“Gerçek Bakanlığı, gerçeği korumak için değil, onu sürekli yeniden yazmak için vardır.”
—George Orwell, 1984
Merhaba,
Orwell’in bu distopik tasviri, hakikatin nasıl sistematik biçimde çarpıtılabileceğini gösterir. Gerçek Bakanlığı, tarihi yeniden yazar, dili manipüle eder ve topluma tek bir “resmî gerçek” dayatır. Michiko Kakutani’nin Hakikatin Ölümü: Trump Çağında Yalancılık Sanatı kitabında anlattığı “Dilin Ele Geçirilişi” bölümü, tam da bu öngörünün günümüzdeki karşılığını ortaya koyar: dilin, propaganda ve sahte haberlerle gerçeği yok etmenin aracı haline gelmesi.
Büyük Soru
Burada büyük bir soru ortaya çıkar: Eğer bugün ülkelerde gerçekten bir “Gerçek Bakanlığı” kurulsa, nasıl işlerdi? Hakikati korumak için mi çalışırdı, yoksa hakikati yeniden yazmak için mi?
Eğer bugün ülkelerde bir “Gerçek Bakanlığı” kurulsa, hakikati korumak için değil, onu yeniden yazmak için kullanılması ihtimali daha güçlü olurdu. Çünkü bilgi akışı üzerinde kontrol sahibi olmak, iktidarların en güçlü aracı haline gelir. Kakutani’nin “Yalan Hortumu” bölümünde anlattığı sistematik yalan akışı, Orwell’in distopik bakanlığının günümüzdeki karşılığıdır.
“Net bir dil olmadan, geçerliliği kabul edilmiş bir hakikat olamaz.” — John le Carre
Büyük Sancı
Neden gerçeklikten kopuk bilgi yayılıyor? Çünkü siyasi çıkarlar, ekonomik kazanç, duygulara hitap etme kolaylığı ve sosyal medya algoritmalarının yankı odaları, gerçeği çarpıtan bilgiyi daha cazip ve etkili hale getiriyor.
Bu durum, bireylerin hakikati ayırt etme yetisini zayıflatıyor ve toplumda güven krizine yol açıyor. Kakutani’nin kitabında “Yalan Hortumu” ve “Dilin Ele Geçirilişi” bölümleri tam da bu noktayı işliyor: sürekli ve sistematik yalan akışı, gerçeğin değerini aşındırıyor.
Karşılaştırma (Orwell – Kakutani)
Orwell’in 1984’teki Gerçek Bakanlığı, hakikati korumak yerine onu sürekli yeniden yazan bir kurumdu; tarihin ve dilin manipülasyonu, topluma tek bir “resmî gerçek” dayatıyordu. Kakutani’nin “Yalan Hortumu” bölümünde ise modern çağda aynı işlevi sosyal medya, propaganda ve sahte haberler üstleniyor. Orwell’in distopyasında devlet eliyle yapılan manipülasyon, Kakutani’nin analizinde teknoloji ve medya aracılığıyla küresel ölçekte gerçekleşiyor.
Hakikat ve Siyaset – Hannah Arendt
İnsanlık tarihinin en korkunç rejimlerinden ikisi 20. yüzyılda iktidara geldi. Her iki rejim de hakikatin çarpıtılması ve yok edilmesi ilkesine dayalıydı. Koşulsuz gücün peşindeki liderler alaycılığın, bıkkınlığın ve korkunun, insanları yalana ve sahte sözlere daha kolay inanmaya ittiğini biliyorlardı.
“Totaliter rejim için ideal kişi, davaya kendini kalpten adamış bir Nazi veya komünist değildir. Gerçekle hayal ürün arasındaki ayrımı (yani deneyimin gerçekliğini) ve doğruyla yanlış arasındaki farkı (yani düşüncenin türünü) artık önemsemeyen kişidir.” —Hannah Arendt, “Totaliterizm Kaynakları” 1951
Hannah Arendt 1951 yılında yayımlanan “Totaliterizm Kaynakları” kitabında durum bu şekilde anlatılmıştı. Günümüz okuru adına korkutucu olan, Arendt’in geçmiş yüzyıl için kaleme aldığı bu sözlerin, günümüz siyasi ve kültürel durumunu tüyler ürpertici bir doğrulukla yansıtmaktadır.
Arendt, 1969 yılında kaleme aldığı “Siyasette Yalancılık” makalesinde şöyle demiştir:
“Tarihçiler, içinde yaşadığımız gündelik hayatın gerçekliğinin ne kadar kırılgan olduğunu bilirler. Bu gerçeklik her an münferit yalanlarla zedelenebilir ya da farklı grupların, sınıfların veya ülkelerin organize yalanları sayesinde paramparça olabilir, reddedilebilir, çarpıtılabilir. Sıklıkla, yalan sesler tarafından gerçeklerin üstü örtülür ve unutulmaya bırakılır. Gerçekler, insanı alanda var olabilmek için gerçekliklerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için de güvenilir tanıklıklara ihtiyaç duyarlar.” —Hannah Arendt, “Siyasette Yalancılık” 1969
Günümüz – Hakikatin Çürümesi ve Post-Truth Çağ
Bugün yaşadığımız dünyada, Arendt’in “Hakikat siyaset için tehlikelidir çünkü değiştirilemez” uyarısı ve Kakutani’nin “Hakikatin Ölümü” analizi daha da görünür hale geliyor. Brexit sürecinden ABD’deki seçimlere, Avrupa’daki popülist hareketlerden sosyal medyanın manipülasyon gücüne kadar pek çok örnek, hakikatin küresel ölçekte aşındığını gösteriyor.
- Sosyal medya trolleri ve algoritmalar: Gerçeklik dışı kavramların hızla yayılmasına aracılık ediyor. “Alternatif gerçeklikler” üretmek, artık yalnızca politikacıların değil, dijital platformların da gündelik pratiği haline geldi.
- Sahte bilim ve dezenformasyon: Küresel ısınma inkârı, aşı karşıtlığı gibi örnekler, bilimin otoritesini zayıflatıyor. Bu da Arendt’in “gerçekle hayal arasındaki ayrımı önemsemeyen kişi” tanımını günümüzde yeniden üretmiş oluyor.
- Rand Corporation’ın “Truth Decay” raporu: “Olgular ve analizlerin kamu hayatındaki rolü giderek azalıyor” ve “görüş ile olgu arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor” ifadeleri, bugünün bilgi ekosistemini çarpıcı biçimde özetliyor.
Bu irrasyonalizm dalgasını en çarpıcı biçimde ortaya koyan eserlerden biri de Susan Jacoby’nin “Amerikan Akılsızlık Çağı“dır.
“Amerikan kültüründe aklın gerileyişi ve irrasyonalizmin yükselişi, demokrasinin en büyük tehdididir.” —Susan Jacoby’nin The Age of American Unreason (Amerikan Akılsızlık Çağı)
Trump’un kararlarını gerçeğe dayalı bilgilere göre değil, duygulara ve çıkar hesaplarına göre alması, Aydınlanma Çağı’nın akıl ve hakikat üzerine kurulu prensipleriyle açık bir çelişki oluşturuyor.
Artık yalnızca Trump değil; pek çok dünya lideri de kararlarını gerçeğe dayalı bilgilere göre değil, duygulara ve çıkar hesaplarına göre alıyor. Bu eğilim, halkı hiçe sayan ve demokrasiyi zayıflatan bir görünüm yaratıyor.
Al Gore’un “Akla Saldırı” adlı eseri, siyasetin akıl ve hakikatten uzaklaşmasının demokrasiyi nasıl zayıflattığını göstererek post-truth çağın erken bir habercisi olmuştur.
Büyük Soru
“Nasıl oldu da hakikati ve aklı mumla arar olduk? Ve bu ikilinin yok oluşu siyasetin, devlet yönetiminin ve kamusal söylemin geleceği açısından ne anlama geliyor?”
Goya ve Hakikatin Ölümü
Hakikatin siyaset karşısındaki kırılganlığı yalnızca düşünürlerin değil, sanatçıların da dikkatini çekmiştir. Francisco Goya, özellikle ‘Los Caprichos’ ve ‘Los Desastres de la Guerra’ gravürlerinde hakikatin ölümünü alegorik imgelerle görünür kılar. Onun eserlerinde aklın uykuya dalması canavarları doğurur; hakikat, siyasal manipülasyonun ve toplumsal çürümenin gölgesinde kaybolur. Böylece sanat, hakikatin yok oluşuna tanıklık eden bir bellek işlevi görür.

Francisco de Goya’nın “Murió la Verdad” (Hakikat Öldü), British Museum.
Hakikat Tanrıçası Veritas
Goya’nın Hakikat Öldü isimli ünlü tablosunda resmedilen Hakikat Tanrıçası Veritas‘ın ölümüne sebep olan da bu ekosistemdir.
Veritas’ın ölümü, yalnızca bir tarihsel alegori değil; aklın gerileyişi ve çöküşünün görsel yankısıdır. Bu çalışma, Goya’nın ünlü “Los Desastres de la Guerra” (Savaşın Felaketleri) dizisinin 79. gravürüdür.
Gravür, 19. yüzyılda İspanya’da özgürlüklerin bastırılmasını ve hakikatin gömülüşünü simgelerken; Kakuti’nin kitabı da günümüzde “Trump Çağı”nda hakikatin çarpıtılması ve gerçeklik sonrası (post-truth) kültürün yükselişini tartışıyor.
Goya’nın gravürlerinde hakikatin ölümü, yalnızca 19. yüzyıl İspanya’sının değil, günümüz dünyasının da karanlıklarını işaret eder.
Goya’nın Hakikat Öldü gravüründe hakikat, genç bir kadın olarak tasvir edilir. Kadın figürü, saflığın ve yaşamın kaynağını simgelerken, aynı zamanda kırılganlığıyla otoritenin baskısına açık hale gelir. Kakuti’nin Hakikatin Ölümü kitabı da Trump Çağı’nda hakikatin bu kırılganlığının nasıl manipüle edilip gömüldüğünü tartışır. Böylece Goya’nın alegorisiyle Kakuti’nin analizi arasında zamanlar ötesi bir yankı kurulur.
Sanat tarihinde hakikat çoğunlukla kadın figürüyle temsil edilmiştir: Roma’nın Veritas’ı, Rönesans’ın ışık saçan alegorileri, adaletin kadın bedeniyle özdeşleştirilmesi… Goya ise bu geleneği tersine çevirerek hakikati ölü bir kadın olarak resmeder. Böylece hem tarihsel alegoriyi sürdürür hem de onun yıkımını gösterir.
Goya’nın Hakikat Öldü gravüründe kadın figürüyle temsil edilen hakikatin ölümü, günümüzde kadınların şiddet ve ölümle karşı karşıya kalışını daha iyi anlamamı sağlıyor. Hakikat gibi kadın da yaşamın kaynağıdır; onun yok edilmesi, toplumun vicdanının gömülmesidir.
Bugün Venezuela’da yaşanan toplumsal çöküş ya da Meksika’daki şiddet dalgaları, Goya’nın gravürlerinde betimlediği hakikatin ölümünü yeniden hatırlatıyor. Tıpkı Trump Çağı’nda olduğu gibi, aklın uykuya dalmasıyla canavarlar ortaya çıkıyor; hakikat geri çekildikçe siyaset ve toplum karanlıkla kuşatılıyor.
Hakikatin Ölümü: Trump Çağında Yalancılık Sanatı, Bölümleri
Kakutani’ye göre Trump dönemi, “hakikatin ölümü” kavramının somutlaştığı bir çağdır. Gerçeklerin yerine duyguların, inançların ve manipülasyonların geçtiği bu süreç, yalnızca Amerika için değil, küresel ölçekte demokrasiler için de bir tehdit olarak görülüyor. Başlık, bu dönemin özünü tek cümlede özetliyor: hakikatin değersizleştiği bir çağda, yalanın sanata dönüştürülmesi.
Bu bölümler, Trump dönemiyle birlikte görünür hale gelen “hakikat sonrası” çağın farklı boyutlarını açıklıyor. Kakutani, yalnızca bir siyasi lideri değil, çağın kültürel ve toplumsal dönüşümünü ele alıyor.
- Aklın Gerileyişi Ve Çöküşü: Rasyonel düşüncenin geri plana itilmesi, duyguların ve inançların öne çıkması.
- Yeni Kültür Savaşları: Toplumsal kutuplaşmanın artışı, kimlik ve değerler üzerinden yürütülen çatışmalar.
- “Moi” ve Öznelliğin Yükselişi: Nesnel gerçek yerine bireysel algı ve öznel deneyimin ön plana çıkması.
- Gerçekliğin Yok Oluşu: Bilimsel ve nesnel verilerin sorgulanması, hakikatin değersizleşmesi.
- Dilin Ele Geçirilişi: Sözcüklerin ve söylemin manipülasyon aracı haline gelmesi.
- Filtreler, Gruplar ve Kabileler: Sosyal medya algoritmalarının insanları kendi yankı odalarına hapsetmesi.
- Dikkat Eksikliği: Bilgi bombardımanı içinde odaklanma ve derin düşünmenin kaybolması.
- “Yalan Hortumu”: Propaganda ve Sahte Haber: Yalanların sürekli ve sistematik biçimde dolaşıma sokulması.
- Trollerin Hazzı: İnternet kültüründe provokasyon ve manipülasyonun eğlenceye dönüştürülmesi.
Yazarın Notu:
Demokrasiyi otokrasiden ayıran özelliklerden biri “gerçek”tir.
Politikaları ve sorunları tartışabiliriz, zaten bunu yapmalıyız da… Fakat bu tartışmalar, duygulara ve korkulara hitap eden ayrıştırıcı söylemelere ve uydurma bilgilere değil, ortak gerçeklere dayanmalıdır.
Bıkkınlıkla veya kendi siyasi çıkarlarımızı korumak uğruna hakikati görmezden gelerek gerçeklere karşı kayıtsız kalmayı normalleştiremeyiz.
William Butler Yeats’’in 1919’da I. Dünya Savaşı’nın korkunç enkazı içinde kaleme aldığı “İkinci Geliş” (The Second Coming) şiiri, 2016 yılında bir kez daha büyük bir çıkış yaptı. Şiirin dizeleri, 2016 yılının ilk altı ayında, gazete haberlerinde son 30 yılın toplamında olduğundan çok daha fazla yer almıştı.
“Her şey yıkılıyor, bel vermiş orta direk; Kargaşalık salınmış yeryüzüne.” —William Butler Yeats
Hakikati kaybettiğimizde yalnızca demokrasiyi değil, ortak insanlığımızı da kaybederiz.
“Sanat bizi, tek tek insanları avutabilir,” demişti bana, ama gerçeklik karşısında yapabileceği bir şey yoktur.” —Stefan Zweig, Dünün Dünyası
Avusturyalı yazar Stefan Zweig 1942 yılında yayımlanan “Dünün Dünyası” adlı otobiyografisinde, hayatı boyunca dünyayı sarsan iki büyük felakete tanıklık ettiğini anlattı. I. Dünya Savaşı , ardından gelen kısa soluklanma dönemi ve sonrasında Hitler’in korkunç yükselişi ile II. Dünya Savaşı kabusu. Otobiyografisinde Avrupa’nın on yıllar içinde kendini nasıl iki kez darmadağın ettiğine, “sağduyunun çöküşü” ve “barbarlığın korkunç zaferine” tanıklık eden yazar, gelecek nesillerin bu yaşananlardan bir ders çıkaracağını umuyordu.
İnsanlar alışkın oldukları hayatlarını, günlük rutinlerini, alışkanlıklarını terk etmek istemediklerinden, özgürlüklerin ne kadar büyük bir hızla ellerinden alındığına inanmak istemediler, diye yazmıştı Zweig.
Stefan Zweig’in “Dünün Dünyası“ adlı eseri, hakikatin ve aklın değer kaybının tarihsel köklerini göstererek bugünkü post-truth çağın yalnızca güncel bir kriz değil, geçmişten devralınan bir sancı olduğunu hatırlatır.
Hakikatin kaybı yalnızca kültürel ve siyasal düzeyde değil, aynı zamanda bilgiye erişim ve uzmanlıkla kurulan bağın zayıflamasıyla da derinleşiyor. Tom Nichols, “Uzmanlığın Ölümü” eserinde şöyle diyor:
“Eğer yurttaşlar hayatlarına etki eden konularda doğru bilgiye sahip olmak için gayret sarf etmezlerse, bu konular üzerindeki yetkilerinden feragat etmeye mecbur kalırlar. Ve oy verenler bu önemli konular üzerindeki söz haklarını kaybettiklerinde, cahil demogoglar demokrasiye el koyarlar. Demokratik kurumlar sessizce ve yavaş yavaş otoriter teknorasinin eline geçer.” —Tom Nichols, Uzmanlığın Ölümü
Sonradan açıklanan belgeler ve bunlara eşlik eden filmler — örneğin JFK dosyaları ve Oliver Stone’un JFK filmi, CIA operasyonunu konu alan Zero Dark Thirty, John Grisham’ın romanından uyarlanan Pelikan Dosyası, Watergate skandalını anlatan All the President’s Men, Pentagon Papers sürecini işleyen The Post, Irak Savaşı öncesi manipülasyonu ifşa eden Official Secrets ve CIA’in işkence programını araştıran The Report — hakikatin siyaset karşısındaki kırılganlığını, çıkar ilişkilerinin demokrasiyi tehdit edişini ve kamuoyunun gerçeğe dair bitmeyen şüphelerini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.
“Hakikatin Ölümü: Trump Çağında Yaşancılık Sanatı“, günümüzün “büyük sancısını” yani hakikatin değer kaybını anlamak için bir rehber niteliğinde. Okur, hem Orwell’in distopyasıyla hem de Kakutani’nin güncel analizleriyle karşılaştırma yaparak, bugünün bilgi dünyasında nasıl bir krizle karşı karşıya olduğumuzu daha net görebiliyor.
Ancak dijital çağda hakikati korumak için yalnızca analiz yetmez; pratik mekanizmalara da ihtiyaç vardır. Peki bu mekanizmalar neler olabilir?
- Bağımsız doğrulama ağları: Gerçekleri teyit eden bağımsız fact-checking kuruluşları.
- Şeffaf algoritmalar: Sosyal medya ve arama motorlarının hangi bilgiyi öne çıkardığını açıklaması.
- Medya okuryazarlığı: Bireylerin dijital içerikleri eleştirel gözle okuyabilmesi.
- Akademik ve gazetecilik etik standartları: Bilginin üretiminde güvenilirliği artıran kurallar.
- Bireysel sorumluluk: Okurun, gördüğü bilgiyi sorgulaması ve hakikatle bağ kurma çabasını sürdürmesi.
Burada özellikle okurun rolü kritik: Dijitalde yazılan her şey hakikat değildir; hakikatle bağını kuran şey, okurun eleştirel bakışı ve sorumluluğudur. Yani benim rolüm, hakikati koruyan ve yeniden anlamlandıran kişi olmaktır.
Orwell’in distopik uyarısı, Kakutani’nin çağımız analizi ve Arendt’in felsefi derinliği, bugün bize şunu hatırlatıyor: hakikat, ancak bireylerin ve kurumların ortak çabasıyla korunabilir.
Büyük soru: “Sizce bugün hakikati korumak için hangi kurumlara güvenebiliriz?“
Hakikatin Ölümü, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Michiko Kakutani’nin Hakikatin Ölümü: Trump Çağında Yalancılık Sanatı kitabı günümüz için çok önemli bir uyarı metni olarak görülüyor. Çünkü “hakikat sonrası çağ”ın dinamiklerini, özellikle Trump dönemi üzerinden, ama aslında küresel ölçekte demokrasiler için geçerli olacak şekilde analiz ediyor.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Gerçeğin aşınması: Nesnel gerçeklerin yerine duyguların, inançların ve manipülasyonların geçtiği bir dönemi gözler önüne seriyor. Bu, yalnızca Amerika değil, tüm dünyada bilgi ekosisteminin en büyük sorunu.
- Sahte haber ve propaganda: Sosyal medya ve dijital platformlarda uydurma haberlerin sistematik biçimde yayılması, Orwell’in Gerçek Bakanlığı metaforunun günümüzdeki karşılığı olarak okunabilir.
- Demokrasiye tehdit: Hakikatin değersizleşmesi, toplumda güven krizine yol açıyor. Bu da demokratik kurumların işleyişini zayıflatıyor.
- Kültürel dönüşüm: Kakutani, yalnızca bir siyasi lideri değil, çağın kültürel ve toplumsal dönüşümünü ele alıyor. Nesnelliğin yerini önyargının, mantığın yerini duygunun alması, bireysel ve toplumsal düzeyde büyük bir kırılma yaratıyor.
Michiko Kakuti: Hakikatin Eleştirmeni
Doğum ve Köken: Michiko Kakutani, 9 Ocak 1955’te New Haven, Connecticut’ta dünyaya geldi. Japon kökenli bir Amerikan ailesinin tek çocuğu olan Kakutani’nin babası Yale Üniversitesi’nde matematik profesörü Shizuo Kakutani, annesi ise Keiko Uchida idi. Bu akademik ve kültürel ortam, onun edebiyat ve düşünce dünyasına erken yaşta yönelmesini sağladı.
Eğitim ve İlk Yıllar: Yale Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı eğitimi aldı. Mezuniyetinin ardından kısa süreliğine The Washington Post ve Time dergisinde çalıştı. Ancak asıl kariyerini şekillendiren kurum, 1979’da katıldığı The New York Times oldu.
Eleştirmenlik Kariyeri: 1983’ten 2017’ye kadar The New York Times’ta kitap eleştirileri yazdı. Keskin üslubu, bağımsız tavrı ve edebiyat dünyasında otorite kabul edilen yorumlarıyla tanındı. 1998’de edebiyat eleştirisi dalında Pulitzer Ödülü kazandı.
Michiko Kakuti’nin Başlıca Eserleri:
- Hakikatin Ölümü: Trump Çağında Yalancılık Sanatı (The Death of Truth: Notes on Falsehood in the Age of Trump, 2018) Post-truth çağını, sahte haberlerin yükselişini ve dilin manipülasyonunu analiz eden kitabı. Orwell’in 1984’üyle paralellikler kurarak günümüzün “hakikat sonrası” krizini inceliyor.
- Ex-Libris: 100+ Books to Read and Re-Read (2020) Kakutani’nin kişisel okuma yolculuğunu yansıtan, klasiklerden çağdaş eserlere uzanan bir seçki. Okurlara hem edebiyat hem de düşünce dünyasında rehberlik eden bir kitap.
Bu iki eser, onun eleştirmen kimliğinden yazar kimliğine geçişini gösteriyor: Hakikatin Ölümü çağın sancılarını teşhis eden bir politik-kültürel analiz, Ex-Libris ise edebiyatın dönüştürücü gücünü kutlayan bir okuma rehberi.
Kültürel Etkisi: Kakutani, yalnızca bir eleştirmen değil, aynı zamanda çağın ruhunu teşhis eden bir düşünür olarak görülüyor. Yazılarında edebiyatın gücünü, hakikatin kırılganlığını ve kültürel dönüşümlerin birey üzerindeki etkilerini vurguladı.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın