“Tanrı, insan ve madde diye ayırım yapmak anlamsızdır. Evrensel cevher, saf bilinç olan ruhtur. Düşünce basamaklarını katreden insan sonunda kendisine döner. Gerçek ruhun kendisi olduğunu keşfeder. Aslında insan tanrı; tanrı da insandır.”

— Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Merhaba

Hegel Tanrının varoluşunun tanıtlarını hem din felsefesine üzerine derslerinde hem de 1929’da Mantık Bilimi üzerine vermekte olduğu derslere ek olarak ayrı bir ders dizisinde ele aldı. 1829 dersleri için hazırladığı notlar sınıfta sunulamayacak kadar geniştir ve yayımlanmak üzere tasarlanmış bir çalışmanın ilk taslağı olarak görünürler. Gerçekten de 1831’deki ölümünden çık kısa bir süre önce çalışmanın yayımlanması için bir sözleşme imzalamıştı. Derslerin 1829 elyazmaları aynı konu üzerine ek yazılar ile birlikte ilk kez Philipp Marheineke tarafından 1832 Werke yayımında “Din Felsefesi Üzerine Dersler” kapsamında yayımlandı.

Bu dersler Mantığın bir genişletilmesi olarak görülebilir. Tanıtlama kavramı mantığın, kurgul olanın kendisidir, ve hiçbir hipotez içermediği için kendi tanıtı ve böylece bilginin biricik olanağıdır. Hegel Tanrının varoluşunun Tanıtlarına karşı çıkmaz, ama doğru oldukları için değil, bir “tanıt” olmadıkları, hiç olmazsa felsefi tanıtlar olmadıkları için. Tarihsel Tanıtlar usu doyurma girişimleridir ve önemleri ve anlamları bunda yatar, tanıtlar olarak değerlerinde değil.

Hegel Tanrının tanıtını Tanrının bilgisi olarak görür ve Tanrının bilinmesini olanaksız sayan ve buna göre inancın bilgisiz de olabileceğinde direten felsefecilerin ve tanrıbilimcilerin görüşlerini yetersiz ve geçersiz sayar. İnancın bilenene inanç olması inancın gerçekliğinin güvencesidir. Ancak gerçek inanç, ancak bilginin sonsuzluğu ile uyum içinde olan duygunun sonsuzluğu tine evrenselliğini kazandırabilir.

Tanrının varoluşun tanıtları düşünmeyi ve usu doyurma gereksiniminden doğmuştur. Ama bu gereksinim modern kültürde daha önce olduğundan bütünüyle başka bir konum kazanmıştır, ve ilk olarak kendilerini bu bakımdan sunmuş olan duruş noktalarından söz edilmelidir.

Yedinci Ders, S53

Tinin Tanrıya yükselişini düşünce yoluyla kavramayı istememizin nedeni Tanrının varoluşunun tanıtlarının nasıl ilerleyeceği konusunda ilk bakışta karşımıza çıkan ve hemen ele alınması gereken biçimsel bir belirlenimdir. Düşünmeye dayalı irdeleme en yakın deneyimden sonra bir bakıma tek bir vuruşta elde ettiğimiz şeyin kıpılarının bir açımlaması, bir ayrıştırmasıdır. Tanrının var olduğu inancı durumunda, bu çözümleme doğrudan doğruya daha önce geçici olarak değinilen ve burada daha yakından ele alınması gereken bir noktaya gelir: Tanrının ne olduğu ve Tanrının var olduğu arasındaki ayrım. Tanrı vardır; o zaman bu nedir, ne olması gerekir? Tanrı ilk olarak bir tasarım, bir addır. Önermenin kapsadığı iki belirlenim, Tanrı ve varlık belirlenimleri açısından en önemli şey özneyi kendi için belirlemektir; bu özellikle önemlidir, çünkü burada normal olarak önermede öznenin asıl belirlenimini, yani ne olduğunu vermesi gereken yüklem yalnızca kuru varlığı kapsar. Oysa Tanrı hemen bizim için salt varlıktan daha çoğudur. Ve evrik olarak, Tanrı salt varlıktan sonsuz ölçüde daha varsıl ve başka bir içerik olduğu için, dikkat edilmesi gereken şey bu içeriğe varlık belirleniminden başka bir belirlenimi eklemektir. Böylece varlıktan ayrı olan bu içerik bir tasarım, bir düşünce, bir kavramdır ki, daha sonra kendi için açımlanması ve açıklanması gerekecektir. Böylece Tanrının metafiziğinde, doğal tanrıbilim denilen şeyde başlangıç Tanrı kavramının alışıldık yolda açımlanması ile yapılır.

Eğer bir kez daha dönüp önümüzdeki göreve bakarsak, hemen karşımıza bir de çokluk çıkar ve Tanrının varoluşunun birçok tanıtının olduğunu görebilir miyiz?

Tanrının Varoluşunun Tanıtları Üzerine Dersler, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. felsefi düşünce tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu kitap, Hegel’in Tanrı’nın varoluşuna dair kanıtları ele aldığı derslerinden oluşur. Hegel, bu derslerde mantık, din ve metafizik arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceler ve Tanrı’nın varoluşunu anlamlandırmaya yönelik çeşitli felsefi argümanlar sunar.

Kitap, özellikle ontolojik, teleolojik ve kozmolojik tanıtlar gibi klasik felsefi argümanları ele alır ve bu argümanları Hegel’in özgün düşünce sistemi içinde yeniden yorumlar. Hegel’in bu çalışması, din felsefesi ve metafizik alanında önemli bir kaynak olarak kabul edilir.

Akıl Dediğimiz Şey

“Kendisinin bilincine dünya olarak, dünyanın bilincine de kendisi olarak varan tindir.”

Hegel’in “Akıl Dediğimiz Şey” adlı eseri, onun felsefi düşüncelerinden özenle derlenmiş bir seçkidir. Kitap, Hegel’in akıl, özgürlük, sınırlar ve insanlık üzerine derin düşüncelerini aforizmalar şeklinde sunar. Öne çıkan bazı fikirler arasında şunlar yer alır:

  • Özgürlük ve sınırlar: Hegel, sınırların farkına varmanın onları aşmanın ilk adımı olduğunu vurgular.
  • Felsefi cesaret: Gerçekle yüzleşme cesaretinin felsefi çalışmaların temel koşulu olduğunu belirtir.
  • Hayatın anlamı: Hayatın yalnızca değerli bir amaca hizmet ettiği sürece kıymetli olduğunu ifade eder.

Kitap, Hegel’in düşünce dünyasına kısa ve öz bir giriş yapmak isteyenler için etkileyici bir kaynak olarak öne çıkıyor.

Akıl Dediğimiz Şey, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Akıl Dediğimiz ŞeyHegel’in sözlerinden özenle derlenmiş bir seçkidir. “Hayat, yalnızca değerli bir amaca hizmet ettiği sürece kıymetlidir.” “Felsefi çalışmaların ilk koşulu, gerçekle yüzleşme cesaretidir.” Kopan bir ipe düğüm attığınızda ipin en sağlam yeri, o düğüm olur.

Georg Wilhelm Friedrich Hegel (d. 27 Ağustos 1770, Stuttgart – ö. 14 Kasım 1831, Berlin), Alman filozof. Günümüzde Almanya’nın güneybatısında yer alan Stuttgart, Baden-Württemberg’de doğan idealist Alman filozof. Etkisi, hem onu takdir edenler (Bradley, Sartre, Küng, Bauer, Stirner, Marx) hem de acımasızca eleştirenler (Kierkegaard, Schopenhauer, Nietzsche, Heidegger, Schelling) gibi çok farklı konumlardaki insanlar üzerinde çok geniş bir yelpazede olmuştur. Felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için, muhtemelen felsefede ilk kez, tarih ve yapının önemli olduğunu ileri sürdü. Efendi-köle diyalektiğinin kavramsallaştırması öz farkındalık oluşması için ötekinin öneminin altını çizdi.

Hegel, Kant’ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. Kant’ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceğine inanmıştı. Hegel’e göre dünya demek mantık demekti. İnsanlar mantığın sınırlarını çözdüğü anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaktı. Hegel’e göre, biricik, canlı felsefe, çelişmelerin, daha doğrusu karşıtların-l, felsefesidir; çiçek, meyvenin ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gereklidir. Demek ki üremenin gerçeği, hem çiçek hem meyve olmaktır. Ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur.

Hegel ömrünün son yıllarını Berlin’de geçirdi. 1831 yazı ve sonbaharı boyunca süren kolera salgınının son kurbanlarından biri oldu. 14 Kasım’da kısa süren bir hastalıktan sonra aniden ölmüştür.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

,

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin