Zihinsel Kurtuluş, J.Krishnamurti

Merhaba,

İnsanın kendisini anlaması önemlidir, değil mi?

Kendini bilmek, bilgeliğin başlangıcıdır… Kendini bilmek şu veya bu psikologa, kitaba ya da felsefeciye uymakla olmaz, insanın kendisini her an olduğu gibi bilmesidir kendini bilmek. Kendini bilmek, insanın ne düşündüğünü, ne hissettiğini gözlemlemektir. Öyle üstünkörü değil, neyin ne olduğunun, kınamadan, yargılamadan, değerlendirme ve kıyaslama yapmadan, derinlemesine farkına varmaktır. Bunu deneyince, asırlardır kıyas yapmaya, kınamaya, yargılamaya, değerlendirmeye eğitilmiş bir zihnin bütün o süreci durdurup yalnızca neyin ne olduğunu gözlemlemesinin zor olduğunu göreceksiniz ama bu, yalnızca yüzey seviyesinde kalır da bilincin tüm içeriğinde gerçekleşmezse zihnin derinliklerini araştırmak mümkün olamaz.

Zihin günlük aktivitelerle meşgul olan, uyanık haldeki bilinçten ibaret değildir, geçmişin, geleneklerin, ırksal içgüdülerin tüm kalıntılarını barındıran bilinçaltının derinlerdeki katmanlarını da kapsar. Bu toplamın adı zihindir ve bilinç tümüyle özgür olmazsa, arayışımız, sorgulamamız, keşiflerimiz sınırlı, dar, önemsiz olacaktır.

Yani zihin tümüyle koşullandırılmıştır; zihnin koşullandırılmamış olan tek bir kısmı bile yoktur ve sorunumuz şudur; Böyle bir zihin kendi kendini özgür kılabilir mi? Ve onu özgür kılabilecek olan varlık kimdir? Zihin tüm farklı bilgi, edinim, gelenek, ırksal içgüdüler, hafıza katmanlarıyla bilincin toplamıdır ve böyle bir zihin kendini özgür kılabilir mi? Ya da zihin ancak koşullandırılmış olduğunu ve koşullandırmadan kurtulmak için yaptığı her hareketin koşullandırmanın başka bir biçimi olduğunu anladığında mı özgür olabilir?

Zihin ancak tamamen hareketsiz olduğunda özgür olabilir. Sorunları, sayısız isteği, çelişkisi, hırsı olsa da -kendini bilerek, kabullenmeden ve kınamadan kendini izleyerek- zihin kendi işleyişinin farkında olursa bu farkındalıktan çarpıcı bir sessizlik, içinde hiçbir hareketliliğin olmadığı bir zihin dinginliği doğar. Zihin ancak o zaman özgürdür çünkü artık hiçbir şeyi istemiyordur; artık aramıyordur; artık bir hedefin, bir idealin peşinden gitmiyordur. Bunların hepsi koşullandırılmış bir zihnin iz düşümüdür. Ve eğer içinde kendini kandırmanın olamayacağı o anlayışa ulaşırsanız o zaman yaratıcılık denen o olağanüstü şeyin vücut bulma olasılığı olduğunu göreceksiniz. Ancak o zaman zihin ölçüsüz olanı -Tanrı, hakikat ya da ne derseniz deyin- farkına varır; kelimeler kifayetsiz kalır.

Zihnin sorunu çatışmayı yaratan gerçekle meşgul olmasıdır.

Başkalarını izleyin… Onu kınıyor, başka bir şeyle kıyaslıyor, onu değiştirmeye, yenmeye çalışıyor musunuz? Diğer bir deyişle, onun için bir şeyler yapmaya çalışmak onunla meşgul olmaktır değil mi? Ama belli bir mecburiyetiniz, dürtünüz, isteğiniz olduğu gerçeğine onu kıyaslamadan, yargılamadan ve dolayısıyla tüm meşguliyet sürecini harekete geçirmeden bakabilir misiniz?

Zihin sorunla meşgul olmaktan kurtulduğunda, gözlem yapma, bütün olayın farkında olma özgürlüğüne kavuştuğunda, o zaman sorunun kendisi görece daha kolay bir biçimde çözülebilir.

Tüm dertlerimiz arzu etmekten kaynaklanıyor gibi, peki ama arzudan kurtulabilir miyiz? Arzu içimizde doğuştan olan bir şey midir yoksa zihnin bir ürünü müdür?

Arzu çelişki yaratır ve tetikteki zihin çelişki halinde yaşamayı sevmez; bu nedenle arzudan kurtulmaya çabalar. Ama eğer zihin, arzusu onu yok etmeden “Bu arzu daha iyi ve şu arzu daha kötü, ben bunu tutup onu atacağım” demeden anlayabilir, reddetmeden, seçim yapmadan, kınamadan arzunun bütün alanının farkına varabilirse, o zaman zihnin arzu olduğunu; ondan ayrı olmadığını anlarsınız. Eğer bunu gerçekten anlayabilirseniz, zihin oldukça dingin bir hale gelir; arzular ortaya çıkar ama artık etkileri, fazla önemleri yoktur. Zihne kök salıp sorun yaratmazlar. Zihin tepki verir, vermezse canlı değildir zaten. Ama bu tepki yüzeyseldir, kökü yoktur. Çoğumuzun pençesine düştüğü bu arzu sürecinin tamamını anlaması bu yüzden önemlidir. Pençesine düştüğümüzde, arzunun çelişkisini, sonsuz azabını duyarız ve bu yüzden arzuyla mücadele ederiz ve mücadele ikilik doğurur. Oysa arzuyu yargılamadan, değerlendirmeden, kınamadan bakabilirsek, o zaman onun kökünün olmadığını görürüz. Sorunlara kök salacakları toprağı veren zihin gerçeği asla bulamaz. Yani mesele sorunun nasıl çözüleceği değil, onu anlamaktır ve insan arzuyu ancak onu kınamadan anlayabilir. Ancak arzuyla meşgul olmayan bir zihin arzuyu anlayabilir.

Söylenenleri tam olarak anlayabilmek için, içinde yorumlama, muhalefet veya kabullenme olmayan bir dikkatle dinleyebiliyor musunuz? Bence, eğer biri pür dikkat dinleyebiliyorsa o dikkatin olağanüstü bir etki yaratması, oldukça açıktır.

Zihin ancak kontrol eden bir varlık olmadığında arınabilir; Kontrol olduğunda , kontrol eden varlık enerjiyi israf eder.

Zihinsel Kurtuluş, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle, okuyunuz.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: