Bildiğim tek şey şu ki, resim yapıyorum çünkü buna ihtiyacım var…

— Frida Kahlo

Merhaba,

17 Eylül 1925, Frida ve sevgilisi Alejandro Gomez Arias otobüsün peşinden koşup onu yakaladıklarında bile sıradan bir gündü, ta ki otobüs tramvayla çarpışıncaya kadar.

Birçok kişinin öldüğü kazada Frida ağır yaralı olarak kurtulmuştu. Kalın bir metal çubuk karnından girmiş kalçasından bel omurlarını zedeleyerek çıkmıştı. Frida’nın son hatırladığı güneşli bir günde çarpma sesinden sonra havada dağılan altın tozlarıydı.

Frida hastaneye götürüldüğünde omurgasının bel bölgesinde üç yerin, köprücük kemiğinin ve iki kaburgasının da kırık olduğu anlaşıldı. Ayrıca sağ bacağı 11 yerden kırılmış, sol omzu çıkmış ve leğen kemiği de üç yerden kırılmıştı.

Frida ölmesi beklenirken ayrılmış parçalarından yeniden bir bütün oldu. Bir aylık hastane yatışı ve hastalık boyunca 32 ameliyatından sonra Frida’nın yatalak bir hasta olarak kalacağı düşünüldü. Hayatı doktorlar, korseler ve yatağı arasında geçiyordu. Ama o acılarını yansıtmadı. 1954’te felçten incelmiş sağ bacağı kangren olmuştu, kesilecekti.

Frida’nın hastalığı karşısında artık babasının da beli bükülmüştü. İşleri artık kötüye gidiyor, onun da sara nöbetleri artıyordu. Frida’nın bakım masraflarını artık karşılayamayan babası, çareyi evdeki değerli eşyaların satmakta bulmuştu. Piyanosu ve kitapları dışında her şey satıldı.

Babası her gün yeniden Frida için güçleniyor, Frida da acısını ve üzüntüsünü ona hissettirmemeye çalışarak elinden gelen tek şeyi yapıyordu. Babası onu hayata bağlayan güçlü bir halattı, evet. Ama annesi de Frida’nın kendisine bakmaktan vazgeçmemesi için tavana bir #ayna yaptırmayı akıl etmişti.

İlk tepkisi parçalanmış bedenine karşı bir çığlık olsa da, sonra aklına gelen şey bu bedenin resimlerini yapmak oldu. Aynadaki kişi kendisinden çok uzakta ve bir o kadar da yakındı. Onunla yeniden tanışmak için bulduğu bu yol zamanla onu resme daha çok itecekti.

Frida’nın resimleri sürrealist olarak değerlendirilir ama o, bu değerlendirmeye katılmaz ve kendi gerçekliğini resmettiğini söyler. “Bildiğim tek şey şu ki, resim yapıyorum çünkü buna ihtiyacım var”.

Hayran olunası ve belki de ders çıkarılası bir hayat hikayesine sahip…

Sevgiyle okunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin