Gerçeğe meydan okuma cesaretine sahip olmamız gerekir; gerçeğin her türlüsüne, bunalıma varıncaya kadar…
-Martin Heidegger
Merhaba
Dünya sonuçta tuhaf bir yerdir… İçinde yaşadığımız ve yazgımızın belirlendiği bu dünya karşısında ne diyeceğini bilemeyen, şaşkınlığa düşen, hatta kaygı duyan herkese kendimi yakın hissediyorum…
Kafamızın içinde sürekli sorular uyandıran, bizi altüst eden bilgilerle her gün karşı karşıya kalıyoruz ve çoğu kez nasıl tepki vereceğimizi ya da daha doğrusu onları bir “dünya görüşü” yle nasıl bağdaştıracağımızı bilemiyoruz; oysa bu, yaşamımızı sürdürebilmek için o kadar gerekli ki.
Bilimsel bilgiler, kökenimizin kozmosta olduğunu bize sürekli anımsatıyor.
Bizler, şu anda birer insan olarak bu noktaya nasıl geldik? Varlığımız, milyarlarca ışık yılı sürmüş, gökadaları, yıldızları ve gezegenleri içine alan olaylara bağlı bir zamana uzanıyor. Hubert Reeves bunun “güzel öykü” olarak adlandırmaktan hoşlanıyor.
Bu kitabın ilk bölümünde, bizi az ya da çok kozmosa bağlayan bilimsel bilgilerimizin ortaya koyduğu belirli sayıda öğeyi bir araya getiriyor. Bu öğeler evrensel karmaşıklıkta ve güzel öykünün oluşmasında önemli roller oynamıştır. Üzerlerine büyük dikkatle eğilmemiz gerekiyor.
Öte yandan gazetelerimiz, televizyon ve internet, türümüzün davranışları hakkında bize her gün bunaltıcı belgeler sunuyor. Bize, aklımızla ulaştığımız teknolojik güce dayanarak insanların etkinlikleri sonucu gezegenimizin yağmalandığını anlatıyorlar. Bu güm bugün bizi çok tehdit edici bir ekolojik bunalıma sokuyor. Buysa, “o kadar güzel olmayan öykü”. Tehlike işte tam da orada doğuyor.
Görünüşte birbiriyle çok çelişen bu iki öykü gerçeğiyle birlikte yaşamamız gerekiyor. Bunların arasında nasıl bir bağ var? İlk öykü nasıl ikinci öyküye evrildi? Özellikle bu iki gerçeklikle nasıl baş edeceğiz, bunları birbiriyle nasıl bağdaştıracağız? Bu kitabın konusu işte bu…
3. ve 4. bölümler “o kadar güzel olmayan öykü”nün ayrıntılarını ele alıyor. O öykü, gezegenimizin üzerinde biyolojik gelişmenin rastlantılarına bağlı olarak zekanın ortaya çıkmasıyla başlıyor. Bu yeti en yüksek verimliliğine günümüzden iki yüz bir yıldan biraz önce bir memelide, atamız Homo Sapiens’te Afrika’da ulaşıyor. Tekniklerin gelişmesi sayesinde zekanın çevre ile anlaşmazlık konusu olan etkileşimlerini izleyebiliriz.
5. bölümde durduğumuz “Yeşil Uyanış”. Son bölüm Yeşil Uyanış’ın nitelikleri üzerindeki düşünceleri ileri sürüyor. Özellikle, bizim doğanın bütünü karşısında insan olarak sorumluluğumuzu genişletmemizi sağlayacak bir ahlakın gerekliliği üzerinde duruyor. Gelecek hakkında umutlarımızı sergiliyor.
“Tehlikenin doğduğu yerde kurtarıcı da doğar.” Alman şairi Hölderlin’in bu güzel dizesi, bugün içine düştüğümüz durumun çifte görünümünü bütünüyle kapsıyor.
“İnsan, kendi çıkarları için gözlerini kör eden bencilliğiyle, eline geçirdiği her şeyden yararlanma eğilimiyle, tek sözcükle, kendi geleceğine ve benzerlerine karşı umursamazlıkla, kendini koruyan araçları, hatta kendi türünü yok etmek için çabalıyormuş izlenimi veriyor. Toprağı koruyan büyük bitkileri, o andaki açlığını doyurmak için her yerde yok ederek, üzerinde oturduğu toprağı hızla verimsiz hale getiriyor, kaynakları kurutuyor, o topraktan beslenen hayvanları oradan uzaklaştırıyor, dünyanın eskiden verimli ve her türlü canlıyla dolu olan büyük bölümü şimdilerde çıplak, verimsiz, üzerinde barınılamaz çöllere dönüşmüş durumda. Kendi tutkularının peşinden koşmak için, deneyimin ortaya koyduğu derslere kulak tıkayıp benzerleriyle sürekli savaş halinde; onları her yanda, her türlü bahaneyle yok ediyor: Öyle ki vaktiyle çok kalabalık olan toplulukların giderek yoksullaştığı görülüyor. İnsanlar, dünyayı yaşanamaz hale getirdikten sonra kendini yok etmeyi amaçlıyor sanki.”
Canlı varlıkların katliamı devam ediyor ve hızlanıyor. Doğanın yağmalanması ve ortaya çıkan zararlar o kadar büyüktür ki keskin görüşlü bazı gözlemciler umutsuzluğa kapılıyor. Lamatck’ın 1830’da söylediklerine kulak verelim.
Gök cisimlerinin ve olaylarının fiziksel ve kimyasal özelliklerini inceleyen astrofizik alanında çalışmalarıyla tanınan Hubert Reeves, bilimsel “öykü” anlatmadaki yeteneğini bu kitabında da gösteriyor: Bir yandan çevremize, dünyamıza verdiğimiz zararın ciddiyetini ortaya koyuyor, öte yandan daha “yeşil” bir geleceği ummamızı sağlayacak çalışmaların ipuçlarını veriyor…
Şaşırtıcı atomik ve kozmik tesadüfler, Evren’in düzene kavuşmasını, zenginleşmesini sağlamış, insanın doğuşunu mümkün kılmıştır.
Karbon çekirdeğinden gezegenimizin derinliklerine, fosil ışımasından gizemli nötrinolara, pek çok garip fenomen dünyamızın karmaşık yapısına katkıda bulunmuş.
Gelgelelim dünyamızın güzelliği ve zenginliği insan eliyle, yani bizim tarafımızdan tehlikeye atılmaktadır. İnsanoğlu çevre için, biyolojik çeşitlilik için ve en sonunda kendisi için dünyadaki en büyük tehdit durumuna gelmiştir.
Evrenin “Güzel Öyküsü” ile insanlığın “O Kadar Güzel Olmayan Öyküsü” nasıl uzlaştırılabilir?
Tehlikenin Doğduğu Yerde Kurtarıcı Da Doğar, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Reeves’in tarzı çok kendine özgüdür: Kurtarıcıyı bir kişi ya da kahraman olarak değil, kolektif bilinçlenme, ahlaki sorumluluk ve bilimle aydınlanma üzerinden tarif eder. Reeves, soğuk bilimsel gerçeklerle, sıcak insani duyguları birleştirir. Carl Sagan’la ruh akrabası gibidir. Bilim insanı kimliğiyle evrene bakarken, bir filozof gibi de kaygı duyar.
Günümüz Perspektifinden:
- Yeşil Uyanış Gerçekleşti mi?: 2000’lerin başında umutla bahsedilen “yeşil uyanış” bugün ne durumda? Bazı kazanımlar var — yenilenebilir enerji, genç iklim hareketleri, yeşil şehir planlamaları — ama bunlar küresel kapital sistem içinde ne kadar kökten değiştirici?
- Bilim ve Teknolojinin Rolü Değişti mi?: Reeves’in kitabında teknoloji hem kurtarıcı hem yıkıcı bir potansiyele sahipti. Bugün yapay zekâdan biyoteknolojiye uzanan gelişmeler, insan-doğa ilişkisini daha da karmaşıklaştırdı.
- Bireysel Sorumluluk vs. Sistemsel Değişim
Kitap, bireysel bilinçlenmeye büyük değer veriyor ama bugünün iklim aktivistleri daha çok sistemsel eleştirilerle öne çıkıyor.
- Yüzünü gökyüzüne dönmüş bir bilim insanı, yerküreye dair ne söyleyebilir?: Reeves’in bu soruya yanıtı netti: Gökyüzüne bakan biri, toprağın ne kadar kırılgan olduğunu herkesten iyi bilir…
Hubert Reeves Hayatı ve Kariyeri: Kozmosun Şairi
Bilimle Büyüyen Bir Çocuk: Hubert Reeves, Montréal’de dünyaya geldiğinde gökyüzü hâlâ gizemlerle doluydu. Çocukluğu Léry kıyılarında geçti; babasının getirdiği ansiklopedilerle evrenin kapılarını aralamaya başladı. Bu erken merak, onu fizik okumaya yöneltti: Université de Montréal’de lisans, McGill Üniversitesi’nde yüksek lisans, ardından Cornell Üniversitesi’nde nükleer astrofizik alanında doktora yaptı.
Bilimsel Yolculuk: 1960’larda Université de Montréal’de fizik dersleri verirken NASA’ya danışmanlık yaptı. 1965’te Avrupa’ya geçerek Fransa’daki CNRS’de (Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi) araştırma direktörü oldu. Kozmik elementlerin oluşumu üzerine yaptığı çalışmalar, yıldızların içindeki nükleer süreçleri anlamamıza katkı sağladı.
Kozmosu Anlatan Bir Ses: Reeves yalnızca bir bilim insanı değil, aynı zamanda bir anlatıcıydı. 1981’de yayımlanan Patience dans l’azur (Sabırla Gökyüzünde), evrenin evrimini şiirsel bir dille anlattı. Ardından gelen Poussières d’étoiles (Yıldız Tozları) ile milyonlara ulaştı. Onun kalemiyle bilim, soğuk formüllerden sıyrılıp insanın iç dünyasına dokunan bir hikâyeye dönüştü.
Çevreye Duyarlı Bir Bilge: 2000’li yıllarda çevre aktivizmine yöneldi. Fransa’da Humanité et Biodiversité adlı kuruluşun başkanlığını yaptı. “Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” diyerek insanlığın doğayla kurduğu ilişkiyi sorguladı.
Onurlandırılan Bir Yaşam:
- Kanada ve Fransa’dan devlet nişanları
- Albert Einstein Madalyası (2001)
- 9631 numaralı asteroide adı verildi
- Prix Jules Janssen (2019) – Fransız Astronomi Derneği’nin en prestijli ödülü
Mirası: Hubert Reeves, evrenin sırlarını anlatırken insanın içsel evrenine de ışık tuttu. Onun kitapları, konferansları ve televizyon programları bilimle sanatı buluşturdu.
“Sen yıldız tozusun,” diyordu. “Ve bu seni sıradan değil, evrensel yapar.”
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın