“Her şey akış içindedir. Evreni oluşturan sonsuz sayıdaki farklı süreç nedeniyle afalladıktan sonra kaostan düzen oluşturan organize etme ilkesinin önemini anlayabiliriz… “
—Fritz Perls
Merhaba,
Fritz Perls olarak tanınan Friedrich Salomon Perls, Alman doktor, psikiyatr ve psikanalisttir. Geştalt terapinin babası olan Perls, bu terapi yaklaşımıyla psikoloji tarihine yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.
Perls, psikanalizin çok baskın olduğu dönemde insan insana ilişkiye vurgu yaparak, nedenleri takıntı haline getirmek yerine, şimdi ve burada ne olduğuna ve nasıl olduğuna odaklanarak terapinin ilerlemesi gerektiğini vurgular.
Kişi, ancak gerçek bir dinleyicinin temasıyla, eşliğiyle dönüşür ve büyür. Onun danışana eşlik etmeye vurgusu, tüm terapi ekollerinin en temel bileşeni haline gelmiştir. Bu yüzden de onun terapi yaklaşımını kavramak ve öğrenmek önemlidir.
Perls şöyle söyler:
Terapistin görevi, danışanı aktif bir ortaklığa davet etmektir. Bu süreç, danışanın kendisi hakkında bilgi edinmesini ve yeni davranışlar deneyerek, neler olduğunu gördüğü hayata karşı deneysel bir tutum geliştirmesini sağlar.
Bu kitap, terapinin bu sihirli yanlarını keşfetmemizi sağlayan Perls’ün hayatından başlayarak, Perls’ün oluşturduğu ve önemli ölçüde katkı sağladığı Geştalt Terapi kavramlarını aktarıyor.
Perls’ün hayatıyla birlikte, farkındalık, bütüncüllük ilkesi, sağlıklı kişinin özellikleri, ihtiyaçlar, tamamlanmamış işler, direnç, kördüğüm kavramları ile terapistin durması gereken yaratıcı tarafsızlığı ele alıyor.
Yine onun sözleriyle devam edersek:
Geştalt Terapi’nin diğer terapilerden farkı, analiz etmeye değil, bütünleştirmeye odaklanmasıdır… Geştalt Terapi, varoluşsal bir yaklaşımdır ve sadece karakter özellikleri ya da semptomlarla ilgilenmez, kişinin tüm varoluşuyla ilgilenir.
Perls, psikoterapist, terapi eğitmeni e aynı zamanda yazardı. Alman Yahudi bir doktor ve nöropsikiyatr olarak profesyonel yaşamının ilk yıllarında, tiyatro, Geştalt psikolojisi, varoluşsal fenomonolojiyle, bütüncüllük ilkesi ve yenilikçi psikanalistlerin (Karen Horney, William Reich) çalışmalarıyla yakından ilgiliydi ve tüm bu konuları tutkuyla inceledi. Bütün buradan aldığı fikirleri ve diğer pek çok bilgiyi sentezleyerek arkadaşlarıyla beraber sonradan Geştalt Terapi adını alacak psikoterapi yaklaşımını kurdu.
1960’larda Amerika’da, Perls düzenlediği pek çok seminer ve çalıştay ile hümanistik psikoterapi hareketini başlatan ve büyüten lider olarak dünyada ünlendi. Fritz Perls’ün, Geştalt Terapi’nin gelişmesinde hem olumlu hem olumsuz etkileri oldu. Ego, Açlık ve Saldırganlık kitabıyla Perls ilk teorik Geştalt Terapi ekolüne ait kitabını yazdı. Ardından, meslektaşlarıyla beraber, Geştalt Terapi: Heyecan ve Büyüme adlı kitabını yayımladı. Perls, Geştalt Terapi yaklaşımını psikanalizin karşısına majör bir terapi yaklaşımı olarak kurdu. Perls’ün çalışmalarının amacı, psikanalizin aksine psikoterapiyi daha anlaşılır yapmak üzerineydi.
Perls, lisede okuduğu zamanlarda tiyatroya katıldı. Alman tiyatrosunun başındaki Max Reinhardt, insanların duygularını nasıl ifade ettiğini yakından gözlemlemelerini istemişti. Perls, bu gözlemler esnasında bedensel olarak kendini ifade etmenin sözel olarak ifade etmek kadar önemli olduğunu fark etti. Daha, sonra terapi çalışmalarında burada edindiği bilgileri ve deneyimi kullanarak kişilerin psikolojisinin bedenlerine nasıl yansıdığını anlamaya odaklandı ve Geştalt Terapi yaklaşımında beden önemli kavramlardan biri haline geldi.
Beden ve ruh kelimeleri farklı iki kelime olsa da aynı şeyin iki yönünü anlatır. Zihinsel-fiziksel veya akıl-beden ayrımı yapay bir ayrımdır ve bunlardan birine odaklanmanın nevrozu tedavi etmek değil, artırmak olduğuna inanıyorum.
Bedenimiz, bilinçli zihnimiz ve çevre ile etkileşimimiz arasındaki birliğin sonucuyuz. Hayatımızın çoğunu, bu bağı kurmadan bağlantısız geçiriyoruz. Bu yüzden duyularına, yüreğine, sezgilerine güvenmelisin. Beden her şeyi bilir. Çok az şeyi biliyoruz. Sezgi bedenin zekâsıdır.
Liseyi bitirdikten sonra, Berlin Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi. O yıllarda 1. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine, sağlık subayı olarak savaşa katıldı ve eğitimi yarım kaldı. İki yıl sonra eğitimine geri dönerek nöropsikiyatr olarak 1920 yılında mezun oldu. Mezuniyetinin ardından, pek çok psikolojik ve nörolojik şikâyeti olan danışan takip etti.
Sosyal yaşamında pek çok sanatçı, yazar, mimar, şair, oyuncunun bulunduğu bir topluluğun içindeydi. Bulunduğu bu toplulukta, filozof Sigmund Friedlander de vardı. Friedlander’in zıtlıklar birbirini tanımlar ve zıtlıkların ortasında bir denge noktası vardır fikri ona ilham verdi ve iki kutbun buluştuğu nokta, yaratıcı tarafsızlık kavramının ortaya çıkmasını sağladı. Friedlander’in bu kavramı Perls üzerinde büyük etki yaratmıştı, daha sonra ilk kitabında bu kavramdan ayrıntılı biçimde bahsedecekti. Aynı zamanlarda tanıştığı dansçılar ve sanatçılar onun dansın, bedensel hareketin yaratıcılık ve kendini ifade etmede ne kadar önemli yeri olduğu fikrini edinmesini sağladı.
Nöropsikiyatr olarak hekimliğine devam ederken, bir yandan kendi için terapi almak istedi ve o dönemin yaygın terapi ekolü olan psikanalizi denemek için Karen Horney’i psikinalisti olarak seçti. Horney ile başladığı seanslar yarım kalsa da Perls, Karen Horney’in fikirlerine, danışmanlığına ve tavsiyelerine uzun zaman başvurdu. Bir yandan Karen Horney’in öğrencisiyle psikanalist seanslarına devam ederken Geştalt psikoloji hakkında bilgi edinmeye, algı ve Geştalt prensiplerini öğrenmeye başladı.
Almancada “geştalt” sözcüğü bütün veya tüm şekil anlamına gelir. Bir durum, olay, nesne çevresinden bağımsız algılanamaz. Aynı durum başka bir çevrede farklı anlaşılabilir. Perls bu kavramları kendi ekolüne entegre etti. Buna göre, insanlar tamamlayamadıklarını hatırlamaya devam eder, bitirmedikleri işi bitirmeye kapatmaya çalışırlar.
Geştalt psikoloji ve Geştalt terapi ekolünün başlıkları ortak olsa da ikisi farklı alanlardır. Geştalt psikoloji, algı üzerine deneysel psikoloji alanıdır. Geştalt Terapi yaklaşımı ise bizim bu kitapta derinlemesine ele alacağımız önemli terapi yaklaşımlarından biridir.
Farkındalık
İhtiyaçların karşılanmasını engelleyen en önemli faktörlerden biri kişinin ihtiyaçlarının yeterince farkında olmamasıdır. Kişi ancak kendisini fark ettikçe ihtiyaçlarını da fark etmeye başlar. Engellerin neler olduğunu fark ettikçe de eyleme geçmek için yeni olasılıklar ortaya çıkar.
Geştalt Terapi’nin en temel amacı, kişinin farkındalığını artırmaktır. Geştalt Terapi yaklaşımında kişi pasif veya hasta olarak görülmez. Kişinin kendi hayat koşulları içinde kendisi için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığı bilinir. Bu noktada, Geştalt Terapi yaklaşımında ideal davranışlar, kalıplar, olması gerekenler yoktur. Terapistin amacı, danışanı kendi “sağlıklı” olma kriterlerine uydurmak değildir. Danışan kendi başına hayatını sürdürecek ve kendisini iyileştirebilecek bir noktaya getirmek hedeftir. Perls ve arkadaşları terapi amacıyla ilgili olarak şöyle demiştir:
Terapide amacımız, tamamlanmamış işlerin aciliyetine bakmak ve şimdiki zamanda yeni materyalle karşılaştıkça bunların daha iyi bütünleştirilmesini sağlamaktır.
Çocukluk döneminde pek çok karşılanmayan ihtiyaç oluşur, çocuk aslında ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını bilir ancak aile bir şekilde, bir sebeple buna engel olur. Bunun yanı sıra yine çocukluk döneminde aile çocuğun belli davranışlarını kabul ederken belli davranışlarını kabul etmez. Dolayısıyla Geştalt Terapide çocuğun kendinde yabancılaştığı ve sahip çıkmadığı taraflarına sahip çıkılması ve bütünleştirilmesi amaçlanır, böylece kişi yeniden bütün bir insan olacaktır.
Terapiye gelen kişiler, varoluşsal kriz içinde ihtiyaçlarını karşılayamazlar ve terapistten bunun için destek beklerler, oysa herkes için geçerli bir mutluluk formülü yoktur. Terapide ilk öncelik, danışanın ihtiyaçlarının yargıdan uzak biçimde dinlenmesidir. Böylelikle danışan da kendi ihtiyaçlarını yargılamadan duymaya başlayacaktır.
Geştalt terapisti, danışana, ihtiyaçlarını karşılaması için kendisine uygun yolları bulmasına yardımcı olur. Kişi kendisinin ve kendi davranışlarının tümüyle farkında olursa sorunlarını nasıl yarattığını ve şu anki zorluklarının ne olduğunu görebileceği gibi bu sorunları çözme konusunda kendi kendisine destek olabilecektir.
Perls, Gestalt Therapy Verbatin adlı kitabında, terapinin amacının, olgunlaşmak ve büyümek olduğunu söyler. Bu terapinin amacı, insanın potansiyelini geliştirmektir. İnsanın gerçek ilgilerinin, ihtiyaçlarının anlaşılmasını sağlamak ve bu doğrultuda kişinin kendini gerçekleştirmek üzere yaşamına devam etmesidir. Zaten Pearls farkındalık eğer kişisel bir yaşantı halini alırsa kendi başına iyileştirici olur der. Bu sayede kişinin kendini ayarlama sürecinin de farkında olacağını ve kendisini engellemeden organizmanın bilgeliğine güveneceğini dile getirir.
Kişi kendini nasıl engellediğinin farkında vardıkça kaçınılmaz olarak neyi engellediğinin farkında olacaktır ve böylece ihtiyacını karşılamanın uygun yollarını arayacaktır.
Geştalt yaklaşımında, kişinin sağlıklı ve mutlu olabilmesi için ihtiyaç döngülerini tamamlayabilmesi gerekir. İhtiyaç döngüsünün hedefi, ihtiyacın oluşması ve giderilmesi arasında kişinin dengede durabilmesidir. Bu döngüde takılı kalınan her aşama, kişinin ihtiyacının karşılanmasını engeller.
Perls bu durumu söyle ifade eder:
Dengeli bir kişi sıfır noktası olan şimdiyi ihmal etmeden geçmişi ve geleceği dikkate alır ve geleceği ve geçmişi asıl gerçek olarak görmez. Hepimiz ileriye ve geriye doğru bakarız. Ancak şimdiki zamanın nahoşluğu ile yüzleşemeyen ve sadece geçmişte ve gelecekte yaşayan bir kişi gerçekliğe uyum sağlayamaz.
Psikolojik Sağlık
Dünya kalabalık, milyarlarca insan var ve bu milyarlarca insanın kendi ihtiyaçlarını karşılamak için seçtiği yol birbirinden çok farklı. Hiçbirimiz bir diğerine çıkıp hayır senin yolun yanlış, hayır o yolu değil bu yolu seç diyemeyiz. Çünkü her birey içinde bulunduğu koşullarda kendini korumak için yapabildiğinin en iyisini yaparak hayatını şekillendirir.
Birine uyumsuz diye kızabilirsiniz, oysa o kişi uyumsuzlukla bugüne dek hayatta kalmayı ve kendini korumayı sürdürmüştür. Biz onu yargılayacak kişi değiliz ama o kişiden zarar görüyor, olumsuz etkileniyorsak kendimizi korumak tabii ki bizim kendi görevimiz.
Kişinin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve büyümesi için:
- İhtiyaçlarının farkına varması
- Çevresel koşullarını belirlemesi
- İhtiyaçlarını ve çevresel koşullarını uyumlu hale getirmesi
Bu üç koşulda sorun varsa kişinin sağlığı bozulur. Ancak Geştalt yaklaşım hastalık (disease) yerine ahenk içinde olmama (dis-ease) ifadesini tercih eder.
Sağlıklı olmanın parçası olarak, kişiler stres zamanlarında kendini ayarlama, destekleme ve başkalarından destek alarak ihtiyaçlarını karşılama becerisine sahip olmalıdır.
Sağlıklı Kişilerin Özellikleri
Psikolojik olarak sağlıklı olmanın genel anlamda iki bileşeni vardır, kişinin içsel süreçleriyle (duygusal, fiziksel, entelektüel) temas halinde olması ve kişinin çevresiyle yani diğer insanlarla gerektiğinde uygun temas içinde olabilmesidir. Her kişinin ihtiyacı ve çevresi farklılaşacağından, her kişi için sağlıklı ve iyi olan farklı olabilir.
Olgun, sorumluluk alan, otantik olan ve kendini gerçekleştiren kişi psikolojik olarak sağlıklı kişidir demiş Perls.
Olgunluk: Türk toplumu olarak çoğumuz dedikoduya bayılırız. İsteriz ki sen haklısın, ne saçmalamış karşındaki, hiç olur mu öyle şe, yok daha neler desin. Bu cümlelerle haklı, desteklenmiş, hata yapmamış hissederiz. Onaylanmışızdır ve doğruyuzdur. Oh çekeriz, biz de bir sorun yoktur, rahatlarız ve yolumuza devam ederiz. İnsanın insana desteği normaldir tabii ama her adımımıza, her davranışımıza destek bekleyerek, başkalarının arkasından konuşarak sadece bağımlı hale geliriz.
Olgunluk, kişinin gerekli zamanlarda neye ihtiyacı olduğunu anlayarak, manipülasyonlara başvurmadan çevreden bu desteği aramasını kapsar. Yeni deneyimler, yeni bilgi ve farkındalıklarla beraber olgunlaşma hayat boyu devam eder. Her yeni deneyim kişiye kendini destekleme ve kendi bilgeliğine güvenin gelişmesi için yeni olanaklar sağlar. Ancak olgunlaşma kolay bir süreç değildir, genellikle stres olgunlaşmaya eşlik eder. Çünkü her yenilik risk içerir. Güvenli alandan daha belirsiz ve rahatsızız alana geçiş olur. Bu alan, eski ve bildik savunmaların işe yaramadığı, tanıdık desteklerin ulaşılır olmadığı bir alan olabilir.
Bu noktada sağlıklı kişiler, kendilerini sakinleştirir ve harekete geçme gücü gösterir. Olgun olmayan kişilerse, kaygılarına odaklanarak geleceği ve başkalarının davranışlarını kontrol etmeye çalışır. Bu belirsizlik karşısında hareket etmeyi başaramaz. Bu kişiler, ihtiyaçları karşılanmasa bile bilinmezliğe ve belirsizliğe göre daha güvenli olduğu için bu alanı terk edemez.
Geştalt yaklaşımına göre, her kişi büyümek ve olgunlaşmak için gerekli riskleri göze almalıdır. Bu beceri henüz bilinmese, keşfedilmemiş olsa bile içimizde mevcuttur.
Sorumluluk: Diğer kişilerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışarak yaşamak kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmemesine veya karşılayamamasına sebep olur. Aslında kişi karşılaştığı durumlara nasıl tepki vereceği konusunda özgürdür.
Kendini Gerçekleştirme: Geştalt yaklaşımına göre kendini gerçekleştirme, kişinin ne olup ne olmadığının, neleri iyi yapıp yapamadığının, isteklerinin ne olup olmadığının ve kim olup olmadığının farkına varmasıyla gerçekleşir.
Kendini gerçekleştiren kişi, en mükemmel/iyi özelliklere sahip olmaktan ziyade, olduğu halinin farkında olarak, bunu kullanabilen ve tadını çıkarabilen kişidir.
O makamı, kimler övdüğü için istiyorsunuz, o çantayı kimler kullandığı için istiyorsunuz, o ayakkabıyı, elbiseyi kim gibi olmak için alıyorsunuz? Çünkü bunlara göre hareket etmeye çalışmak kişiyi mutsuz eder. Kişinin kendi ihtiyaçlarını ve kendini görmezden gelmesi kişiye iyi gelmez. Mükemmeliyetçi bir tavırla, ulaşılamayacak beklentilerin peşinden gidilmesi insanın kendini gerçekleştirme potansiyelini olumsuz etkiler.
Otantik olmak: Kendi içsel süreçlerinin ve çevredeki koşulların farkında olmaktır. Kişinin hem içsel dünyasını hem de çevresini birbirine uygun olarak düzenleyebilme beceresidir. Otantik kişi, neyi ne zaman, hangi şekilde ifade edeceğini ya da ifade edip etmeyeceğini çevresel koşulları değerlendirerek seçebilir. Otantik olmak, kişinin kendini tanımasını, sevmesini ve kendini kabul etmesini de kapsar.
Fritz Perls: Geştalt Terapi Ekolünün Babası, Psikoterapistler Serisi okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Terapiye gelenler ve terapistlerin konuşmaları içinde duyguları anlamak, ilişkileri iyileştirmek, sorunlarla baş etmek, günlük problemleri çözmek, sıkıntıdan kurtulmak gibi konulara çok sık rastlanır. Ancak bir terapist bedensel deneyimden, beden ağrılarından bahsettiğinde biraz garip karşılanabilir. Çünkü terapistler entelektüel tarafla, akılla, ruhla ve psikolojik sağlıkla ilgilenirken psikolojinin bedenle ilgisinden pek bahsedilmez. Oysa ruh ve beden bir bütündür. Kaygı zihinsel bir değerlendirmenin ürünüymüş gibi görünse de kalbin hızla çarpması, ellerin terlemesi, sesin titremesi, gerginleşmiş kaslar ile en önce bedende başlar. Bu yüzden Peris beden ve zihni bütün olarak ele almanın önemine dikkat çeker.
Psikoterapide beden arka planda gibi görünürken, kullandığımız dilde de beden ve zihin ayrı gibidir. Örneğin ne bizim dilimizde ne diğer yaygın kullanılan dillerde “benim bedenim” veya “ben-beden” anlamını taşıyan herhangi bir kelime bulunmamaktadır. Kullandığımız dil bedeni nesneleştirir ve bizden uzaklaştırarak sahip çıkmamıza engel olur.
Beden duyumlarını fark etmek psikolojik farkındalığın ilk adımıdır. Diğer, bir deyişle, kişinin farkındalığının ilk koşulu, beden duyumsamalarını fark etmesinden geçer.
Geştalt terapi yaklaşımı Reich’ın “beden zırhı” kavramından etkilenmiştir. Buna göre, kişi duygusal tepkilerini beden duruşuna yansıtır. Özellikle kabul edilemeyen duygular bedende hapsedilmeye çalışılır ve bunun sonucunda kas grupları gerginleşerek veya sıkılaşarak kişinin belli bir beden duruşuna sahip olmasına sebep olur.
Kişinin farkında olmadıkları, kabul etmediği duyguları ve gerginlikler bedende sıkıştığında kişide psikosomatik şikayetler başlar. Eğer görmezden gelinirse bedensel semptomlar bunu daha güçlü biçimde dışarı çıkartmanın yolunu bulacaktır.
Kişinin psikosomatik şikayetleri varsa o kişinin ruh sağlığı daha hassas bir konu olmaya başlamış demektir…
Geştalt yaklaşımında ayrıca bedeni rahatlatmak için rahatlatma egzersizleri veya beden duruşu çalışmaları eleştirilir. Çünkü bu çalışmalar kişinin duygu dünyasını yok sayan, kas gerginliğinin duygusal anlamını görmezden gelen bir yaklaşımdır. Bedeni kontrol ederek ruh sağlığını düzeltmeye çalışmak, bütünleştirmekten ziyade beden ve aklı ayırma anlamına gelir.
Kişinin adaptif beden yapısı sahip çıkılmış temas biçimlerini, sahip çıkılmamış beden hareketlerini, duyguları, ifade ve farkındalığı durduran sahip çıkılmamış gerginliği kapsar. Kendilik parçalara bölünür ve kendiyle çelişir. Çünkü kişi sahip çıkılmamış tarafa yabancılaşır, o tarafını reddeder. Dolayısıyla, aslında duygusal çatışmalar kişiyi en çok sarsan, kişi için önemli, kalıcı ve bedeni yapısal olarak da kontrol altına alan çatışmalardır.
Agresif ve sert birini düşünelim. Bu kişi duruşu, beden hareketleri ve beden yapısıyla dünyaya sert şekilde durmayı seçmiştir. Ancak bu kişinin kırılganlığı ve yumuşaklığı kaybolmamış, sadece gizlenmiştir. Kaslarının hareketsizliği ile bedeni dünyaya “Ben sertim!” der ve kırılganlığa alan bırakmaz. Çünkü duruşu ve bedeni kendini sert olmakla ifade eder. Diğer yandan böyle birinin beden yapısıyla çelişen duyguları olabilir. Dolayısıyla bu kişi yaşamının bedenini nasıl etkilediğinin ve beden duruşunun farkında değildir. Bu kişi kutuplarına sahip çıkmadığının, kendinde var olan ancak kabul etmediği özelliklerinin kendisini nasıl zorladığının farkında değildir. Sonuç olarak Perls bedeni fenomonolojik, bütüncül ve varoluş bakış açılarıyla değerlendirir.
İhtiyacın Ne?
Pek çok kişi terapiye gelip, terapistin ona hayatındaki sıkışmışlığı ile ilgili tavsiyede bulunmasını ister. Oysa terapist, nasihat veremez çünkü terapist “o kişi” değildir ve “o kişinin” hayatını yaşamıyordur. Bir durumda seçilecek davranış veya buna çözüm yolu diyebiliriz, kişinin şimdiye dek nasıl büyüdüğüne, önceliklerine
ve öncelik vermediklerine, sevdiklerine ve sevmediklerine, nelere nasıl tepki verdiğine ve pek çok faktöre bağlıdır.
Ben ancak kendimi tanıyarak, önceliklerimi, sevdiklerimi bilerek karar verebilirim. Ve ancak sorumluluğunu alabileceğim sonuçlara karar verebilirim.
Herkesin taşıyabileceği veya tercih edebileceği sorumluluk birbirinden farklıdır. Bu yüzden Perls “İhtiyacın ne?” diye sorar.
İhtiyaçlar evrenseldir. Perls’e göre yaşamın temel amacı ihtiyaçları karşılamaktır. Yaşam döngüsü içinde hepimizin ortak ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar kendini koruma, yakınlık, başarı gibi evrensel ihtiyaçlar olabileceği gibi, daha kişiye özgü ihtiyaçlar da olabilir. Bazı ihtiyaçlar evrensel olsa da ihtiyaçların giderilme yolları kişiye özgüdür.
Oluşan ihtiyaç ne kadar kısa sürede ve ne kadar kolay şekilde karşılanırsa, kişi rahat ve mutlu olurken, ihtiyacın karşılanma süresi uzadıkça ve daha zor hale geldikçe, kişinin dengesi ve uyumu bozulur.
Kendilik, Geştalt Terapi yaklaşımında, bütüncül kişiyi temsil eder. Kabul edilen ve edilmeyen tüm özellikler aslında o kişiye aittir. Kendilik, geştalt oluşumu ve yıkımı döngüsüdür. Kendilik, alandaki seçeneklerin de değerlendirilmesi, bir araya getirilmesi ve organizmanın ihtiyaçları doğrultusunda tamamlanmasıdır. Kendilik, temas için yaratıcı uyumu ve anlamlandırmayı sağlayan bir araçtır. Kendilik belirli ortamlarda o ortama özgü olarak şekillenir. Gerçeklikle temas etmek için, kendiliğin farkında olmak gereklidir. Durum ve ortamlar değiştikçe, kendiliğin ortaya çıkan, görünen yönleri değişir. O anda sergilenen kendilik, geştalt halini alan kendilik iken, deneyimlerimiz sonucunda oluşan kendilik ya da ortaya koyma ihtimalimiz olan her tür özellik fondaki kendiliktir. Çevreyle temasa geçerken, kendilik kendine özgü bir yol seçer. Bu yol çok kişisel bir yoldur, kişiye özgü otantik bir yoldur. Bu kendine özgü hal, o güne dek öğrenmelerden, dünyadaki o güne dek olan etkileşimlerimizden ve büyümeden kaynaklanır.
Özetle, Geştalt Terapi yaklaşımında kendilik, alan teorisi kapsamında ve diğerleri ile birlikte ele alınmaktadır. Kendilik, diğerlerine göre şekil alan, onlarla ilişkide ortaya çıkan özelliklerdir.
Friedrich Salomon Perls (d. 8 Temmuz 1893 – ö. 14 Mart 1970), bilinen adıyla Fritz Perls, Alman psikiyatrist, psikanalist ve psikoterapist. Perls, 1940’larda ve 1950’lerde eşi Laura Perls ile geliştirdiği psikoterapi biçimini tanımlamak için “Gestalt terapisi” terimini kullandı. Gestalt terapi sürecinin özü, şu andaki duyum, algı, bedensel duygular, duygu ve davranış hakkında gelişmiş farkındalıktır. Benlik, çevresi ve öteki arasındaki temasla birlikte ilişki vurgulanır.
Blog’da Geştalt Terapi, Ceylan Daş‘ın eserini de okuyabilirsiniz..
Yazarlar sizi okumaya çalışıyorum davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın