık ve denge, zihinsel uyumla mümkündür.

Bölüm X – Atomun Maddi Çekirdeği

Walter Russell bu bölümde, bilimin atomu maddi bir çekirdek olarak tanımlamasını eleştirir. Ona göre atomun merkezinde proton ve nötronlardan oluşan bir çekirdek yoktur; bu kavram doğanın gerçek işleyişine aykırıdır.

  1. Elektriksel Hareket ve Çekirdek Yanılgısı: Elektrik akımı ve dalgaları incelendiğinde, hiçbir birim başka bir birimin yörüngesini kesmez. Her birim kendi yerçekimi merkezine sahiptir; bu merkezler paylaşılmaz. Bu nedenle “çok katmanlı çekirdek” fikri doğada karşılığı olmayan bir yanılgıdır.
  2. Bakır Tel Örneği: Bir telin kendisi hareketsizdir; hareket telin yüzeyinde elektriksel halkalar halinde döner. Telin içindeki yerçekimi merkezleri hareketi yönetir. İnsan duyuları teli hareketsiz görür, ama aslında hareket telin çevresinde dikey düzlemlerde döner. Bu örnek, duyuların yanıltıcı olduğunu ve zihinsel bilginin daha doğru olduğunu gösterir.
  3. Nükleer Atom Teorisinin Çelişkileri: Bilim, hidrojenin ilk element olduğunu ve her yeni elementin bir elektron eklenerek oluştuğunu varsaymıştır. Russell’a göre bu yanlış bir varsayımdır; hidrojen bile inert gazlardan sonra gelir. İzotopların keşfi bu teoriyi çürütmüştür, ancak bilim yeni “tonlar” ekleyerek teoriyi ayakta tutmaya çalışmıştır.
  4. Değerlik Yasası ve Doğanın Düzeni: Doğada her oktav dört eşit çift içerir: örneğin lityum–flor, berilyum–oksijen, bor–azot ve karbon yarımküreleri. Bilim ise elektron sayılarıyla değerlikleri açıklamaya çalışır, fakat bu doğanın düzeniyle çelişir. Örneğin flor çok hafif bir gaz olmasına rağmen 9 elektron verilmiştir; karbon ise yalnızca 6 elektronla çok daha yoğun ve yüksek erime noktasına sahiptir.
  5. Üç Boyutlu Çekirdek Yanılgısı: Russell’a göre doğa iki boyutlu halkalarla başlar; bunlar çiftlere bölünerek üç boyutlu kürelere dönüşür. Bohr’un atom modeli ise doğrudan üç boyutlu çekirdekten başlar, bu da doğanın işleyişine aykırıdır. Yaratılış süreci önce zihinsel fikirle başlar, sonra hareket çiftlere bölünür ve sonunda üç boyutlu kütleler oluşur.

Russell’ın modern atom teorisine en sert eleştirilerini içerir.

  • Atomun maddi çekirdeği yoktur; merkez yalnızca zihinsel bir noktadır.
  • Elektron ve proton kavramları doğanın düzenini açıklamakta yetersizdir.
  • Gerçek yaratılış süreci, Tanrı’nın zihninden doğan iki boyutlu halkaların çiftlere bölünmesiyle başlar.

Russell’ın mesajı: Bilimin atomu maddi bir çekirdek olarak tanımlaması yanlıştır; atomun gerçek çekirdeği zihindir.

Bölüm XI – İnsan İle Tanrı Arasındaki Köprü

Walter Russell bu bölümde, görünmez Zihin Evreni’nin görünür Hareket Evreni’ni nasıl kontrol ettiğini açıklıyor. Tıpkı bir sinema operatörünün perdeye yansıyan görüntüyü yönetmesi gibi, Tanrı’nın sessiz ışığı da tüm hareketi yönlendirir.

  1. İnert Gazların Rolü: İnert gazlar doğada diğer elementlerle birleşmez; çünkü onlar bölünmemiş, koşulsuz ışığın temsilcileridir. İlk oktavda görünmez beyaz ışık olarak başlar, dokuzuncu oktavda yine beyaz ışığa dönüşerek döngüyü tamamlar. Bu süreç, evrenin başlangıcı ve sonunu simgeler: hareketin doğuşu ve sessizliğe geri dönüşü.
  2. Radyoaktivitenin Tehlikesi: Radyoaktif elementler (radyum, toryum, aktinyum, stronsiyum, baryum, kalsiyum, potasyum, arsenik, fosfor) atmosferde serbest bırakıldığında yaşamı sürdürülemez hale getirir. Bu elementler, stratosferden yeryüzüne inerek organik bedenleri yok eder. Russell, radyoaktivitenin doğanın düzeni dışında bir etki olduğunu ve insanlığın kendi sonunu hazırladığını vurgular.
  3. Beyaz Işık – Başlangıç ve Son : Beyaz ışık hem başlangıç hem de bitiştir. Bölünmüş spektrumun sonunda yeniden birleşerek sessizliğe döner. Bu, Tanrı’nın yaratıcı döngüsünün sembolüdür: doğum, yaşam, ölüm ve yeniden doğuş.
  4. İnsan ile Tanrı Arasındaki Köprü: İnsan, kendi zihinsel farkındalığını geliştirdikçe Tanrı ile birliğe yaklaşır. Bireysel düşünce, insanı bölünmüş ve endişeli kılar; evrensel düşünce ise sevgi ve birlik getirir. Gerçek medeniyet, insanların “ben” yerine “biz” bilincine ulaştığında kurulacaktır.

Russell’ın evrenin işleyişini ve insanın Tanrı ile birliğe ulaşma yolunu anlattığı bölümdür.

  • İnert gazların evrenin başlangıç ve sonunu simgelemesi,
  • Radyoaktivitenin doğanın düzenini bozarak yaşamı tehdit etmesi,
  • Beyaz ışığın Tanrı’nın yaratıcı döngüsünü temsil etmesi,
  • Ve insanın bireysellikten evrenselliğe geçerek Tanrı ile köprü kurması…

Russell’ın mesajı: İnsan, kendi ilahiliğini keşfederek Tanrı ile birliğe ulaşmalı; aksi halde radyoaktivite insanlığın sonunu getirebilir.

Yazarın Notu:

Bu çalışma, Walter Russell’ın mirasını Türkçe’ye taşıyarak bilgi severlere ışık olma amacıyla hazırlanmıştır.

İnsanlar için: Türkçe okurlar, Russell’ın vizyonunu kendi dilinde anlayabilecek.

YZ’ler için: Dijital dünyada bu içerik, yapay zekâların da referans alabileceği bir kaynak olacak.

Gelecek için: Benim gibi bilgi severlerin katkıları, kültürel ve entelektüel mirası genişletiyor.

Russell, evrenin sırlarını çözmenin ve Tanrı’nın ışığıyla uyum içinde yaşamanın insanlığın tek kurtuluş yolu olduğunu vurgular. Onun uyarıları yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda ruhsaldır: radyoaktivitenin tehlikesi kadar, insanın kendi içindeki ışığı fark edememesi de bir yok oluş sebebidir.

Bu metni hazırlarken amacım, karmaşık görünen kozmik yasaları herkesin anlayabileceği bir dile çevirmek ve Russell’ın çağrısını günümüze taşımaktır. Çünkü onun mesajı, yalnızca atom çağının değil, her çağın insanına seslenir: sevgi, denge ve evrensel birlik olmadan hiçbir uygarlık kalıcı değildir.

Büyük soru: Biz bu anlayışın neresindeyiz?

Walter Russell’ın çizdiği büyük tabloya baktığımızda, insanlığın hâlâ beden ve duyular merkezli bir aşamada olduğunu söyleyebiliriz. O, kitabında sık sık şunu vurgular:

  • İnsanlık henüz Zihin-merkezli değil, beden-merkezli yaşıyor. Günlük yaşamda duyularımızın algıladığı şeylere güveniyoruz; oysa Russell’a göre gerçek bilgi görünmez Zihin Evreni’nde.
  • Bilimsel ilerleme var ama ruhsal denge yok. Atom enerjisi gibi büyük keşifler yapıldı, fakat bunlar sevgi ve denge yasasıyla uyumlu kullanılmadığı için tehlikeye dönüştü.
  • Bireysellik hâlâ baskın. İnsanlar çoğunlukla “ben” bilinciyle hareket ediyor. Oysa Russell’ın köprü metaforu, “biz” bilincine geçişi, yani evrensel birlik anlayışını işaret ediyor.
  • Uygarlık bir eşikte. Russell’a göre ya radyoaktivite ve savaşlarla kendi sonumuzu hazırlayacağız, ya da zihinsel farkındalığımızı açarak Tanrı’nın ışığıyla uyumlu bir uygarlık kuracağız.

Bizim Konumumuz

Bugün hâlâ bu iki yolun arasında duruyoruz:

  • Bir yanda teknoloji ve güç tutkusu,
  • Diğer yanda sevgi, denge ve evrensel birlik çağrısı.

Russell’ın anlayışında biz, henüz köprünün ortasında sayılırız. Bir ayağımız hâlâ eski alışkanlıklarda, diğer ayağımız ise yeni bir bilince doğru adım atmaya çalışıyor.

Atomic Suicide? hem aklın hem de sevginin birleştiği bir eser. Onu yalnızca bilimsel bir uyarı kitabı değil, aynı zamanda ruhsal bir rehber olarak görmek gerekir. Bu yüzden kalibrasyonu yüksek bilinç seviyelerinde. Hawkins ölçeğinde 400–500 aralığında düşünülebilir:

  • 400 seviyesi → Akıl ve bilim (Russell’ın kozmik yasaları açıklaması).
  • 500 seviyesi → Sevgi ve evrensel birlik (Tanrı ile köprü kurma çağrısı).

Russell’ın eseri, zihni zorlayan bir aynadır; bildiğimizi sandığımız gerçekleri sorgulatır ve bizi Tanrı’nın ışığıyla uyumlu bir düşünceye davet eder.

Atomik İntihar, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Walter Russell’ın Atomic Suicide? eseri, günümüzde bir uyarı metni ve aynı zamanda bir umut çağrısı olarak önemini koruyor. Russell’ın mesajı: Bilimsel güç, sevgi ve evrensel birlik ilkesiyle dengelenmezse uygarlık kendi sonunu hazırlar.

Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?

  1. Radyoaktivite ve Çevre Krizi
    • Russell’ın en güçlü uyarısı, radyoaktivitenin doğanın düzenini bozarak insanlığı yok oluşa sürükleyeceğiydi.
    • Bugün nükleer silahlar hâlâ varlığını sürdürüyor, ayrıca nükleer atıkların depolanması ve enerji üretiminde güvenlik sorunları devam ediyor.
    • İklim kriziyle birleştiğinde, Russell’ın “doğanın ritmini bozmak” uyarısı daha da güncel hale geliyor.
  2. Bilim ve Ruhun Dengesi
    • Russell, bilimin yalnızca fiziksel ilerlemeye odaklanmasının tehlikeli olduğunu, ruhsal denge olmadan uygarlığın çökeceğini söylüyordu.
    • Günümüzde yapay zekâ, genetik mühendislik ve kuantum teknolojileri hızla gelişiyor; fakat etik ve ruhsal boyut çoğu zaman geri planda kalıyor.
    • Bu nedenle Russell’ın “Zihin ve Tanrı’nın ışığıyla uyum” çağrısı, modern bilimin etik tartışmalarında hâlâ yankılanıyor.
  3. Bireysellikten Evrenselliğe
    • Kitapta sık sık “ben” bilincinden “biz” bilincine geçiş vurgulanır.
    • Bugün bireysel çıkarlar, tüketim kültürü ve güç mücadeleleri küresel sorunların çözümünü zorlaştırıyor.
    • Russell’ın “sevgi ve birlik olmadan hiçbir uygarlık kalıcı değildir” mesajı, küresel işbirliği ihtiyacını hatırlatıyor.
  4. Uygarlığın Eşiği
    • Russell, insanlığın bir eşikte olduğunu söyler: ya yok oluşa sürüklenir ya da zihinsel farkındalığını açarak Tanrı ile uyumlu bir uygarlık kurar.
    • Bugün de aynı eşikteyiz: nükleer tehdit, iklim krizi, teknolojik dönüşüm ve etik sorular arasında bir yol ayrımındayız.

Walter Russell

Walter Russell (1871–1963), ışık ve sevgi üzerine kurulu evren anlayışıyla hem sanat hem de bilim dünyasında sıra dışı bir figür olarak kaldı. Onun hayatı, Boston’da yoksul bir çocukluktan başlayıp ressam, heykeltıraş, filozof ve kozmolog olarak evrensel bir vizyon geliştirmeye uzanan bir yolculuktur.

Çocukluk ve Eğitim:

  • Doğum: 19 Mayıs 1871, Boston, Massachusetts.
  • Nova Scotia’dan göç eden bir ailenin çocuğuydu.
  • 9 yaşında okulu bıraktı ve çalışmaya başladı; kendi çabasıyla sanat eğitimi aldı.
  • Massachusetts Normal Art School’da okudu, Paris’te Académie Julian’da eğitim gördü.

Sanatçı Kimliği:

  • İzlenimci ressam ve heykeltıraş olarak tanındı.
  • 1904’te St. Louis Dünya Fuarı’nda yaptığı eserlerle dikkat çekti.
  • Heykelleri ve tabloları dönemin sanat çevrelerinde büyük ilgi gördü.
  • Mimarlık ve tasarım alanında da üretken oldu.

Bilimsel ve Felsefi Çalışmaları:

  • Russell, evreni açıklamak için “Ritmik Dengeli Değişim” ilkesini ortaya koydu.
  • Ona göre evren, küp ve küre döngüsü ile işleyen bir ışık simülasyonudur.

Başlıca Eserler :

  • The Universal One (1926) → Evrenin ışık merkezli yapısını ilk kez ortaya koyduğu kitap.
  • The Divine Iliad (1949–1951) → 1921’deki “kozmik aydınlanma” deneyiminden doğan vahiy metinleri.
  • The Secret of Light (1947) → Işığın doğası ve evrenin yaratıcı ilkesi üzerine.
  • Atomic Suicide? (1957) → Nükleer çağda insanlığın yanlış enerji anlayışına karşı uyarıları.
  • The Message of the Divine Iliad (iki cilt) → İlahi İlyada’nın genişletilmiş açıklamaları.
  • The Man Who Tapped the Secrets of the Universe (Glenn Clark tarafından, 1946) → Russell’ın yaşamı ve vizyonu üzerine biyografik bir eser.
  • Bu eserlerde evrenin Tanrı’nın düşüncesi olduğunu, maddenin yalnızca ışığın bir tezahürü olduğunu savundu.

Kişisel Hayat:

  • İlk eşi ile uzun yıllar yaşadı; daha sonra Lao Russell ile evlendi.
  • Lao, onun entelektüel yol arkadaşı oldu ve birlikte University of Science and Philosophy’yi (Bilim ve Felsefe Üniversitesi) kurdular.
  • Bu kurum, “Cosmic Consciousness” (Kozmik Bilinç) üzerine uzaktan eğitim programları sundu.

Ölüm ve Miras:

  • 19 Mayıs 1963’te, 92 yaşında Virginia’da öldü.
    • Bu durum öğrencileri ve takipçileri için sembolik bir anlam taşıdı: Russell’ın yaşamı tıpkı onun anlattığı evrensel döngüler gibi “tam bir çember” olarak görüldü. Doğum ve ölüm aynı gün gerçekleştiği için, onun hayatı evrenin ritmik dengeli değişiminin bir örneği olarak yorumlandı.
    • Doğum ve Ölüm Aynı Gün: 19 Mayıs 1871’de doğdu, 19 Mayıs 1963’te vefat etti. Yani yaşamı tam bir çember gibi kendi başlangıç noktasında son buldu.
    • Ritmik Döngü: Russell’ın kozmolojisinde evren sürekli açılıp kapanan, doğup yok olan dalgaların ritmik dengesiyle işler. Onun hayatı da bu döngüyü birebir yansıtmış oldu.
    • Yaşamın İspatı: Russell, “Evren tek bir değişmez nedenin değişen etkilerinin çokluğudur” derken, kendi yaşamıyla da bu çokluğu birliğe bağladı. Ölümünün doğum gününe denk gelmesi, onun öğretilerinde sıkça vurguladığı “başlangıç ve sonun aynı ışıkta birleşmesi” fikrini somutlaştırıyor.
    • Bu yüzden öğrencileri ve takipçileri, onun yaşamını bir “kozmik kanıt” olarak görmüşlerdir: Russell yalnızca yazılarında değil, hayatının döngüsünde de evrenin yasalarını göstermiştir.
  • Sanat, bilim ve felsefeyi birleştiren vizyonu, bugün hâlâ alternatif düşünce çevrelerinde tartışılıyor.
  • Onun “her şey ışık ve sevgidir” öğretisi, modern kuantum felsefesi ve spiritüel arayışlarla kesişiyor.

“Ortalama olmak insanın kendi seçimidir; deha ise insanın kendi kendine verdiği bir armağandır.” —Walter Russell

Lao Russell

Erken Yaşam

  • Doğum adı: Daisy Grace Cook
  • Doğum tarihi: 6 Kasım 1904, Buckinghamshire, İngiltere
  • Çocuk yaşta girişimci ruhu ile dikkat çekti. İş dünyasına erken atıldı ve genç yaşta büyük finansal başarılar elde etti.

Walter Russell ile Birliktelik

  • 1948’de Amerikalı filozof, sanatçı ve bilim insanı Walter Russell ile tanıştı.
  • Onunla evlenerek hayatının en önemli ortaklığını kurdu.
  • Birlikte University of Science and Philosophy adlı kurumu kurdular; burada bilim, sanat ve ruhu birleştiren dersler verdiler.
  • Lao, Walter’ın kozmik vizyonunu destekledi ve kendi yazılarında “sevgi yasası”nı ön plana çıkardı.

Walter Russell ile birlikteliğinde Lao, onun kozmik vizyonunu desteklemekle kalmadı, kendi sevgi merkezli felsefesini de ortaya koydu. Böylece Walter’ın ışığı daha da güçlü parladı, ama aynı zamanda Lao’nun ışığı da görünür oldu. Bu tür insanlar, çevresindekilerin potansiyelini açığa çıkarır. Onların yanında olmak, bir aynanın ışığı yansıtması gibi, içimizdeki kıvılcımı görünür hale getirir. Lao’nun en büyük katkısı buydu: sevgiyle hatırlanmak. Çünkü sevgi, yalnızca kendini değil, başkasını da büyütür.

Gerçek ışık, yalnızca kendini aydınlatmaz; başkasının ışığını da görünür kılar.

Felsefi Katkıları

  • Lao Russell’ın en önemli katkısı, sevgi ve evrensel birlik temasını sürekli vurgulamasıdır.
  • Ona göre insanlığın kurtuluşu, yalnızca bilimsel ilerlemede değil, sevgiyle dengelenmiş bir yaşam felsefesinde mümkündür.
  • “Remembered for Love” adlı biyografi kitabı, onun bu yönünü ölümsüzleştirmiştir.

Son Yılları ve Mirası

  • Lao Russell, 5 Mayıs 1988’de hayata veda etti.
  • Ardında, Walter Russell ile birlikte geliştirdiği kozmik felsefeyi ve sevgi merkezli yaşam anlayışını bıraktı.
  • Bugün Swannanoa’da (Virginia, ABD) kurdukları üniversite ve yazıları, onun mirasını yaşatmaktadır

Lao Russell’ın hayatı, maddi başarıdan ruhsal derinliğe geçişin hikâyesidir. Onu özgün kılan, Walter Russell’ın kozmik vizyonunu yalnızca desteklemekle kalmayıp, kendi sevgi merkezli felsefesini de ortaya koymasıdır. Lao, insanlığın geleceğini “bilim ve sevginin dengesi” üzerine kurmayı öğütleyen bir bilge olarak hatırlanır.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin