Kelebek Bahçesi

Gerçeğe ulaşmanın yolu olarak deneyim, bilginin, aklın ya da zekanın yerini alamaz ama onları tamamlar. Üstelik deneyim kadar basit bir şey de yoktur, yalnızca buna zaman ayırmak yeter; hissetmek için yalnızca durmak gerekir o kadar…

—Christophe Andre

Merhaba

Thich Nhat Hanh, “Asıl mucize, hayatta olmaktır.” der. Tam farkındalıkla yaşamak, şimdiki zamana düzenli olarak sakin bir dikkat atfetmektir. Bu yaklaşım bizim dünyayla olan ilişkimizi kökünden değiştirip acılarımızı dindirebilir, sevinçlerimizi yüceltebilir. Tam farkındalık aynı zamanda (yaşamlarımızda önem taşıyan her şey gibi) çıraklığı kolay ve hızlı olduğu halde ustalaşması yıllar gerektiren bir meditasyon biçiminin de adıdır.

Tam farkındalığa yaklaşabilmek için ilk önce onun neden oluştuğunu ve nasıl uygulandığını anlamak gerekir: bu kitaptaki metinlerde sunulan budur. Daha sonraysa sözcükleri aşarak yalnızca hissetmek, duyumsamak gerekecektir. Bunun için de tablolar size yardımcı olacaktır. En sonundaysa kendi kendinize uygulama ve denemeler yapmanız gerekir. ilerideki sayfalar boyunca bunun için önerilen egzersiz ve tavsiyeleri bulabileceksiniz. Anlamak ve hissetmek. Tekrar tekrar uygulama yapmak. Tam farkındalıkla yaşayabilmenin bundan başka hiçbir sırrı yoktur.

Meditasyon Sanatla Farkındalığa ulaşmak için 25 Ders, dört bölümden oluşuyor:

  1. Farkındalık Kazanmak: Zihinsel Bir Yaşam
  2. Zihnin Gözlerini Sonuna Kadar Açarak Yaşamak: Bir Gündelik Yaşam Felsefesi.
  3. Fırtınaları Aşmak: Şimdiki Zamanın Sığınağı
  4. Açılışlar ve Uyanışlar: Yolculukların en büyüğü

Yaralıyken Bile İlerlemek satırlarında, konuyla ilgili Simone Weil şöyle der:

Acı çekmemeye ya da daha az acı çekmeye çalışmak yerine acının bizi değiştirmesine izin vermemek.

Gizli Yaralar: Gözle görülen, fiziksel yaralar vardır. Bir de ruhun yaraları, yetersizliklerden ya da geçmişin dramlarında doğan, gözle görülmeyen ama yine de zihinlerimize ve etimize kazılı olan kırılganlıklar. Kimi zaman bilinçli, kimi zamansa uykuda olan bu kırılganlıklar bizi iki dünya arasında kalmış insanlara dönüştürürler: Görünürdeki normallikle gizli anormallik arasında.

Uzun zaman boyunca bu yaraların, zayıflıkların var olmadığı düşünü kurmuşuzdur. Sonra da kendi kendilerine yok olup gideceklerini düşlemişizdir: Yaşamla, sevgiyle, zamanla. Bugünse onca yıla ve çabaya karşın onların var olduğunu itiraf etmek zorundayızdır: Hâlâ buradadırlar. Daha uzun bir süreliğine, belki de sonsuza dek.

O halde onları unutmayı, hiç düşünmemeyi, onlar yokmuş gibi yapmayı öğreniriz. Genellikle de bu işe yarar. Sonra, zaman zaman stres ya da üzüntü sarsıntılarının etkisi altındayken her şey yeniden uyanır ve hayaletler saklandıkları dolaptan dışarı çıkarlar.

İşte bu nedenle tam farkındalıkla zihnimizin kapılarını ve pencerelerini bizi kuşatan dünyaya kocaman açmalıyız.

Bir farkındalık eylemi olarak mutluluk: Her şey esenlikle başlar. Karnı tok olmak, sakin olmak, sıcakta, tehlikelerden uzakta bulunmak. Bu bile mükemmeldir, kendimizi böyle hissetmek muhteşemdir. Bu temel esenlik bütün hayvanlarda, insan da dâhil bütün canlılarda ortaktır. Bu kadarıyla yetinmek mümkündür. Ancak bu aslında mutluluk değildir çünkü adına mutluluk dediğimiz şey bunun çok daha ötesine geçer.

Eğer bu esenlik anlarının farkına varırsak, kendi kendimize, “yaşadığım şey bir şans, bir nimet, bir lütuf,” diyebiliyorsak o halde başka bir şey oluyor demektir. Bu durumda esenlik mutluluğa dönüşmüştür. Eğer zihnimi açıp da başıma gelen bütün iyi şeylerin tadını bütün farkındalığımla çıkarırsam, kendimi mevcut kılarsam o zaman bu anın benim üzerimdeki etkisi sonsuz derecede artar. Fiziksel ve ruhsal gereksinimlerimin tatmini aşamasını aşar. Metafiziksel isteklerimi ve kaşıntılarımı doyuracak ya da yatıştıracak gücü kazanmış olur. Anlam, aidiyet, sevgi, huzur, sonsuzluk gibi…

Farkındalık olmadan mutluluk olmaz. Ya da geçmişe dönük mutluluklar mümkün olabilir yalnızca, şair ve yazar Raymond Radiguet’nin şu ünlü dizesinde dediği gibi: “Mutluluk, seni ancak giderken çıkardığın gürültüden tanıdım.” Şimdiki zamanın farkındalığı olmayınca yaşamayı bilemediğimiz geçmiş mutluluklar için pişmanlık duyacağız demektir. Bunlar, farkındalığımızla can vermeyi bilemediğimiz ölü doğmuş mutluluklardır. Varoluşun bizi ezdiği, yapacak çok fazla işimiz olduğu için gözlerimizi açıp da yolumuza çıkan mutluluk olasılıklarını görmeye zaman bulamadığımız dönemlerde başımıza gelen budur. Üzgün ya da endişeli zamanlarımızda bize böyle olur: Artık şimdiki zamandan çıkmışızdır, zihnimiz ya geleceğin endişesinde ya da geçmişin pişmanlıklarında bulunmaktadır. Bu durumda mutluluğu da ancak umabilir ya da onun arkasından ağlayabiliriz ama onu hissedemeyiz.

Tam farkındalık, günlerin bize sunduğu çok sayıdaki mutluluk olasılıklarının tadını daha yoğun biçimde çıkarabilmemize yardımcı olur. Eğer bu olasılıkların içinden zihnimiz başka yerdeyken (tasarı, düşünce ya da dertlerimizde) geçecek olursak hiçbir şey göremez ve hissedemeyiz. Eğer onları aramadan zihnimizi ve farkındalığımızı çevremizi saran her şeye düzenli olarak açarsak o zaman onları görebiliriz. İstememize gerek kalmadan onların lütfuna ereriz. Çoğu zaman da küçük parçacıklar halinde bile olsa mutlu oluruz. Günlerimizin akışı içindeki hafif, kısa, kusurlu ve eksik ama çok sayıda, değişken, canlı ve yenilenen mutluluk parantezleridir bunlar. Üzerine mutluluğun küçük toz zerrecikleri serpiştirilmiş yaşamlar. Küçük parçalar halinde mutlu yaşamlar: kısaca mutlu yaşamlar.

Mutluluk karşısında da meditasyon, bir kere daha, bizi dünyadan kaçmaya değil, onu kendi gerçekliğimize kabul etmeye yöneltir. Gerçek ise mutlulukla mutsuzluğun çoğu zaman dirsek dirseğe bulunduklarıdır. Işık ve gölge gibi. Kuşkusuz Albert Camus de bu nedenle şöyle yazmıştı:

Artık dileğim mutlu olmak değil, yalnızca farkında olmak.

İkisini uzaklaştırmayı, farkındalığımızı mutluluğumuzun yerini alması için değil, onu aydınlatması için geliştirmeyi deneyeceğiz. Mutluluğumuzu yoğunlaştırması onu dünyanın içine dahil etmesi için. Andre Compe-Sponville’in “bilgelik” adını verdiği şey de budur:

En fazla zihin açıklığı içinde en fazla mutluluk.

Kaybettikleri yakınlarını hatırladıklarında gülümsemeyi başarabilen (“Onu kaybetmek ne büyük acı ama onu tanımış olmak da ne büyük mutluluk”) yas dönemindeki insanların iki yıl geçtikten sonra diğerlerine göre daha iyi durumda olduklarını kanıtlayan güzel bir araştırma var. Çünkü bu kişiler mutluluklarının mutsuzluk içinde boğulmasına izin vermediler. Yaşamın bir bütün olduğunu anlayabildiler. Mutsuzluğunsa geçmiş mutlulukları yok etmediğini ya da bizim elimizden almadığını, yaşamış olduğumuz bu mutlulukların sonsuza dek bize ait olacaklarını… Aynı anda hem gülümseme hem de ağlama hakkına sahibiz. Çünkü dünyayı kabul ediyor ve onu bütün gücümüzle sevmeye karar veriyoruz.

Tıpkı ölüm kamplarında uğursuz bir öncülü olan Westerbork’a kapatılıp da şunları yazan Etty Hillesum’ı bütün gücümüzle sevdiğimiz gibi :

Yaşam ve ölüm, acı ve sevinç, yaralı ayaklardaki kabarcıklar, evin arkasındaki yasemin, zulümler, sayısız vahşet, hepsi, her şey içimde bulunuyor ve benim bölünmez bir bütünlük olarak kabul ettiğim güçlü bir bütünü oluşturuyor.

Tıpkı neyle suçlandığını bile anlayamadan Sovyet mahkeme salonuna sürüklenen ve idam ya da Sovyet toplama kamplarından birine yollanmayı beklerken yine de dışarıya bakan Yevgenya Ginzburg’u bütün gücümüzle sevdiğimiz gibi:

Pencerelerin ötesinde ulu, karanlık ağaçlar var; yapraklarının gizli ve taze hışırtısını heyecanla dinliyorum. Sanki bunu ilk defa duyuyor gibiyim. Bu yaprak hışırtısı içime nasıl da dokunuyor!

Tam farkındalığın zirvesi ve insanlığın zirvesi. Oraya ulaşmamız mümkün değil kuşkusuz. Yine de ondan ilham alabiliriz. Üzüntünün içindeyken, durmak ve küçücük mutluluk parçacıklarına razı olmak. Kısacık bile olsalar, onlar da üzgün bile olsa, tamamlanmamış, kusurlu, parça parça bile olsalar. Onlardan anlık ve geçici olanın ötesinde bir avuntu beklememek: Yaşamaya ve düşünmeye yeniden başladığımız anda mutsuzluk belki de eski yerine yerleşecektir. Ancak bir süre sonra yeniden başlayacağız. Sonra bir kere daha, bıkıp usanmadan.

Mutsuzluğumuza, yaşama yani mutluluğa benzeyen her türlü şeyin yanı başında nefes aldırmaya her zaman yeni baştan başlayacağız.

Esriklik, kendine dönme ve lütuf anları, Kendine dönme ise insanın kendi içine düşmesi ve her şeyin aslında orada olduğunu keşfetmesidir. İçimizde yükselen şefkat, orada yetişmesine izin verdiğimiz sakinliktir.

Meditasyon Sanatla Farkındalığa ulaşmak için 25 Ders, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Şimdiden dünyada 250.000 adet satmış bu kitap yayınlanmasından bu yana tüm dünyada parlak bir başarı sağladı ve bir çok okuyucusunun hayatını kökünden değiştirdi.

“Sizi de hayatımı değiştiren bu deneyimle tanıştırmak istiyorum.” Meditasyon, dünyadan kopmak değil, tam tersine onu anlamak, sevmek ve değiştirmek için ona yaklaşmaktır. Meditasyon aynı zamanda, hepimizin edinebileceği sakinlik ve mutluluğun tadına ulaşmak için bir araçtır. Elinizde tuttuğunuz kitap, meditasyon türlerinin en büyüleyicisi, bilim tarafından araştırılıp onaylanmış olan tam farkındalık tekniğine giriş için bir rehber olarak tasarlanmıştır.

Deneyimli psikiyatr Christophe Andre, kendi hayatında uzun zamandır uyguladığı tam farkındalığı tamamen değişik bir anlayışla açıklıyor: Ünlü tablolar yardımıyla bize gerçekten görme deneyimini yaşatıyor. Meditasyon, zihinlerimizi huzura kavuşturup şimdiki zamanı sakince algılamamızı sağlayacak derin düşünceler sunuyor. Andre bize kabullenme, özgürleşme, mutluluk ve sevginin yardımıyla kendi hayatlarımızı da yaşayan birer sanat eserine dönüştürmeyi öğretiyor.

Bu Pratik Ve Şiirsel Rehberde Bulabilecekleriniz:

  • Tam farkındalığı anlamanıza yardımcı olacak yazılar
  • Hissetmenizi sağlayacak resimler
  • Alıştırma yapmanız için bir meditasyon CD’si

Christophe Andre Hayatı ve Kariyeri

Christophe André, 1956 yılında Montpellier, Fransa’da doğmuş bir psikiyatrist ve psikoterapisttir. Anksiyete ve depresyon alanlarında uzmanlaşmış olup, özellikle nüksetmeyi önleme tedavisi üzerine çalışmalar yapmıştır. Paris-Nanterre Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görev almış ve Sainte-Anne Hastanesi’nde uzun yıllar çalışmıştır.

Aynı zamanda davranışsal ve bilişsel terapilerin Fransa’daki önde gelen isimlerinden biri olarak kabul edilir ve psikoterapide farkındalık meditasyonunun kullanımını ilk başlatanlardan biridir. Çok sayıda psikoloji kitabı yazmış, şirketlere danışmanlık yapmış ve konferanslar vermiştir. 2016 yılında Tıbbi Araştırmalar Vakfı’ndan Jean Bernard Ödülü’ne layık görülmüştür.

Bazı önemli eserleri şunlardır:

  • Zor Kişiliklerle Yaşamak
  • Kendine Saygı
  • Arızalı Tiplerle Mücadele Rehberi
  • Korkunun Psikolojisi
  • Meditasyon: Bilgeliğin İzinde

André’nin çalışmaları, psikoloji ve kişisel gelişim alanında büyük etki yaratmıştır.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin