“Görünüşe göre kimse aklındakini söylemiyordu, ya da duygularından söz etmiyordu, ancak müzik bunun için vardı.”

— Virginia Woolf, Dışa Yolculuk

Merhaba

Benlik Nedir?Ne demektir? Kimin tanımıdır? Sanatçının kendisi mi, yoksa toplumsal benliği midir? Bireyin kurallarca mecbur edilmiş, maskelerin ardındaki benliği midir? Peki maske nerede biter, benlik nerede başlar? Bir tane mi benlik vardır, yoksa hesaplanacak kadar çok miktarda mıdır? Değişken midir, yoksa bölünemez bir bütün müdür?

1908’de tasarlamaya başladığı ve 1913’te tamamladığı, ağır bir ruhsal çöküntü geçirdiği için 1915’te yayınlanan ilk romanı ‘Dışa Yolculuk’ büyük yankılar uyandırdı.

Roman, yazarın daha sonraki yapıtlarında karşımıza çıkacak olan teknik ustalığın, serbest dolaylı anlatımın, kadın bilinçlenmesine odaklanışın, cinsellik ve ölüm temalarının da öncüsü oldu.

Dışa YolculukVirginia Woolf’un 1910-1915 yılları arasında yazdığı ilk romanı. Başka hiçbir romanında olmadığı ölçüde gençliğin, hayatın heyacanını yansıtır. İngiliz toplumunun yapısını, inançlarını ve önyargılarını, ayrıca kadın-erkek ilişkilerini, dini ve ölümü irdeler.

Woolf’’un iç dünyasının, aşklarının, tutkularının, inançlarının ve özyaşamının izlerini görmek mümkündür.

Dışa Yolculuk belli bir zamanda yer alsa da insanlar arasındaki ilişkileri ele alışı evrenseldir.

Edebiyat dünyasının derinliğini dergilerle daha iyi kavrıyoruz, diye düşünüyorum. Woolf’u yeniden çerçevelenen bilgiyle anlatan Sabitfikir yazarlarına teşekkür ederim.

Dışa Yolculuk, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Gece Ve Gündüz

“Yaşayan Kitaplar Vardır.” Diye Düşünceli Düşünceli Konuştu. “Bizimle Birlikte Gençtirler, Bizimle Yaşlanırlar…” — Virginia Woolf

Virginia Woolf’un ikinci romanıdır. 20 Ekim 1919’da yayınlanmıştır. Woolf’un “bilinç akışı” tekniğini kullandığı daha sonraki modern deneysel romanlarından farklı olarak klasik gerçekçi üslupla kaleme aldığı bu eser, olay örgüsü, gerçek mekan tasvirleri ve titizlikle karakterleri, dönemin atmosferini yansıtan özellikleriyle dikkat çekiyor.

“Bir Yazarın Günlüğü”ne S22 not düşmüş:

27 Mart 1919

Leonard’ın son iki sabahı ve akşamı okuyarak geçirdiği Gece ve Gündüz . Sonunda bu sabah dile getirdiği yargısının çok mutlu ettiğini açıkça söylüyorum: İnsan buna ne kadar inanmalı bilmiyorum. Benim görüşüme göre G. ve G. “Denizlere Açılmak”tan çok daha olgun, bütünlenmiş ve doyurucu bir kitap; böyle olması için nedenleri var elbette. Galiba, gerçekten pek önemi olmayan duygularla oynadığım suçlamasıyla yüz yüze geleceğim. İki baskı bile yapabileceğini öngörmüyorum kesinlikle. Yine de, İngiliz yazınının şu anki durumunda, özgünlük ve içtenlik açısından birçok çağdaşla yarışabileceğini düşünmekten de kendimi alamıyorum. Gece ve Gündüz’ün son yarısını yazmaktan hoşlandığım kadar başka hiçbir yazıdan hoşlandığımı sanmıyorum. Gerçekten de, onun hiçbir bölümü “Denizlere Açılmak” gibi benim sabrımı zorlamadı; eğer insanın kendi dinginliği ve ilgisi iyi bir şeyler olacağının belirtisiyse, en azından bazı kişilerin ondan zevk alacağını umabilirim. Onu bir daha okur muyum, bilemiyorum? Basıldıklarında kendi yazdıklarımı yüzüm kızarmadan okumaya katlanabileceğim zaman gelecek mi-titremeden, örtünmeyi dilemeden?

Gece Ve Gündüz, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Gece ve Gündüz , kadın hakları, sınıfsal farklılık, aşk, evlilik, özgürlük, mutluluk ve başarı gibi meseleleri, karakterlerinin yaşamları, mücadeleleri, umutları, acıları ekseninde tartışıyor. Edward dönemi Londra’sında geçen Gece ve Gündüz, Mary ve Ralph’in hakikat arayışlarında tanık olduğumuz modern insanın yazgısı, bir başkasını anlama çabası üzerine duygulu ve derin bir metin.

Mrs. Dalloway

“Şimdi tek yapman gereken pencerenin kenarına geçip ritmik algını açmak ve kapamak, açmak, cesurca ve özgürce ta ki bir şeyler başka bir şeylerin içinde eriyene dek… Demek istediğim, tüm cesaretini topla, tüm dikkatini ver, doğanın bahşetmesi tasarlanmış tüm yetenekleri davet et. Sonra bırak ritmik duygun adamların, kadınların, otobüslerin, serçelerin caddede gelip geçen ne varsa her şeyin arasına karışsın, girsin, çıksın, ta ki hepsini birbirine bağlayıp tek bir ahenkli bütün oluşturana kadar. ” — Virginia Woolf

Virginia Woolf 1925 yılında Mrs. Dalloway‘yi yayımlamadan önce yeni teknikler peşindedir. Güncesinde Mrs. Dalloway üzerine çalışırken, şimdiki zaman ile geçmiş zamanın iç içeliğini verebilmek amacıyla tunnelling process (tünel açma süreci) dediği yöntemi, ancak bir yıl uğraştıktan sonra keşfettiğini yazar. Bu yöntem, yarattığı karakterlerin benliğinde “mağaralar” açmaktı. Bu mağaraları tünellerle birbirine bağlayarak, o kişilerin bugünüyle geçmişleri arasındaki bağlantıyı kuracaktı.

“Hiçbir konuşma yoktur, hiçbir anı yoktur bütünlüğü içinde yaşayan, parçalanmayan. Zihinde yaşananlar kopuk kopuktur, parça parçadır. Her bir anı kendi yalnızlığında, kendi karanlığında, kendi unutuluşunda olsa da yine yaşıyordur. Zihinde bir bütün yoktur, hep parça parçadır. Geçmiş bir bütünden kopmuş, parçalanmıştır. Her anımsama koptuğu yerden yeni bir bağ oluşturmaya ve yeniden yaşamaya çalışır. Her anımsayış bir yorumdur.” — Virginia Woolf

Hangimiz Mrs. Dalloway’deki Clarissa Dalloway’i, Deniz Feneri’nin Mrs. Ramsay’ini, Gece ve Gündüz’ün Katharina Hilvery’sini ya da Dışa Yolculuk kitabındaki Rachel Vinrace’i Virginia Woolf’un kendiliğinden ayırabilir ki?

Sanatçının diğer insanlardan farkı, yarattığı eserlerle de kendisini yeniden ve sürekli olarak üretmesi. Bir yazarın yarattığı karakterler onun benliğinin de yansımalarını oluşturacaktır.

Rollo May’e göre benlik, gelişen yönünde ona kendisini yaratmada yön veren modeller, biçimler, metaforlar, mitler ve diğer birçok ruhsal içerikten oluşmuştur. Benlik dediğimiz kavram hem bilinci hem de bilinç dışını içerir. Bunu Virginia Woolf’da şu cümlelerinde ifade ettiğini görürüz:

“Şimdi tek yapman gereken pencerenin kenarına geçip ritmik algını açmak ve kapamak, açmak, cesurca ve özgürce ta ki bir şeyler başka bir şeylerin içinde eriyene dek… Demek istediğim, tüm cesaretini topla, tüm dikkatini ver, doğanın bahşetmesi tasarlanmış tüm yetenekleri davet et. Sonra bırak ritmik duygun adamların, kadınların, otobüslerin, serçelerin caddede gelip geçen ne varsa her şeyin arasına karışsın, girsin, çıksın, ta ki hepsini birbirine bağlayıp tek bir ahenkli bütün oluşturana kadar.” — Virginia Woolf

İlk olarak 1925 yılında yayımlanan Mrs. Dalloway, İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden Virginia Woolf’un başyapıtı olarak kabul edilir. Zamanın ruhunu bilinç akışı yöntemiyle sunan Woolf’u okumak, sıra dışı bir deneyimdir.

Mrs. Dalloway‘ deliliğin ve intiharın incelenmesiydi… Virginia romanlarında, yaşadığı dünyanın öznel gerçeklerini hem akıl sağlığı yerinde olan hem de olmayan insanların gözünden sunuyordu adeta.

“Ölüm, başkaldırıydı. Ölüm, iletişim kurma çabasıydı; insanların gizemli bir biçimde onlardan kaçan bir merkeze ulaşmanın olanaksızlığını duyumsamalarıydı; yakınlaşmak uzaklaştırıyordu; mutluluğun sarhoşluğu geçiciydi; insan yalnızdı. Ölümde bir gerçeklik vardı.”

Kitabın birbiriyle hiç yüzyüze gelmeyen bu iki kahramanı delilikle sığlık, sığlıkla derinlik, yaşamla ölüm kadar temel karşıtlıklar içinde “günden geceye” yolculuklarını tamamlar ve Virginia Woolf‘da birleşirler.

Mrs. Dalloway, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Virginia Woolf’un en tanınmış eserlerinden biridir. Bu roman, bir kadının tek bir günde yaşadığı deneyimler üzerinden zamanın, hafızanın ve bireysel bilinç akışının etkisini inceler. Woolf, bu eserde modernizmin önemli özelliklerinden biri olan bilinç akışı tekniğini kullanarak karakterin içsel dünyasına derinlemesine iner.

Deniz Feneri

“Sanatçı, güzel şeylerin yaratıcısıdır. Sanatın amacı, sanatı ortaya çıkarıp sanatçıyı gizli tutmaktır. Eleştirmen, güzel şeylere dair izlenimini başka bir biçime veya yeni bir malzemeye çevirebilen kişidir. ” — Virginia Woolf

Benlik, psikanalizin merkeze aldığı konulardan. Bununla ilgili birçok görüş, birçok farklı tanımlama mevcut. Ben(lik), kimlik, kişilik, karakter sözcüklerinin zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılmakta olduğunu ancak tarihsel gelişimleri incelendiğinde bazı anlam farklılıkları taşıdıklarını görüyoruz. Örneğin, “ben” derken genel olarak zihinsel bir yapıdan (“ego”) söz ediyoruz demektir. Ego “ben”in Latince karşılığı; ve genellikle “egoist”, “egosu yüksek”, “egosuna düşkün” gibi olumsuz anlamlar yüklenerek yanlış kullanılmakta. Oysa, Freud‘un yazılarında -Türkçedeki- “ben” anlamında –Almancadaki karşılığı olan- “ich”i kullandığı biliniyor. Ego, Freud‘un metinleri İngilizceye tercüme edilirken, çevirmenin “ben”e Latince bir karşılık bulma düşüncesinden doğmuştur. Benlik ise, zihinsel ve bedensel bir bütün olarak “kendi”mize (“self“) işaret eder. Kendilik (self) bir temsil ya da temsiller bütünüdür; dışarıdaki insanların içimizdeki imgeleri olan nesne temsillerine paralel ve onlarla aynı şekilde kurulan yaşantısal bir yapıdır. Kendilik, içimizdeki ve dışımızdaki nesnelerle etkileşimlerin ürünüdür. Bu yüzden de nefes alıp verdiğimiz sürece sonu yoktur.

İngiliz edebiyatının başyapıtlarından biri olan Deniz Feneri, son derece basit olay örgüsünün ardında yaratıcısının özyaşamının ayrıntılarını, toplumsal meselelere ilişkin sorgulamalarını, içgözlemlerini ve derin felsefi gizemleri barındırır.

Deniz Feneri ‘nin merkezinde I. Dünya Savaşı’nın öncesinde ve sonrasında İskoçya’nın Skye Adası‘ndaki evlerinde kalan Ramsay ailesi ve konukları vardır. Çocuklar oynarken, yetişkinler sohbet eder, düşüncelere dalar ve keşiflerde bulunur. Yapıtın roman türünde alışık olduğumuz anlatı sürekliliğini kesintiye uğratan yapısı ve her bir anlatıcının kendi bilinç akışının perspektifiyle çözülen olay örgüsü, bir deniz fenerinin kendi ekseni etrafında dönen ışığını andırır. Böylece Ramsay ailesinin sıradan gündelik yaşamı zaman, ölüm, toplumsal cinsiyet ve ahlak üzerine derin düşüncelere gömülür.

Deniz Feneri, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Woolf’un belki de en önemli ve en çok okunan eserlerinden biridir. Bu roman, bir ailenin deniz kıyısındaki tatil evinde geçirdiği zamanı anlatırken, zamanın doğası ve insan ruhunun evrimi üzerine derin bir sorgulama yapar. Roman, yine bilinç akışı tekniğiyle karakterlerin iç dünyasını, ilişkilerini ve evrimlerini detaylı şekilde keşfeder.

Virginia Woolf

Virginia Woolf, 25 Ocak 1882’de Londra’nın South Kensington semtinde dünyaya geldi; edebiyatın modernist damarına yön verecek bir yaşamın ilk adımıydı. 28 Mart 1941’de Sussex’teki Ouse Nehri kıyısında hayata veda etti; ardında hem kırılganlığın hem de edebî cesaretin izlerini bıraktı.

Woolf’un Başlıca Eserleri:

Bir profesyonel olarak 1905’lerde yazmaya başladı. Başyapıtları ise şöyle:

  • 1915 – Dışa Yolculuk, (The Voyage Out) Virginia Woolf’un ilk kitabı. Bu kitabın yazımı çok uzun sürmüş, bir yıl içinde üç kez tekrar yazılmıştır.
    • İlk romanı, gençliğin heyecanını ve İngiliz toplumunun yapısını sorgular.
    • Kadın-erkek ilişkileri, din ve ölüm gibi temaları işler.
    • Serbest dolaylı anlatım tekniğinin ilk örneklerini barındırır.
  • 1919/1920 – Gece Ve Gündüz Virginia Woolf‘un ikinci romanıdır. Woolf’un “bilinç akışı” tekniğini kullandığı daha sonraki modern deneysel romanlarından farklı olarak klasik gerçekçi üslûpla kaleme aldığı bu eserdir.
    • Olay örgüsü, gerçek mekân tasvirleri ve titizlikle betimlenmiş karakterleri, dönemin atmosferini yansıtan özellikleriyle dikkat çekiyor.
    • 1920’de yayımlanan roman, daha sonraki eserlerinin habercisi olarak, nesnel gerçekliğin ve tarihselliğin insan bilincindeki yansımalarını birbirinden oldukça farklı karakterlerde ustalıkla canlandırıyor.
    • Roman, I. Dünya Savaşı öncesi Londra’sında geçer. Woolf, dönemin entelijansiyasını, fikir ve ruh dünyasını mizahî ancak sıcak, insanî bir dille anlatır. Kadın hakları, sınıfsal farklılık, aşk, evlilik ve özgürlük gibi meseleleri, karakterlerinin yaşamları, mücadeleleri, umutları, acıları ekseninde tartışıyor.
    • Gece ve Gündüz, Katharine, Mary ve Ralph’in hakikat arayışlarında tanık olduğumuz modern insanın yazgısı, bir başkasını anlama çabası üzerine duygulu ve derin bir metin.
  • 1925 – Mrs. Dalloway Bilinç akışı tekniğinin en güçlü örneklerinden biri; Londra’da bir günün panoraması.
  • 1927 – Deniz Feneri (To the Lighthouse) Modernist edebiyatın başyapıtlarından; Ramsay ailesi üzerinden zaman, bellek ve varoluş sorgulanır.
    • Üç bölümden oluşur: Pencere, Zaman Geçiyor, Deniz Feneri.
    • Olay örgüsü geri planda, karakterlerin iç dünyaları ve düşünce akışları ön plandadır.
    • Mrs. Dalloway’den sonra Woolf’un bilinç akışı tekniğini daha da ileri taşıdığı eser kabul edilir.
  • Dalgalar’ı Virginia Woolf, 1931’de yayımladığı. Dalgalar’ı yazarken o güne değin hiçbir başka romancının göze alamayacağı değişik şeyleri yapmak istediğini, bu romanın o güne değin yazılan hiçbir başka romana benzemeyeceğini biliyordu. (…)
    • Metne hakim olan dalga imgesi sayesinde Woolf hayat denizini sergileyen düz yazı şeklinde bir şiir yazmıştır. Tüm romanı kaplayan su imgesiyle okur dalgaları duyabilir, görebilir, hissedebilir.
    • Altı karakterin iç monologlarıyla ilerler; zamanın akışı ve bireysel bilinçlerin dalgalanması üzerine kurulu.
    • Modernist edebiyatın en yenilikçi ve deneysel eserlerinden biri kabul edilir.

Woolf’un eserlerinde:

  • Bilinç akışı tekniği ile karakterlerin iç dünyasına derinlemesine girilir.
  • Zaman ve hafıza kavramları sürekli sorgulanır.
  • Kadın kimliği ve özgürlüğü önemli bir tema olarak öne çıkar.
  • Toplumsal eleştiri ve bireysel psikoloji iç içe geçer.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle, okuyunuz…

Yorum bırakın

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin