Kafdağı’nın ardına ulaştığında değil, omzuna konan kelebeği fark edebildiğinde mutlu olursun!
— Alexander Winterman
Merhaba
Alexander Winterman’ın bu sözü, derin bir anlam taşıyor ve aslında kişisel gelişim felsefesinin temel taşlarından birine işaret ediyor: Anı yaşamak ve küçük şeylerin değerini anlamak.
Kafdağı, genellikle büyük hedefler, uzak idealler veya toplumun dayattığı başarı ölçütleri olarak kabul edilir. Winterman, bu ifadeyle, insanların hep en yüksek zirveye ulaşmayı hedeflediklerini, ancak bu hedefe ulaşana kadar hayatın sunduğu güzellikleri kaçırdıklarını anlatıyor. “Omzuna konan kelebek” ise, hayatın küçük ve bazen fark edemediğimiz ama değerli anlarını simgeliyor. Kelebek, aynı zamanda zarif ve geçici bir varlık olduğu için, bu anların da ne kadar kıymetli ve geçici olduğunu hatırlatıyor.
Bugün, hepimiz geleceğe odaklanmış bir şekilde yaşıyoruz ve çoğu zaman anı kaçırıyoruz. Sosyal medya, toplumun dayattığı başarı standartları ve gelecek kaygıları, insanları sürekli olarak büyük hedeflere yönlendiriyor. Winterman, bu hedeflere ulaşmanın anlamlı olabileceğini ancak asıl mutluluğun, bu süreçte fark ettiğimiz küçük anlarda ve basit zevklerde olduğunu vurguluyor.
“Unutma! Hayatta ya unuttuklarımız kadar özgürüz ya da unutamadıklarımız kadar tutsak!” Kitabı okumaya başladığınızda bunu daha iyi anlayacaksınız ve hissedeceksiniz, diyor Alexander Winterman.
- Siz hangisini seçiyorsunuz?
Bu söz, hafızamızın, geçmişimizle kurduğumuz ilişkiyi ve bunun hayatımıza nasıl yön verdiğini çok güzel bir şekilde özetliyor.
Eğer ben bu ikisinden birini seçmek zorunda olsaydım, “unuttuklarımız kadar özgürüz” tarafını seçerdim. İşte bunun nedenleri:
Unutmak, bazı olayların, duyguların veya hataların ardında bıraktığı yükten kurtulmak anlamına gelebilir. Geçmişin ağırlığını taşıdıkça, ilerlemek zorlaşır. Eğer geçmişteki acıları, yanlışları veya kırgınlıkları unutabilirsek, bu bizi o anın ötesine taşıyabilir, daha hafif ve özgür hissedebiliriz.
Birçok zaman, unutamadığımız travmalar, kırgınlıklar veya olumsuz düşünceler bizi tutsak eder. Bu tür yükler, zihinsel huzurumuzu bozar ve sürekli bir içsel çatışmaya yol açar. Unutmak, bu huzuru sağlamak ve taze bir başlangıç yapmak için bir araçtır.
Unutmak, geçmişin kısıtlamalarından ve bağlayıcı düşüncelerden sıyrılmak demektir. Özgür olmak, her yeni günün ve fırsatın sunduğu esnekliği kabul edebilmek anlamına gelir. Yeni bakış açılarıyla hayatı daha açık fikirli ve esnek bir şekilde deneyimleyebilmek çok değerli.
Tabii ki, unutmak her zaman kolay bir şey değildir ve bazı anılar hayatımızda önemli dersler taşır. Ancak genel olarak özgürlük, geçmişin zincirlerinden kurtulmak ve yeni bir perspektife sahip olmak ile çok daha kolay elde edilir.
Özgür olmak varken: tutsak kalmak niye? Birçok insan, özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu bilir ve hayatını özgürce yaşamak ister. Ancak, çoğu zaman geçmişin izleri, korkularımız, hatalarımız ve travmalarımız bizi tutsak edebilir. Bu, bedensel bir hapislik değil, daha çok zihinsel ve duygusal bir tutsaklık olabilir. Birçok insan, geçmişteki hatalarından ya da yaşadığı olumsuz deneyimlerden kurtulamaz. Bu deneyimler bazen o kadar derin izler bırakır ki, onları unutmak, onlardan özgürleşmek neredeyse imkansız gibi hissedilir. O zaman, geçmişin, ne kadar istemesek de, hayatımızın bir parçası haline gelir. Kimi zaman insan, bu izleri taşırken onlarla yüzleşmektense onları içselleştirip bir şekilde kabul etmeyi tercih eder.
Bazen, tutsaklık bilinçaltımızda bir güvenlik alanı olarak algılanır. Geçmişteki acılarla yüzleşmek, korkularımızı aşmak daha zor olabilir. Oysa bildik, tanıdık duygular, bizlere güvenli gelir. Kendimizi sürekli tutsak hissetsek de, bu güvenli alandan çıkmak, bilinçli olarak bilinmeze adım atmak zor olabilir.
Özgür olmak, değişim gerektirir. Geçmişten kurtulmak, eski alışkanlıkları terk etmek, eski düşünce biçimlerinden vazgeçmek, çoğu zaman insanı korkutur. Değişim belirsizlik yaratır ve belirsizlik, insana güvensizlik duygusu verebilir. İnsanlar çoğu zaman alışık oldukları kötü duygularla yaşamaya, ancak tanıdık bir şekilde, dayanmaya daha yatkındır.
Bazı insanlar, ilişkilerindeki tutsaklıkları kabul edebilir. Ailevi, romantik veya sosyal ilişkilerdeki bağlar bazen bireyi özgürleşmekten alıkoyar. Bağlılıklar, bağımlılıklar ya da güçlü duygusal bağlar insanı hapseder. Bu, bir tür içsel tutsaklık yaratabilir çünkü kişi özgürleşmek yerine ilişkilere, başkalarının beklentilerine ve normlarına sıkışmış hissedebilir.
Bir diğer sebep de kendini tam anlamıyla tanımamak. Kişi, kendi içsel gücünü ve potansiyelini anlamadan, kendini dışsal faktörlere yani toplumsal normlara veya başkalarının düşüncelerine bağlı kalarak yaşar. Bu durumda, kişi, özgürlüğün ne olduğunu fark edemeyebilir ya da ona ulaşmak için ne yapması gerektiğini bilmeyebilir.
Sonuç olarak, bazen tutsaklık, aslında bilinçaltımızın bir tercihi olabilir. Çünkü özgürlük, sorumluluk, değişim ve belirsizlik getirir. İnsan, bu faktörlerle yüzleşmeye hazır olmayabilir ya da geçmişin yükleri, o kadar derin bir tutsaklık yaratır ki, bu zincirlerden kurtulmak çok zor olur.
Ama nihayetinde özgür olmak ve tutsak kalmak arasındaki fark, kişinin kendi içsel gücünü fark etmesine ve onu kullanmasına bağlıdır. İçsel özgürlüğü keşfettiğimizde, dışsal tutsaklıklar daha kolay aşılabilir.
Kendini İyi Hisset, kitabı okumaya başladığınızda hangisini seçmeniz gerektiğini daha iyi kavrayacaksınız…
Hayatında mucizelere yer verdikçe hiçbir zaman gelmeyecek treni otobüs durağında beklemeye devam eder insan. Mucize diye bir şey yoktur, yaşadığımız bütün güzel şeyler kendi aklımızın ve kalbimizin başarılarıdır. Mucize beklemek tembellerin umut kapısıdır. İnsanın kendisi bile mucize değildir. Yaratılışta belli dizaynlar ve düzenlemelerle ortaya gelmiştir.
Rastlantı diye bir şey yoktur, kalbinin istekleri önüne çıkar o kadar. Kalp hedefini arayan ve hedefine kitlenen mükemmel bir avcıdır. Tesadüf diye yoluna çıkanlar kalbin ve aklının bilinçaltı aradıklarıdır. Kalbini yaşam koçu olarak kullan ve onu başarı avcısı yap.
Yaşam Koçunuz kalbiniz olursa hedefimiz asla şaşmaz, bizi hayal kırıklığına uğratmaz…
Hayatımızda neleri seçiyorsak ve ne ile uğraşıyorsak önümüze onlar çıkar. Seçtiklerimizi kalbimizde istiyorsak iyi veya kötü onunla buluşuruz. Kalbin rotasını iyi belirlersek okyanusta kaybolmayız.
Bu kitabın amacı başkalarına bakmadan kıyaslama hastalığını bırakarak kendimizi tanımak ve huzurla yaşamayı bilinçaltına telkin etmektir. Ayrıca bu bir kişisel gelişim kitabı değildir, çünkü hiçbir insanın kişisel eksikliği yoktur, sadece kendini tanıma eksikliği vardır.
Kalp her zaman evrenin düzenine uyar. Akıl, yorulur, tembelleşir. Fakat kalp evrenin hareketlerine, işletişine harfiyen uyar.
Kendini İyi Hisset, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Winterman, kitabında bireylerin mutsuzluklarının çoğunun, başkalarıyla kıyaslama ve dışsal onay arayışından kaynaklandığını belirtir. Her bireyin benzersiz olduğunu ve kendi içsel değerini kabul etmenin, gerçek mutluluğun anahtarı olduğunu savunur. Kitap, okuyuculara kendilerini oldukları gibi kabul etmeleri ve içsel huzuru bulmaları için rehberlik eder.
- Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
Günümüzde sosyal medya, bireylerin sürekli olarak başkalarının yaşamlarını gözlemlemelerine ve kendi yaşamlarıyla kıyaslamalarına neden olmaktadır. Bu durum, özdeğer kaybı ve mutsuzluğa yol açabilir. Kendini İyi Hisset, bu kıyaslama döngüsünden çıkmak ve kendi değerini bulmak için bir yol haritası sunar.
Kitap, bireylerin içsel dünyalarına dönmelerini ve kendi değerlerini keşfetmelerini teşvik eder. Bu süreç, kişisel gelişim ve özdeğerin artırılması açısından önemlidir.
Modern yaşamın getirdiği stres ve anksiyete, bireylerin ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebilir. Kendini İyi Hisset, içsel huzuru bulma ve stresle başa çıkma stratejileri sunarak bu sorunlarla mücadelede yardımcı olur.
Kendini İyi Hisset, bireylerin içsel huzuru bulmalarını ve kendi değerlerini keşfetmelerini sağlayan önemli bir kaynaktır. Günümüzün hızlı ve kıyaslamalarla dolu dünyasında, bu kitap bireylere kendi benzersizliklerini kabul etmeleri ve gerçek mutluluğu bulmaları için ilham verir.
Alexander Winterman, 1980 yılında Arizona’da doğan genç bir yazar, babası erken yaşlarda kaybedince öğrenimine bir süre ara verdi. Edebiyata merakını günlük tutarak geliştirdi. National Librery’nin sosyal araştırmaya dayalı kitap yarışmasına girdi birinci oldu. Buradan kazandığı ödülle eğitimine devam ederek Arizona Üniversitesi sosyal bilimlerini tamamladı. Kısa bir süre sosyal projeler sürerken bir yardım kuruluşunda görev aldı.
İklim değişikliği küresel değişimler ve sosyal adalet konularında makaleler yazdı. Hatırı sayılır okur kitlesi tarafından okunmaya başlandı. Hala New York’ta sosyoloji alanında araştırmalar yapıp makaleler yapıp makaleler yazmaktadır.
Evli ve üç çocuk babasıdır…
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın