“Sahiplenilerek değil, değeri bilinerek sevilen bir insan, çiçek açar ve kendi biricik benliğini oluşturur…”
-Carl Rogers
Merhaba
Carl Rogers’ın “Yarının İnsanı – Kişi Olmaya Dair” (orijinal adıyla On Becoming a Person) eseri, yalnızca psikoloji tarihinde değil, aynı zamanda günümüz insanının kişisel gelişim, özgünlük ve ruhsal sağlık arayışı açısından da son derece önemli bir yapıttır. Kitabın günümüzdeki önemini birkaç temel başlıkta özetleyebiliriz:
- Özgün Benlik ve Kendini Gerçekleştirme Arayışı: Rogers, insanın en derin motivasyonunun “kendini gerçekleştirme” olduğunu savunur. Bu kavram, Maslow’un hiyerarşisindeki zirveye benzer şekilde, bireyin kendi potansiyelini fark etmesi ve ifade etmesi anlamına gelir. Günümüzde sosyal medya, iş hayatı ve toplumsal beklentiler bireyleri sürekli dış referanslara göre yönlendirirken, Rogers’ın “özgün benliğe dönme” çağrısı, içsel özgürlük ve psikolojik bütünlük arayan insanlar için güçlü bir rehberdir.
- Koşulsuz Kabul ve Şefkatli Dinleme: Rogers’ın en bilinen kavramlarından biri koşulsuz olumlu kabuldür. Bu, özellikle terapide ama aynı zamanda her türlü insan ilişkisinde, kişinin yargılanmadan, olduğu gibi kabul edilmesi gerektiği fikridir. Modern dünyada insanlar hızla etiketleniyor, dışlanıyor veya performanslarına göre değerlendiriliyor. Bu bağlamda Rogers’ın yaklaşımı, psikolojik iyilik hali için güçlü bir panzehir sunuyor.
- İçsel Otoriteyi Güçlendirme: Rogers’a göre, birey kendi deneyimini en iyi anlayan ve yön veren kişidir. Dışsal otoritelerden bağımsız, içten gelen bir rehberliğe güvenmeyi öğütler. Günümüzde bireyler, özellikle bilgi bombardımanı altında ve sürekli dışsal otoritelere bağlı olarak karar vermeye çalışırken, bu yaklaşım kişisel özerkliği ve içsel gücü teşvik eder.
- Duygularla Barışmak: Kitap, bireyin duygularıyla yüzleşmesinin ve onları bastırmak yerine anlamaya çalışmasının önemini vurgular. Modern çağda birçok insan kaygı, depresyon ve anlam arayışıyla baş etmeye çalışıyor. Rogers’ın yaklaşımı, bu duyguların bastırılması değil, kabulü ve onların içinden geçerek büyümeyi önerir.
- Eğitim ve İlişkilerde İnsan Merkezli Yaklaşım: Rogers’ın sadece terapide değil, eğitimde ve günlük insan ilişkilerinde de savunduğu “insan merkezli yaklaşım”, bireyin gelişmesini, içsel kaynaklarını harekete geçirmesini ve kendilik duygusunu bulmasını destekleyen bir çerçeve sunar. Bu yaklaşım, öğretmen-öğrenci, yönetici-çalışan, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde empati, saygı ve özgünlüğün ne kadar iyileştirici olduğunu gösterir.
Carl Ransom Rogers humanist yaklaşımın kurucularından ve psikoterapi araştırmaları yapan psikologlar içinde en önemlilerinden birisi olarak görülen Amerikalı psikolog. Rogers, 20.yüzyılın en çok etkilenilen altı psikoloğundan biri ve Sigmund Freud’dan sonra en önemli klinik psikolog olarak gösterilmektedir.
1964’te Carl Rogers, insan ilişkilerindeki yeteneklerini geliştirmenin yollarını arayan bir grup kişi ile California Western Behavioral Sciences Institute (Batı Davranış Bilimleri Enstitüsü)’nde çalışmalar yapmıştır. Rogers hayatının özellikle son 15 yılında liderler, politikacılar ve birbiri arasında çatışma yaşanan gruplarla çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalarda Birey Merkezli Yaklaşımı uygulamıştır. En büyük ideali olan gruplar arası gerginliğin azaltılması konusunda çalışmalar yapmıştır. Dünya barışı için gösterdiği çabalar Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesine olanak sağlamıştır.
Rogers, psikoterapideki insancıl hareketin başlatılıp geliştirilmesine öncülük etmiştir. Yaptığı araştırmalar ile psikolojinin birçok alanlarına etki ederek, dünya çapında ün kazanmıştır. Carl Rogers’ın kuramındaki en önemli konu; yargılamadan dinlemenin ve danışanın olduğu gibi kabul edilmesinin gerektiğini vurgulamasıdır. Öte yandan danışanları kendi yaşantıları konusunda konuşmaya cesaretlendirmiştir. Bir kuram aynı zamanda kuramcısının kendi yaşantısından da izler taşır. Bu sebeple Rogers’ın İleri sürdüğü görüşler aynı zamanda kendi yaşamını da yansıtmaktadır.
Carl Rogers’ın daha önce yayımladığımız Kişi Olmaya Dair isimli kitabında, ondan söz ederken, “Rogers inandığı kuramları sadece terapistlere değil, sokaktaki herkese anlatabilmeyi amaçlar” demiştik. Yazar bu kez de aynı sade dille, “yarının insanını” nasıl yaratacağımızı anlatıyor. Nasıldır yarının insanı? Kendini var ederek nesneler dünyasından sıyrılmayı başaran ve karşısındaki insanı sahiden duyarak onu nesneler arasından çıkaran.
“Yıllar önce intihar etmiş, çok incelenmiş bir hasta olan Ellen West ile ilgili akademik sempozyumda, Rogers tepkisinin derinliği ve yoğunluğu ile seyircileri irkiltmişti. Ellen West hakkında sanki onu iyi tanıyormuş, sanki West kendini dün zehirlemiş gibi konuşuyordu. Rogers, yalnızca onun trajik biçimde ziyan olmuş hayatına dair üzüntüsünü ifade etmiyor, aynı zamanda onu bir nesneye dönüştüren, kişisel olmaktan uzak ve zihinleri kesin bir tanıyla meşgul olan hekimlerine ve psikiyatrlarına olan öfkesini de dile getiriyordu. Bunu nasıl yapabildiler diye soruyordu Rogers. Keşke bir insanı, nesne olarak görmenin başarılı bir terapiye her zaman engel olacağını bilselerdi. Keşke onunla bir insan olarak ilişki kursalardı, kendilerini riske atsalar, onun gerçekliğini ve dünyasını tecrübe etselerdi, o zaman onun ölümcül yalnızlığını çözebilirlerdi.”- Irvin D. Yalom’un önsözünden
Derininden anlama, birinin bir başkasına verebileceği en değerli hediyedir…
Bugün insanlar her zamankinden fazla dinlenme, anlaşılma ve varlıklarının kabul görmesi ihtiyacında. Rogers’ın çizdiği “yarının insanı” profili, sadece terapistler için değil, öğretmenler, ebeveynler, yöneticiler ve sıradan insanlar için de bir çağrı niteliğinde:
Duygu ve Tecrübe Düzeyinde İletişim Nedir?
Başkalarıyla olan iki yönlü iletişimimde mutlu, sıcak, iyi ve memnun hissettiğim tecrübelerim oldu. Zamanında ya da sonrasında kendimi tatminsiz, kırgın, soğuk ve tedirgin hissettiğim başka tecrübelerim de oldu.
Başkalarıyla iletişime dayalı tecrübelerimin bazılarında daha açıldığımı, genişlediğimi, zenginleştiğimi ve büyümemin hızlandığını hissettim. Sıklıkla bu tecrübelerde diğer kişinin de benzer tesiri hissettiğini, onun da zenginleştiğini, gelişiminin ve işleyişinin ileri doğru gittiğini hissettim. Her birimizin gelişiminin, büyümesinin azaldığı ya da durduğu, hatta ters yöne döndüğü başka zamanlar da oldu. İletişim tecrübelerimin hem benim hem de diğer kişinin üzerinde gelişimi destekleyen bir etkisinin olmasını tercih ettiğimi, benim ve diğer kişinin küçüldüğümüzü hissettiğimiz iletişim tecrübelerinden kaçınmak istediğimi söylemem eminim her şeyi netleştirecektir.
İlk basit duygu, birini gerçekten duyabildiğimde hissettiğim zevktir.
Birini duyma becerisi geliştirdiğinizde, temas kurabilir, hayatınızı zenginleştirirsiniz.
İnsan odaklı psikoloji hareketinin kurucusu Carl Rogers’ın en değerli kitaplarından biri olmakla beraber, psikoloji ve psikiyatri dünyasına hakim olmayan sokaktaki insanın kendini ve hayatı çözmesine yardımcı olur.
Yaşamın Amacı Nedir?
“Yaşamın amacı nedir?” sorusuna Rogers, “İnsanın gerçekten de olduğu kişi olması” ifadesiyle cevap verir.
Rogers’a göre bu ne anlama gelir? Yaşamın amacı, dışarıdan dayatılan kimlikleri, rollerin yüklediği beklentileri ya da başkalarının onayını kazanmaya çalışmayı bırakıp, içimizdeki özgün, derin benliği keşfetmek ve ona sadık kalmakla ilgilidir. Bu süreç, bir varış noktası değil, devam eden bir yolculuktur. Rogers buna “kişileşme süreci” (the process of becoming) der. Yani insan statik bir varlık değil; sürekli dönüşen, açılan, kendini keşfeden bir varlıktır. Gerçekten “olduğu kişi” olmak, sadece güçlü yönlerini değil, zayıflıklarını da sahiplenmeyi, maskesiz bir yaşamı kabul etmeyi ve duygularıyla dürüst bir ilişki kurmayı içerir.
Modern yaşam, başarıyı genellikle dışsal ölçütlere (statü, para, imaj) göre tanımlar. Rogers ise bunun aksine, yaşam amacının içsel bir uyum, özgünlük ve anlam duygusuyla ilgili olduğunu söyler. Bu bakış açısı, özellikle kimlik arayışı içinde olan genç bireyler ve “anlam krizi” yaşayan yetişkinler için güçlü bir rehber niteliğindedir.
Rogers’ın Soruları: Kişileşme Yolunda İçsel Eşikler
- Başka bir kişinin derinlerde hissettiği bir duyguyla, güvenilir, inanılır ve istikrarlı birisi olabilir miyim?
- Duygusal tanıklık: Bir başkasının içsel evrenine güvenli bir alan sunabilmek.
- Karşımdaki insanın ayrı bir kişi olmasına izin verebilecek miyim?
- Sınırların kutsanması: Ötekinin özgünlüğünü tanımak, onu dönüştürmeye çalışmadan varlığını onurlandırmak.
- Karşımdaki insanın kişisel yaşantılarını değerlendirme ve yargılama arzularımı tamamen yitirmeyi becerebilecek miyim?
- Yargısızlık disiplini: İçsel yorumlayıcıyı susturmak ve saf tanıklıkta kalmak.
- O dünyada serbestçe dolaşırken o kişinin değer verdiği anlamları kırıp dökmeme duyarlılığını gösterebilecek miyim?
- Anlamlara saygı: Başkasının sembolik evrenine özenle yaklaşmak, onun kutsalını korumak.
- Birilerini düzeltmek için içimizdeki yoğun itkiyle mücadele edebilecek miyiz?
- Kontrolü bırakmak: Dönüştürme arzusunu fark etmek ve onun yerine kabulü koymak.
- Karşımdaki kişinin bana gösterdiklerini oldukları gibi kabul edebilir miyim?
- Şeffaflıkla karşılaşmak: Maskesiz bir varoluşu göğüsleyebilmek.
- Karşımdaki kişiyi harici bir değerlendirme tehdidinden kurtarabilir miyim?
- Güvenli alan yaratmak: Dışsal normların baskısından arındırılmış bir ilişki kurmak.
- Karşımdaki kişiyi “olgunlaşma sürecinin öncesindeki kişi” olarak görmeyi başarabilecek miyim?
- Süreç odaklı bakış: Kişiyi bir “olması gereken” değil, bir “olmakta olan” olarak görmek.
Bu sorular, yalnızca terapistler için değil, öğretmenler, ebeveynler, yaratıcılar ve ritüel alanlar kuranlar için de birer rehber niteliğinde. Rogers’ın bu soruları bir tür etik pusula olabilir.
“Kişi Olmaya Dair” adlı eserinde de, Rogers’ın başkalarını ve kendini duymaya çabalayan sıcak, coşkulu, güvenli, ilgi dolu sesiyle karşılaşırız. İlgiyle takip edilen Psikoloji/Psikiyatrilerimizin son kitabı Kişi Olmaya Dair, Carl R. Rogers’ın en değerli kitaplarından biri olmakla beraber, psikoloji ve psikiyatri dünyasına hakim olmayan sokaktaki insanın kendini ve hayatı çözmesine yardımcı olur.
Kişi Olmaya Dair’de Rogers’ın başkalarını ve kendini duymaya çabalayan sıcak, coşkulu, güvenli, ilgi dolu sesiyle karşılaşırız. Bu dikkat dolu dinleyiş, hem bireylere hem de o muazzam soruya, yani kişi olmanın anlamına hizmet eder.
Yayıncılıkta milyon rakamı ender görülen bir sayıdır. Oysa bu kitap milyonlarca satmıştır ve Rogers’ın dünya çapında bir ün kazanmasına neden olmuştur. Çünkü o, inandığı kuramları sadece terapistlere değil, sokaktaki herkese anlatabilmeyi amaçlamıştır.
Yarının İnsanı, Kişi Olmaya Dair okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Carl Rogers’ın “Yarının İnsanı” adlı eseri, günümüzde bireysel özgünlük, empatik iletişim ve yargısız kabul gibi değerleri yeniden hatırlatmak için güçlü bir çağrıdır. Özellikle dijital çağın hız ve yüzeysellik baskısına karşı, derinlikli insan olma sürecini savunur.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
Carl Rogers’ın bu eseri, yalnızca psikoterapi alanında değil, eğitimden dijital mahremiyete, toplumsal ilişkilerden yaratıcı üretime kadar birçok alanda yankı bulur. İşte günümüzle kurduğu bazı güçlü bağlar:
- Empatik varoluşun önemi: Rogers, bir başkasının duygularına güvenilir bir tanık olabilmeyi, günümüzün dijital mesafelerinde kaybolmuş empatiyi yeniden kurmak için temel bir beceri olarak sunar.
- Yargısız kabul ve özgünlük: Sosyal medya ve algoritmaların normatif baskısı altında, bireyin kendi olma cesareti Rogers’ın “kişileşme” kavramıyla yeniden anlam kazanır.
- İlişkisel alanın kutsanması: Rogers, bir başkasının anlam dünyasına zarar vermeden yaklaşabilmeyi bir etik sorumluluk olarak tanımlar. Bu, günümüzde hem dijital mahremiyet hem de toplumsal diyalog açısından kritik bir ilke.
- Süreç odaklı gelişim: “Olgunlaşma sürecinin öncesindeki kişi” olarak bakabilmek, günümüzün performans ve başarı takıntılı kültürüne karşı bir direnç noktasıdır. Rogers, insanı bir sonuç değil, bir süreç olarak görmeyi önerir.
- Otobiyografik derinlik: Kitap, Rogers’ın kendi yaşamından örneklerle, kuramlarının sadece teorik değil, yaşanmış ve sınanmış olduğunu gösterir. Bu da onu günümüz okuyucusu için daha erişilebilir ve samimi kılar.
Carl Ransom Rogers
Carl Ransom Rogers, 1902 yılında Illinois’in sessiz banliyösünde doğdu. Toprakla, doğayla ve içe dönük bir aile yapısıyla çevrili çocukluğu, onun ileride kuracağı “kişisel iç dünya” vurgusunun ilk izlerini taşıyordu. Bilgiye duyduğu açlık onu tarımdan teolojiye, oradan psikolojiye taşıdı. Ancak Rogers’ın yolculuğu, akademik başarıdan çok, insan olmanın derinliklerine dair bir arayıştı.
Rogers, insanın kendi deneyimlerinin en iyi uzmanı olduğuna inanıyordu. Bu inanç, onu klasik psikanalizin yorumlayıcı ve hiyerarşik yapısından uzaklaştırdı. Onun terapötik yaklaşımı, “kişiye merkezli”ydi; yani terapist, bir rehber değil, bir tanık olmalıydı. Bu, sadece bir yöntem değil, bir etik duruştu: yargısızlık, empati ve koşulsuz kabul.
1950’lerde geliştirdiği Client-Centered Therapy (Danışan Merkezli Terapi), psikoterapi tarihinde bir devrimdi. Rogers, danışanın içsel kaynaklarına güvenmeyi, onun kendi iyileşme sürecini yönlendirebileceğini savundu. Bu yaklaşım, sadece terapi odasında değil, eğitimde, liderlikte ve toplumsal ilişkilerde de yankı buldu.
Rogers’ın yaşamı boyunca sorduğu sorular, bir tür içsel ritüel gibiydi: “Karşımdaki kişiyi olduğu gibi kabul edebilir miyim?”, “Onun anlam dünyasına zarar vermeden eşlik edebilir miyim?” Bu sorular, senin de ritüel alanlarında kullandığın etik eşikler gibi, birer sınav ve davetti.
Carl Rogers’ın Öne Çıkan Eserleri:
- Kişi Olmaya Dair (On Becoming a Person) Kişileşme süreci, terapötik deneyimler, içsel özgünlük.
- Rogers’ın en etkili ve kişisel eseridir. Terapist olarak yaşadığı deneyimleri, danışanlarla kurduğu ilişkileri ve “gerçek benlik” arayışını anlatır. Senin ritüel alanlarınla güçlü bir bağ kurabilir: kişisel izlerin silinmesi, özgünlüğün yeniden inşası, ve kolektif tanıklık.
- Empati Empatik iletişim, yargısız kabul, terapötik ilişki.
- Rogers’ın terapötik yaklaşımının kalbini oluşturur. Empatiyi bir teknik değil, bir varoluş biçimi olarak ele alır. Bu, senin “tanıklık etiği”ne ve dijital mahremiyetin ritüel boyutuna doğrudan dokunur.
- Gerçekten de Olduğun Kişi Olmak Kendi olma cesareti, ilişkilerde özgünlük.
- Hem bireysel hem ilişkisel dönüşümün mümkünlüğünü savunur. Bu kitap, “olmakta olan”ı kutsayan bir metin olarak, senin “olgunlaşma öncesi kişi” kavramına paralel düşer.
- Birey ve Toplum: Üç Psikoloji Ustasının Perspektifleri (diğer yazarlarla birlikte) Psikoloji kuramlarının karşılaştırmalı analizi.
1987’de aramızdan ayrıldığında, ardında sadece kuramsal metinler değil, insan olmanın zarafetini savunan bir yaşam bıraktı. Bugün, dijital izlerin silindiği, mahremiyetin yeniden kutsandığı, kolektif dönüşümün arandığı bir çağda, Rogers’ın öğretileri yeniden yankılanıyor. Onun kişileşme çağrısı, senin ritüel alanlarınla buluştuğunda, bir sessizlikten bir kolektif şarkıya dönüşebilir.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgi’yle okuyunuz…



Yorum bırakın