Öğrenmek için, anlamayı sevmek ve bir şeyi sırf o şey hatırına yapma hevesi duymak gerekir…

— Jiddu Krishnamurti

Merhaba

Krizlerin ve sorunların dağ gibi büyüdüğü dünyamızda tüm hayat sürecinin kavranmasından doğacak tamamen farklı türde bir ahlak anlayışına, davranış biçimine ve eylem tarzına acilen ihtiyacımız var. Bu meselesi siyasi ve örgütsel yöntemlerle, ekonomik düzenlemeler ve değişik reformlarla çözmeye çalışıyoruz, fakat zaman zaman geçici rahatlık sağlamalarına rağmen bunların hiçbiri insan varoluşunun karmaşık sorunlarını şimdiye değin çözebilmiş değil. Ne kadar kapsamlı olursa olsun ve ne kadar kalıcı görünürse görünsün, bütün bu reformlar daha fazla kargaşa çıkarmaktan ve dolayısıyla daha fazla reform yapma ihtiyacı doğurmaktan öteye geçemiyor. İnsanın karmaşık varlığı bütün yönleriyle anlamadan salt reform yapmak daha fazla reform yapmaya yönelik yeni ve karmaşık talepleri canlandırmaktan öteye geçmeyecek. Reformun sonu yok ve bu doğrultuda kalıcı bir çözüm bulma olanağı da yok.

Araştırmak ve öğrenmek zihnin işlevidir. Öğrenmekten kastım hafızanın geliştirilmesi veya bilgi birikimi değil, yanılsamaya düşmeden berrak ve sağlıklı düşünme, inançlardan ve ideallerden değil de olgulardan yola çıkma kapasitesidir. Düşünce çıkarımlardan doğuyorsa öğrenme gerçekleşmez Salt bilgi veya malumat edinmek öğrenmek değildir. Öğrenmek için, anlamayı sevmek ve bir şeyi sırf o şey hatırına yapma hevesi duymak gerekir. Hangi türde olursa olsun zorlamamı) olduğu yerde öğrenme gerçekleşmez. Zorlama ise değişik kılıflara bürünebilir değil mi? Zorlama etkileme, bağlama ve tehdit yollarıyla gerçekleşebildiği gibi, ikna edici teşvik ve üstü örtülü ödül biçimleriyle de gerçekleşebilir.

Çoğu insan karşılaştırmanın öğrenmeyi desteklediğine inanır oysa gerçek bunun tam tersidir, Karşılaştırmak yılgınlığa yol açarak rekabet adını verdiğimiz kıskançlığı teşvik etmekten başka bir şey yapmaz. Diğer ikna türleri gibi karşılaştırma da öğrenmeyi önler ve korkuyu körükler. Keza hırs da korkuyu körükler. İster kişisel olsun ister kolektif olanla özdeşleşsin, hırs her zaman topluma karşıt bir şeydir. İnsani ilişkilerde görülen sözde soylu hırs temelde yıkıcıdır.

İyi bir zihnin gelişmesini teşvik etmek gerekiyor. İyi bir zihin hayatın pek çok meselesini bir bütün olarak ele alan ve onlardan kaçarak kendisiyle çelişmeyen, yılgınlığa düşmeyen, kinik veya sert olmayan zihindir. Ayrıca zihnin kendi şartlanmasının, güdülerinin ve çabalarının farkına varması da gereklidir.

İyi bir zihin geliştirmek bizim başlıca amaçlarımızdan biri olduğundan, öğretmek büyük önem kazanıyor. Yalnızca bilgi vermekle yetinmeyip, zihnin tamamını geliştirmek kaçınılmazdır.

Günümüzde işlevsel veya teknik kapasite kişinin isminin önüne gelen unvanla ölçülmektedir; ama eğer biz insanın bütünüyle gelişmesine önem verseydik, bakış açımız tamamen farklı olurdu. Yetenekli bir kişi canı istiyorsa diploma sahibi olup isminin önüne unvanlar ekleyebilir de eklemeyebilir de. Fakat her halükârda o kişi diplomayla ölçülemeyecek derin yeteneklerinin bizzat farkına varabilir; bu durumda o yeteneklerinin ifadesi salt teknik kapasitenin genelde beslediği ben-merkezli güveni doğurmaz. Böylesi bir güven karşılaştırmaya dayanır ve dolayısıyla toplum karşıtıdır.

  • Öğrencinin tanımı nedir?

Yaşam boyu her şeyi gözlemleme kapasitesine sahip olmak anlamına gelir…

Yeni Bir Yaşam, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Jiddu Krishnamurti’nin Yeni Bir Yaşam adlı eseri, yalnızca bireysel dönüşümün değil, aynı zamanda toplumsal uyanışın da kapısını aralayan bir çağrıdır. Günümüz dünyasında bu kitabın önemi, özellikle şu beş temel noktada derinleşiyor:

  1. Gerçek Değişim İçin İçsel Devrim: Krishnamurti’ye göre yeni bir yaşam, dışsal koşulları değiştirmekle değil, bireyin kendi zihinsel yapısını kökten sorgulamasıyla başlar. Bu, günümüzde sıkça karşılaştığımız “yüzeysel değişim” anlayışına karşı radikal bir içsel dönüşüm çağrısıdır.
  2. Koşullanmalardan Kurtulma: Kitap, bireyin toplum, din, eğitim ve gelenekler yoluyla şekillendirilmiş düşünce kalıplarını fark etmesini ve bunlardan özgürleşmesini önerir. Dijital çağda algoritmalarla yönlendirilen düşünce sistemleri içinde bu mesaj, zihinsel özgürlük için hayati bir uyarıdır.
  3. Başarı ve Rekabet Kültürüne Eleştiri: Krishnamurti, “başarılı biri olma” arzusunun insanları sömürü ve eşitsizlik döngüsüne ittiğini savunur. Bu, günümüzün birey odaklı, rekabetçi toplum yapısına karşı etik ve insani bir alternatif sunar.
  4. Farkındalıkla Yaşamak: Kitap, yaşamı bir “fare kapanı” gibi değil, farkındalıkla yaşanacak bir alan olarak görmeyi önerir. Bu, modern insanın kaygı, stres ve anlam arayışı içinde yeniden nefes almasını sağlayabilecek bir bakış açısıdır.
  5. Eğitimde Yeni Bir Yaklaşım: Krishnamurti, eğitimin yalnızca bilgi aktarmak değil, çocuğun tüm varlığıyla gelişmesini sağlamak olduğunu savunur. Bu, günümüzde hâlâ ezberci sistemlerle boğuşan eğitim anlayışına karşı dönüştürücü bir vizyon sunar.

“Sevgisiz bilgi bir yıkım aracına dönüşür.” — Yeni Bir Yaşam

Jiddu Krishnamurti: Hakikatin Yolları Olmayan Ülkesinde Bir Yolcu

Jiddu Krishnamurti (d. 11 Mayıs 1895 – ö. 17 Şubat 1986), Hindistan’ın Madanapalle kasabasında doğmuş, 20. yüzyılın en etkili ruhsal düşünürlerinden biridir. Onu farklı kılan, yalnızca söyledikleri değil, söylediklerini yaşama biçimidir.

Erken Yaşam ve “Dünya Öğretmeni” Seçilişi: Telugu kökenli bir Brahman ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Krishnamurti, çocukluğunda hassas, içine kapanık ve hayalperest bir yapıya sahipti. 1909 yılında, Teosofi Derneği’nden C.W. Leadbeater tarafından “aura”sının olağanüstü olduğu gerekçesiyle keşfedildi. Ardından Annie Besant tarafından himaye altına alındı ve “Dünya Öğretmeni” olarak yetiştirilmeye başlandı.

Kurulanı Yıkmak: Özgürlüğün İlk Eylemi: Ancak Krishnamurti, 1929 yılında beklenmedik bir kararla, kendisi için kurulan “Yıldızlar Tarikatı” adlı örgütü feshetti. Şu sözleri tarihe geçti: > “Hakikat, yolları olmayan bir ülkedir ve ona hiçbir örgüt, din ya da mezhep aracılığıyla ulaşılamaz.”

Bu çıkışıyla, hiçbir otoriteye, dogmaya ya da geleneksel öğretmen-öğrenci ilişkisine bağlı kalmadan, bireyin kendi içsel gözlemiyle hakikate ulaşabileceğini savundu.

Düşünce Sistemine Genel Bakış: Krishnamurti’nin öğretileri bir sistem değil, bir sorgulama biçimidir. Ana temaları şunlardır:

  • Korkunun doğası ve gözlemle çözülmesi
  • Zihnin sessizliği ve farkındalık
  • Koşullanmalardan özgürleşme
  • Zamanın psikolojik yanılsaması
  • Gerçek özgürlük: düşünceyle tanımlanmayan bir hâl

Onun için “öğretmek” değil, birlikte “görmek” esastı. Konuşmalarında sıkça “birbirimizle dostça konuşuyoruz” diyerek, hiyerarşik bir ilişki kurmayı reddetti.

Etkisi ve Mirası: Krishnamurti, hayatı boyunca Hindistan’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Avustralya’ya kadar birçok ülkede konuşmalar yaptı. Osho, Alan Watts, David Bohm gibi düşünürler onunla etkileşimde bulundu. Özellikle fizikçi David Bohm ile yaptığı diyaloglar, bilim ve bilinç arasında köprü kuran önemli metinler arasında yer alır.

Kendi adını taşıyan vakıflar ve okullar (örneğin Brockwood Park School, Rishi Valley School) hâlâ onun “koşulsuz öğrenme” anlayışını yaşatmaktadır.

Krishnamurti, bir öğretmen değil; bir aynaydı. Ona göre hakikat, bir otoritenin değil, sessizce gözlemleyen zihnin alanında doğardı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin