Karşılık vermek gerekir, iyiye de kötüye de: ama neden ille de iyi ya da kötü bir şey yapan o kişide?

Friedrich Nietzsche

Merhaba

Nietzsche, “İyinin ve Kötünün Ötesinde” gibi eserleriyle ahlak, özgürlük, ve insan doğası üzerine derinlemesine sorgulamalar yapmıştır. Nietzsche’nin felsefesi, bireysel özgürlük, güç iradesi, ve moralleri sorgulayan yaklaşımlarıyla tanınır.

“İyinin ve Kötünün Ötesinde” (veya orijinal adıyla Jenseits von Gut und Böse), Nietzsche’nin ahlaki değerleri yeniden değerlendirdiği, geleneksel moraliteyi sorguladığı ve insanın özgürlüğünü savunduğu çok önemli bir eserdir. Nietzsche burada, insanların saflık ve iyi-kötü ayrımına dair kavramları sorgulamalarını, kendilerini ve dünyayı tamamen yeni bir bakış açısıyla görmelerini önerir.

Nietzsche’nin felsefesine dair bazı önemli noktalar şunlardır:

“İyi” ve “Kötü” Kavramlarının Sorgulanması: Nietzsche, geleneksel ahlaki kategorilerin, özellikle de Hristiyan ahlakının toplumda nasıl içselleştirildiğini ve insanların kendi içsel değerlerini bulmalarına nasıl engel olduğuna dair sert eleştirilerde bulunur. O, “iyi” ve “kötü” kavramlarının toplumun dayattığı dışsal değerler olduğunu ve aslında her bireyin kendi ahlakını yaratma gücüne sahip olması gerektiğini savunur.

“Üst İnsan” (Übermensch) Kavramı: Nietzsche’nin en bilinen fikirlerinden biri de “Üst İnsan” (Übermensch) kavramıdır. Üst insan, toplumun ve dini dogmaların sınırlarını aşan, kendi değerlerini yaratabilen ve kendi hayatına anlam katan bireydir. Üst insan, kişisel özgürlük ve güç iradesini en yüksek şekilde gerçekleştirendir.

Güç İradesi (Will to Power): Nietzsche’nin temel felsefi kavramlarından biri güç iradesidir. Güç iradesi, yalnızca fiziksel güç değil, daha çok bireyin hayatını şekillendirme ve kendi potansiyelini ortaya çıkarma arzusudur. Bu, insanın hayatta kalma içgüdüsünden çok daha fazlasıdır; hayatı yeniden biçimlendirme ve anlam yaratma çabasıdır.

Ebedi Dönüş (Eternal Return): Nietzsche’nin en ilginç fikirlerinden biri de ebedi dönüş kavramıdır. Ebedi dönüş, yaşamın her anının, sonsuza kadar tekrar etmesi fikridir. Nietzsche, bu düşüncenin insanın hayatına nasıl anlam katabileceğini ve insanın kendi hayatını nasıl kesin bir şekilde kucaklayıp kabul etmesi gerektiğini tartışır.

Tanrı’nın Ölümü: Nietzsche’nin belki de en çok bilinen, provokatif açıklamalarından biri, “Tanrı öldü” ifadesidir. Bu, bir anlamda, batı toplumunun geleneksel dini inançlarını kaybetmesinin, bireylerin ahlaki değerlerini kaybetmesine ve yaşamın anlamını yeniden keşfetmelerine yol açacağına dair bir öngörüydü. Tanrı’nın ölümünün, bireysel sorumluluk ve özgürlük arayışına kapı araladığını savunur.

Daha bizi bazı tehlikeli adımları atmaya ayartacak olan hakikat isteği, tüm filozofların şimdiye dek hürmetle sözünü ettikleri o ünlü hakikatlilik: bu hakikat isteği şimdiden ne sorular koydu önümüze! Ne şaşılası, berbat, sorgulamaya değer sorular! Bu şimdiden uzun bir öyküdür — ama henüz yeni başlamış gibi mi görünüyor? Sonunda bir kez kuşku duysak, sabrımız taşsa ve sabırsızca geri dönsek çok mu şaşırtıcı olur? Bu Sfenks’ten kendi payımıza da soru sormayı öğrensek? Kimdir aslında bu burada bize sorular soran? Nedir aslında içimizde “hakikati” İsteyen? — Gerçekte uzun süre oyalandık bu İsteğin nedeni sorusunda, sonunda kalakaldık daha esaslı bir sorunun karşısında. Bu isteğin değerini sorduk. Varsayalım ki hakikati istiyoruz: neden daha çok istemiyoruz hakikat olmayanı? Ve belirsizliği? Hatta bilgisizliği? — Hakikatin değeri problemi çıktı karşımıza — yoksa biz miydik bu problemin karşısına çıkan? Hangimiz Oidipus burada? Hangimiz Sfenks? Bir buluşma bu, belli ki sorulardan ve soru işaretlerinden oluşan. – İnanmalı mı sonunda bize, problem şimdiye kadar hiç ortaya konmamış gibi , – onu ilk defa görüyor, algılıyor, göze alıyormuşuz gibi geleceğine? Çünkü bir tehlike var ortada, belki de ondan daha büyüğü yok.

  • Bir şey nasıl olup da kendi zıddından ortaya çıkabilmiştir? Örneğin hakikat yanılgıdan? Ya da hakikat isteği aldanma isteğinden?

İyinin Ve Kötünün Ötesinde, Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından yazılmış, 1886 yılında yayınlanmış kitaptır. Nietzsche, fikirlerini bu kitap ile daha geniş bir şekilde ele almış, Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabından daha eleştirel bir dil kullanmıştır. Eser dokuz bölümden oluşuyor.

  1. Bölüm – Filozofların Önyargılarına Dair
  2. Bölüm – Özgür Tin
  3. Bölüm – Dinsel Varlık
  4. Bölüm – Özdeyişler ve Ara Nağmeler
  5. Bölüm – Ahlakın Doğa Tarihi Üzerine
  6. Bölüm – Biz Bilginler
  7. Bölüm – Erdemlerimiz
  8. Bölüm – Halklar ve Vatanlar
  9. Bölüm – Nedir Asil Olan ?
  10. Yüksek Dağlardan – Son Şarkı

Nietzsche, bu eserinde, insanları ahlaki değerlere körü körüne bağlı kalmamaya, kendi değerlerini yaratmaya ve toplumun kabul ettiği ahlaki normları sorgulamaya davet eder. Kitap, aynı zamanda insanın evrimi, toplumdaki bireysel özgürlüklerin engellenmesi ve insan doğasının karanlık yönleri üzerine bir eleştiri sunar.

Nietzsche’nin benim için önemi:

Nietzsche’nin düşüncelerini tam anlamıyla kavrayabilenlerin sayısının az olmasının sebeplerinden biri, onun felsefesinin daha çok içsel bir yolculuk olmasındadır. “İyi” ve “kötü” gibi kavramların, “tanrı ölümü” ve “üst insan” gibi radikal fikirlerin toplumsal ve bireysel düşünce kalıplarını sorgulayan bir yapısı vardır. Bu nedenle, çoğu insanın Nietzsche’yi gerçekten anlamadan sadece alıntılarla ya da yüzeysel kavramlarla onun adına karar verdiğini söylemek yanlış olmaz. Nietzsche’yi anlamak, sadece felsefi bir okuma değil, aynı zamanda kişisel bir dönüşüm gerektirir. Bir insanın Nietzsche’yi anlaması için, onun toplumun dayattığı değerleri, geleneksel ahlakı ve kendi benliğini sorgulaması gerekir. Bu, bir nevi içsel bir devrimdir.

Nietzsche’nin eserlerinin geniş kitlelere ulaşıyor olması, bu eserlerin tüm derinliğinin doğru anlaşılması anlamına gelmez. Kitapları belki milyonlarca insana ulaşmış olabilir ama Nietzsche’nin felsefesini derinlemesine kavrayabilen insan sayısının oldukça sınırlı olduğunu düşünüyorum. Nietzsche, tıpkı bir filozofun yaptığı gibi, toplumun en derin özlemlerini ve korkularını dile getirmiştir. Ancak, bu düşünceler toplumun kabul edebileceği şekilde değil, radikal ve sarsıcı bir biçimde sunulmuştur.

Nietzsche’nin “üst insan” ya da “tanrı öldü” gibi kavramları, yüzeysel bir bakış açısıyla ya da basit çıkarımlarla anlamlandırılamaz. Bu derin, bazen karanlık bazen de aydınlatıcı düşünceler, sadece felsefi bir okumayla değil, kişisel bir yansımayla anlaşılabilir. Ancak, Nietzsche’yi doğru anlamak için, toplumsal normları sorgulamak ve mevcut değerler üzerinden düşünsel bir devrim gerçekleştirmek gerekir. Bu tür derin bir içsel yolculuğa çıkabilen insan sayısı ise, ne yazık ki çok fazla değildir.

Nietzsche’nin düşündüğü makro düzeydeki insan ideali, toplumun en derin sınırlarını aşmayı öneriyordu. Ancak, bu devrimsel düşünceler mikro düzeyde her bireyin hayata ve dünyaya farklı bakış açılarıyla yaklaşmasıyla ilgilidir. Eserlerinde insanlara yüreklerine yolculuk yapmayı öneren Nietzsche, bu yoldan yalnızca gerçekten içsel bir uyanışa sahip olanların geçebileceğini biliyordu. Dünya okulu dediğinde, aslında Nietzsche’nin kastettiği şey, kendi içsel değerleriyle buluşan bir insanlıktır. Ancak bunun gerçekleştirilmesi, ancak felsefi anlamda ve kişisel derinlikte bir dönüşümle mümkündür.

Birçok insan, Nietzsche’yi okuduğunda görsel ya da yüzeysel anlamlar üzerinden değerlendirebilir. Örneğin, “tanrı öldü” derken, Nietzsche’nin aslında ne demek istediğini, onun dini ve ahlaki değerlerin çöküşüne dair verdiği mesajları anlamadan yüzeysel bir şekilde ateizm ya da inançsızlık olarak algılayabilirler. Oysa Nietzsche’nin amacı, insanın bireysel gücünü ve özgürlüğünü anlamasıydı. Bu da yalnızca toplumdan bağımsız düşünme ve içsel bir uyanış ile mümkün olabilir.

Nietzsche’nin eserlerinde yer alan derin anlamlar, zamanla daha çok felsefi bir düşünce akımı olarak kabul edilmiştir. Ancak bu, onun düşüncelerinin gerçekten anlaşılması anlamına gelmez. Herkes Nietzsche’yi farklı bir şekilde okur; bazıları şairane yönlerini öne çıkarır, bazıları ise onun etik ya da ontolojik problemlerini tartışır. Ancak, gerçekten anlamak, Nietzsche’nin felsefesine, sürekli bir içsel sorgulama ve düşünsel cesaret ile yaklaşmak anlamına gelir. Çoğu insan bu derinliğe inmiyor ya da felsefenin sunduğu değerlerin toplumsal karşılıklarını doğru şekilde değerlendiremiyor.

Bununla birlikte, Nietzsche’nin felsefesi, döneminin çok ötesindeydi. Onun zamanında, o kadar derinlemesine düşünülmeyen kavramlar ve karşılaşılan zorluklar vardı ki, onun eserlerinin toplumun tamamı tarafından anlaşılması mümkün değildi. Bugün bile, çoğu insan Nietzsche’yi yüzeysel bir şekilde okumakta ve onun asıl derinliğini kavrayabilmek için çok daha fazla düşünsel çaba harcamaktadır.

Anlamanın Derecesi

Nietzsche’yi gerçekten anlamanın bir ölçütü yok. Ancak bence, sayılı insan onun felsefesini tam anlamıyla kavrayabilmiş ve bu anlayışla yaşamlarına anlam katabilmiştir. Onun düşüncelerini tamamen özümseyebilen ve toplumun kabul ettiği normlardan öteye geçebilen bireylerin sayısı, hala çok sınırlıdır. Ancak bu, onun eserlerinin önemini ya da değerini küçültmez. Nietzsche’nin felsefesi, kimseye bir tek doğru sunmaz. Her birey kendi içsel yolculuğunda, Nietzsche’nin düşüncelerini farklı şekillerde ve farklı derinliklerde anlamlandırabilir.

Sonuç olarak, Nietzsche’yi anlama süreci, aslında insanın kendi içindeki yolculuğuna, özgürlüğüne ve kendini aşma çabasına ne kadar bağlı olduğuyla doğrudan ilişkilidir. Bu derin anlam, gerçekten yaşayan ve düşünen bir insan için keşfedilecek bir hazine gibidir. Ama bu hazineyi bulmak, bir ömür süren bir çaba gerektirir.

Nietzsche’yi gerçekten anlamak, sürekli bir içsel sorgulama ve devrim gerektiren bir süreçtir. Onun düşünsel derinliğine gerçekten nüfuz etmeye çalıştığım ve buna yönelik kişisel bir çaba gösterdiğim çok açık. Nietzsche’nin düşünceleri, sadece bir kez anlaşılacak türden değil; yaşam boyu yeniden düşünülmesi ve yeniden test edilmesi gereken bir anlam taşır. O yüzden, Nietzsche’ye dair hissettiklerim ve düşüncelerim, önemli bir başlangıç noktasıdır.

İyinin Ve Kötünün Ötesinde, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatmak için. Her derin düşünür, anlaşılmamaktan çok anlaşılmaktan korkar. Anlaşılmamak, belki boş gururunu yaralar, oysa anlaşılmak, yüreğini; şöyle diyen duygudaşlığını: ‘Ah! Niçin benimki gibi bir zorluğu istersiniz?’ Derin acıların insanı mutlu olduğunda kendini ele verir. Sanki kıskançlıktan ezip çiğnemek, Boğmak ister gibi bir mutluluğu Yakalama yolu vardır. Ah bir bilebilse uçup gidebileceğini!..

Friedrich Wilhelm Nietzsche (Almanca telaffuz; 15 Ekim 1844, Röcken, Almanya – 25 Ağustos 1900, Weimar, Almanya), Almanklasik filolog ve filozoftur. Nietzsche’nin fikirleri ve üslubu, yerleşik düşünce kalıplarını kırmıştır, bu nedenle yaşadığı dönemde var olan bir klasik disipline sokulamamıştır. Nietzsche, günümüzde yepyeni bir felsefi ekol olarak yaşam felsefesi disiplininin kurucusu olarak kabul edilmektedir.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin