Kendi geçmişinin bilincine varmayan insan, geçmişini sürekli tekrarlamak zorunda kalır…

— Arno Gruen

Merhaba

Eğer sevginin temeli tahrip edilmişse, geleceği nasıl kurabiliriz?

Umudumuz annelerde. Kadınların, yaşamda ve çocuklarında canlı olanı destekleyebilmeleri için erkeğin mülkiyeti olarak görülmeme olanağının tanınması gerekir.

Bu, anne olmanın zorunlu bir amaç haline getirilmesi demek değildir. Sorun burada yatıyor. Toplum, bizi öyle bir biçimde programlıyor ki, “iyi olmak” her zaman, tüm bir çılgınlığın parçası haline geliyor. Bize “iyi olmanın” kendisinin bir değeri olduğu öğretiliyor. Ancak, bu anlayışta “iyi anne” olmak, erkeğin başarı mitine boyun eğmek demektir. Ne yazık ki bu durum, kadının değerini belirlerken taleplerini hiçe saymaktadır. Çocuk doğurmak, artık bir performansa dönüşmüş durumda.

Erkek egemen kültür, canlılık taşıyan her şeye sızarken, bu tahribat daha da derinleşiyor. Kadınlar, bazen kurban olsalar da, erkek ideolojisini, kadınlık maskesi altında içselleştirip uyguladıklarında, bu tahribat çok daha yıkıcı hale gelebilir.

Toplumda, başarılı ve “iyi anne” olmayı amaç edinmiş kadınlar, çoğu zaman sevgiyle değil, başarıyı elde etme arzusuyla büyürler. Bu sebeple, kendilerini başarılı göstererek iktidar kurma çabası içine girerler.

Bugün, acımasız, şiddet dolu ve empatiden yoksun bir dünyada, kadına düşen görev, dişil yanını aktif hale getirmektir.

Bazılarımız, bağımsızlıklarını koruyabilmiş ya da yeniden bulabilmiş anne ve babalar tarafından yetiştirilme şansına sahip olduk. Bu, mülkiyetçi olmayan bir sevgi anlayışını ve bu sevginin aktarılmasını mümkün kılar.

Gerçek anlamda kendini tanıyan biri, aynı zamanda kendine karşı sorumluluk duygusu taşır. Bu, kendilik nefretiyle yüzleşebilmek, kendi yaralarından kaçmak yerine onlarla barışmak demektir. Anne, baba ya da herhangi bir otoriteyi güçleriyle ve zayıflıklarıyla anlamaktır.

Büyük tehditlerin gölgesindeki bir çağda yaşadığımızın hepimiz farkındayız. İşsizlik korkusu, kuşaklar arası uçurumlar, kadın ve erkek arasındaki uçurumlar, devletler arası çatışmalar ve doğa ile hayvanlar arasındaki değerler giderek daha da karmaşıklaşmaktadır.

“Dünyayı yıkımdan koruyan şey sevgi aktarımıdır. Tarih, kendilerini ölüme adamış olanlarla, sevgiye adamış olanlar arasında gidip gelir…” – Arno Gruen

Sevgisizliğe karşı koymadığımız sürece, kendi kimliğimize ulaşamayız. Arno Gruen, birey oluşumuzu kabul etmek ve buna değer vermek için geçmemiz gereken kapıları gösterdi. Teşekkür ederim.

Milan Kundera, “İnsanın iktidara karşı mücadelesi, belleğin unutmaya karşı mücadelesidir” diyor. “Geçmiş, yaşam doludur, onun yüzü kışkırtır, öfkelendirir, taciz eder; öyle ki onu ya tahrip eder, ya da yeniden resmetmek istersiniz. İnsanlar geçmişi değiştirebilmek için geleceğin efendisi olmak isterler.” Korku nedeniyle, kurban durumundaki insanlar, geçmişlerini görmek istemezler; çünkü geçmişin izinde ilerlemek, onlara rahatsızlık verir. Onur, kahramanlık ve sahte tanrılara kölelik yapmanın peşinden koşarlar.

Kendi geçmişinin bilincine varmayan insan, geçmişini sürekli tekrarlamak zorunda kalır.

Bir yazar, yaratıcı gücünü sadece “egemen görüş”ün aldatmacalarına karşı mücadele etmek amacıyla kullanmak istemez. İnsanlık deneyiminin bütünlüğünü kabul eden bir dilden konuşur.

Yaşamak için okuyun…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin